Yavaş adımlarla otoparka girdim. Arabanın sağ kapısını açtım ve oturdum. Yavaşça. Kapıyı kapatmadım. Hafif aralık bıraktım. Bir karış kadar. Sonra elimdeki ton balık konservesini açtım. Yavaşça. Kapının aralığından yere bıraktım. Yemeye geldiği sırada yakalayacağım ensesinden. Bahçedeki gri kediyi. Gözlerimi diktim, karşı taraftan hareket bekliyorum. Bir ağız şapırdatma sesi duydum. Bir baktım ki, ters taraftan gelmiş eşşekoğlu beşkulak. Ensesine yapıştım fakat elim kaydı. Tonbalığının yağının kayganlığını hesaba katmamışız. Plan çöktü. Arkasına bakmadan kaçtı gitti.
Dünya güzeli bir yavru kedi var bizim bahçede. Dişi. Eli kulağında, başlar tecavüz girişimleri. Yavru dediğim 3-4 aylık. Acilen korumaya almak, sahiplenmek, sahiplendirmek lazım. Fakat bir türlü yakalayamıyorum. Bir de hayvana aşık oldum. Yazı yazarken camdan görüyorum, platoni oluştu. Sokaktaki beyaz kedimizin ezildiğini duyunca bastım düğmeye. Yakalıycam. Ne pahasına olursa olsun. Veterineri aradım. Kedi yakalama yöntemi var mı dedim. Yok, yakalayamazsın dedi. Yahu adamlar belgeselde timsah yakalıyolar. Ufacık bir velet kediyi yakalayamamak, kafamı da bozdu hani. Düşün taşın.
Bir sepet yaptım. Sallandırdım aşağıya. Doğru bildiğiniz içinde ton balığı var gene. Baktım bizimki çıktı piyasaya. Hemen bahçeye sallandırdım. Kendimi de sakladım balkona. Nefes bile almıyorum. İp oynuyor. Yaşasın. Kafamı bi kaldırdım ki, mahallenin bütün kedileri sepetin içinde, bir tek bu yok. Bu plan da olmadı.
Gece yemek verirken arkadan yaklaştım. Tuttum fakat yağ gibi kaydı gitti. Arkasına bakmadan kaçtı. Yemeğini de yiyemedi benim yüzümden. Bunalıma girdim.
Ve geçen gün… Emir’den dönüyoruz. Bu sefer iki kişiyiz. Çocukların günlük istihkakını boşaltıyorum kenara. Hepsi toplandı. Bir baktım bu da geldi. Duvarın üstüne çıktı ve yemeye başladı. Bahar ön cephede. Bir yandan yiyor, bir yandan gözü onda. Ona göre pozisyon alıyor. Ve ben yaklaşıyorum arkadan. Direk gibi birşey var ve beni göremiyor. Direk bitiminde otların arasındayım. Komando komando… Neye uğradığını anlamadan arkadan ortaya çıktım ve yapıştım. Sarmaladım ve eve doğru koşmaya başladım. Fakat bu sırada hesapta olmayan birşey oldu ve sarmalama pozisyonu içinde sağ elimin başparmağı hayvanın ağzında kaldı… Bunlar yemek yerken, yedikleri etlerin ve kemiklerin neler hissettiğini yakından görme şansım oldu… Hatır hutur yiyor parmağımı. Oluk gibi kan akıyor. İnat değil mi. Bırakmak yok. Koşa koşa evden içeri girebildim. Yukarıda eski çalışma odasına girdim ve bıraktım. Korkunç sesler çıkartıyor bu arada. Sağ elim kullanılamaz hale gelmişti fakat yüzümde inanılmaz bir gülümseme vardı.
Mutlu son… Zannettik. Nerde. 2 gün ne yemek yedi, ne su içti ne de uyudu o odada. Yaklaşmak istiyorsun saldırıyor. Fakat sokaklara ait bir hayvan değil. Hadi gayret olacak. Eldivenle yakaladım yemek yedirmek için. Başparmağı eldivenin içinden kaptırdık. Be-er-aş-pozitifler döküldü gene yere.
Zorla yedi yemeğini. Evet. T. balığı. Ben aşağıda çalışıyorum Bahar uyurken yanına aldı. Sabaha karşı ağlaya ağlaya indi aşağıya. Sürekli hırlıyor, saldırıyor bana ben gidiyorum diyor. Nereye gidiyorsun? Ananeme gidiyor. Kaçıyor evden resmen :) Birazcık konuştuk. İkna oldu. Bu hayvanın bize çektirdiklerinin bir anlamı var. Onu yaşatmak için nefretini kazanmak zorundayız. Sen bırak ben şansımı deniyim dedim. Yanıma da sabahın o saati ayfonumu aldım. (Bu detaya dikkat).
Yakalayıp yemek yediricem. Ortalığı birbirine kattı. Kendimi gene kan revan içinde görünce, şalterler attı bende bu sefer. Dedim ki yanlış birşey yapıyorum. Özgür iradeyi hiçe saydım herhalde. Tamam seni sokağa bırakıcam. Yeter. Yakaladım enseden odanın kapısına doğru yöneldim. Götürücem bahçeye. Artık yeter. Hayvanı kaldırdığım sırada bir ses ayfonuma gelen maillere bakmamı söyledi. Bir elimde kedi. Diğer elimde alet. Bir mail. Konu başlığı ‘Doğumgünü Kediyeleri’. Unutmuşum. ‘Kediye’ ne demekti? Aha, bizim site. Paşa. Sahiplendirdiğimiz kedi. Nicedir haber gelmiyordu merak eder olmuştuk. Haberin böyle bir zamanlamada gelmesi çok ama çok ilginçti. Maili açtığımda öyle bir bakış attı ki bana Paşa fotoğrafın içinden. ‘Özgür irade diyorsun. Bak ama işte biz böyle mutlu oluyoruz bu işin sonunda.’ Bir de kardeş almışlar yanına. Tarçın’la Paşa’nın o sarmaş dolaş hallerini görünce ‘hiçbiryere gitmiyorsun’ dedim. Ellerimle yedirdim yemeğini. T.B. Sonra doktoru geldi ikinci defa.
Bahar’ın bana hırlıyor dediği şey, hayvanın ciğerleri ötüyor imiş… Çok üşütmüş sokakta, hastaymış meğer… Acısı varmış. Ondanmış tüm bu sıkıntılı hali. Antibiyotik iğneleri yapıldı. Bu bir keyiflenmeye başladı. Bahar’la sarmaş dolaşlardı az önce. Her ikisiyle de iftihar ettim.
Ben gene de yaklaşmıyorum, bana fena tepkili :) E malum, sokağın ortasında yapıştım hayvana. Bana kızmasın da kime kızsın. Ben hayatımda hiçbir zaman kişilerin beni ne kadar sevdiğiyle ilgilendim. Ben onlara olmam gerektiği kadar faydalı olup olmadığma baktım hep. Faydalı oldum mu, tamamdır. O bunu anladı anlamadı, onunla ilgilenmedim. Kızmış ya da sevmiş önemli değil. Ben ne pahasına olursa olsun onun iyiliğini savundum ve bu yüzden kendimi daha bi sevdim. Önemli olan da bu zaten. Sonra ne olur? Sonra hep şu olur, hep şu olmuştur. Karşındaki 3 gün 5 gün 1 hafta 1 yıl belki de 5 yıl… Kişi eninde sonunda bu iyiliğin farkına varacak ve sarmalayacak seni. Senin bunu beklemeye sabrın var mı mesele bu. Sabrım var, hem de fazlasıyla. Neden çünkü çok fazla cephede savaşıyorum. Çok fazla kişiye iyilik sunuyorum. Kendimce. Bu demektir ki, her gün sunduklarının değerini farkedecek birileri çıkacak. Sarıcaksın, sarmalanacaksın. Kimin ne zaman geldiği ne farkeder.
Evet efendim bahçedeki gri kedinin bize şu ana kadar yaşattıkları bunlar. Pamuk kıvamına geldiğinde yeni bir Doğumgünü Kediyesi olarak sunmayı düşünüyorum kendisini. Paylaşmayı başarabilirsem tabi… Bu arada sevindirici gelişme, bizim hırçın Tosun’un tekamül etmesi ve yeni kedinin Tosun’un neşesinden birşey götürmemesi. Tosun’la da gurur duyuyorum. Bu sefer Sıpa kıvranmaya başladı : ) O da gri ya. Belki de ondandır. Kedi milleti işte.
Bu arada Amerikanya mesajından benim Amerika’ya gittiğim düşünülmüş. Mesaj bana ait değil efendim. Sevdiğimiz bir dostumuzun mesajı, oranın havasını solumamı sağladı, çok hoşuma gitti o yüzden koydum. Yoksa ben kiiim Amerika nereee. Evden dışarı çıktığım yok. Bir yandan Tanrı’nın doğum günü. Bir yandan Arapça. Ayetlerin direk Arapçası üzerinden çalışıyoruz. Muhteşem şeyler oluyor :) Arapçaya geçince ayetlerin içinden Tanrı’nın doğum günü fışkırmaya başladı. Kaplara doldurup paylaşabilmek dileği ve
