Eyl
25
2007
12:21

Cennet Bahçesi…

Çocuklara yönelik İslami kurallar içeren yeni bir oyun seti hazırlandı. Sure okunan, namaz kılınan oyun, bitiminde, çocukları cennete götürüyor.
“Cennet Bahçesi” ismi verilen oyun en az iki kişiyle oynanıyor.

Oyun, üzerine sayılar yerleştirilmiş bir döndürgeç yardımıyla oynanıyor ve “besmele” ile başlıyor. Döndürgeçin gösterdiği sayı kadar kutularda ilerleyen oyuncu o kutuda yazanı yapmak zorunda. Kutuların bazılarında ibadet yapılması istenirken kimilerinde dini mesajlar veriyor.

“Ezbere Sure Oku, Şimdi Kur’an Okuma Zamanı, “Bir İlahi Söyle”, “İslam’da Örtünmek Farzdır”, “Oyun Oynarken Dahi Namaz Kazaya Bırakılmaz”, “Peygamberimize salavat getirin”, “Cuma Müslümanların Bayramıdır”, “Müslümanların Yılbaşı”, “İki Rekat Namaz Kıl” yazan kutuları geçtikçe puan toplanıyor ve Cennete yaklaşılıyor.

Çocukları hedef almakla birlikte yaş sınırı bulunmayan oyunda uygulamaları yapmaktan kaçınan oyuncu direkt diskalifiye ediliyor.
Oyunun Monopol gibi oyunlardan bir farkı da zar bulunmaması. Her oyuncu belli puanlarla başlıyor. Oyuncu geldiği kare üzerinde, varsa, ilgili kartı çekiyor. Örneğin “kötü davranış” kartı çekilmişsi oyuncu puan kaybediyor, ancak “soru cevap” kartlarına oyuncu doğru cevap veriyorsa üzerinde yazan puanı kazanıyor. Aksi halde bir o kadar puan kaybediyor.

CENNET İÇİN 2 BİN PUAN ŞART

Oyun kartonu üzerinde, “Şimdi Kuran Okuma Zamanı”, “Bir İlahi Söyle”, “İslam’da Örtünmek Farzdır”, “Peygamberimize Salavat Getirin”, “Müslümanların Yılbaşı”, “Her gün düzenli Kuran Okumalıyız”, “Sabah Namazını Vaktinde Kılanın Günü Bereketlenir”, “İçki ve Sigara Kötü Bir Alışkanlıktır”, “Müslüman Çocuk Ezan Okumayı Bilir”, “Bir Fıkra Anlat, “Kimsenin Arkasından kötü Konuşulmaz Gıybettir”, “Abdest Namazın Farzlarındandır”, “Müslüman Müslüman’ın Kardeşidir”, “Oyun Oynarken Dahi Namaz Kazaya Bırakılmaz”, “Cuma Müslümanların Bayramıdır”, “Allah’ın İsimlerinden 5′ini Say”, “Müslüman Yalan Söylemez”, “İki Rekat Namaz Kıl”, “Arkadaş Nasıl Olmalı Anlatın”, “Hapşırınca Elhamdülillah Denir”, “Yemek Sağ El ile Yenir”, “Cennete İyi Amel İşleyen Müslümanlar Girer” gibi bölümler bulunuyor. Fıkra, tekerleme, bilmece de anlatılması isteniyor.

Çocuklara arap harflerini öğretmek için Elif-ba da oyun içerisinde yer alıyor. Oyun sonunda cennet bahçesine ilk giren oyuncu en yüksek puan olan 2 bin puan, ikinci bin 500 varsa 3. ve diğer oyuncular bin puan alıyor.

AYAKTA YEMEK KÖTÜ DAVRANIŞA GİRİYOR

Çocukların seçtiği kötü davranış kartı içerisinde “Kumar Oynamak”, “Vurdum Duymaz ve Duygusuz Olmak”, “Yerlere Çöp Atmak”, “Hayvanlara Kötü Davranmak”, “Ayakta Yemek Yemek-Su İçmek”, “Fazla Televizyon Seyretmek”, “İçki İçmek”, “Diş Fırçalamamak” bulunuyor. Sure Kartlarının arkasında ise çeşitli sureler yer alıyor.

ÇOCUĞA “4 MEZHEBİ SAY” SORUSU

Soru Cevap Kartlarına örnekler ise şöyle:
“Kıblen Neresidir?”, “Kafir Kime Denir?”, “Kelime-i Şahadet Nedir?”, “Dinin Hangi Dindir-Kitabın Hangi Kitaptır?”, “4 Mezhebi Sayın”, “Azrail’in Görevi Nedir?.”

Oyunda ayrıca dua kartları da bulunuyor. Dua kartlarından örnekler şöyle:

“-Elbise Giyinirken – O Allah’a hamd olsun ki benden bir kuvvet olmaksızın bu elbiseyi bana giydirdi ve bunu bana rızık olarak verdi,
-Aynaya Bakarken – Allah’ım hamd olsun. Allah’ım! Benim yaradılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.”
Bu oyunun diğer oyunlardan farkı, oyun sonunda birinciye para ödülü yerine cennet bahçesi vaat ediliyor olması. Oyunda, Müslüman bir ailenin çocuğunu yetiştirirken, dikkat edilmesi gereken bir takım davranışlar da yer alıyor.
Oyunun amacı ise oyun setine yerleştirilen kağıtta şöyle açıklanıyor:
“Yüzde 99′u Müslüman olan ülkemizde şiddetten uzak, sağlıklı, genel ahlak kurallarına örf ve adetlerimize uygun toplumumuza her yönüyle faydalı verimli bireylerin yetişmesine katkı sağlamak. Oyunu oynayan çocukların yanı sıra oynayacak yetişkinlerin de normalde hayatında belki de dikkat etmediği birçok davranış karşısına çıkacak ve ihmal ettiği birçok şeyin farkına vararak düzeltme şansına sahip olacağına ve düzelteceklerine inanıyoruz.”

Oyunun dağıtıcı firma yetkilileri, Ramazan ayında satışların arttığını belirtirken, oyunun tüm oyuncakçılarda ve bazı marketlerde bulunabileceğine işaret etti.

PEDAGOGLAR BAKMALI

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Saim Yeprem de yaptığı yorumda, oyun konusunun bir uzmanlık alanı olması nedeniyle pedagogların mutlaka devreye girmeleri gerektiğin söyledi. Yeprem, “Bahsedilen oyun eğer çocukları yaşlarına, kabiliyetlerine göre bilgilendiriyor, yönlendiriyor, eğlendirirken eğitip öğretiyorsa elbetteki iyi bir oyundur. Ama önce mutlaka pedagoglar bakmalı” dedi.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
26
2007
14:53

Zeka üzerine… Elif’ten…

En ünlü avukatın kaybettiği tek dava….

Ünlü bir futbolcu karisini öldürmekle suçlaniyordu. Futbolcu
yakalanmisti. Ama karisinin cesedi ortada yoktu.
Durusma Amerikan filmlerindeki gibiydi. Futbolcu sanik sandalyesinde
oturuyordu. Kucak dolusu parayla tuttugu avukati jüriyi ikna etmeye
ugrasiyordu:
“Sayin jüri üyeleri, müvekkilimin suçsuz olduguna yürekten inaniyorum.
Buna az sonra sizler de inanacaksiniz. Neden mi? Bakin, simdi 1′ den 10′ a kadar sayacagim ve müvekkilimin öldürdügü iddia edilen karisi bu kapidan içeri girecek…
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10…”
Bütün jüri kapiya döndü. Kimse girmedi içeri.
Avukat bir savunma dahisiydi, öldürücü hamlesini yapti:
“Bakin, siz de kadinin öldügüne inanmiyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri
girecek diye kapiya baktiniz. Iste karari buna göre vermenizi talep ediyorum.”

Jüri, ünlü futbolcuyu suçlu buldugunu bildirdi ve dava bu sekilde
sonuçlandi.

Mahkeme çikisinda avukat, bayan jüri baskanina yaklasti:
“10′ a kadar saydigimda siz de diger üyeler gibi kapiya bakmistiniz.
Neden böyle bir karara imza attiniz?”
“Dogru” dedi jüri baskani; “Ben de kapiya baktim, ama müvekkiliniz
kapiya bakmiyordu!..”

NOT: En iyi analist herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yönelen
bakışları izleyen kişidir. (daha fazla…)

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
26
2007
14:55

Müge’den…

ben uzun zamandır kitap okumamıştım 3,5 yaşında bir oğlum var pek mümkün olmuyor kitabınızı yengem hediye etti kendisi okumuş ve çok etkilenmiş mutlaka oku dedi okumaya başladım 65. syfadayım ve çok beğendim son günlerde aldım en güzel hediye diye düşünüyorum teşk.yenge ve buRAK bey sizede teşekk.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
26
2007
15:44

Önemli yazı TDT; Birazdan yayında…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
26
2007
15:52

Türküm, doğruyum, TARTIŞKANIM…

90lı yıllarda başladık… O yıllarda, tartışma programları Türkiyemizde önemli bir iş gördü. Farklı fikirlere “tahammül” konusunda çok ciddi sınavlar verildi. Herkes, herkesin konuşmaya hak sahibi olduğunu gördü öncelikle. Aynı anda bağırıldı, çağırıldı, yeri geldi yumruklar konuştu. Taraflar birbirlerine sözle üstün gelmeye çalıştı, durdu. Sözünü kesti, sözünü yükseltti. Tansiyon her zaman yüksek oldu. Hararetli tartışmalar, insanımızdan yoğun ilgi gördü. O yıllarda…
İslam kelimesi, yetiştirip büyüttüğümüz bu tartışma kültürümüz içinde her zaman için önemli bir izlenirlik unsuru oldu. Bu dalgadan İslam da nasibini aldı. Dini konular tartışıldı bol bol. Bir konuda farklı düşüncelerin olabileceğinin idrak edilmesi açısından, yararlı da oldu. Dine dayalı kültür, fikirlerini değiştirmeye yanaşmasa da, en azından tartışmaya açtı. Öyle yada böyle, bir gelişme katetti.

Ya sonra? Sonra şöyle birşey oldu…
Her cılk, birgün mutlaka çıkar.
buRAK

Gelinen noktada, tartışmacılıkta maksatlar fazlasıyla aşılmıştı artık. Fikir dünyamız, kaosla döşenmişti. Tekseslilikten, çoksesliliğe geçmiştik geçmesine de… Lakin duramamıştık istediğimiz yerde. Çokseslilikte inemeden, kendimizi “her kafadan bir ses” istasyonunda buluvermiştik.

NBC televizyonunu izleyen bir Amerikalı, ömrü hayatında hiçbir zaman günah nasıl çıkarılır, hangi günahlar çıkarılabilir-hangileri çıkarılamaz, kiliseye hangi ayakla girilir gibi tartışmalar görmemişti ama bu toplum, bu kadar açık bir dinin incik cıncık her detayını tartışır olmuştu. Bir gözü seccadede, bir gözü televizyonda tuhaf bir Müslüman modeli yetişiyordu. Televizyon uleması denilen sözde bir otoritenin ellerinde.
Elektronik ilmihallerdi onlar…

Tartışmanın araç değil amaç olduğu günlerdeydik artık.
Hiçbirşey bizi durduramıyordu.
Artık günler günleri, biz birşeyleri tartıştığımız sırada kovalıyordu.
Misal; Türkiye ile Suriye ülkelerinin sınırında, İsrail ülkesine ait yakıt tankları bulunuyordu ansızın, birgün.
Ne alakaydı? Neler oluyordu?
Hiçbir zaman bilemiyorduk. Meşguldük çünkü, kadın giyimini tartışıyorduk. Gözümüz konfeksiyonculuktan başka hiçbirşeyi görmüyordu.

….

90′lı yılların tartışma kültürü, televizyonda belli başlı kişilerin karşı karşıya gelmesi ve kitlelerin de bu sahneleri izlemesinden oluşuyordu. Bir bakıma şifresiz maç yayınlarıydı bunlar… Ezeli rekabet: Laikler Dincilere karşı… Gibi.

Ve geliyoruz 2000lere. 10 milyondan fazla internet kullanıcısının var olduğu bir ülkeye… Haber sitelerinin yorum bölümlerinde, haldır-huldur hatta pata-küte tartışmalar… Forum sitelerinde kavgalar, kıyametler. Chat’te başlayan bir tartışmanın, sokakta buluşup kana bulandığı tek MSN versiyonu herhalde biz Türklerin elindeydi.

İnternetin yeni çağa ait bir teknoloji olduğu doğrudur. Fakat biz Türklerin tartışma kültürünün temelini, 90ların o kavgalı-gürültülü TV sahnelerinin oluşturduğu daha doğrudur. Türk toplumu tartışmayı, barışçı değil kavgacı Türklerden öğrenmiştir… Bugün yaptıkları, televizyondan öğrendiklerini klavye başında uygulamaktan başka birey değildir. O günlerde ekranlardan inmeyen üç-beş saldırgan proto-tip, çoğalmış, kitleselleşmiş, akın akın internete akmıştır.

2000lerin her kafa başına bir ses düşen, sonsuz kaotik günlerine gelinmiştir artık.
Ve böylesine tartışmacı bir toplumda günlerden bir gün,
hiç beklenmedik bir anda, hiç umulmadık bir şekilde
Tanrı’nın doğum günü çıkagelir.

- Bu da nereden çıktı şimdi?
- Ne yapacağız biz bunu?
- Karalayalım hadi.
- Olmuyor.
- E iyi, tartışalım o zaman…

Türk insanının artık, tartışma kültürüyle bir yere varamayacağını öğrenmesi gerekiyor.
Geçen 20 yıl boyunca, tartıştığı hiçbir konuyu çözümleyemediğini farketmesi gerekiyor.

Okuyucularımızdan …gül, bir mektup göndermiş.
Sitede kitabın içeriğini tartışmaya aç, niye kaçıyorsun diyor özetle.
Ben de kendisine ve böyle düşünmesi olası tüm dostlarımıza,
Kur’an’daki “tartışmasız” en çok sevdiğim ayeti gönderiyorum;

Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız,
O DA ONUN BEYNİNİ DARMADAĞIN EDER.
Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir…
Kur’an-ı Kerim Enbiya Suresi 18. Ayet

Biz buraya, tartışmak için değil,. tartışmalara nokta koymak için geldik dostlarım.

Tartışma kültüründe fikirler, maça çıkar. Ve o maçlar hep 1-1 biter.
Biz mi?
Biz, o stadyumları yerlebir etmek için buradayız.

Tartışma, tekamül zararlısıdır. Bilgiyi, bilgeden uzak tutar. Kazanma dürtüsüyle icra edilen birşey olduğu için. Hiçkimse kaybetmek istemez…

Tekamül yolunda öğrenmenin sırrı “kaybetmekten” geçmektedir oysa. “Kazanırsan” benlik duygun perçinlenir, kendini geliştirmezsin, eski bilgilerine daha sıkı sarılır hale gelirsin. Kaybedersen gelişirsin, kazanırsan yerinde sayarsın. Bu yüzdendir ki, bu ülkede tartışmalardan hayırlı sonuçlara, çözümlere ulaşıldığı görülmemiştir. Maça çıkar gibi çıktıkları için. O sandalyelere gol atma dürtüsüyle oturdukları, karşı tarafı sıkıştırınca kend tribünlerine dönüp kol hareketleri yaptıkları için…

Zeka, tartışmada öne çıkmaktır.
Deha ise tartışmaya son vermektir.

Ne dün, ne bugün ne de yarın. Hiçbir tartışmanın, hiçbir fikir dalaşının içinde yokuz.
İsteyen kendi arasında girsin, biz yokuz.

Hakikat, tartışılmaz bir gerçektir.
Tanrı’nın doğum günü, hakkındaki hükmü kamu vicdanı verecektir…
Zamanı geldiğinde…

4. Faz geri-sayım’da geri saymakta olduğumuz şey Kader Gecesi’dir…
Toplumumuzun vereceği kararı bekliyoruz hep birlikte.
9 Ekim itibariyle, adım atacağımız 5. fazın ne olduğuna Türk milleti, o gecede karar verecektir.
Bize düşen beklemek, sabretmek, dua etmektir.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
26
2007
18:30

Aristid’den…

Deccalin Ordusunu gördüm, Evet son zamanlarda dini çevrelerde ve yeni çağ akımında söylenen deccal ve mehdinin çağından bahsedilir, ben deccalin ordusunu gördüm, bunun şaka veya sanal olduğunu düşünmeyin etten kemikten ve hepsi de gerçekti, O gözlerindeki öfkeyi, kini ve karşılarındaki insanlar yanarkenki umursamaz hiddeti gördüm, Bunun bir ordu olduğu kesindi, ama mantıklı bir ordu olduğunu veya neyi kime karşı koruduğunu anlamak çok zordu, çünkü karşılarında bir ordu değil 16-17 yaşında halk oyuncusu kızlar(semah ekibi), 9 yaşında çocuk, ozanlar, yazarlar ve şairler vardı, karşılarında da ozanların gençlerin, şairlerin yakıldığını seyreden binlerce insan. Bu yazı sanal bir yazı değildir, bunları 02 Temmuz 1993 de Sivas’ta yaşadım bu ordu’nun Allahın ordusu olamayacağı kesin, evet ben bundan 15 sene önce deccalin ordusunu gördüm.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
26
2007
18:35

Burak’tan…

SEVGİLİ ADAŞIM, RUHUNA SAĞLIK. 500 KUSURUNCU SAYFADAYIM. ACELE EDİYORUM BİTİRMEK İÇİN ÇÜNKÜ İŞYERİNDE OKUMAYI BEKLEYEN BİR ARKADAŞIM VAR. BU ARADA FACEBOOK’TA KİTABINLA İLGİLİ BİR GRUP AÇTIM. FIRSAT BULDUKÇA GELİŞTİRMEK İSTİYORUM. BİR GÖZ ATARSAN ÇOK MUTLU EDERSİN. SEVGİYLE,

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
27
2007
06:02

Figen’den…

Herkese anlata anlata bitiremedim gerci henuz bende bitirmedim ama su ana kadar nefis 280 li sayfalardayim Budistiden hiristiyanina herkes merakta sadece benim anlattiklarimla

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
27
2007
06:05

Mektup…

İlginçtir, tartışmayla ilgili yazıdan sonra bir sistem arızası meydana geldi, dün itibariyle bana gönderilen hiçbir mektup bendenize ulaşmadı. İlginize, bilginize efendim.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
27
2007
13:19

Türkçe…

Yeni kelime türetmesi çok kolay. Yapım ekleri oldukça zengin. Duyguları karşı tarafa geçirme kapasitesi, çok ama çok yüksek. Bizim dilimiz çok güzel bir dil ve ben bir yazar olarak anadilim için şükrediyorum.

ODTÜ Atatürkçü Düşünce Topluluğu yabancı kelimelere yeni karşılıklar üretmiş. Genelde dalga geçeriz, ciddiye almayız bu yöndeki çabaları. 2007 model buRAK olarak bakınca çok güzel yeni kelimelerin olduğunu gördüm. Büyüdüm mü nedir? Seçin, beğenin, kelime hazinenize yerleştirin derim. Ben öyle yaptım.

Farkındaysanız e-mail kelimesini kullanmıyoruz artık sitede. Neden? Çünküüü, muhteşem sözcük; mektup’u yerleştirdik hayatımıza. Çok da güzel oldu. Dona’nın anadilimizle ilgili sözleri de hepimizin malumu…

Bu vesileyle…
Evet, dilimize sahip çıkalım. Yalnız bunu insanlarımızı suçlayarak, komplo teorileri üreterek yapmayalım. Toplumumuzdan istediklerimizi zorlama yoluyla yapmayı, dayatmalarda bulunmayı tamamen terkedelim. İnsanlarımızdan beklediklerimizi güzellikle söyleyelim.

Türkçemize sahip çıkılmasını mı istiyoruz? O zaman Türkçemizi sevdirelim. Dil konusunda suçlayıcı olursak, dilimizi anti-patik hale getiririz, ki bunun karşılığı öz-Türkçe’de “en büyük kötülük” olacaktır. Serbest rekabetin çağında, diller de dinler de kendini daha cazip hale getirmek zorunda artık. Bunun başka yolu yok. İnsan artık bir tüketici varlık. Seçenekleri bi hayli bol bir tüketici. Ona kendini sevdirmenin, ona daha yakın olmanın bir yolunu bulacaksın. Bunu o değil, sen bulacaksın. Yoksa? Yoksa, insan çok vefasız bir tüketici varlık…

Dil konusu, dış mihrakların oyunu falan da değil. Bütün dünya haldır haldır küreselleşiyor. Bütün kültürler içiçe geçmekte. Konu yabancı kelimelerin istilasıysa, tehdit altındaki dillerin en başında Türkçe değil Fransızca geliyor. Yana yakıla çare arıyorlar parlez les français’ler.

Bana sorarsanız insanlık, tek bir millet olmaya doğru hızla gidiyor. Bekâr bir fındık, yalnızkovboy bir nohut olmak yerine, tek bir aşurenin parçası olmaya doğru hızla ilerliyoruz.

Alışması kolay değil fakat nihayetinde çok hayırlı bir yol, bu yol. Aynılaşıyoruz. İnsanlık, tarih boyunca farklılıklarla savaşma yoluna gitmiş, şimdi ise o farklılıklar yavaş yavaş ortadan kalkmakta. Aynı şeylerden zevk almaya başlayan bu insanları birbiriyle savaştırmak hiç de kolay olmayacak. Gidişatın nihayeti güzel, yolculuk aşaması ise biraz sancılı.

Küreselleşmenin ortasında milliyetçi olmak, ulusalcı olmak bunlar da hiç kolay değil. Benim için vatanseverlik, bu aşurenin içinde kendi lezzetimizin daha fazla yer alması için çaba harcamaktan ibaret. Biz fındık mıyız? O zaman bu aşurenin fındığı bol bir aşure olması için elimizden geleni yaparız. Benim vatanseverlik tanımım budur.
- Aşure yaptırmam efendim.
- Dağıtırım ulen bu kazanı.
- Yıkarım bu mutfağı başınıza.
Küreselleşmeyle didişmek… Bu, hiç de zekice bir hareket değil.

- Kolay gelsin. Ne yapıyorsun hemşerim?
- Bahçeme tel örgü çekiyorum.
- Ne için bu tel örgü?
- Tsunami için.

Bu durdurulabilir bir dalga değil, öncelikle bunu bilmeli insan. Yağmur bulutlarını durduramazsın. Şemsiye açabilirsin, branda gerebilirsin fakat yağmuru durduramazsın.

Küreselleşme dalgasının ülkemiz için tehdit olduğunu anlatıyor da anlatıyor, gerici enerji… Gerici enerji, kendi kıyametini yaşamaya direniyor, hepsi bu.

Bu dalga, bu dalgaya hazırlıksız yakalanan milletler için bir tehdit.
Zayıf bireyin doğadan ayıklanması…
Her zamanki gibi…
Huyu kurusun tarihin…
Bu yeni ortamın, ülkemizi mahvedeceğini falan söylemek, kendi kendimize yaptığımız bir “zayıf birey” yakıştırması.
İyi de hani bir Türk dünyaya bedeldi?

Ya göklere çıkarıyoruz, ya yerin dibine sokuyoruz…
Orta ve tutarlı bir yol tutturmayı öğrenmemizin zamanı gelmiş olmalı.
Herşeyi yaparız da işte, bizim kafamız biraz karışık…
Kafamız netleşsin de, siz ondan sonra görün tantanayı.
Ama ondan önce, asıl çıkış noktamız olan sözcük listesine buyrun : )
sevgiyle
buRAK

Abone: Sürdürümcü
-Ahize: Almaç
-Ambargo: Engelleyim
-Anchorman: Ana haber sunucusu
-Akü: Akımtoplar
-Angarya: Yüklenti
-Asparagas: Uydurma
-Ansiklopedi: Bilgilik
-Antrenman: Çalışım
-Best-seller: Çok satan
-Çip: Yonga
-Centilmen: İnce, görgülü
-Deterjan: Arıtıcı
-Dozer: Yoldüzler
-Fenomen: Görüngü
-Fidye: Kurtulmalık
-Faks: Belgeç
-Fren: Durduraç
-Gala: Öngösterim
-Hoparlör: Sesyayar
-Hobi: Düşkü
-İllüzyonist: Gözbağcı
-İnput: Girdi
-Jübile: Onur töreni
-Kapora: Güvenmelik
-Kompozitör: Besteci
-Konteynır: Taşımalık
-Koridor: Geçenek
-Laptop: Dizüstü
-Makyaj: Yüzboyama
-Matine: Gündüzlük
-Militarizm: Orduculuk
-Mouse: Fare
-Mübarek: Kutlu, uğurlu
-Natürmort: Ölüdoğa
-Pardon: af edersiniz, bağışlayın
-Polemik: Kalem kavgası
-Pansiyon: Barınak
-Pastoral: Çobanlama
-Potansiyel: Gizilgüç
-Panik: Ürkü
-Pedal: Ayaklık
-Sauna: Buhar banyosu
-Solaryum: Güneş odası
-Spot: Benek, benekçik
-Tank: Birikimlik
-Turist: Gezgin
-Vitrin: Sergen
-Vazo: Çiçeklik
-Vantila

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
27
2007
14:27

Harika bir bilgi… Emsile’den…

Kimilerine göre bir internet efsanesi, kimilerine göre bir internet mucizesi olan Google‘ın 9. doğum yılı. Kısaca kelime anlamına bakarsak aşina olacağımız bir sonuç ortaya çıkar “Google” adı, Amerikalı matematikçi Edward Kasner’in yeğeni olan Milton Sirotta tarafından bulunan “googol” kelimesi üzerinde oynanarak üretilmiştir. Googol, 1 rakamı ve onu izleyen 100 sıfır ile temsil edilen sayıdır. Googol çok büyük bir sayıdır. Evrende hiçbir şeyin googol’u yoktur; ne yıldızların, ne toz parçacıklarının, ne de atomların. Google’ın bu terimi kullanması, dünyadaki muazzam (ve sınırsız görünen) bilgileri organize etmek ve herkes tarafından erişilebilir ve yararlı kılmak olan misyonunu yansıtır. Sonuç açık ve net ortada milyonlarca insanı bir araya getiren internet ve yardımcı sağ kolu google doğum günü kitabımızda da belirtildiği gibi Tanrının bir projesi.. 27.09.2007 = (2+7)+9+(2+7)=9+9+9=2+7=9

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
27
2007
18:53

Burak’tan…

15. O Refi’dir, dereceleri yükseltendir; arşın
sahibidir. Buluşma günü hakkında uyarmak için emrinden
olan Ruh’u kullarından dilediğine indirir.
16. O gün onlar ortaya çıkarlar. Hiçbir şeyleri
Allah’a gizli kalmaz. Kimindir bugün mülk / saltanat?
O Vahid ve Kahhar olan Allah’ın!
(Mümin Suresi)
Aramıza hoşgeldin…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
27
2007
22:02

İstinye Park… Kabalcı Kitabevi… TDG 6 numara… Banu’dan…

kabalci.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
27
2007
22:14

Musti’den…

selam buRAK’cım sana uzun zamandır yazmıyordum ama siteni her gün yakınen takip ediyorum. uzun süredir eksisozlukte “buRAK ozdemir” ve “tanrı’nın doğum günü” başlıklarına bakmamıştım. tanrı’nın dogum günü başlıgında girişlerin artması beni sevindirirken yalnızca fanatik dincilerin diil fanatik ateistlerin de saldırısı altında oldugunu fark ettim.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
27
2007
23:21

Günseren’den…

kitabınızı yaz tatilinde eğlenceli bir güneşlenme programına almıştım..hata etmişim şimdi tekrar okuyorum ben basketbolcuyum ayrıca beden eğtm. öğretmeniyim..artık çocuları kusturana kadar koşturmak yerine her sabah şu soruyu soruyorum:bugün içinizdeki tanrıyı bulmak için ne yapmak istiyorsunuz..cevapları kendileri için terlemek olmaya başladı..eğlenirken öğrenmek bu olsa gerek..keşke benim antrenörlerimde bu kitabı okumuş olsalardı..ve sahaya çıktığımda sadece kendim için orda olduğumu hissettirebilselerdi..ellerine sağlık tabi kalbine ve aklına da..oyuncularımın çoğu hayatlarında ilk kez kitap satın alıp bir de üzerine okuyup tartışıyorlar..umarım bu kutsal topraklarda daha fazla buRAK görürüz ve nekadar kendimize gülsekte türklüğümüzle gurur duyarız..sevgiler

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
28
2007
01:18

Meşguliyet…

Sıkı bir çalışma içindeyim. Editoryal işler. Gerçekçi ol, imkansızı iste demişler. 1 haftada bitirmek üzere hedef koydum kendime. Harıl harıl çalışıyorum…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
28
2007
01:21

Canset’ten…

Sevgili buRAK Geçen akşam yaşadığım olayı seninle paylaşmak istedim. Sahurdan sonra bir kaç saat daha uyumak için yattım. Henüz uyuyamamıştım. (Malum tok karnına zorlanıyor insan) Bir ışık selinde girdaplar içerisine girdim. Allah’ım bu nedir yoksa o kutlu anmı geldi. Hala ışık ve huzur içersindeyim. Yoksa bu benim K.D.R. anımmı dedim. O anda bana “çok konuşuyorsun dendi anda kal” dendi. Ve ben o anda rabbime şu duaları ederken buldum: Rabbim tevbeme nasip et; ülkeme, dünyaya vede tüm everne sevgi ve barış nasip et” Sonra sabah kendi kendime dedimki gördünmü şu bedende yaşadığın problemlerin hiç bir önemi yokki o anda aklına bile gelmedi. Şimdi Rabb’imden takrar niyaz ediyorum “Rabb’im bizlere sevgi ve barış nasipet, senki en iyi gören ve gözetensin” AMİN

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
28
2007
12:50

Yumurta nasıl paketlenir…?

Seyma’dan…
yumurta.pps

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
28
2007
18:08

NASA’dan bir fotoğraf… Gönderen: Leyla…

leyla_nasa.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
28
2007
18:40

Musa’nın yolculuğu…

Mümkünse hep biyerlere gitmek isterim oldum olası. Şu geri dönüş “yolculuğu” olmasa ?
Dönüş; mümkün olduğu en kısa sürede olsun isterim her zaman. Yuvaya dönüş çekimi kıvrandırır beni. Vuslat heyecanı karartır gözümü…

Yine günlerden bir gün. Yine böyle bir karar. Ve yolculuk başladı İnsanlığa…Ve hemen ardından yuvaya dönüş… Bu kadar kısa bir seyahat. İnsan olma yolculuğundaki serüven, yolcu olduğunun “farkında” olunmasıyla yerini tuhaf bir duyguya bırakır…Olduğun yer misafirhanen, “benim” dediklerin bir emanet, elinde tuttuğun gidiş-dönüş bileti-imiş…

Dönüş için hazırlığın yok. Aslında böyle bir düşüncen de yok. Geldiğin yolları “unutmuş”, yolların karmaşıklığından aklın da karışmış. Sadece gerçekten dönmen gerektiğine “inanmış” ve buna “karar” vermişsin…

Gidiş-Dönüş biletini kaşeleyen O, dönüş kartını aldığında da yanındadır. Yol haritanı, biletle birlikte poşetin içine koymuştur aslında. Gittiğin yerin cazibesi ve şatafatı, bu ayrıntıyı unutturmuştur sana. Dönüş için hazırlanmaya verdiğin karar, o haritanın da arayışına yöneltmiştir seni. Samimisindir ve bulmuşundur. Artık “yol”un güvenlidir. Çünkü elinde KUR’AN-TDG vardır.

Ruh’un aslına dönmesi ve “tanrısal”laşması, tekamül yolculuğunun taa kendisidir. Bu yolculuğu “insan” yapacaktır. İnsan olan “sen”. İnsani tüm zaaflarınla birlikte yaptığın yolculuk. Onları kabul ederek, onlarla barışık, onlara rağmen, onların katklarıyla… Ama illaki “onları” anlayarak ve de kabul ederek. İnsan olma gerçeğini reddederek ve doğasını hiçe sayarak gidilecek tek bir yol bile yoktur bence. Bu kendimizi inkardır. Kendini inkar, “olanı” yok saymaktır. “Olan” yoksa, yolda yoktur yolcu da…

Yolculuk Allah’a… O’na en uzak olduğumuz yerden başlıyoruz O’na dönmeye. Ve git gide yakınlaşıyoruz. “Bir” olana dek…

Tekamülü anlamak, O’nu yaşamakla eş değildir. Bir şeyi anlamakla, anlayış göstermenin aynı olmadığı gibi. Yol’u anlamak ve iman etmek, yol’a çıkma kararını verdirir amma o güzergahtaki süreç emeğe bağlıdır…

Karar-İman-masumiyet ve hepsinden önemlisi korkularından arınmış özgür iradenin ortaya koyduğu cesaret…Tekamül serüvenin olmazsa olmazları…Cesaret; kendinle barışık olmanın getirdiği bir sonuç…Sen’le barışık olmanın şartı “kendin” olmaktır…Bunun önündeki en büyük engel, kendimize olan güvensizliğimiz, “tek başıma bir şey olamam” duygusudur… Korkmuşuz ya da korkutulmuşuz… Tekamül senin için vardır… Ve bu yolu sen arşınlayacaksındır… Sadece “kendin” olarak “sen”… Toplu olmak hoşumuza gidiyor, egomuzu okşuyor ve onun için hep “toplu” olarak tekamül yolunda mola veriyoruz sık sık… Ezberletilmiş çaresizliklerimizden sıyrılmak bunun için önemlidir… Atan kalpler, tek tek atacaktır… İşte o kalplerin atış seslerinin toplamı kulakları sağır edecektir… İşitmeyen kulakların duyması işte bu gürültüyle kendine gelecektir…

Tekamül sürecine girenler; işte bu kadar imanlı, kararlı, istikrarlı, kendisiyle barışık ve hepsinden önemlisi bedel ödeme cesaretinde olabilenlerdir… Hesapsız bir iman ve cesaret gerekir bu yol’da… Hayatımızı kurduğumuz kaybetme duygusunun değişimi Tekamüldeki başarıdır… Belki de değişmesi en zorunlu olan bu yönümüzdür… Gerçek özgürlük, kaybetme korkularından sıyrıldığımızda yaşanacaktır… Bebek kadar masum olduğumuzda bir de…

Sevgiyle

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
28
2007
18:58

Bir araştırma…

“ODAK araştırma bir ay süren araştırmasını Türkiye genelinde yaptı. Bin 674 kişi üzerinde yapılan araştırma sonuçları Türk halkının ahlaki yargılarını incelemeye yönelik… Deneklere, davranışlarınıza yön veren temel ahlak kurallarının neler olduğu soruldu. Sonuçlar ise ilginç…”
survey.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
28
2007
23:28

Deniz’den…

Merhaba buRAK; Daha önceki maillerime cevap alamadım, inatla yazmaya da devam ediyorum. TDG ile ilgili ilginç bir olay yaşadım paylaşmak istiyorum. 09.09.2006 tarihinde evlendim. Evlilik yıldönümümüzde eşime bir kitap almak istedim. O ana kadar TDG den haberim yoktu malesef L. Bir arkadaşı tavsiye etmiş daha önce; bana bu kitabı alır mısın dedi. Ben de aldım ne aldığımı bilmeyerek. Akşam eve geldiğimizde eşim; “bu kitabı evlilik yıldönümümüz için aldığımıza dair bir işareti olması için kitabın ilk sayfasına birşeyler yazıp tarih atar mısın” dedi. Ben de dilim döndüğünce birşeyler yazıp tarih attım kitabın ilk boş sayfasına. Ben kitabın içeriğini haala bilmiyorum. Eşim okumaya başladı. Birgün kalktığımda yatağımın başucunda duran bu kitabı karıştırmak istedim. O gün yataktan fırladığımda saat 15:00 idi. Bırakamamıştım elimden kitabı yani. Daha sonra sayfaları ilerlediğimde 9 ve 19un önemi hakkındaki konuları okurken birden dönüp kitabı aldığım tarihe baktım. Kitabı içeriğinden habersiz aldığım tarih 09.09.2007 idi. Ve aklımdan geçirdiğim ilk şey 9-9-2+7=9 bunun bir anlamı vardı gerçekten . Anlamını bilmiyorum ama bu ilginç durumu paylaşmak istedim. Sevgilerimle Deniz

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
29
2007
02:59

Güliz’den…

Kardeşim ve sınıf arkadaşım. Cesaretini, yüreğini ve azmini tebrik ederim. İ.Ü. İletişim Fak. ’96

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
29
2007
03:05

Tuba’dan…

Bu sabah yakaladım Cancan’ı kitap okurken yakaladım:))) Utandı galiba ama yinede sahip çıktı kitaba…(hemde benim kitabıma)…Dona aşkına…Sanırım Kadire oda hazırlanıyor galiba…
Sabır,sabır,sabır… Sevgi diliyorum…
Goruntu137.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
29
2007
19:18

Muhteşem Türkiye fotoğrafları…

link

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
29
2007
19:22

Coğrafya delisi bir indigo…:)

lily

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
29
2007
20:07

Bir proje… Emre’den…

Sevgili buRAK; Hepimiz için güzel bir şeyler yaratmaya, güven ortamının oluşmasına katkıda bulunmaya çalışıyorum, kendi adıma. “Ben bir birey olarak fark yaratabilirim” inancını uzun zamandır bünyeme yerleştirmekle meşgulüm ve bu inanç meyve verdikçe cesaret de peşinden geliyor. Aslında bunun verdiği sorumluluk duygusu öyle yoğun ki elde edeceğin ego hazzını gözün görmez bile; bu bakımdan seni bir nebze olsun anladığımı düşünüyorum. İşte öyle bir gün esiveren bir fikir ellerimle buluştu ve yazıya döküldü; fikri anlatması biraz uzun sürdü ama okuyabilirsen sahiden memnun olurum. Toplumun önüne böylesine bir şey koymak aslında önümde beni bekleyen onca iş varken hayatımın karışması ve beni bu fikirlerle beraber yok etmek isteyen enerjiye karşı bir dik duruş gibi… yani dertsiz başıma dert bir anlamda belki ama kendime de bir ispat; ben bu işin bir ucundan tutabilirim, pozitif bir enerji yaratabilirim v.s. diye. Son aylarda yaşanan toplumsal olaylardan dolayı içim öyle yoğun ki bu enerjiyi pozitife kanalize etmeye çalışıyorum ve ortaya böyle fikirler çıkıyor. Bu bir eğitime destek projesi, bir eylem planı gibi… ben tek başıma resmin tümünü göremeyebilirim, o yüzden yapıcı eleştirilere ihtiyacım var okuyanlardan ricam düşüncelerini paylaşmaktan çekinmemeleri, bu işi olumlu buluyorlarsa sahiplenmeleri ve katkıda bulunmaları olacaktır. Teşekkürler!…EMRE LİNK:

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
29
2007
20:09

Nurten’den…

Tanrı öldü, yaşasın Tanrı… Teşekkürler.Diger düzlemlerin açiklamalarini sevgiyle bekliyorum.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
30
2007
16:59

Ayşe Kelebek’ten…

Herkes sevginin ne olduğunu görebilseydi,
Okyanus’a çadır direğini dikerdi.

Dünyanın nüfusu çadırını kurmuş ve
Rahatlıkla yaşıyor denizin içerisinde.

Ya her sevgilinin gözyaşında dostun yüzünü görebilseydin;
Muhammet, İsa, Buda, imkansız mümkün felsefeci, cam elmas olan, Şems Tebrizi’yi?

Mevlananın bugün 800. doğumgünü kutlu olsun.
Tüm aşk yolunu seçip aşk olanlara selam olsun..

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
01
2007
18:38

Selam sevgi…

Pek yokum ortalarda. Derleme kitabımız; DDD’yle meşgulüm şu sıra. Eski yazılardan oluşan kitaplarda yeni bir numara yoktur ya. Bizim de felsefemiz yeni numara yoksa biz de yokuz olunca, kafada beyin fırtınaları uçuşmakta. Bir fikir geldi… Çok ağır geldi. Yok dedim, altından kalkamam. Ağır bir fikir. Sonra düşündüm, beni bile çarptıysa bu fikir okuyanlar da aynı şeyi yaşar. Tıpkı Tanrı’nın doğum günü gibi. Hoşuma gitti. Altından kalkabilirim gibi geldi.

Sonra önceki gece uykumda, bir ses bana anlatmasın mı o fikrin altından nasıl kalkacağımı. Vay canına. Kelime kelime söyledi, böyle yaparsın dedi. Uyandım, hem de ne coşkulu bir uyanma.
Mutlu oldum, cesaretlendim.

Kitabın kapağını Hale’den istemiştim. TDG kapağına göndermeler yapan birşey istemiştim. O da göndermiş sağolsun, güzel güzel göndermeler.

Hayır dedi ses. DDD kendi başına, bağımsız bir kitap olacak. Kapağını da gösterdi. Böyle olacak demedi, bu olacak dedi…

Şimdi benim bu kapağı herhangi bir tasarımcıya tarif etme olanağım yok. Tarif etmem için çizmem lazım. Çizdikten sonra tasarıma ne gerek var. Diyeceğim o ki, DDD’nin kapağı benden olacak. Benden diil ama benden…
Sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |