Heyooo : )
Ben geldim. Hem ekran başına hem kendime geldim anlamında : )
“Kanal tedavisi” de sona erdi zaten. Dişimden bahsediyorum ama gene de güzel laf.
Sabah 10′da dörtgöz doktoruyla randevum var. Çok erkene vermiş, olmaz, olamaz. Sabah erken ancak canımı alırsın, beni yatağımdan alamazsın. Ya akşamüstüne atar yada bu iş yatar. Benim saatim sonsuzluğa zaman ayarlı olduğundan, vakitlice yetişme olayıyla sorunum var. Dünya hayatı işte, yetişemiyorum hiçbir yere. Düşüncenin gücüne sığınıyorum bu durumlarda;
- Halacım, senden bir ricam olucak.
- Nedir?
- Şu dişçiyle bir konuşsan. Tosun’un doktorundayım şu an. Alçısını çıkarıyorlar. Saat 4′te gidersem Tosun’u da yanımda götirmem gerekecek. Tosun’un yol boyu muhabbeti hiç çekilmez. Mavvv, mavvv… Cennet’e götürsen, yol boyunca beni evlatlık verme beni diye zırlar.
- Çok zor buRAK’cım. Saatleri çok dolu. Zor randevu aldık biliyosun.
- Biliyorum da halacım bi sorsan sen gene de. Bakarsın biri iptal etmiştir falan filan.
- Peki bi sorarım ama sen 4′e göre ayarla kendini.
….
- buRAK çok ilginç birşey oldu.
- (İçses: Hehe) Noldu?
- Bize 4 dediler biliyorsun ama bilgisayarda 5 gözüküyormuş zaten.
- Aaa bak sen şu işe : )
…Mutlu son…
Açık tekamül zor iş dostlar. Dosta düşmana herşeyini açıyorsun. “Benden mektup var”ı sizlerle paylaştıktan sonra, birbirimize daha yakınlaştığımızı hissettim. Mesajlar bunu gösterdi. (Bu arada … film yapmış o yazıyı. Üzerine de Unforgiven müziğini döşemiş birazdan izliycem.) Olay tabi kulaktan kulağa yayılarak, diş olayıyla da birleşerek bana geçmiş olsun hasta olmuşsun olarak döndü ama olsun : )
Ne diyodum. Heh. Kaçış sona erdi, “üstkatla” mutabakata vardık. İşaretler var ya. Hastayım ben bu “mukadderatın beyaz renkli işaretlerine”. Öyle güzel yolumu buldurdular ki.
“Kaçış”ı destekleyen telkinler aldım dostlarımdan. Ben bana söylenenlerin tam tersini yapmakta ustayımdır :D “Kaçış”ın gerekçelerini başkalarının ağzından dinleyince, olay kafamda yerli yerine oturdu. Bu ben olamam, tamam kararımı verdim dedim.
Bunu dememle birlikte yolda giderken kadim yeni bilgiler aktı gönlüme. Kırk yıl düşünsem hatta 33 yıl düşünüp de aklıma gelmeyen, çözemediğim şeyler şıp diye damladı üstüme. Bu şıp sesini iyi tanırım ben. Şıp, Dona’nın dilinde kendine dön ben geliyorum demektir. Şıp’ı, şapur-şupur-yarabbi-şükür izler. TDG dilinde…
Daaat, duuut… O günlerde dalgın dalgın karşıdan karşıya geçerken ezilmedim ya, sırtım yere gelmez benim.
Sanıyorum bana bu yüzden gözlük taktırıyorlar yeniden. Kur’an analizine başlıyoruz, 1 yılın ardından… Geçen sefer yalnızdım, bu sefer hiç de öyle değilim. Camı açıp “Bu sefer bağıracağım tutmayın kendimi” diyerek pencereye hamle yapmaya paydos.
v1.0.3 diyorum başka da birşey demiyorum netekim : )