Tem
29
2007
01:53

Soru-cevaplar…

Ne zamandır söyliycem söyliycem. Unutuyorum. Sorularımız oluyor ya. Ben artık bu soruları mail yoluyla, ikili diyaloglar üzerinden yanıtlamayacağım. Herşey site üzerinden… Bu nedenle sitede görmek istemediğiniz soruları bana yollamamanızda fayda var. Benim siteden gizleyeceğim hiçbirşeyim yok, sizlerin de öyle olmalı. Zaten soyad yayınlamıyoruz. İsminizi de yayınlamayabiliriz. Hiç yer almasın diyorsanız bana anlayış göstermenizi bekliyorum. Çünkü ben özele değil genele dönük çalışıyorum. Benim işim, gücüm, aklım, gönlüm herzaman kitlelerde.

Sorular geldiğinde de benim kendi bir süzgecim var. O da sitemizde henüz kitabımızı okumamış dostlarımızın da varolduğunu gözönünde bulundurmak. Bakış açımız malum çok farklı ve kitabı okumamış dostların, bu noktasal açıklamalarla kafalarını karıştırmayı hiç istemeyiz.

Gelen soruları iki gruba ayırıyorum.
“Ben burada takılıyorum” soruları.
“Ben Kur’an’la ilgili yeni bir giz’e temas ettim” soruları.

Tanrı’nın doğum günü’nde herkesin hep birden takıldığı herhangi hiçbir yer yok. Bu kitap 9 aydır, dost meclislerinde ve de karşı-tez cephesinde didik didik edilmekte. Dostların didiklemesi mutluluk ve güvenle, karşı-tez cephesininki ise hüsranla sonuçlanıyor. Diyeceğim o ki, takıldığınız noktaları asla hafife almayın. Bu sorunun cevabı, sizin kişisel olarak kendi hayatınızda değişime izin vermediğiniz alanlarla ilgili olabilir. Bu ihtimalin üzerinde durun. Çünkü bu sizin kendi noktanız. O noktadan olmak istediğiniz kendinize doğru uzanan bir tünel bulabilirsiniz, bu işin peşini bırakmayın. Ve de sizin orada takıldığınız noktayı bizim burada aşmamızı talep etmenin de bir düşünce tembelliği türü olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Her türlü sorunun üstünden gelebilecek anahtar size verildi. Bu anahtarı tepe tepe kullanın.

“Ben Kur’an’la ilgili yeni bir giz’e temas ettim” sorularına gelince. Bunları benimle hiç düşünmeden paylaşabilirsiniz. İkinci versiyon TDG’de, birinci versiyon okuyucularımızın aydınlatılmasını istediği pekçok noktaya yer verdik. Bunu üçüncü versiyonda neden yapmayalım? Soralım Dona’ya o da bize yanıt versin. O, bize yardımcı olmak, O’na doğrudan bir yol çizmek için burada.

sevgiyle efendim
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
03:15

Tartışmak… Ayetlerle tartışmak…

“Ulan bana bak sevmek öyle değil sevmek ALLAH cc iman etmekle olur halis müslümanın sevgisi başkadır”
Çok sevgili bir dostumuz bana internet forumlarında TDG adına girdiği bir tartışmanın metnini göndermiş. Yukarıdaki cümle, aldığı yanıtlardan biri. Ulan! diye başlayan bir sevgi cümlesi… Maazallah bir de aşk şiiri yazayım dese hepimizi havaya uçuracak demek ki…

Bu didişme metnini görünce, “Açın pencereleri…” kavramımıza biraz daha açıklık getirmemiz gerektiğini gördüm.

İçimizde bir coşku var ve bunu herkesle paylaşmayı istiyoruz. Bu çok doğal ve güzel birşey. Bu coşkunun yönetimi… İşte bu çok “cool” bir duruş gerektiriyor dostlar. Bir parça da sabır. Faz mantığının bir amacı da bu coşkuyu sabırla yönetebilmek. Sessizliğin 1. faz: Dipdalgası olduğunu bilmeseydim bu coşku benim de içimde patlardı.

Düşünmenizi istediğim birinci nokta şu. Bu insanlarla neden tartışma ihtiyacı içindeyiz? Amaç Tanrı’nın doğum günü’nü sınamak ise buna diyeceğim hiçbir şey yok. Sevgi cümlelerine ulan diye başlayan bir zihniyetten, Kur’an’ın sevgi düzlemine dair doğrulama beklemek uzun bir bekleyiş, lakin bu sizin vaktiniz, sizin seçiminiz. Biz gene de TDG’yi başka insanların üzerinde sınama yolunu seçmemenizi öneriyoruz. Sınamaya varız, ancak kendi zihinlerimiz üzerinden. Olumlu-olumsuz telkinleri bir yana bırakıp bu kitaba nasıl bakacağınıza kendiniz karar vermelisiniz. Karşı çıkacaksanız da bu sizin kendi kararınız olmalı.

Bu forumda bulunmanın nedeni TDG’yi kitlelerle buluşturma coşkusu ise -ki çok büyük çoğunluğun duygusu bu- o zaman size birkaç önerim olabilir.

Kişilerin kişilerle “tartışmasından” hayırlı hiçbir sonuç çıkmaz dostlar. Kaybetmeyi kimse istemez ve bu, tartışmayı kazanma içgüdüsünü kendi içimizde hakim kılar. Bu da egodur. Ego yüceltilmek istendikçe burnu yere sürten birşeydir. Kazanmanın hırsı ise kaybetmenin pratik bir yolu…

Düşünün ki siz karşı tarafı mağlup ettiniz… Bu, karşı tarafın bir ömür boyunca meydana getirdiği değerler sisteminin çökmesi demektir. Unutmayın ki bir “mağlup” asla TDG’nin sayfalarında barınamaz. Sorgulama güç ister, moral ister, heyecan ister, enerji ister. Mağlupların adresi bu anlamda asla TDG olamaz. Kaybetseniz de kazansanız da bu, TDG’ye arzu ettiğiniz katkıyı getirmez.

Zaten bana gelen havadis, (kinci bağlamında) dinci sitelerde TDG okuyucularının açtıkları başlıkların genel olarak site yönetimleri tarafından engellendiğini gösteriyor. Çok sağlam argümanlar atılıyor ortaya, karşı taraftan tık yok. “Huzur, kaçmaktadır” diyorlar belli ki.

Bu internet forumlarında bulunma amacımız, bu dili kanlı fanatikleri “bu tarafa” çekmek de olamaz. Onları burada istemiyoruz ki. Önce kendi hayatlarında nefreti değil sevgiyi hakim kılacaklar, ondan sonra “ver elini cennet”. Neden kitaba adından, kapağından başlayarak (onlara göre) “Gayri-İslami” bir konsept giydirdik? Hazır olmayanlarla, hazır olana dek buluşmak istemediğimiz için.

Çorbada tuz sahibi olmak için, kitabın adını ve genel olarak içeriğini kendi kelimelerinizle duyurmanız yeter. Böyle 100 tane kaçığın arasında 5 tane açık bulursak, bu dostlarımıza bizim web uzantılı bir yol açarsak işlem tamamdır. Buradan sonra iz sürmek kişinin kendi işidir.

Merak edenler için söylüyorum. Dona bu ortamlarda kimsenin onun adını kullanmasını istemiyor. Dona dostu olabilir, donaNIM vs. olabilir ama doğrudan Dona nick’ini seçmeyi kimseye tavsiye etmiyoruz.

Tebliğ mantığından genel olarak uzak duralım dostlar. Duymayı isteyenlere işittirelim sesimizi. Ruhen sağırlara senfoni konserleri düzenlemeyelim.

3. Faz Çatışma / Buluşma evet, ancak biz çatışmayı doğuran değil buluşturmayı başaran taraf olacağız, bunu hiç unutmayalım. Fanatikleri dize getireceğimiz nokta, “başarı” olacak. Çünkü onlar sadece gücün kendisine iman etme eğilimindeler. Tanrı’nın doğum günü’nün neler başardığını görünce, o forumlarda benden bile daha TDG’ci olacaklar bundan emin olun. O fazdaki işimiz de bunları içimizden ayıklamak olacak.

İsmini vermediğim (bakarsın karşı taraf siteyi geziyordur) patronuyla tartışan sevgili dostum. Baktın ki karşındaki, Hz. Muhammed’in milyonlarca özelliğinin içinden tek bir tanesini, birden çok eşi olmasını örnek almış kendine, senden ricam bunun bir mizah olduğunu farket. “O insanlık için kariyerini yarıda bıraktı, kendini insanlığa adadı. Sen de bırak bu işleri, bir hayır kurumuna devret şirketini, ada kendini, 144 hanım al, helal olsun sana” de. Tabi karşı tarafın kanının, aşağılardan yukarılara, “beyin” bölgesine dönmesini beklemelisin. Toprağa doğrultulmuş erkek aklı diyorum ben buna. Üstüne gitme. Gül sadece, neden güldüğünü de asla söyleme. Kıvransın : )

Şahsen ben de bu tarz tartışmalardan kendimi uzak tutuyorum. Söyleyeceğimi kurallarını kendim koyarak, kendi istediğim düzlemde söylüyorum. Biz iyimser enerjiyiz ve dikkat edin karşımızda hiç şaşmayan bir hakikat olarak karamsarları buluyoruz.

Karamsarlık çok yakıt gerektiren bir ruh hali dostlarım. Bu anlamda karamsarlık 12 silindirlidir. İyimserlikse güneşle beslenen fotosentezdir. Biz kendi kendimize mutlu olabiliriz. Onlarsa birilerine sıçramadan alev almaya devam edemezler. Elimizi, ayağımızı karanlık enerjinin her türlüsünden sakınalım. TDG adına bile olsa, bu insanların size sıkıntı vermesini istemem. İçinden cehennem geçen hiçbir karede yer almayın.

Zaten istemeyene vermek, “ikna”nın kendi etiğine de aykırıdır.
Karşındakini zorla ameliyat etmek, cerrahî değil adam şişlemektir : )
Özgür iradenin herşekline saygı.
Hastalıklı olanlarını karantinaya alarak tabi.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
03:18

Yeni film 2… Benden mektup var…

 Yeni film 2… Benden mektup var…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
10:39

Birol’dan… Çok yerinde tespitler…

Tartışma ve ikna üzerine, Sevgili TDG’ci dostlarım, “Gerçek”in bir yönü bize dokunur ve bilincimizi bir daha asla eskisi gibi olamayacak şekilde değiştirirse, sevinmemiz ve coşkuya kapılmamız doğaldır. Bulduğumuz bu güzel şeyi paylaşmak istememiz de. Ancak tartışma ve ikna çabası diğeriyle değil bizle ilgilidir aslında. İçmizde ki şüpheyi “diğerine” yansıtmak daha kolaydır. “O”nu ikna edersem şüpheye karşı bir zafer kazanmış gibi olurum. Forumlara girmem, aslında ilk kez bir yere yazı yazıyorum çok uzun süredir. Bu yüzden buRAK’ın yazma geregi hissettiği durumun detaylarını bilmiyorum. Yine de ikna çabasının niteliği ve yönü bir an için göz ardı edilirse birbirini ikna etmeye çalışan kişiler birbirine şaşılacak kadar benzer. Aslında her iki taraf ta kendisini ikna etmeye çalışıyordur. Birinde değiştirilecek bir yönü zafer çığlıklarıyla fark ettiğimizde, bu basitçe ve sıklıkla bizim kendi benliğimizin, değişimi gerektiren ve gerçeği çağıran bir parçasından kaçma çabası olabilir. O zaman tartışmaya girdiğinizi, ikna etmeye ya da edilmeye çalıştığınızı fark ettiğiniz an şu soruyu sorun: “ben bu durumu da kapsayacak bir farkındalık düzeyine nasıl ulaşabilirim, bana emanet edilen gerçeğe nasıl daha yakın olabilirim?”. Cehalete karşı en yapıcı tavır “O” nun da bir gün öğreneceğini, “Gerçek”in bir gün ama hazır olunca, “O”na da dokunacağını bilmekten kaynaklanan sabır ve şefkat olabilir. Sabırsızlık sıklıkla gizli inaçsızlığın işaretidir.

Yok “benim gerçeğim –ki aslında TDG düzeyinde “herkesin Gerçeği” olmayan bir şeyden bahsedilemez- burada ya da bu kişide çalışmaz sa?” türünden bir şüphe içinizde uyanırsa, içinize, ama korkuyla değil küçük bir çocuğa hissettiğiniz şefkatle dönün, kendinize “ne den korkuyorsun diye sorun ve gelen soruyu gerçeğin ışığında korkusuzca yanıtlayın. Yapabildiğimde ben de çok işe yarıyor. “ Kötülükle savaşmayın, iyiliği güçlendirin” ilkesini binlece farklı düzeyde çeşitleyebiliriz: “ Yanılsamayla savaşmayın gerçeği güçlendirin.”, “ Nefretle savaşmayın, sevgiyi güçlendirin.” “Cehaletle savaşmayın bilgeliği güçlendirin.”, “Hoşgörüsüzlükle savaşmayın hoş görüyü güçlendirin” vb… Gerçeğe ve onun kaynağı olan Tanrı’ya güvenmemiz gerekir. Aslında en ikna edici olan şey ikna etmeyi hiç amaçlamayan şeydir. Ne midir? “Sabah kalktığımızda kim olduğumuzu bilerek sokak kapısını açmak, fırıncıya bu bilinçle günaydın demek, dolmuşa bu bilinçle yol vermek. Bu bilinçle seçmek ve yaşamak. Hayatımız Gerçek’in en dolaysız kanıtıdır. Gözlerin –çoğunlukla- göremeyeceği ama hiç bir kalbin asla görmemezlik edemeyeceği ışıklı izler bırakırsınız hayata. Ve “diğeri” o izleri görür her gün, ta ki bir gün bir evde, bir arabanın arka koltuğunda ya da bir kitapçıda, üzerinde aynı ışığın parladığı bir kitap görene kadar.Ve artık ikna olmuştur. Sevgilerimle… Birol

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
13:48

Metin’den…

Sevgili!buRAK Yine,yeni,yeniden ve NUR-U hayat’tan hemen sonra! Her yazınla her hazırladığın T.D.G’ü filmleri ve müzik seçimlerinle,bizi hep kalbimizden vurduğun için.Yaşadığın her AN’ı bizlerle paylaştığın için, söz manası cok az gelecek ama yine’de TEŞEKKÜRLER. ……SEVİYORUM işte varmı diyeceğin.:)) Yalnız değilsin! (Sulugöz) Metin

- Beni de kendine benzeticeksin Metin, o olucak…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
14:08

Gerçek dostluk, dostunu üzmeyi göze alabilmektir. Nihayetinde onu sevince boğacağını bilirsen…

Benim için çok değerlisiniz. Çevremle görüşmelerimi minimuma indirdim. Hayatımı, herşeyimi karşımdaki bu sevgi dolu gönüllere daha fazla adayabilmek için.

Küskün mailler alıyorum. Bana sormayın, cevabın anahtarı sizde dediğim için.
“Anahtar bende yavrularım. Bekleyin. Yada şu konferansımıza gelin, hepsini çözeriz. Para üstü almayan var mı bu arada?” diyemem ben. Dersem bir farkım kalmaz. Ben, sizlere kanal olduğum bilgileri hakkıyla aktarmak ve sizi biliyorum diyen herkesten bağımsız kılabilmek için buradayım. Bilin ki bir gün bana ihtiyacınızın kalmaması da benim hedeflerim arasındadır. Kariyer planımın doruk noktası, emanetine riayet etmiş, huzurlu bir Karadeniz çiftçisi olmaktır. Lütfen kariyerimle oynamayın.

Diğer yanda da sizi kırmak en son isteyeceğim şeydir. Lakin söylediklerimin de %101 arkasındayım. Cevabını kendiniz bulabileceğiniz şeyleri bana gerçekten sormayın. Kendi hayrınız için. Bir de isminizi soyisminizi vermedikten, kim olduğunuzu belli edecek detayları ayıkladıktan sonra kendinizi insanlığa açmaktan çekinmeyin. Bir sorunu, bir sorununu kitleye açabilecek kadar cesursan, yolun yarısı bitmiş demektir. İçinize kapanmayın. BİR olmanın yolu bu dostlarım. Günahlarımızı da sevaplarımızı da paylaşabilmek.

Dostluğun temel taşı fedakarlıktır. Benim bu yaklaşımımın altındaki kodları çözerseniz, elinizde birbirimize güvenmek için daha çok sebep olur. Hele bütün kodları çözerseniz, aramızdaki sevginin ve birliğin nedenlerini dolduracak sepet bulamazsınız. Zamanla oturacak herşey biraz sabır…

Şunu asla ve asla unutmayın. Tanrı’nın doğum günü, bir guru pazarlama projesi değil. O guruların hepsinin toplamını cebimden de çıkarırım, bunu da belirtmeliyim (ehem ehem vakti). Lakin bizim amacımız bir buRAK miti yaratmak değil dostlarım. Amacımız … miti yaratmak, … miti yaratmak. Herkesin kendi hayatlarının efsaneleri haline getirmek.

Duyduk duymadık demeyin. Benim yolum budur. Taşları baştan aşağı sizin hayrınıza döşenmiş zaman zaman yokuşlu bir yol.
Ve ben sizin için dağlara oyduğum bu yolda, sizi bile karşıma almaya hazırım.

sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
14:42

Kulakların çınlasın Emin abi…

Bana mail atmıştı, şimdi tatilde. Cephen çok geniş der bana hep. Yerden göğe kadar doğru. Evet, kesimlerin herbiriyle ayrı bir hesabımız var. Bundan gurur duyuyorum. Lakin tek birşeyde zorlandığımı görüyorum. Yazacaklarımı yetiştirememek. Aynı anda 7-8 yazı üzerinde çalışıyorum, kafam zaten büyüktür iyice büyüdü.
Yazarken en büyük keyfim yazdığım yazıyı birkaç gün bekletmek, sonra ele aldığımda gözden geçirmek, orasını burasını süslemektir. Bunu yapamıyoruz tabi. Noktaya basar basmaz, yayına giriyoruz. Yazı stili olarak buna yeni yeni alışıyorum. Biraz hızlandım çok şükür.

Tüm bunların ötesinde v1.0.3′e çok önem veriyorum. O yüzden günlük mesaimin yarısını şu anda görmüyorsunuz. E.H. ile ilgili çizimler yakında gelmeye başlar. Gerçi o beni yormaz. Resim, beni besler.

Bir yanda da bu şeffaf yaşam çok hoşuma gitmeye başladı. Uzun zamandır görmediğim dostumla karşılaşıyorum. Dişin nasıl oldu diyor. Allah Allah diyorum dişimnerden biliyor?

İşin şahane kısmı şu. Cephe zaten geniş, bekleyen yazılar ise karşımızdaki cepheyi daha da genişletecek : )
Peki bu ne demektir? Tatil iptal : )
Aktaramazsam, içimde patlıyor herşey.
Benim topraklanmam, toprağa değil klavyenin tuşlarına basarak mümkün oluyor :(
Günübirlik tuzlu su? Belki olabilir.
Birazdan yeni, mavi gözlüğümü almaya gidiyorum.
Sizi daha iyi görebilmek içiiiin : )
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
14:48

İsim lazım değil. Gerçek bir arınma süreci içindeki bir dosttan…

Sevgili buRAK kardeşim;Madem hayatımızdaki hayalarımızı günahlarımızı ve güzelliklerimizi buradan paylaşacağız.İçimde TDG nü okuyalı beri fırtınalar kopmakta.Dostlarım hep TDg için birşeyler yaptıklarını sevinciyle gönül birliği yaptığımız toplantılarımıza geliyorlar.Ne kadar imreniyorum.Daha ben parmağımı bile kıpırtadamadım.Belki yarınlarda daha kuvvetli kolumu oynatabilmek için…Hayatımda sevgiyi gerçek manada yaşayamadım.Ban sevgi göstermeyenler beni belki sevmediklerinden değil,gösteremediklerinden olsa gerek.TDg ile beni karşılısız seven bir sonsuz kudretle tanıştım.Ama bu seferde kendimle iç savaşım yada hesaplaşmam başladı.Buna ego deyiniz, kendini bulamama deyiniz benlik deyiniz.Sarmaşık gibi her tarafımı sardışlar ve ben onlardan bir türlü kendimi kurtarıp başımı göğe doğru kaldıramadım.Hep ezik yaşadım.Gönlüm hep kırık oldu.Bu yüzden ben takdir edilmeyi çok severim.Belki bir kırıntı bile olsa başardıkları kimse tarafından takdir edilmemiş biri olarak…Sitede her okuduğum yazıdan sonra bazen ben bu dünyada ne kadar anlamsız bir adamım diyorum.Gözyaşlarıma boğulduğumda içimden bir ses;BEN YANINDAYIM ASIL HAYATA DİYOR.İşte o ses olmasa çok düşünmüştüm buralardan çekip gitmeyi.. Ama hayata asılmam için Allahım bana yanı başımda farkında olmadan yaşadığım ve gerçekten bana göre kesilip biçilmiş eşimi farkettim.O zaman ben sevmeyi denedim.İşte o zaman anladım ki aslında ben bir şey yapmıyormuşum.Ardından bu sevgi meyv verdi.Tanrının bir lütfu oğlumuz geldi.11 yaşında şimdi ve evliliğimizin 11 inci yılında gelmişti. Şimdi göz yaşlarına boğulduğum şu saatte yine içimdeki ses yine bana diyor ki;KORKMA YANINDA BEN VARIM ASIL HAYATA… asılacağım ve o sese ulaşana kadar.Bu ulaşma mesafesini kısaltmama vesile olduğunuz için size nasıl teşekkür etsem az. En samimi sevgi,saygı ve selam sizlere ve gönül dostlarına olsun..

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
14:51

İsimlerimiz ikiye ayrılır…

1- Anne-babamızın bize verdiği isimler.
2- Yaradanın bize verdiği ruh isimleri.

Bazı mektupların ismini vermeyişimiz bundandır dostlarım. Dostumuz kendi ismini bilmediği için. Ve de onu bulma yoluna girdiği için.
sevgiyle
Shima

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
14:57

Milliyet’te UFO haberi…

Sevgili Gülay yapmış, ellerine sağlık.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
14:59

Emine’den…

Hepsi çok hakli ağlamak isteyenlerin ya da gözleri dolanlarin… :)) insanin boğazinin düğümlenmesine, gözlerinin dolmasina sebep oluyor yazddiklarin buRAK’cim…ve insanda yoğun bir “siki siki sarilma ” duygusu uyandiriyor sana karşi ve tüm tdg grubuna karşi… :)) rabbim seni ayirmasin bizden yaa :)

- Buradayım benden kurtulmak zor onu söyliim : )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
18:09

Zahideme de Unforgiven’ı sevdirdik ya…:)

Selam Canım Kardeşlerim,

Beni coşturup…zevkle…bol bol…ağlatmayı süper bir şekilde
….başardınız…!!!
Allah sizden razı olsun…
Elinize…gönlünüze sağlık….amin…!!!

Ayrıca müzik seçimleri de tam 12′ dendi bence…!!!

buRAKcım TDG ‘yi 3.cüye başladım okumaya….
Hayatımda hiç madde kullanmadım…ama ciddi bi bağımlılık var kitapla da ‘
TDG gelişmelerle ‘ de
bazı gün giremediğim oluyo web ‘ e inan ertesi gün kesin ne var ne
yok…bakma ihtiyacı duyuyorum…

Sizlerin değerli vaktini daha çok almak istemem…
Ama bu maili atmak da bana farz olmuştu gene…:)

Sağlık ve de iç huzurunuz daim olsun amin…!!!
Sonsuz sevgilerimle…

Zahide

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
18:13

Güneş’ten güzel bir tekzip geldi… Olay yanlış anlaşılma efendim…

Son cümlem yanlış anlaşılmış.Düzeltme hakkımı kullanmak istiyorum!açık ifadesi şu;mesaj size ilham yoluyla geldiyse zaten sorun yok ve yapabileceğiniz birşeyde yok.Fakat siz uydurduysanız(amaç ne olursa olsun),ben yine de feyz aldım.Sonuçta sizden birşey öğrendim.Burda sizin ne amaçla yaptığınızın bir önemi yok.Bence eleştirenlerde öyle okusalar,onlar için daha faydalı olur.Din karşıtı bir sürü yayın var.Biz onları okumazsak,inancımızda ne kadar samimi olabiliriz ki?okuyup,kendimizi rahat bırakıp düşünürüz.Kalbimize gelenler doğrulardır.Yolunuz açık olsun arkadaşım…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
29
2007
18:15

Elif’ten…

Sevgili buRAK, Kitabı bitireli beş dakika oldu olmadı. O kadar etkilendim ve herşey o denli yerli yerine oturdu ki. Teşekkürü borç biliyorum. Şu sözleri karalarken buldum kendimi: � Açmak lazım tüm kapıları Haykırasım var gönülde olanları Aşkımı Tanrı’ma ve Tanrısal’a Sırrı, vakıf olana; Aşkı aşığa sormak lazım! Tüm dünya duysun diye O’na olan hislerimi Kutlamak lazım taptaze bilinçleri Rahman ve Rahim olan Bir’in içinde O Cennet boyutunda var olduğumuzda Rahimin öz farkındalığıyla Parlayana and olsun! Tüm Evren için Hayırlı olsun. � Ve de öyledir… Sevdiklerinle ve sevgiyle yaşa! Elif

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
30
2007
03:09

Bu sabah İstanbul bir başka yaşandı Ayşe’nin yüreğinde… Ayşe’den…

aysecik Bu sabah İstanbul bir başka yaşandı Ayşe’nin yüreğinde… Ayşe’den…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
30
2007
14:18

Rüyadayım ben galiba…

Hz. Ali’nin doğumgününde rock çılgınlığı
İran’da Hz. Ali için rock konser verildi.
Şİİ İran’da Hz. Ali’nin doğumgünü ilk kez çok farklı bir etkinlikle kutlandı. Başkent Tahran’da düzenlenen doğumgünü etkinliklerinden bir rock müzik grubu sahneye çıkarak konser verdi. Başı örtülü genç kızların solistlik yaptığı grubun uzun saçlı gitaristi de dikkat çekti. Vatan

iran rock Rüyadayım ben galiba…Hzali Rüyadayım ben galiba…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
30
2007
15:43

Aile bağları…

Babam bizdeydi, üstüne bir de ananem geldi. Oh değmeyin keyfime : ) Ananemin Tosun’u “herufcuk da herufcuk” diye sevmesini özlemişim… Ananemin kankisi benim de pek sevdiğim Pakize teyze, oğlu, gelini pek beğenmişler TDG’yi onu anlatıyo. Saçımı seviyo tontonum, “Sen ne kafalı çocuksun” diye… Hep soruya bana. O kadar yazıyı nası yazdın? diye. Sonuna kadar olmasa da epey okudu. Odanda kitap ta yoktu ki diyo (depoda kalmıştı hepsi). Senin (fırında) mücverlerin uğurlu geldi anane diyorum. Kaygana Mucizesi diyorum. (Kaygana Karadeniz stili bir omlet. Dehşet bişi.Biz aslen Garadenuzluyuz da…)

Bu arada çok güldürdü beni. Onu ne zaman kızdırmak istesem anane Başbakanından memnun musun? diye sorarım. O da demediğini bırakmaz. Ama hemşerin derim. Aman sen de ber der. Böyle hemşeri olur mu? Tansiyon ilacıma para veriyorum onun yüzünden.

Güldüğüm nokta bu değil. Buna senelerdir gülerim zaten. Asıl matrak olan şey… Babamdan öğrendi bizimkisi az önce. İlacına, rapor almadığı için para ödüyormuş meğersem : ) Bir kere rapor alsa gereken herşeyi veriyormuş devlet. Hakkatten mi? dedi şimdi mi söylenir bu der gibisinden…

Kardeşimle, kuzenlerimle hep konuştuğumuz bir konudur. Babamlar da annemler de çok kalabalık ailelerdi. Dayılarımız, teyzelerimiz, amcalarımız, halalarımız oldu hep bizim. Hepsini çok severdim, hala da çok severim. Ama devir değişti şimdi. Ekonomik şartlar vesaire… Küçük aile modeli hakim artık ve bizim (potansiyel) çocukların ya halası olacak ya amcası. Ya teyzesi olacak ya dayısı. Hepsi aynı anda değil…

Bizim kültürümüzün aile bağlarına, kalabalık aile modeline hastayım ben.
Belki de o yüzden 8 çocuk istiyorumdur : )
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
30
2007
16:07

Köşedeki o kitapçı..

Bizim evin burada köşede bir kitapçı var. Bizim semtin entelektüel ambarı diyebilirim… Dükkanın önünde, geceleri içeri aldığı bir kitap vitrini vardır. Ve ben de hergün o vitrinin önünden geçerim. Yazar psikolojisi işte. Gözucuyla süzerim hep acaba bizim TDG geldi mi buralara diye. Ve nedense de hiç görmem : ) Bu tarz bağımsız kitapçılar kendi içlerinde, kendi usulleri, kendi seçimleri olan müesseselerdir. İçeri girip de kendi kitabımı hayatta soramam, acayip utanırım.

Önceki gün eşimle köşedeki o kitapçının önünden geçmekteyiz. Benim gözler refleks olarak tabi sağa doğru hamle yapmıştı ki solyanımdan “Tanrı’nın doğum günü! Tanrı’nın doğum günü!” diye bir ses geldi. Sesin sahibi zıplıyodu : ) Ben gözucumla dönene kadar eşim kafasını çoktan çevirmişti. Yazar tribi yok nasıl olsa.

En tepeye koymuşlar gıcır gıcır bir TDG’yi. 5. baskı… İçeri girip sorucam dedi. Bunu duymamla birlikte kendimi sokağa attım hızla. Yerin dibine girmemek için. Kalbim sıkışıyor öyle böyle değil. Koş koş muhteşem bir kitap diyor! diyen ikinci bir ses. Ohhhh… Bizi anlayan biri…

Tanınır olmaktan hiç hazzetmem. Çünkü ben girdiğim bir ortamda görünmez adam olmak isterim. Güneş gözlüğümün arkasından insanları, bana bakmayan insanları gözlemlemek en büyük besin kaynağımdır. Yüzler sana dönerse, bu besin kaynağın kesilir. (Bakınız En iyi yazar ölü yazardır yazısı)… Yalnız tanınmanın benim için tek cazibesi şudur. Tanıştığın herkese kendini tanıtmak, kendini ifade etmek, nasıl biri olduğunu, neler yapmaya çalıştığını anlatmak zorunda kalmamak. Bunu isterim. Bu benim yolumu açar. Kim sorusunu pas geçersek ne? sorusuyla doya doya uğraşabiliriz.

Dükkana girdim. 70 yaşlarında bir amca. Gel evladım seni tebrik edeyim diyor. Okumadım, göz attım ama muhteşem birşey bu. Ve TDG’yi kadim özelliklerinden bağımsız, yayıncı gözüyle bir kitap olarak nasıl algıladığını tarif etmeye başladı ki, bunları duymak da çok hoşuma gitti. Sofi’nin dünyası’ndan sonra felsefeyi bu kadar sevdiren başka bir kitap çıkmamıştı… Bu kitabın tanıtımını çok iyi yapmalıyız diye de ekledi. Ben 1 kişiyim canım amcacığım. Bu kitabın tanıtımını 10 bin kişi üstlendi. Herşeyi onlar yapıyorlar dedim. Güldü, çok doğru dedi. Gene de çık bir yere konuş dedi. Aktüel’e konuştum bol bol dedim. Hah tamam yeter harika dedi. Ben en merak ettiğim soruyu sordum. Kitaptan nasıl haberin oldu? O da cevap verdi. Kızım geldi Amerika’dan. Benden bu kitabı istedi, aldı ve gitti. Hmmm… İndigoların sözleri anaları babaları üzerinde ne kadar da etkili. Aynı Dona’nın dediği gibi…

Yanaklarından öptüm onu, dükkandan çıktık. Saçmasapan bir saplantının daha sonuna gelmenin keyfiyle : )
Dönüşte, aynı vitrinde iki TDG birden vardı…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
30
2007
16:26

… sevgili dostumuz MSN listesinde. Sağolsun benim meşguliyetimi hiç ihlal etmez. MSN’de kişinin dinlediği şarkının adı yazıyor ya…
Bir baktım bizim hocanın adının yanında Metallica dinliyor yazıyor. Hem de Seek ‘n Destroy dinliyor. Çok eski, sert bir parçadır. Hoca damardan bulaşmış rock müziğine. Çok da iyi etmiş…

Rock müziği, isyanın sesidir. Sözlerini anlayan anlamayan herkesi şöyle bir titretir, harekete geçirir. İsyan derken. İstedim vermediler tarzı birşey değil tabi : ) Arabesk değil demeyeceğim çünkü Orhan Baba’ya çok büyük sevgimiz var. İnanılmaz bir senfoni zenginliği… Hürmetler Orhan Baba!

Bu arada bizim yerli rock grupları var ya. İçlerinde gerçekten dünya standartlarında iş yapanları var. Manga… Çok çok başarılı. Ah o “Dursun zaman” yok mu Göksel’le birlikte söyledikleri? O nasıl birşey öyle… Pamela’yı da çok severek dinlerim. Ama sanıyorum Türkçe rock söyleyen dostlarımızın içinde Şebnem Ferah’ı kayırır, çook ayrı yerlere koyarım. (Bu konuyu burada bitirmek zorundayım, başka şeyler var yazmam gereken şimdi)

Uzun lafın kısası…
Dünya rock müziği inişte.
Türk rock müziği çıkışta. Tarihinde ilk defa.
Tesadüf mü acaba?
Bu çocuklar, bu milletin dünyadaki elçileri olacaklar.
Hep birlikte göreceğiz.
sevgiyle
Kafa sallayarak
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
30
2007
16:34

Nesrin Abla’dan haber var…

Dedim ya şu internete bi girse, bize bi mektup yazsa bilin ki kıyamet çok yakındadır diye… Sen görürsün diyo bana. İlk iş adsl için başvuracakmış. Sürekli sitede olacakmış, bize güzel mektuplar yazacakmış. Bak seeen. Görmeden inanmam : )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |