Eyl
02
2007
03:43

Kötü bir rüya…

Pek rüya görmem ben. Ezelden beri. Dalgaya vururdum eskiden.
Gündüz zaten hayal alemindeyim, geceleri gerçekçi oluyorum… Derdim.

İnsanın önsezileriyle başa çıkması hiç de kolay olmuyor. 3 sene önceydi herhalde. Beyoğlunda, ofise doğru yürüyordum. Her gün önünden geçtiğim yer. O gün farklı göründü gözüme. Gösterişli o binanın ne binası olduğunu da bilmiyorum. Kafamı hiç kaldırmamışım, ilk defa o gün merak ettim. Neden o gün? Bilmiyorum. Pastane vardı binanın dibinde, ilk defa girdim. Poğaça alasım tuttu. Sevmem öyle yerlerinkini. Vıcık vıcık yağ içindedir çünkü.

Girdim, huzursuzluktan perişan vaziyetteyim. Çocuklar bu ne binası dedim. İngiliz Konsolosluğu abi dediler… Patlama sesleri, çığlıkların arasında zor duydum çocuğun sesini. Hemen sarın, acelem var benim dedim. Tamam abi dediler, yağı kağıdına bulaşmış paketimi. Aceleyle çıktım dükkandan. Araya bir laf sıkıştırarak:
Çocuklar nolur çok dikkat edin, burası çok tehlikeli bir yer.
- Sağol abi…

O bina, o pastane, o sokak, hepsi havaya uçmuştu ertesi gün… İğrenç bir duyguydu. Önsezilerimle gene başa çıkamamıştım. Patlama sırasında nerede ne yapıyor olduğum, o başlı başına bir konu. Başka bir yazının konusu…

Yeni yaşımın ilk gününe güzel bir rüyayla adım atmak isterdim. Olmadı…

Boğaz köprüsünü gördüm. Gökyüzünden. Ne beyin varmış bende, tepeden birebir perspektif yaratıvermişim koca köprüye. Fotoğraf kalitesinde… Fotoğraf da değil. Video. Görüntü hareketliydi çünkü…

Dün gece rüyamda Boğaz köprüsü’nü gördüm. Kumdan bir kale gibi yıkılıyordu.

İğrenç bir gün geçirdim. Bu kabus yüzünden. Boş boş bakındım durdum dünyaya. Önsezi miydi, zihnimin saçmalığı mı… Saçmalamış olmak için yalvardım ilk defa Rahman olana.

Gündüz aval aval baktığım televizyonda, gene gördüm Boğaz köprüsünü. Tepesinden aşağı pankart sallandırmışlar. Büyük ihmal diyordu, haberlerin dışsesi. Pankartta yazanı görünce iyice irkildim;
Yurtta Sulh, Cihan Sulh…
“Birileri” barış çağrısı yapıyordu sanki.
Hemen kaçtım, kendime sığındım.

En büyük darbeyi de orada aldım zaten;
Kadir gecesi, Kader gecesi olacak…

Tek tek kararlar vereceğiz ve galiba bunların bir de toplamı alınacak. Issız ada değil üzerinde yaşadığımız. Akibetlerimiz birbirine zincirli… Onu gördüm gündüz gözüyle.

Son yılların en berbat gününü geçirdim dünya barış gününde.
Kızdım insanoğluna.
Ciddiye almadığı için söylenenleri.
Görmezden geliyoruz, dalgaya vuruyoruz herşeyi.
Bunlar şaka değil.
Yemin ederim ki değil.

Rahman’ın merhametinin bir de soğuk yüzü var.
Rahmet… Ama soğuk rahmet…

Olabilecek en yüksek tatlılıkta anlatıyor sana birşeyleri.
Bugüne kadar onun korku dolu yüzünden yakınan sen,
tatlı tatlı konuşunca seninle,
müjdelerini birbiri ardınca sununca sana,
bu sefer de ciddiye almıyorsun onu.

Sonsuza kadar, buralarda böyle yuvarlanıp gideceğine inandırmışsın kendini.
Gerçek dünyanın ta orta yerinde, kafana göre yeni bir dünya dayayıp döşemişsin kendine.
Gerçekliğin ortasında, alabildiğine sahte…
Ölümlülerin ölümsüz zaaflarına boyamışın duvarlarını…
Hırslarının kör karanlık rengine…
Tanrı’yı imtihana tabi tutmuşsun.
Oradaysan göster kendini diye diye…
Buradayım derse ne yapacağını bilemediğin halde.

Bu berbat günün sonunda bir kanaate vardım kendimce, naçizane.
Dualarında bencil olmamalı insan.
Sevdikleri için, sevmedikleri için,
ülkesi için, milleti için, yaşadığı kent için de dua etmeli.
Ve 10′uncu…
Kader gecesi 8-9 Ekim…
Tamam mı devam mı?
8 mi 9 mu?
Diyeceğimiz gece, o gece…

Kötü rüyaların olmadığı geceler diliyorum herkese.
Ama önce kendime…
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
14:03

Günaydın…

Çok şükür rüyasız geçti gece. Uzuun ve yorgun bir uykuyla…
Leyla güvercin göndermiş, bakalım içimiz açılsın biraz.

guvercinler.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
14:05

Ressam-heykeltıraş dostumuz…

Resim sergisinin fotoğraflarını göndermiş bize. Çok da güzel bir heykel var.
Girelim mi siteye?
Biz çok isteriz, kendisi de isterse bugün bir resim sergimiz olabilir sitede.
Yalnız yaratıcısının ağzından üç-beş kelam isteriz. Takdim isteriz.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
15:40

Vezire’den…

Ağlayasım geldi yazdıklarını okuyunca; üzüldüm. Bu öykü güzellikle, sevgiyle ve birlikle tekamülün öyküsü olmalı.Rahman OLAN’ın soğuk merhametiyle öğrennmeyi seçmeyelim artık. Rahmet’in Soğuk Rahmet şeklinde sezildiğini okumak,düşünmek bile çok incitiyor. Yine mi başa dönücez yani? Mevlamız OLAN Allah’ımızdan kader gecemizde kullarına gönül açıklığı ve hayırlı kaderler nasip etmesini diliyorum. “İsteyin; verilecektir.” diyenden istiyorum. Hep birlikte kader gecemizde isteklerimizin başına bu niyazı koyalım. Umarım hepimizin ayağı sağlam basar. Dona’nın sevecen, yumuşacık, tatlıdünya frekansının muhatapları oluruz. Sevgimle…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
15:55

Yasemin’den…

Her sabah oldugu gibi bu sabahda uyanir uyanmaz yine siteye girdim ve Kotu Bir Ruya yazini okudum. Biraz karamsarliga kapildim elbette. Bu arada Nesrin`den gelen mesaji da okudum (Tuy ile ilgili macerasini) ve bende onun gibi neden boyle seyler basima gelmiyor vs diye dusundum.
Oglen is yerime gellmek uzere servise bindim. Bu arada kopruden gecerken ruyan aklima geldi.Yandaki arabadaki insanlara bakarken icim burkuldu:( Daha sonrada eszamanli okumada yasadiklarimi acaba tekrar yazmayi denesem mi diye dusundum(hatirlar misin bilmem, yazip gonderememistim,pc donmustu) Ordanda, saglik sorunumu, bedenimin bana ne soylemeye calistigini tekrar ve tekrar dusunmeye basladim.
Neyse sonucta is yerime yakin olan bolgeye geldim. Ordanda tekrar servise bindim, koltuga oturdum. Cantamin yanindan Beyaz bir tuy bacagima kondu.Cok sasirdim ve hemen telefonumla fotografini cektim.O anda cok moralsiz ve agrili olmama ragmen yuzumdeki gulucugu gormeliydiniz.Icimdende YUPPIIIIIIII diye ciglik atiyordum.Tabii ise gelir gelmezde ilk isim bunu seninle ve tum dostlarla paylasmak oldu.
tuy_ysmn.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
15:58

Leyla’dan…

Sevgili buRAK, Az önce YARATICILIĞI ÖLDÜRMENİN YOLLARI isimli yazını okudum. Aşık Veysel’in Eskişehir (Mahmudiye) Köy Enstitülerinde öğretmenlik yaparken yaşadığı köye gittim geçenlerde. Veysel’i evinde ağırlayan ailelerden birinin çocuklarıyla tanıştım. Bir gün Veysel elinde sazı odaya giriyor. Ali ağa diyor lambayı getirebilir misin, sazın teli koptu diyor. Ali amca koşarak gaz lambasını getiriyor. Veysel gülmeye başlıyor Ali ağa ben körüm ama sen de benden körsün diyor. Sanırım yaratıcılığı körüklemenin yolu hayal kurmayı öğrenmekten geçiyor. 2003 yılının Eylül ayında bir şey oldu. Ve ben hiç hayalimin olmadığını anladım. Hayal kurmayı unutmuştum. İşte bu noktada nasıl bir acı çektiğimi anlatamam. Bırak monotonlaşmayı nefes alıp vermenin dışında yaşamadığımın farkına vardım. Nasıl olmuştu bu, farkında bile değildim. İşte o andan itibaren hayal kurmayı yeniden öğrendim. Öyle hayallerim var ki duyanların ağzı bir karış açık kalıyor. İlkokulda başladığım yazı hayatına 10 yıl aradan sonra tekrar döndüm. Kısa sürede edebiyat alanında güzel şeyler yaptığıma inanıyorum. Bir arkadaşımla şu anda dizgide olan 2 haftaya kadar yayın hayatına girecek olan bir Edebiyat dergisi (Akdeniz Edebiyat) çıkarıyoruz. Bir şair çıkardığı kitabına benim de hazırlamış olduğum bir söyleşiyi koydu. Bütün bunları neden anlatıyorum. Çalışma hayatının içinde bazen bırakın hayallerimizi kendimizi bile unutuyoruz. Artık işe giderken her gün yolumu değiştiriyorum. Aldığım nefesin farkına vardım. Ve Tanrının Doğum Günüyle birlikte yaşamanın hakkını vermek gerektiğine bir kez daha inandım. Tüm bu güzel olurken seçim sonuçları, bazı köşe yazarlarının kadını ikinci sınıf gören yazılarını yüksek sesle dile getirmeleri, küresel ısınma, gazetelerde yazanlar vb. şeyler umudumu yitirmeme sebep olurken bugün yeniden Tanrının Doğum Günü’ne sarılıp ve buRAKozdemir.com u ziyaret edip BİZ’in farkına vararak, içimdeki umudu büyüterek geldim yine. Evet yaratıcılığımızı, hayallerimizi öldürmeyelim. Bundan bilmem kaç yıl önce söylemiş Hacı Bektaş “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diye. Senelerce üzerimize atılan ölü toprağını silkinip atalım üzerimizden ve sarılalım dünyayı aydınlatacak bu güzel ışığa. Yolumuz açık olsun. Sevgiler buRAK…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
16:43

Ben de güvercin tüyü buldum…:)

Hava biraz fırtınalı bizim burda. İstanbul’u tepeden görüyoruz. Endişeli gözlerle izliyorum aşığı olduğum memleketimi. Uçuşuyor herşey. Güvercinlerim için tedirgin edici bir hava dedim kendime. Nasıl görünebilirler ki bu rüzgarda…

Kafanı sol tarafa bir çevirirsin, bizim balkonun teğeti olmuş yadigar çam ağacına bir bakarsın. Üzerinde bir güvercin tüyü… Dallardan birine öyle bir sıkıştırılmış ki… Fırtınada sallanmadan duruyordu. Mutlu oldum tabi.

Bu arada bizim çamın hikayesini de paylaşmalı artık.

Bu eve ilk taşındığımız günler. Yerleşme faslı tüm hızıyla devam ediyor.
Bir an oturduğum sandalyede daldım gittim. Adı geçen ağaca karşı…
- Ne kişilikli bir ağaç… Acaba bir ismi var mıdır?
Bir cevap doğdu içime;
- Maazullah…

Ne demek acaba? Mazallah der gibi. Ama yok Maazullah dedi eminim.

Evde dört kişiyiz. Kendime gelip onlarla paylaştım. Böyle böyle oldu. Maazullah ne demek bileniniz var mı?
- Allah Allah ne demek acaba? Hiç duymadım…

Neyse, İnternet bağlansın eve girer bakarım anlamına dedim ve geçtim.
3-4 gün sonra internet geldiğinde, bu sefer evde üç kişiyiz.
Bizim baldız hatırlattı.
- buRAK baksana Maazullah ne demekmiş?
- Sahi iyi hatırlattın, bi bakiim…

Google’dan bir sözlük sitesine düştüm. Anlamı bulunamadı diyor. Fakat sitede kocaman bir reklam var.
Kocaman bir ağaç…
Bu yetmez dedim bana.
Daha gelişkin bir kaynak buldum. Anlamına kavuşmuştum Maazullah’ın…

Maaz ağaç demekmiş efendim.
Maazullah; Allah’ın ağacı…

Büyük bir başağrısı başladı bende. Ben yukarı çıkıyorum, uzanacağım dedim. Belli ki birşeyler yaşanacak. Çıktım ve nitekim… Sonra anlatırım. Özetle, o evde güvende olduğumuza ve güvenliğimizin nasıl sağlandığına birebir şahit oldum. Devlet başkanlarından daha iyi korunuyorum sözümüz de o gün gördüklerimin bir ifadesidir. Tehditler had safhadaydı o ara malum. Eğitimli bir K9 köpeği vardı almayı düşündüğümüz. Niko…

- Köpeğe ihtiyacın yok, biz buradayız…
Tosun’u getir sen, bu evde seninle yaşamayı haketti o…

Anlayacağınız bu olay Tosun’a yaradı : )

İşte bugün Maazullah’ın sırtında görünce kuştüyünü, epey bir rahatladım.

Yalnız artık bu evden taşınmamız gerektiği söylenmekte. Taşınmak en sevmediğim şeydir. Lakin çaresi yok. Bugün ararım evsahibini, yarın ararım mazeretlerine son vermem gerekiyor artık. İvedilikle. Ben böyle yaptıkça bir sürü şey olmaya başladı. Gözüme gözüme sokmaya başladılar işaretleri. En son da bu dakkabaşı elektrik kesilmeleri… Başka başka bi sürü şey…

Güvercinli işaret bekliyor insan haliyle. Evde birkaç gün yoktuk bir ara. Sessizlik günlerinde. Eve bir geldik ki, evde ölü siyah bir kuş… Tosun’un işi besbelli. Fakat çok garip bir duygu. Tosun’a kızmak hiç gelmedi içimden. Normalde ısırasım gelir. Fakat bu hayvancık, nedense o duyguyu uyandırmadı bende. Değişik bir enerji hissettim…

Aynı günün sabahında uyandığımda başucumda ölü bir yarasa yatıyordu. Tosun’un işiydi. Ama sadece Tosun’un işi değildi, ondan emindim artık.

Taşınacağımız kesinleşmişti. Ama muhit yada şehir hakkında bir bilgim yoktu. Mesajın “taşınıyoruz” kısmını net olarak aldım, koltuğuma oturdum, nurtopunu aldım elime. İki tane ev ilanı gelmiş… Kardeşim göndermiş. Tarabya’da iki tane ev. Bahçe katı, yeşillikler içinde. Kirası da oldukça uygun. Hmmm… dedim. Kapattım bilgisayarı. Televizyonu açtım. Haberler var;

(Tarabya taraflarını şehire bağlayan) – Büyükdere caddesi 10 günlüğüne kapalı olacak. İstanbullu isyan halinde…

Nereye taşınmayacağımızı da öğrenmiştim artık. Hala da bilmediğim şey, nereye taşınacağımız.
Kısmetimiz gelir bulur bizi, bunu biliyorum. Tabi ben gücümü toplayıp evsahibimiz Nesrin Abla’yı arayınca.
İlk adımı ben atıcam. Bu kadarını biliyorum artık…
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
19:38

Hafiyelerimizden Tuba’dan… Çok iyiydi…:)

“The Cranberries sonrasında yaşamımda ne sözleşme ne de baskı vardı. İlk defa hayatımda kimseye hesap vermek zorunda kalmadım. Yani başta beni tutan hiçbir şeyin olmadığını düşündüm. Bu albüm benim hayatımda bir uyanış, tamamladığım bir yolculuk. Her şey on yıl öncesine göre çok farklı.” Doloresin bu albümüyle ilgili ufak bi araştırma yaptım ve bir röportajında söylediği cümle bu : )

Efendim resmini koyalım sitemize. Bu arada maneviyatının bu kadar yüksek olduğuna bakmayın, Britanya’nın en zengin kadınlarından kendisi biridir : )

dolores.jpg
Dolores O’riordian

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
21:13

Yeni film: Yeni bir kedi evladı…

kediler.JPG

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
21:16

Kadir’den…

henüz 265. sayfadayım. aylardır araştırdığım her konuya bu denli net cevaplar verebilen böyle muazzam bir kitabı yazan bilgi birikimini özel bir teşekkürle taktir etmek gerekir diye düşünüyorum. allah biliyor ya… ne hissettiğimi biliyorsun :)… bu hisleri yaşamama yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ederim

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
21:54

Elif’ten…

8-9 Ekim Kadir Gecesi 0+8+1+0+2+0+0+7=18=1+8=9 oluyor : )
ki zaten 8′i 9′a bağlayan gece değil mi?

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
02
2007
23:10

TDDO…

Efendim son gelen havadis. Bizim ikinci kitap Türklerim Diken Diken Oldu hepsiburada’da en çok satan mizah kitapları arasına girmiş. Averajla 9.ymuş, 6. da olabilirmiş her an. Doğum günü armağanı : )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
03
2007
01:09

Fatmanur’dan…

9 yaşımdan beri anlamadığım bir dilde öğretilen Kuran’ın tercümesindeki ”Biz”in ne demek olduğunu merak ettim.Dönemin bana göre hatırlı din adamları ve doğal olarak ailem de hiç açıklayamadı.Hatta fazla soru sorduğum için susturuldum bile..Yıllar geçti,hekim oldum..Hayatla ölüm arasında gidip gelen bir zeminde, bu hayatta olmanın bilmediğim bir anlamı olmalı diye düşünüp durdum.3-4 yıl önce ”biz”i yabancı kaynaklardan algıladım ama kendi dinimdeki anlamını sizden ögrendim.Mutluluğumu anlatmam öyle zor ki..Kitap elime çok yeni geçti ve daha bitmedi ama bu genç yaşta böylesi bir eser insanın sadece kendini değil insanlık adına çok şeyi gerçekleştirmesidir. Sizin çok farklı ve özel olduğunuzu anlamak zor değil..Yolunuz açık olsun..Sonsuz teşekkürler..

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
03
2007
03:29

Herkesin Cumhurbaşkanı…

Elini karşısındakinin omuzuna koymuş…
Mütebessim…
Sevgi dolu…
Dinliyor…
Sırtını dönmek?
Yok…
Elinin tersiyle itmek?
Yok…
Küçümseyerek bakmak?
O da yok…
Bu resim, hakiki Atatürkçülüğün resmidir…
Bu resimde her kesim için büyük dersler var…
Bu resimde herkesin cumhurbaşkanı var…
ataturk_burakozdemir_com.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
03
2007
13:43

Gülay’dan…

ınanın kıtabınızı tesadufen aldım…bu kıtabı almadan once kuranın turkcesını almıs durmadan notlar alırdım…sızın sayenızde bırcok soruma cevap buldum…hem gulerek hem agzım bır karıs acık kalarak okudugum kıtaplardan bırı….sızın gıbı kalemı guclu kısılere turkıyenın gerceklerı gormesı ıcın ıhtıyacı var….ıyıkı varsınız ıyıkı tanrı sızle chatlestı:)))))bu tanrıyı ben cok sevdım…yuregınıze saglık buRAK bey…..

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
03
2007
13:51

Fatmanur’dan…

9 yaşımdan beri anlamadığım bir dilde öğretilen Kuran’ın tercümesindeki ”Biz”in ne demek olduğunu merak ettim.Dönemin bana göre hatırlı din adamları ve doğal olarak ailem de hiç açıklayamadı.Hatta fazla soru sorduğum için susturuldum bile..Yıllar geçti,hekim oldum..Hayatla ölüm arasında gidip gelen bir zeminde, bu hayatta olmanın bilmediğim bir anlamı olmalı diye düşünüp durdum.3-4 yıl önce ”biz”i yabancı kaynaklardan algıladım ama kendi dinimdeki anlamını sizden ögrendim.Mutluluğumu anlatmam öyle zor ki..Kitap elime çok yeni geçti ve daha bitmedi ama bu genç yaşta böylesi bir eser insanın sadece kendini değil insanlık adına çok şeyi gerçekleştirmesidir. Sizin çok farklı ve özel olduğunuzu anlamak zor değil..Yolunuz açık olsun..Sonsuz teşekkürler..

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
03
2007
13:51

Denge, Birlik, Bütünlük ve Barış sergisi…

Bu güzel eserler ve takdim yazısı, sevgili dostumuz Aynır Okuyan’a ait…

YAŞAMA DOĞRU KANATLANMAK
Kendimizi bilmediğimiz, yalnız zannettiğimiz günlerden bugünlere…
Yaşadık, deneyimledik, okuduk, çalıştık, ürettik, hatırladık, paylaştık…
Her türlü duyguyu tattık. İndik, çıktık ve sonunda dengelendik.
Bazılarımız kanatlarını unutmuş,kendini tavuk sanıyordu. Yeniden uçabilmek için mücadele ettik…Önce sağ ve sol dengesini yakaladık kanatlarımızda.. ve hepimiz farklı görevler için uçtuk…
Başlarda yuva hasretiyle yanıp tutuşuyorduk; fakat sonradan yuvamız da oldu.
Artık yer,gök bir aradayız. Biz barış güvercinleriyiz…
Aynur Okuyan

Resim_008.jpgResim_013.jpgResim_019.jpgResim_028.jpgResim_014.jpgResim_012.jpgResim_003.jpgResim_002.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
03
2007
14:38

İki denizi birleştiren köprünün öyküsü…

Fotoğraflar Şeyma’dan…
bk2.jpgbk1.jpgbk10.jpgbk11.jpgbk12.jpgbk3.jpgbk4.jpgbk5.jpgbk7.jpgbk6.jpgbk6.jpgbk8.jpgbk13.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
03
2007
15:10

DR’da son durum…

Kitabımız TDG, DR’da Top 20′ye girmiş.
Hepimizi tebrik ediyorum efendim : )
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
04
2007
19:56

Muazzez’den…

bugün ilk defa okumayanlar bölümüne girmeyi akıl ettim bunca zamandır sadece gelişmeler bölümüne girdiğim için hiç dikkatimi bile çekmemişti bugün dikkatimi çekince girdim ve birşeyi gerçekten merak ettim neden bunları burada yayınlıyorsun bu, insanı yargısız infaza götürenlerin yazısı bu sitede fazlalık değilmi? Biz hepimiz bu kitapta yazılanlara inandık sizin kalemine güvendik tek yürek olduk bu kadar seven varken sevmeyenlerin yeri neden burda belki eleştirileri görmemiz için yani eleştirilerden kaçmadığını göstermek için yazmışsındır ama böyle insanların böyle güzel bir sitede hiç bir sebeple yer almaları mantıklı değil eğer bu kitabı okuyup anlamasaydım o insanlar yazılacak sözlerim farklı olurdu sadece şunu diyorum Allah onları ıslah etsin bir an önce Allah’ın güzel ışığını görmelerini talep ediyorum. sevgiyle kalın…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
04
2007
20:02

Listeler…

Eylül’le birlikte listelerde hızlı bir yükselişe girdik.
Listelerden haberlere bir süre ara veriyoruz efendim.
Ta ki ilk 10′a kadar.
10′dan itibaren geri sayacağız hep birlikte.
9,8,7…3,2,1 diye.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
04
2007
21:45

Cehennem yazısı birazdan yayında…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
04
2007
22:38

Bu bir cehennem yazısıdır…

Biz Hazret-i Muhammed’i bir tane zannediyorduk.
Binlerce varmış meğer…
Biz, Mirac’a sadece onun çıktığını zannediyorduk.
Ohoo… Herkes hergün göğe gidip gelmekteymiş meğer.

Bunlar Allah katına çıkmışlar.
Cennet’i görmüşler gözleriyle.
Cehennem’i tavaf etmişler.
Bu kadarla da kalmamışlar.
Peygambere nasip olmayan bunlara nasip edilmiş.
Meleklerle, cennetin ve cehennemin sakinleriyle röportajlar yapmışlar.
Gezmişler, görmüşler, geri gelmişler…

Sen öğrenmeye çalışıyorsun Ahiret’i.
O “biliyor” halbuki.
O kadar emin ki herşeyden.
Dokunmuş. Biliyor da biliyor.

Ahireti, Allah’ın katını,
gözleriyle görmüş insanlara nasıl duyurabiliriz ki sesimizi?
Adam dinler mi seni?
Cenab-ı Allah misafir etmiş onu, katına buyur etmiş.
Sırlarını vermiş ona.
Sonra da geri buraya göndermiş.
Buraya neden geri gönderildi, bu kısım ilginç tabi…

Tekrar söylüyorum;
Tanrı’nın doğum günü, faniler katına gönderilmiş bir kitaptır.
Biz ölümlüler için ahirete dair bilgiler gaybdır
ve biz gerçeğin ne olduğunu bulmaya çalışıyoruz. Kendi çapımızda.
Tek çabamız budur.
Sizin işiniz kolay tabi.
Siz herşeyi zaten “biliyorsunuz”.

Öğrenenler ölümlüdür.
Bilenler Melek.
Sizi hangi sınıfa koymalı bilemedim.
Malum melekler kendi kafalarına göre hüküm vermiyorlar ya.
Sizi ara geçiş formları olarak görmek daha doğru sanıyorum.
Belden aşağısı insan-belden yukarısı ermiş.

Melekler de şaşırmıştır herhalde bu işe.
Azapla dolu cehenneme,
bazılarının bu kadar körü körüne bağlı olmasına.
Ne diyebilirim ki?
Madem bu kadar arzu ediyorsunuz,
girin o zaman cehennem’e.
“Hayır ben cennete giricem”
Orada dur paşam.
Allah yolunda savaşmadan nereye gidiyorsun?
Cennet’e gireceğinden nasıl bu kadar eminsin?
“Yo ne alakası var. Ben Allah korusun cehenneme girme ihtimalime de inanıyorum.
Müstağni görmüyorum kendimi”
Hmmm…
Bi bakalım bu dediğinde samimi misin?

Her an ölebilirsin.
Ve öldüğün anda Allah’ın huzuruna çıkacağının farkındasın.
Seninle ilgili yüzbinlerce soru soracak sana.
Cevaplarını bildiği halde.
Yeterli bulmazsa cehennem’e gönderecek seni.
Sonsuz azapla dolu bir yere.
Çıkışı asla olmayan bir yere.
“Alevlerle dolu cehennem”…
Ona gerçekten inanıyorsan,
söyleyeceğin tek şey budur sevgili dostum;
CEHENNEME GİRMEMEK İÇİN HERŞEYİ YAPARIM.

Herşeyi yaparım AMA peşin hükümlü olmaktan vazgeçmem…
Herşeyi yaparım AMA inandığıma inanmakta inat ederim…

“İnsanların çoğunluğu girecek oraya” demiş Kur’an korku düzleminde.
Gel gör ki insanların çoğunluğu, kendini azınlığın içinde görmekte.
Gel de çık işin içinden…
İyi de bu cehenneme kim girecek ben onu merak ediyorum.
Kediler, köpekler herhalde…

Cehennemi inkar ediyorsun demiş biri.
Ben cehennem’e inanmaz olur muyum?
İnkar eder miyim hiç?
“Cehennem, senin içinde olduğundur” diyorum sadece.

Ben, ortaya getirdiğimiz bu yeni ahiret bilgisine inanmadığın için suçlamıyorum seni.
Onu bırak.
Sen, geleneksel ahiret bilgine bile yeteri kadar inanmıyorsun.
İnansaydın böyle olmazdın.

Ben Rahman’ın sonsuz sevgisine inanmamaktan da sorumlu tutmuyorum seni.
Senin Allah’tan yeteri kadar korkmadığını söylüyorum.
Korksaydın böyle olmazdın çünkü.
Herşeyin üstünde, cennet’e gün sayan biri olarak görmezdin kendini.
Cehennem’e girebileceğine binde bir bile ihtimal verseydin, bizim kitabımıza böyle yaklaşmazdın.

Şimdi yeni moda; Okudum… demek.
Bakmak görmek değildir sevgili dostum…
Doğru olabileceği ihtimaline kendini açık tuttun mu hiç?
Ezberini bozacak cesareti “niyaz ettin mi Cenab-ı Allah’tan?”
Senin felsefen üzerinden konuşayım;
Bu kitabı okurken kovulmuş şeytandan kaç kere sığındın Allah’a?
Kendi satırlarımızı kastetmiyorum,
kitabın içindeki yüzlerce Kur’an ayetinden bahsediyorum elbette.

Her an cehenneme girebileceğinin ayırdında olan bir insan psikolojisi değil seninkisi.
Sen cennetlik mertebesinden sesleniyorsun bize.

Merak edenler için söylüyorum;
Bugüne kadar zihinlerde şekillenmiş ahiret mahkemesi,
eğer bir gün sizin inandığınız gibi gerçekleşirse,
Bilin ki bugün o sınavı verebilecek bir tek Allah’ın kulu yoktur yeryüzünde.

Allah yolunda neden savaşmadın denecek sana.
Mazlum olanların üzerindeki zulmü neden durdurmadın,
biz seni yeryüzüne halife olarak göndermedik mi diyecekler sana.
Sen ne diyeceksin?
Efendim ben fitre verdim her sene.
Doğru ya…
Cennet bir toplu konut projesi…
Sen de ödediğin taksitlerin makbuzlarını gösteriyorsun haliyle.

Ödemelerinizden bu kadar emin olmayın derim ben…
Çok zorlu bir sınav bekleyen.
Çalışmadığın yerlerden gelebilir sorular.
Dikkatli ol.
Eğer gerçekten korkuyorsan.

Sen bilir misin ki,
o zavallı ayıcığı zulmederek öldüren o güzel şehrimizin,
bütün halkı sorumludur bu fiilden.
Topluca arınacaklar bu günahlarından.
Arınmadan Cennet’e girmek?
Girebilirler tabi.
Bakarsın halat da iğnenin deliğinden geçer.
Neden olmasın?

Öyle bir mahkeme kurulursa, şahsen ben de veremem o sınavı.
Elimdeki bu kadar bir kadim bilgiyken,
senin peşin hükümlerini neden aşamadığımı sorarlar bana.
İyi niyeti geç derler, başarı bilançosu isterler.

Allah affetsin seni!… demiş dostumuz.
Bir de bana diyorlar bu ne cüret diye…
Şaka yaptım, dert yandım, soru sordum.
Ama onunla emir kipinde konuşacak cesareti hiçbir zaman bulamadım kendimde.
İtiraf ediyorum, senin cesaretinin onda biri yok bende.

Sen Kur’an’ı da defalarca “okumuştun”,
bu ayeti nasıl atladın hayret;
Günahın için mağfiret dile;
akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.
Kur’an-ı Kerim Mümin Suresi 55. Ayet

Ayet böyle sen ne yapıyorsun peki?
Günahı için mağfiret diliyorsun.
Güzel kardeşim önce kendi günahlarından bir arın,
sonra gel başkalarınınkine.
Peygamber mertebesinde olduğun için söylüyorum.
Onlara da böyle söylenmişti.

Dinin temel değerleri alt üst etmişsin sen…
Hayır. Senin dininin temelleridir benim alt üst etttiğim.
İslam’ın değil…
Bu yeni bir İslam falan da değildir.
Bu en eski İslam’ın ta kendisidir. Özüdür.
İşine gelir gelmez, o senin konundur. Beni hiç ilgilendirmez.

Bizim okuyucularımız işin kolayına kaçtığı için bu kadar seviyormuş Tanrı’nın doğum günü’nü…
Bana söylesene.
Seninkinden daha kolay bi hayat var mı şu dünyada?
Oh. Ermişsin. Fitreni ver, camine git, Elhamdülillah, Maşallah, İnşallah, Maazallah…
Allah’lı cümleler kur.
Hadi Allah cennet’e.

Lüküs hayat.
Lüküs hayat.
Oh ne rahat.
Bak keyfine,
Yan gel yat…

Düşünmek, kafayı çalıştırmak, Kur’an’ı ilk defa inmişcesine okumak, inançlarını yenilemek ve yanlışlarından arınmak dünyanın en zor işidir sevgili dostum. Bizim okuyucularımız bunu yapıyor işte. Şu günlerde harıl harıl hazırlanıyor herkes Kadir gecesi’ne.

Söyle bakalım Ramazan arınması için sen ne yapıyorsun? Herkes oruç tutucak. Arınacağın konularla ilgili ne yaptığını soruyorum. Herhangi bir telaş, herhangi bir gayret var mı? Yok. Neden olsun ki? Malum cennetin tapusu yan cepte.

İnançlarını gözden geçirmene hiç gerek yok.
Aynen, futbol için dedikleri gibi;
Galip takım bozulmaz.
Şampiyon sensin nasılsa.
O yüzden aynı takım, aynı kadro aynen devam.
Bir başka deyişle;
Aynı tas aynı hamam.

Başkalarının günahı için bağışlanma diliyorsun. Küfreder gibi bir üslupla “merhamet” dilemek… Allah belanı versin’in yumuşamış haliyle. Sana tavsiyem, yalan yanlış bilgilerle başkalarının psikolojilerini tahlil etmeye çalışacağına, kendi psikolojine odaklan. İşe kendinden başla.

Rahman’ın sevgi dolu İslam’ını yaşamanın yolu,
korku dersini başarıyla vermekten geçiyor.
Ve ben seni asla sevginin kadim bilgilerini kabul etmediğin için suçlamıyorum.
Herkes ne zaman hazırsa, o zaman buluşur, o zaman idrak eder. Benim işim buraya kadardır.
Derdim, çabam, gayretim halihazırda olanlara sesimi duyurmaktır.

Ben, kendi inançlarının mahkemesine emanet ediyorum seni.
Cehennem’den yeteri kadar korkmadığını söylüyorum sana.
“Zorlu günün azabından” gereği gibi korksaydın, yerleri tırmalardın, uçan böcekten bile ders dilenirdin.
Zannettiklerinden bu kadar emin olmazdın.

Allah’tan yeteri kadar korkmayanlar,
Kur’anı içlerindeki şeytandan sığınmadan,
can kulağıyla dinlemeyenler,
bizim kitabımızda, arınanlara vaad edilen
cennet’i dikkate almasınlar.
Onlar için ahiret modeli, eski azametiyle
“aynen” devam ediyor.
Cehennem tutuşturulmuş yanıyor.
Harıl harıl.
Yanıyor bazılarının buna ihtiyacı var çünkü.
İyi ki yanıyor iyi ki de var.
Olmasa seni durdurmak hiç mümkün olmayacaktı çünkü.

Ne güzel dedirtmişler peygamberimize;
Benim dinim bana,
Senin dinin sana.
Hadi bakalım sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
05
2007
12:16

Elif’ten…

4 kapıdan söz edilir: Şeriat Tarikat Mağrifet Hakikat bir öğrenci hocasından bu 4 kapının anlamını sorar ve cevap olarak da şu talimatı alır: Karşıki medreseye gidecek ve orada başı önüne eğik kur-an okuyan ilim üzere çalışanların enselerine sağlam birer TOKAT atacak ve geri gelecektir. Sorgulama olmaz hocanın dediği aynen uygulanır. Başı önünde ilminde olan ilk kişi tokatı yer yemez kalkar bi tane de o geçirir! İkinci kalkar elini kaldırır vurmaya niyetlenir ,vazgeçer, oturur işine devam eder. Üçüncü tokatı yiyince başını çevirir tokat atana bakar sonra tekrar ilmine döner. Dördüncü ise tokatı yediği halde hiç yememiş gibi ilmine, okumaya devam eder! Öğrenci başına gelenleri hocasına birer birer anlatır ve bunun sorusuyla alakasını bilmek ister. Hoca açıklar: Birinci adam 1. kapıdadır Şeriat: göze göz dişe diş! Ne görürse senden onu sana geri verir. İkincisi 2. kapıdadır. Kalkıp sana vurmayı düşünmüş ancak (girdiği yola) tarikate verdiği sözü hatırlamış ve vaz geçmiş, meşgüliyetine dönmüştür. Üçüncüsü Mağrifet kapısındadır. Hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğni bilir ama nefsine uyup, kimi vesile etmiş yaradan onu görmek istemiş dönüp şöyle bir bakmıştır. Dördüncü ise Hakikat kapısındadır başını ilminden kaldırmamıştır… Hepimizin uzuuun bir yolu olduğu ortada… :) Bu “dosdoğru yol” dan ayrılmamak duası ile…. Sevgiler

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
05
2007
12:30

Etna’dan…

Avrupa’nın en büyük ve en aktif yanardağı olan Etna faaliyete geçti…
etna.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
05
2007
17:50

Seda’dan…

Sevgili buRAK,

“Bu bir cehennem yazısıdır” yazını okuyunca neden bilmem canım sıkıldı, belki de hem sonuna kadar Müslümanız diyen hem de bu kadar hoşgörüsüz insanların var olması ve sayılarının hiç de azımsanmayacak kadar fazla olması sıktı içimi. Bu arada, lütfen yanlış anlaşılmasın, onlar ve biz ayrımı yapmak değil amacım, ama bir grup insan var, bu insanlar, yazdığın kitabı okuyup tarifi anlatılmaz duygular yaşadığımız ve sorgulamaya başladığımız, bakış açımızı değiştirmeye çalıştığımız, bir bakıma ezber bozduğumuz, ama bozduğumuz her ezberde de Tanrı’ya daha yaklaştığımızı hissettiğimiz için bizi eleştirme, cahillikle, kolaycılıkla, dini anlamamakla suçlayabiliyorlar kolayca… Bu insanların varlığı beni üzüyor çünkü bana ne onlardan diyemiyorum. Keşke kendimi, inandıklarımı, TDG sayesinde farkına vardıklarımı, yaşadıklarımı anlatabilsem diye düşünüp duruyorum ondan sonra da. İşte böyle düşünüp dururken ben, en iyi cevabın yine Kur’an’dan geleceğine inandım ve şu ayet içimdeki sıkıntıyı yok etti birden, sadece paylaşmak istedim, SEVGİLER.

Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun.” denildiğinde, “Hayır, atalarımızı neyin üzerinde bulduksa ona uyarız.” dediler. Ya ataları birşeye akıl erdirememiş ve doğruyu seçememiş idiyseler?
BAKARA SURESI 170. Ayet

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
05
2007
17:51

Sercin’den…

Şu ana kadar okuduğum kitapların hiçbiri doğuştan dâhil olmaktan hep gurur duyduğum dinime karşı bu netlikte şüphelerimi ortadan kaldırmamıştı. Netlik olmayan konularda bile içinde yabancılarında bulunduğu ve çevremdeki inanmayan herkese karşı savunduğum dinin asla bir çember olmadığı ve “ya içindesindir ya da dışında” felsefesinden ibaret algılanmasının yaratana haksızlık olacağını dilim döndüğünce hep ifade ettim. Bu gerçek ilk defa içimdeki tüm şüpheleri de ortadan kaldıracak bir kitap olarak bütünüyle karşımda duruyor. Şu an hamileyim kitabı tesadüfen okumadığıma da eminim. TDG’yi bitirdiğim andaki huzur, umut ve mutluluğu tarif edemem. Ancak ikinci okumayı tamamlamadım henüz ve üzerimde ağırlık hissediyorum. Hamilelikten değilse :) neden olabileceğini bilemiyorum. Arınma adına geçmişi temizleyip ilerleyememekten korkuyorum. Son olarak TDG de cevap bulan tüm dostlara selam diliyorum. Gönlüne ve eline sağlık sevgili buRAK.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
05
2007
17:52

Sencer’den…

Sevgili buRAK, Üniversitenin ikinci yılındaydım yanlış hatırlamıyorsam. O zamana kadar dinle, inançla hiç alakası olmayan birisiydim. Hatta birkaç Britannica cildini karıştırmaktan öte elime doğru dürüst kitap bile alıp okumamıştım. O yıl dedemin cenazesinde, uzaktan tabuta bakarken, nasıl oldu bilmiyorum ama herşeyin bu kadar basit olmaması gerektiğini düşünmeye başladım. Ölüm korkusuyla karışık bir düşünce sarmalının içine girdim. Yaşamın ve ölümün bu kadar basit olamayacağı, hayatın din kitaplarında emrettiğinden fazlasını barındırdığı, gördüğümüz mekanizmanın arkasında başka şeyler olması gerektiği düşünceleri beynimi kemirdi yıllarca. Bu arada İncil, Kur’an gibi kitapları da okumaya çalıştım ama amiyane tabirle “sarmadı” :) Aradığım cevapları bulamadım. Sonra birgün, hiçbir zaman anlam veremediğim, üzerinde düşünmeye tenezzül etmediğim Yunus Emre’nin “Bir ben var benden içeri” sözü aklıma geldi ve o anda son hızla giden bir arabanın beton bir duvara çarpması gibi çok şiddetli bir zihinsel-ruhsal darbe yaşadım. Bundan sonra hayatımda çok şaşırtıcı gelişmeler olmaya başladı. Düşündükçe, hissettikçe, okudukça, tanıştığım ve birbiriyle hiçbir alakası-tanışıklığı olmayan insanların ilettikleri aynı-benzer-örtüşen mesajları dinledikçe, inandıkça, gördüğümüz perdenin arkasını görmeye-anlamaya çalıştıkça hayatım değişti. Hayatım değiştikçe geçmişte yaşadığım bazı enteresan olaylar da anlam kazanmaya başladı. Herşey yap-boz parçaları gibi bir araya geliyordu. Bu esnada başka şehirlerde yaşamamız nedeniyle bu konularda fazla paylaşımda bulunamadığım annem benden daha derinlere girdi, şifa dağıtmaya başladı. Bu şekilde gene yıllar geçti ve birgün bir haftalık dergide röportajını okuduktan sonra kitabı aldım. İlahi mekanizmayı anlama kılavuzunun aslında 1400 yıldır elimizin altında bulunduğunu görmek kadar ne şaşırtıcı ise bu kılavuzun bu kadar anlaşılır biçimde önümüze konması da o kadar sevindirici oldu benim için. Şu an üçüncü turdayım. Etrafımda en az beş altı kişiye TDG’yi aldırdım, okuması için eşe dosta ödünç verdiğim kitabın yerine ücretinin geri gelmesi sebebiyle bir o kadar da kendime aldım. Uzun lafın kısası bana göre TDG tekrar tekrar okunması gereken bir kitap. En kısa zamanda birçok dile çevrilerek dünyaya yayılması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca TDG’nin serisinin olmasını tüm kalbimle diliyorum. Sevgilerimle, Sencer

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
05
2007
23:54

Cemeren’den…

siteye girdiğimde öncelikle dikkatimi çeken okumayanlar başlığı idi.İçeriği okumaya başladığımda ise isme antisempati yada kendince örülmüş kabuklar arkasından şuursuzca bakan ve daha bize verilen ilk ilahi emire bile sadakat gösteremeyen kişilerin,okumamanın verdiği kör cesaret ve şuursuzluk içinde yaptıkları yorumları gözden geçirdim ve millet olarak genel yapımızda eleştiri düzeyinin okumadan ve öğrenmeden başladığına bir kez daha tanık oldum. Kanımca kitabınızın ve içeriğinin su an bulunduğumuz ÇAĞ’da önemli bir yeri ve büyük bir katkısı vardır…Defalarca okunacak bir kitap için ve her okumadaki tadı anlamaya yönelik yazımınız için size teşekkür ederim…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
06
2007
00:05

Eve döndüm nihayet…:)

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |