Eki
01
2007
18:58

Benden… Kısa kısa… Dağınık dağınık…

Halam aradı bugün. Çok severim halamı. Biricik kızını kaybeden halam bu.
Dilek’i… Bodrum’da trafik kazasıyla… Belki hatırlarsınız.

Hayata küsmüştü halam. Çok gereksiz, fazladan yaşıyorum diyordu bana. Tarif edemem bu yaşadığım şeyi diyordu… Haklıydı. Evlat acısı.

Ben de dahil uzatılan hiçbir eli kabul etmedi halam. Her konuşmamızda bana güzel söylüyorsun ama bunları yapmak için yaşamayı istemek lazım. Oysa ben ölmek istiyorum diyordu. O böyle dedikçe, halamla ilgili hastalık haberleri almaya başladık. Ölmek için resmen dua ediyordu. Son zamanlarda halam cephesinden aldığım tek güzel haber, oğlunun ikizlerinin doğum haberiydi. Bir eksilen aile, bir fazlasıyla yenilenmişti. Hala sesin çok güzel geliyor, bu çocuklar en çok senin için geldi demiştim. O da ümitsiz ses tonuyla “İnşallah” demişti.

İşte bugün o halam arayıp da, Tanrı’nın doğum günü’nü okuyorum diyince, çok ama çok sevindim. Şükretmeyle ilgili sayfalara kadar gelmiş. Kıbrıs’a kaçtım kitabını okumak için dedi.

Kitap çıktığında babam götürmüş ofisine bırakmış meğerse. Ama ulaşmamış ona bir şekilde. Zamanı şimdiymiş. Bir anda okumaya nasıl karar vermiş peki? buRAKozdemir.com‘a bir gireyim demiş, girip de sizlerin yazdıklarınızı, o coşku dolu yorumlarınızı görünce ben de okumalıyım, belki ben de bir kıvılcım yakabilirim demiş.

Tebrik etmek için aramış halam. Eğitimcidir, çok zekidir. Kül yutmaz. Olum sen bunları nasıl yazdın, bunlar bir insanın kaleme alabileceği şeyler değil dedi. Bunları ben de yazarken öğrendim hala, anlatması çok zor dedim. Hayretler içindeydi. 1 saat konuştuk. Bana halam da bir buluşma yaşayacak gibi geldi. Dona’nın “anlayabildiğin hiçbirşey sana acı veremez” sözü aklıma geldi. Bilginin, insanların evlat acılarının bile üstesinden gelebilmesi fikri bana çok iyi geldi.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
01
2007
19:40

Benden… Kısa kısa… Dağınık dağınık…

Bu aralar çok film seyrediyorum. DVD’den. Filmlerimizi bizim enişte getiriyor. Ve Maşallah’ı var. Hiç şaşmıyor. Çok isabetli, inanılmaz doğru seçimler.

Son 2 senedir film seçimlerinde sezgilerimi dinlemeyi öğrendim. İşaretleri takip ederek buluştuğum filmleri izlerken gözlerim büyüyor. Dona’nın beni eğittiğini hissediyorum. Bu film benim için çekilmiş diyorum. Eniştenin getirdikleri olsun, sinemada izlediklerimiz olsun. Nefesimin kesildiği oluyor.

Hala vizyonda mı bilmiyorum, bir Tanrı’nın doğum günü okuyucusunun mutlaka izlemesi gereken bir filmdi Aman Tanrım. İşinde gücünde bir adamın, birgün Nuh’un gemisini inşa etmeye başlaması çok ama çok anlamlıydı.

Yeri geldikçe yazıcam bu filmlerin bana düşündürdükleri ama ondan önce dün izlediğim bir filmin bana yaşattıklarını anlatmam lazım.

Hatırladığım kadarıyla daha önce sinir krizi boyutunda geçirdiğim gülme krizlerinin sayısı 5′tir. Seneler önce bunlar tabi. Simpsonlar’ın bir bölümünde, yakın ölüm deneyimi geçirmiştim gülmekten. İkisi film kaynaklıydı. 1 tanesi de radyoculuk zamanlarımızdaydı.

Radyonun bir yemeği var efendim, Florya’da bir restaurant’tayız. Medeni medeni yiyoruz yemeği. Radyonun yayın yönetmeni olan, benim de can kardeşim Cem’in telefonu çaldı. Radyodan kan anonsu yapılması isteniyor. Bunda tabiki gülecek bişey yok. O zamanlar neşeli zamanlarım tabi… Cem’in kan verdiği insanların Cem’in özelliklerine bürünmesi… Hastanın kendine geldiğinde, saçlarının kıvırcık olmasından tutun da herkese sponsorluk teklif etmesine kadar bir sürü şey. Böğürme şeklinde, acı dolu bir gülme. Kendimize geldiğimizde etrafımızdaki bütün masalar boşalmıştı, çok utanmıştı.

Hadi bize gidelim dedi Cem. Onun arabadayız 6 kişi. Olay kaldığı yerden devam etmesin mi? Şöförümüz olacak kişi en çok da o gülüyor, bir sağa kırıyo direksiyonu bi sola. Kaza yapıcaz diyosun ama işte gülme krizi psikolojisi bu lafa da gülüyo herkes hep birden puhaaaa diye. Eve çıktık evde de aynı şekilde.

Bir kere de Bandırma-Yenikapı feribotunda, koridora yatmıştım sırtüstü, gülmekten canım acıyordu. Acayip bişeydi. Onun hikayesi çok uzun tabi, başka zamana : )

Lakin Televizyonda program sunarken girdiğim gülme krizini anlatmazsam olmaz, çok ayıp olur.
10 sene önce.
Program yapıyorum bir televizyonda.
Seçimler yakın.
Bi sürü tehditler falan geliyor, parti fanatiklerinden.
Dilimizin ayarı yok malum.
Karşımda iki konuk bir de ben varım stüdyoda.
Sorumu henüz bitirdim ki, bir ses duydum aynen şöyleydi;
Gaaaarççç…
Evet, canlı yayında stüdyonun kapısı açılmıştı.
Gerginiz de, dedim herhalde biri bizi vurmaya geldi…
Stüdyoya giren her kimse bize doğru, ağır ağır adım atmaya başladı.
Pat…
Pat…
Pat…
Ben programdan koptum. Ne zaman ateş edicek diye bekliyorum.
Sırtım da kapıya dönük, dönüp bakamıyorum. Herşeyden önce meraktan ölme riskim var.
Pat…
Pat…
Pat…
Adımlar geldi ve benim başımda durdu. Dönemiyorum. Karşımdaki konuklara baktım. Kıpkırmızı oldular ve kafalarını derhal öne eğdiler.
O anda döner bir bakarsın ki…
Bir uzaylı…
Taktığı kulaklıklar o kadar büyük ki,
uzaylı sanmışım.
Kulaklarına iki tane hoparlör yapıştırmış, antenli biri tepemde bekliyor…
???
Eline dikkat ediyorum.
Elinde tepsi var.
Canlı yayının ortasında çay getirmiş bize!
Yönetmen çay göndermiş.
10 sene öncesi bugün gibi değil.
Bugün masalar maşallah kadınlar günü gibi, pastalar börekler.
O günlerde su var sadece. Çay yok. Çay gönderilmesi hiç yok…
Bizi vurmaya geldiler sanıp da, işin ucunun elinde çay tepsili bir uzaylıya bağlanması…
Ben başlarsın böğürmeye.
Hemen masanın altına attım kendimi.
5 dakika geçti…
Çıkamıyorum…
Nasıl bir gülmek…
En kötü anını getiriyorum gözümün önüne…
Puhaaaa….
Ona da gülüyorum…
Seneler sonra dua ediyorum, Allahım yardım et.
10 dakikalık bir VTR var. Onu bi sunabilsem…
10 dakika zaman kazanacağım.
Konuk da sağolsun, anlatıyor da anlatıyor.
Dualarım 10 saniyeliğine kabul oldu.
Masanın altından çıktım.
Şimdi bir VTR’miz var…
Puhaaaa….
10 dakika…
Yüze su çırpmalar…
Acı hikayeler…
Yüzümü elimle gerdirmeler…
Son duam da kabul oldu.
Programın kapanışını anons ettim…
Peşinden, tabi ki;
Puhaaa….
Yol boyu puha…
Böyle bir gülmeydi…

İşte dün de korkunç bir gülme, durdurulamaz bir gülme deneyimi yaşadım. Nefes falan kesildi : )))
Filmin adı Borat efendim…
Kazakistanlı, bir köylü Borat.
O köyden çıkması ve bursla Amerika’yı keşfetmesi…
Kazak köyleriyle New York sosyetesi arasındaki tezatlar…
Şöyle söyliim.
Lüks bir otele adım atıyor N. York’ta.
Oteli görünce inanamıyor tabi.
Resepsiyonist arkadaşımız sizi odanıza götürecek diyor, yürümeye başlıyorlar.
Asansöre biniyor Borat. Asansöre şöyle bi bakıyor, vay canına der gibilerinden.
Başlıyor bavulunu boşaltmaya…:)))
Bavulda horoz da var bu arada.
Puhaaa…

Çok iyi geldi çok : )))

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
01
2007
21:53

Diğer milletlerin Atatürk pulları…

pul.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
02
2007
11:51

Kara Şimşek…

Hey gidi günler hey… Hayatımı iptal etmişti Kitt… Kara Şimşek izlemek… Yok böyle bi keyif… Aşağıdaki haberi okuyunca heyecanlandım birden…

NBC, 80′li yılların kült dizilerinden Kara Şimşek’i tekrar ekranlara getirmek için çalışmalara başladı. Dizi için, The Bourne Identity ve Swingers gibi filmlerin yönetmeni Doug Liman’a teklif götürüldüğü söyleniyor. Başroldeki Michael Knight rolünde ise bir kez daha David Hasselhoff’un oynayaıp oynamayacağı şimdilik belli değil. 1982-86 yılları arasında gösterilen dizi döneme damga vuran televizyon programlarından biriydi

Kara Şimşek intro

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
02
2007
11:53

Mamedoğlu’ndan…

daha önceden de syediğim gipi kitap okumak güzel yazmak güzel ama siz yazmadın ız bi o kadar da abartıcı olmuşki bu kitapın sonların da artık sizin kendinizi kaybetiğnizi anlamışım dır çok aptal ca bir kitap ateist

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
02
2007
12:11

Yalçın’dan…:)

Efendim iki fıkra ile sizleri tebessüm ettirebilirsem mutlu olacağım;
Temel trafikte arabasıyla ters yola girer yukarıda helikopterli polis anons etmektedir,dikkat bir araba ters yönde hareket etmektedir,dikkat dikkat… Temel de anonsu dinlemektedir, kendi kendine güler, ne birisi hepisi hepisi..

Yine Temele sorarlar ula Temel ramazanda oruçlu oruçlu kaç hamsi yiyepilursun? Temel cevap verir 50 tane yerum.Hayır yiyemezsun bir hamsi yeyunce orucun bozulur öbürlerinu oruçsuz yemiş olursun…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
02
2007
12:12

Emrah’tan…

ben neyim diye merak edenler lütfen okusun ben buyum ben şuyum diyenler hiç elinden düşürmesin okusunlar da beynindeki pisi kalbindeki pası söküp atsınlar bi kendilerine gelsinler ya alın size yol haritası herşey hazır tek eksik vereceğiniz karar atın önyargılarınızı beş dakika kendiniz olun emin olun ki aldığınız karar bozduğunuz kurallar demek değildir klasik ama gerçek [birimiz hepimiz için hepimiz birimiz için]dir herkese saygılar.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
02
2007
22:55

Bir yazı üzerindeyiz efendim…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
01:29

Zifiri…

Blog sitemizin ilk günleriydi. Herkeste buluşma kaynaşma arzusu, nolur bi forum açın, bütün okuyucular kaynaşalım şeklinde talepler… Yüzlerce. Benim tartışma konusunda fikrim malum. Forumlarla, mail gruplarla ilgili düşüncelerim oldum olası müspet yönde değildir. Bu tip ortamların kafa şişirenleri çok olur. Bu mistik yolun, delisi de pek çoktur. TDG okuyucularına hiçbir şekilde ilişmelerini istemiyordum.. Fakat o kadar ısrar var ki. İçimdeki sesi bi kenara bırakıp tamam dedim. TDG Google grubu kuruldu.

Okuyucularımızdan da moderatörler belirledik. Ben de moderatörüm bu arada. Lakin baştan söyledim, ben yokum, bu sizin kendi grubunuz, kendiniz yürüteceksiniz diye.

Grup hayata geçti. Mesajlar gidiyor geliyor, moderatörler onaylıyor, yayına giriyor. Herşey yolunda. Ben de arada sırada girip bakıyorum. Birkaç tane de mail attım. İlk mailde söylediğim şuydu, mail gruplar güzel başlar, kötü biter. Bu grubun da böyle olmamasını dilerim…

Günlerden bir gün… Gruba bir mesaj geliyor. Moderatörlerin hepsi, birbirinden habersiz mesajı bloke ediyor. Okuduklarında içlerini tarif edilmez bir sıkıntının kapladığını söyleyerek bana, gene birbirlerinden habersiz haber veriyorlar. Böyle bir mesaj geldi. Bir çeşit enerji atağıyla karşı karşıyayız denilince, ben hemen siteye tabi.

Buldum ve okudum mesajı… Gerçekten de “değişik” bir mesajdı. Aynı kişinin önceki mesajlarına baktım. Oldukça dostaneydi. Fakat yazdıklarının teması asla TDG değildi. Başka şeyler, başka kitaplar. Karma temizliği nasıl yapılır bilen var mı gibisinden spritüelizme yeni başlamış biri görüntü içinde. Önceki mesajları, özetle zararsız görünen mesajlar. Fakat son mesaj… Arşivde bi yerde duruyor, fakat bu enerjiyi yaygınlaştırmamak adına yayınlamıyorum. Bir cümle nakletmekle yetinmekteyim;

Siz bokunuzla oynarken, benim tanrım evrenleri yaratıyordu!
İmza: Atlantis19 nickini kullanan M. B Ö H Ü R L E R

Bizim okuyucularımız, böyle satırlarla dolu bir yazıyı okumayı hakedecek hiçbirşey yapmamıştı. Kişinin google gruba olan üyeliğini derhal iptal ettik.

Sonra, bu kişiden bana özel bir mektup geldi.
buRAK gruba giremiyorum, beni çıkarmışsınız. Sansürcülüğü sana hiç yakıştıramadım. Hani internet özgürlüktü?

Ben de kendisine nazik bir cevap yazdım.
İnternet özgürlüktür. Bu gibi yazılarınızı, dilediğiniz ateist-deist forumda yayınlatmakta özgürsünüz.
Şu anda biz, bunları okumama özgürlüğümüzü kullanmaktayız…

Sonrasında kedi gibi bir yanıt… Yanlış anlaşılma, öyle demek istememe, ateist yada deist olmama, spritüelizme yıllarını verme, gruba mail atarken bir daha çok dikkat etme… falan filan.

Bu satırlar çok şefkat uyandırdı bende. Böylesi bir isyanla dolu olduğunda bana özel mail at, söz okurum. Ama lütfen bunları diğer insanlarla bulunduğun hiçbir ortamda paylaşma. İstemeden rahatsızlık verirsin.
Bu arada gruba yeniden hoş geldin.
Cevap: Anlaştık, çok teşekkür ederim : )

Gruba geri döndüğü gece, bir başka bomba. Ve üyelik tekrar iptal…

Bu isyan yazılarını aynen kendisine rica ettiğim gibi, benim kişisel adresime göndermeye başladı. Bi yere kadar okuyabildim. Oldukça özel bir ruh haliydi… Tanrı yardımcısı olsun (rk) demekten başka yapabileceğim hiçbirşey yoktu.

Bu arada bu kişinin eşi olan beyefendi dahil oldu olaya. Eşini koruma dürtüsü sanıyorum. Biz kimseye saldırmamıştık gerçi : ) Bir anda böyle yazışmaların ortasında buldum kendimi. Google grup kaldı mı benim üzerime. Daha önce hiç bilmediğim, fakat bilmem gereken bir karakter tipi demek ki bu dedim. Anlamaya çalıştım.

Beyfendi mesajın girişinde bana bi sürü iltifat. Şöyle kitap, böyle kitap. Önce göklere çıkar, sonra yerin dibine sok taktiği. Yersen tabi : ) Sadedi bekliyorum ve beklenen sadet geliyor:
TDG’de yazdıkların çok güzel hoş ama bunlar daha önce yazılan şeyler. Yeni birşey söylemediğin gibi bunları senden önce bulan kişilere vefasızlık yapıyorsun.

Cevap verdim ben de.
- Bu konuları, daha önce hangi kaynağın hangi sayfasında okuduğunuzu lütfen bizimle paylaşın.

Herkes biliyor, gene de tekrarlayalım. Tanrı’nın doğum günü kriptolarının, kadim ve yeni olduğunun altını çizmemizin tek bir sebebi var. Kişi yeni bir durumla karşı karşıya olduğun bilsin, kendini kandırmasın. Arınmamaya mazeret bulmasın. “Bunlar eskilerin masalları derler” diyen Kur’an ayetlerinin kapsamına girmesin. Biz, karşına çıkan mistik kitaplardan herhangi biri değiliz. Biz başka birşeyiz, taşıdığımız nişanı görsün, tanısın. Tek derdimiz bu.

Bir süre sonra cevap geldi efendim. Ekte dökümanlarla birlikte. İşte yanıtların şeklinde bir girizgah. Teselli ediyor beni, daha önce yazılmış olan şeyleri yazdığını göreceksin, üzülme falan diye : )

Kütüphanede bi dolu kitabı taramış ve göndermiş. Sağolsun, epey vakit harcamış bizim için. Hemen hepsi bir takım derneklerin yayınları… Dökümanı açtım. Bir defa okudum. Bir defa daha okudum. Sonra bir defa daha. Acaba? Acaba bu insanlar bu şeylere inanıyorlar mı gerçekten? Belge diye, gele gele bunlar gelmiş. Siteye güzel malzeme çıktı. Hemen bir yazı. Bilgiler, belgeler paramparça.

Yazı bitti fakat içimden bir şey beni durdurdu. Öyle yada böyle bu şeyler, belki de birilerine iyi geldi. Belki yazanlar iyi niyetli kişilerdi. Belki şu an bizim okuyucu ailesindelerdi. Belki geçmişte insanlara hakikat olarak sundukları şeylerden ötürü bugün zaten bir mahcubiyet içindelerdi. Bilemezdim, o yüzden bu insanları üzme ihtimalini yüklenemedim. Ama olur da birgün başkaları değil de kendileri bunları savunursa işte o zaman gözlerinin yaşına bakmam dedim ve geçtim.

Aklımda kalan örneklerden birini veriim hemen. Kur’an’daki 9′lu tekamül felsefesi TDG’den önce de biliniyordu iddiasının kanıtı olarak bana gönderilen şeyin başlığı “Aydınlanma Anlayışının Musiki Yolunda 9 Basamağı” şeklindeydi : )

9′lu tencere setindeki 9 hangi anlamda kullanıldıysa, bu belgede de o anlamda kullanılmıştı : ) Dostumuz üzerinde 9 rakamını gördüğü herşeyi göndermişti bana. Herhalde bir yanlış anlaşma olmuş, beyfendi 8′den sonra gelen rakamı ben icat ettim dediğimi falan zannetmişti. Öyle bir iddiam olamazdı, çünkü çarpım tablosunu bulan adam benden önce davranmıştı : )

Hele ilgili derneklerin yayınlarında Huruf-u Mukatta ile ilgili getirilen izahlar, gerçekten evlere şenlikti. Siteye koyduğumuzda dalga geçileceklerdi, koymadık. Bu saçmalıkları insanların huzurunda paramparça etme hakkımdan feragat etmiştim, bu yeterli bir “vefa” olmalıydı.

Bu konuda beni asıl frenleyen Dona oldu. Şimdi değil, ileride diyordu. Spiritüelizm adı altında kendilerine tarikatlar kuran, insanları farkında olmadan müritleştiren, onları bilgi kanalı olduğuna inandırarak haksız kazanç elde eden, ortalıkta ben Hazret-i Muhammed’in reenkarnesiyim, yeniden doğan Mevlana’yım diye gezinen kişilerin gerçekte kimlerin reenkarnesi olduğunu günü geldiğinde herkes bilecek. Karşı cephe o kadar geniş ki, öncelik sırası yapmak zorundayız ve şu anda fanatik dinciler bizim için daha öncelikli. Bu insanlar, hayatlarına eskisi gibi, spritüelizmi istismar ederek devam edeceklerini sanmasınlar. Fazlar planını seviyoruz, sabır ve sevgiyle bekliyoruz : )
Böyle bir deneyimdi işte. Google grubu hemen iptal ettik tabi. Arzu etmediğimiz enerjilerin dostlarımıza …llat olmasına engel olduk. Çok hayırlı birşeye vesile olmuştu bu dostumuz.

Daha önce söylemiş miydim bilmiyorum. Dalgın ve rahat bir tipimdir. Fakat hafızam, herşeyi didik didik kaydeder. Ben istediğimde de kelimesi kelimesine getirir, önüme koyar. Bu olayda olduğu gibi.

Bugün bir dostum, size anlattığım bu kişinin bendenizle ilgili geliştirdiği söylemlere şahit olmuş. Ortamda kitabımızın ve sitemizin bir başka takipçisi daha varmış. Beni, ailemden daha iyi tanıdıkları için oracıkta çürütmüşler söylenenleri.

Spiritüelizmi ben yarattım diyecek biri olmadığımı ifade etmişler öncelikle : ) Bir de linç dökümanın vazgeçilmez unsuru falancanın filancanın talebesi laflarının cevabını vermişler. Hayatını birilerinin talebesi olarak geçiren insanlara, bağımsız bir beyin olduğunu anlatabilmek gerçekten de kolay olmuyor.

Sözün özü;
Mistik serüven, gerçekten de çok renkli insan tipleriyle dolu.
Siyah da bu renklerden biri.
Spritüelizm aydınlık bir yoldur.
Ancak her aydınlık yolun, karanlık yolcuları vardır.
Karanlık spritüeller…
Biz onlara bundan sonra ZİFİRİTÜELLER diyeceğiz…

sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
01:49

…:)

Tayfun Karaman isimli sevgili dostum, şeyhine benden selam söyle. Seni üstüme gönderip gönderip durmasın artık, eh geldi ama :)

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
02:10

Uzay 1999/Malezya 2007…

Bizim basın, anlatılır gibi birşey değil…
Yaşamak lazım…

Dünyada Malezya diye bir ülkenin olduğunu,
daha geçenlerde öğrendi…
Amerikalı bir eski diplomat bu ülkenin adını telaffuz etmese haberleri olmayacaktı.

Malezya diye bi ülke…
Allah Allah…
Hem de “İslam”la yönetiliyormuş…
Bak sen…

Gazeteler, televizyonlar apar topar Malezya’ya muhabir gönderdiler ya,
işte burada koptum ben…
Gazeteciliğin 400 yıllık tarihinde, herhalde bu kadar matrak bi başka olay yoktur.
Ülke keşfeden ülke…
Durduk yerde…
İkibinlerde…

“Malezya’ya az önce ulaştık, çok sıcak insanlar” diye bir anons…
Zannedersin kayıp kıta Atlantis bulunmuş…
Muhabir Mu medeniyeti’nden canlı bağlantı yapmakta…
Öyle bi heyecan içinde bağlanıyor anahaber bültenine…
Kalbi yerinden fırlayacak…
Armstrong Ay’a ayak bastığında bu kadar heyecanlanmamıştı be…

Fakat bu Malezyalılar çok kalender insanlar…
Türk aydını, kıyamete az bişey kala
2007′de keşfetmiş seni…
Akın akın bir Türk akını başlamış ülkene…
Bi gül, bi kahkaha at, dalganı geç…
Di mi…
Yok…
Son günlerde ülkemize Türkiye’den nedenini bilmediğimiz
yoğun bir ilgi var diyor…
Kalender insan işte…

Kafaları biraz karışık biraz ama iyi insanlar…
Ben sevdim bu Malezya ülkesini…
İnsanın eksiklerini yüzüne vurmayan bir metabolizmaları var…
Fizikleri falan bize çok benziyor…
Yemekleri falan da güzelmiş…
Muhabir söyledi…
“Dünya” lezzeti…
Ne güzel işte…
Bir ülke daha kazandı dünya…
Hoşgeldin Malezya…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
02:18

Halim’den…

Sevgili Kardeşim buRAK, En sonunda Pazar günü sabahın 10′unda kitabını okumayı bitirebildim… Kitabını ve senin web sitenin içeriğini okumam molaları ve uykuları çıkardığımızda 3 günümü aldı… Emin ol, harcadığım her saniyeme değdi… Bu kitabın yazılmasında aracılık ettiğin için seni tebrik ediyorum… Ayrıca kitabı sana yazdırana da şükrediyorum… Canım kardeşim, Allah sana yürümeye başladığın bu yolda hep doğru ve sağlam adımlar atmayı nasib etsin… Gönlüm seninle… Halim

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
12:26

Bayar’dan…

Ey güzel kardeşim…Henüz kitabını okumadım ancak en kısa zamanda bitirmem gereken bir ödevdir benim için… İlim kayıp bir maldır, kim bulursa onundur…Ne mutlu ki başımızı koyduğumuz bu yolda bize epey bir kolaylık sağladın, zamandan tasarruf ettirdin… Tekamül yolculuğunda kişiye mesajlar birden fazla kanallardan gelir…Kişiye düşen bunu idrak etmesidir… Hiçbirimiz için kolay değil bu yol ancak kurtulanlardan olmak da bedelsiz değildir… Ayının bildiği 22 türkü varmış hepsi de ahlat üzerineymiş…Bizler de bu konuyu bilir bunun üzerine konuşuruz…Üzerine konuşulması bitmeyen ve bitmeyecek yegane konudur nitekim… Ne kadar anlatırsak anlatalım anlatacaklarımız karşımızdakinin anlayacağı kadardır… Allah yolunu açık etsin…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
14:10

360 derece Mekke fotoğrafları 1…

360_mekke_mescidiharamii.exe

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
15:23

Amarula…:)

Amarula – Bir Afrika ağacı. Olgunlaşmaya başladığında meyvasında alkol oluşan tek ağaç…mış. Bu filmi Banu göndermiş. Alkollü meyve amaruladan yiyip, kafayı bulan bir sürü hayvan göreceksiniz izlediğinizde…:)
download link

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
17:30

Size daha önce çalışma odamı göstermiş miydim…:)

ofis_1.jpg
ofis2.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
18:08

K-D-R…

Birlikte meditasyon yaptıkları bir grupları varmış. Kadir gecesini tek tek mi geçirmeli yoksa, toplu bir enerji mi oluşturmalı… diye sormuş bir dostumuz.

Toplu meditasyonlara ben de inanıyorum. Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in o günlerde insanları cemaat halinde namaz kılmaya yönlendirmesinin nedeni de buydu.
Cemaat namazı, toplu meditasyon, toplu enerji…

K-D-R gecesine gelirsek… Ruh ailesiyle birlikte olmak, bence güzel bir fikir.
O kadar insan, bütün bir gün, tek kelime etmeden, birarada durabilecekseniz neden olmasın diyorum : )

Bu arada Dona’nın iletişim orucu kavramını biraz detaylandırmakta yarar var.
Evet, konuşmuyorsun. Aynı zamanda kimseyi de konuşturmuyorsun.
Televizyon yok, çünkü birileri konuşuyor.
Cep telefonu yok, SMS de yok.
İnternet yok, gazete yok.
Kendi kendine konuşmak da yok.
Çıt yok.
Mümkünse evinde, cayır cayır ışık da yok, mumlar var.
Müzik?
Enstrümantal olursa neden olmasın.
Yada en azından bilmediğin bir dilde.
Sesli müzik neden yok, çünkü birileri konuşuyor : )
Hiç kolay iş değil…

Çevreye bu durumu kabul ettirmek de ayrı bir konu. Ben kendi, çevreme ben 8 Ekim günü yokum, ölüyüm diyeceğim. Maillere otomatik yanıt mekanizması kurulabilir. Cep telefonlarına Kadir günü sessizliğiyle ilgili bir mesaj bırakılabilir. Gerçekten istersen bir yolunu bulursun. Televizyonlarda yarışmalar var ya hani. İnsanların basit ödülleri kazanmak için neler yaptıklarını, ne taklalar attığını düşünürsek, bir gün sessiz kalabilmek için gerekli koşulları oluşturmakta çok da zorlanmayız diye düşünmekteyim efendim.

Peki neden sessizlik konusunda bu kadar kesin çizgiler çizdi Dona…?
Şöyle düşünün.
O gün, o gece…
Çok derinlerden gelecek bir sesi bekliyor olacağız.
Çok uzaklardan fakat aslında çok ama çok yakınlardan gelecek bir ses.
Daha açık konuşmak gerekirse;
Yaradanın sana, senin adınla hitap edecek o gün, o gece.
Bir zamanlar Ey … diyen, o gün buRAK diyecek, Zeynep diyecek, … diyecek.
Kulak versen iyi edersin…
Rab hatta, seni bekliyorken
televizyon seyrediyordum duymadım,
alışveriş yapıyordum farketmedim,
demek istemez herhalde kimse…
Heh, işte bu yüzden.
Sessiz bir gün, sessiz bir gece.
K-D-R sessizliği…
Sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
19:21

Yalçın’dan… Yeni bir fıkra…:)

Efendim bir fıkra ile daha yayına giriyorum:Köyün birinde birisinin köpeği sıtma hastalığına tutulmuş,hocaya gidip köpeği için muska yazılmasını istemiş.Hoca eve bir koyun gönderiver diyerek muska da yazmış ilave olarak bir tane aspirini ezip köpeğine içir demiş.Adam eve gelice merakla muskada ne yazıyor diye açıp bakmış:Tamah ettim etine ,muska yazdım itine ,sıtma iti tutma tutarsan da titretme…Efendim hayatınızdan neşe eksik olmasın.Sevgiyle…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
19:22

Deniz’den…

kitabı açıkcası içtim okumadım, aklımda sadece tek bir soru kaldı, bunları kağıda dökmek için ciddi bir birikim altyapı gerekir.Özde ;insan kenidini dinler tabiki, fakat bu kadar sorguya yer bırakmayan metinler için ciddi bir içbenliğe güven gerek bunu nasıl başardın lütfen ciddi olarak yol göstermeni diliyorum. Tebrik ederim -cvp ayrıca mail adresimede atarmısınız iş yerinde bloglara bağlantı yapamıyorum

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
19:23

Özlem’den…

sayın buRAK özDEMİR, öncelikle sizi tebrik ederek başlamak istiyorum.kitabınızı okumayı henüz bitiremedim fakat sizinle biran once iletişim kurmak istedim.kitabınız hakkında malum iyi yorumlar oldugu gibi farklı dusunenler de var.benim yorumum ise beni araştırmaya ve ögrenmeye teşvik ettiginiz için tesekkur etmek.sadece şunu merak ediyorum; boyle bir kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?gerçekten tanrı sizinle konusuyor mu:)sevgi ve saygılarımla

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
19:23

Aydan’dan…

selam sevgili buRAK özDEMİR,yüreğine sağlık; açılan yüreğe ilhamını verene şükürler olsun.Ona yöneleni dosdoğru yoluna ileteceğinden kimlerin kuşkusu olabilirki!TDG’ yı dudaklarımda kocaman bir gülücükle şükrederek okudum.Heyecandan biraz da hızlı okudum,atlamış ya da farketmemiş olabilirim; soracağım soruyla ilgili! O nu dinlemek için samimi bir yürek yeterliyken, evrensel şifa için (Reiki)neden inisiye gerekiyor? yolun açık olsun.İnananlar ve Ona güvenenler ne korkar ne de üzülürler.Cesaretine hayran olduğumu yazacakken bu ayeti hatırlattı.:))sevgiyle AYDAN

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
19:36

Trabzon valisi süperman’e karşı…:)

Trabzon Valisi, yabancı çizgi roman kahramanlarına karşı savaş açtı. Trabzon’daki 135 lise ve dengi okul müdürüyle önceki gün toplantı yapan Vali Okutan şöyle konuştu: “Büyüme çağında olan çocukların hepsi He-Man’i, Süpermen’i, Örümcek adamı bilir, bunların maceralarını okur. Bunun önüne geçmeliyiz. Çocuklar Amerika’nın değil bizim kahramanlarımızla büyümeliler. Dede Korkut, Mevlana, Yunus Emre, Nasrettin Hoca… Bunları okumalı, bunlarla hayata hazırlanmalılar.” Okul kantinlerinin okulu kontrol altına aldığını da belirten Vali Okutan, “Kantinler kafalarına göre rock müzik çalıyor. Bundan böyle kantinde Türk musikisi çalınacak” dedi.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
19:43

Eski bir yazımızdan alıntı… Lüzum üzerine…

…..
Artık, yüksek sesle konuşabiliyoruz. Şükürler olsun… Ve ben bu yeni cümlelerimizin keskinliğini yadırgayan dostlarımızın varlığından da haberdarım.
TDG’yle buluşmaya ihtiyacı olan lakin birileri tarafından kelepçelenmiş masum elleri de kurtarmak bu projenin bir parçası. Yazmak yetmiyor, onun okunabileceği ideal ortamı da hazırlamak gibi bir sorumluluk da söz konusu. Sizler, istediğinizi okumakta ve istediğinize inanmakta özgürsünüz. Fakat unutmayın ki Türkiye’nin dinsel, etnik ve idelojik gruplaşmalara dayalı sosyolojik yapısından ötürü, Tanrı’nın doğum günü’nü okuma “izni” olmayan milyonlarca hane var bugün bu ülkede. Bu kelepçelerin anahtarları her kimin elindeyse onları gidip alacağız. Ve işte tam da bu noktada ben, alışagelmiş “spritüel yolların sessiz-sakin-ağzıvardiliyok yolcusu” duruşunun dışına çıkmaktayım ki, yadırgandığım temel nokta da işte budur.

……

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
03
2007
22:32

Bülent’ten…

Sevgili buRAK Kitaba yeni başladım fakat 40 yıllık hayatımda bulamadığım cevaplara ulaşmaya başladım.Seni çok merak ediyorum,33 yaşında bu kadar bilgi birikimi ve kuran’a bu kadar güzel yorum…teşekkürler Kitabı bitirdiğimde yine görüşürüz.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
04
2007
01:45

Dürüstlük diye buna denir…

iyi akşamlar buRAK bey tanrının doğum günü kitabınızı bugün okumaya çalıştım ama açıkçası pek başarılı olamadım çünkü beni korkuttu ben çok çabuk inananlardan olduğum için korktum bu güne kadar bildiğimi sandığım bazı konularda çok cahil olduğumu anladığımda okumayı bıraktım yazdıklarınızın kur’an sureleri hariç başka hiç bi satırının doğru olduğunu kabul etmek açıkcası istemiyorum ve etmiyorumda yanlız sizden bi ricam olucak bana yeniden diriş deccal ve dabbe konularını basit bir dille açıklarsanız çok mutlu olurum kitabımı okuyun orada anlatılıyor demeyin lütfen çünkü kitabınızı kendimi tamamen hazır hissedene kadar bir daha elime almayı düşünmüyorum. yinede bu büyük cesaretiniz için sizi tebrik ederim eğer cevap yazarsanız çok mutlu olurum Allah’a emanet olun…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
04
2007
02:02

Dindarlık budur işte…

Bizim basın Malezya kıtasını yeni keşfetti ya…
Diğer yanda da başka bir komedi…
Myanmar’da şunlar oluyor, Myanmar’da bunlar oluyor…
Domates, patlıcan gibi çok bilindik birşeyden bahsediyor sanki…
Myanmar…
Daha önce böyle bir memleketle ilgili tek satır yazmışlığın var mı?
Yok…

E, yazsana o zaman bi köşeye, Bangladeş’le Tayland arasında bir birlik diye.
Eski adı Burma de ki, bilmeyen oradan hatırlasın.
Nüfusu 40 milyon diye de ekle ki,
insanlar küçük bi kabile falan zannetmesin…
Ciddiye alsın…
Çok tarihi olaylar yaşanıyor, bunun bilincine varsın…

Orada insanlık bir tarih yazıyor dostlarım…
Myanmar’lı budist rahipler…
Tutuklanıyorlar…
İşkence görüyorlar…
Öldürülüyorlar…
Nehirlerde rahip cesetleri akmakta…
Gerçek sayı asla bilinemiyor…
Askeri yönetim interneti durdurmuş…
Cep telefonu şebekelerini kapatmış…
Maksat manzaranın vehametini kimseler görmesin…

Burası bir Afrika ülkesi değil…
Çin mucizesinin aşağı komşusu…
Zaman durmuş sanki, askeri yönetim altında kalakalmışlar…
Askeri zihniyet, ordusunu değil toptan ülkesini yönetirse ne olur o milletin hali?
Milli gelirin 1.500 Dolar olur…
Tayland’da 8.300 Dolar’ken…

Birileri çökmüş Burma toplumunun başına belli ki…
Fakirlikten kıvranıyor insanlar…
Kurtulayım desen, adamın silahı var…
Eşkiya hükmünde de değil üstelik,
Devletin sahibi olarak karşında…
Özgür bir basın zaten yok…
Napacaksın?
İnsanlarını bu beladan nasıl kurtaracaksın….

İşte…
Yapılabilecek olan tek şeyi yapıyor Myanmar’lı rahipler…
Ölüyorlar…
İnandıkları birşey uğruna…
Resimlerine dikkatli bakın…
Buz gibi bir yüz ifadesi…
Öyle motive etmiş ki kendisini…
Tartaklıyor asker…
Dur yapma kardeş falan yok….
Buz gibi bir yüz ifadesi…

Gerçek bilgenin yegane beylik silahı ateşlenmiş;
Canım yanmaz benim diyor…

Ne kadar başarılı oldular bilmem farkında mısınız…
Öldüler belki ama seslerini de bütün dünya duydu…
Rahiplerini katleden bir rejim…
Kum saati işlemeye başlamış belli ki…
Myanmar’ın bütün rahiplerine selam olsun…
Kalbim, dualarım, sevgim kendileriyle..

İşte böyle…
Din adamı dediğin böyle delikanlı olur…
Ona ihtiyaç varsa, orta yere gelir…
Canını ortaya koyar, hiç çekinmez…

Bizim din adamlarımızı düşündüm bir an…
E, ister istemez kıyaslıyor insan…
Bu ülke, bu millet, bugüne dek neler gördü neler geçirdi…
Hiç böyle, masaya bir yumruk vurmuşlukları falan var mıdır?

33 yaşımdayım, bizim din adamlarımızın tek eylemine tanık oldum bugüne dek…
Eylemin konusu ne miydi?
BU PARAYA 5 VAKİT NAMAZ OLMAZ…
İstenen zam gelmezse,
namaz vakti 3′e düşecek…
Bu anlam çıkıyor…

Kimseye çıkın eylem yapın dediğimiz falan yok…
Çıkmadan da yapabilirsin eylemini…
Düşünerek…
Ses çıkararak…
Sokak eylemindeki adrenalinle otur bilgisayarının başına,
Bak bakalım dünyayı yerinden oynatıyor musun oynatmıyor musun…
Ama yok…
Sahabe öyküleri anlatsınlar birbirlerine…
Şöyle astı, böyle kesti…
Geçmişin yiğitlerine methiye düzsünler…
İyi de, neden ben de yiğit değilim?
Ümmet-i Muhammed…
Öyle bir delikanlıdan,
Böyle pasif bir nesil…

Televizyonda muhteşem bir reklam dönüyor…
Adamlar futbol maçı yapıyor…
Koltuklarından kalkmadan…
Futbol sahasında bi sürü koltuk…
Reklamın sonunda Aktif Olun yazıyor…
Muhteşem…

Evet aktif olmalı…
Uyuşukluğun adını dindarlık olarak koymaktan derhal vazgeçmeli…
Myanmar’lı rahiptir dindar…
Çevreyi kirleten gemilere kendini zincirleyen Greenpeace’dir dindar…
Hatta…
7 KAT ÖRTÜNEN DEĞİL…
HAYVAN HAKLARI İÇİN SOYUNAN PETA DİNDARDIR…
Herkes soyunuk olsaydı giyinecekti…
Herkes giyinik olduğu için soyunuyor o…
Senin dikkatini soyunuklar çekiyor, bu senin günahın, onun değil…
Hatırlatırım…

Koşan adamdır dindar…
Koltuğundan kalkmadan futbol oynayan değil…

Bir koşu bandının ucunda durur cennet…
Değil durarak, yürüyerek bile giremezsin ona…
Koşacaksın…
Koşacaksın…
Koşacaksın…
Ama ondan önce…
Uğruna koşabileceğin birşey bulacaksın kendine…
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
04
2007
02:19

360 derece Mekke fotoğrafları 2…

360_mekke_mescidiharam.exe

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
04
2007
13:07

Yeşim’den…

MERHABA,
Bilmelisinizki üç çocuklu bir anne için 626 sayfalık bir kitabı üç günde bitirmek bir hayli yorucu oldu.
DEYDİ Mİ!!!
Kesinlikle deyer bir kitap…

Aslında bende yazıyordum kitabınızı okuyana kadar.iki yıldır yaptıgım çalışmalar, okudugum Kuran meallerinin,internette harcadıgım zaman,koskoca bir hiçmiş.ben sizin aksinize kuranı okurken notlar tutup aslında ne egosu yüksek bir yaradanla muattap oldugumuzu hatta haksızlıklarrın,savaşın,şiddetin,bağnazlığın,tehtitlerin,tenkitlerin dini müslümanları daha doğrusu kuranı eleştirmeyi karalama kampanyasınada çevremde başladığım düşünceler içerisindeyken tavsiye ile TDG ile tanıştım.

ne mi oldu?

önce yıkıldım…

kıskandı tarzınızı.

ve şu an bir boşluktayım.

üç harika çocuk sahibiyim.Ortanca kızım Rett Sendromu.Henüz beş yaşında ve bu çaresiz durum önce Allaha sıgınmama biryıl tam bir müslüman gibi davranmama sebep oldu.Dualarımın hemen kabul olmayınca kuranı yarı inanan yüregimle okudum, O noktaya yani inanmayan hale kızan isyan eden duruma geldim.Şimdi hala tabiki sorularım karmaşalarım var,ama isyan mekanizmam da,karalama politikamda durgunluk olduğunu söylemeliyim.Kuran ı okurken nedenlerimi çözememiştim halada dedigim gibi niçinlerim nedenlerim çok.

Sizi tebrik etmek isterim.Çevreme kitabınızı tavsiye ediyorum okumaya başlayanlar teşekkür ediyorlar tavsiyem için,ne tuhaf oysa düne kadar onlara kendi zehrimi boşaltıyordum.Şimdi nasıl davranacagını,ne düşüneceğimi bilemez haldeyim.

yazılarımı notlarımı yakmakla işe başlamalıyım,sonrası zaman.

Birdaha size meyl gelirse beni hatırlatıp kızıma bir torpil istermisiniz :)))

bir başka gün size sorularımı sormak isterim.TDG tekrar okuyorum ama karalamak için degil sorularıma cevap bulmak için belki ilk okuduğumda gözden kaçırdıgım bir detay vardır diye.

sizi ve TDG tanımak tan çok mutluyum.
sevgiler

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
04
2007
13:09

Bir din adamımızdan…

DİN ADAMLARININ DİNLE UĞRAŞMAYA VAKTİ YOK DUYURULUR. Ne kadar ömrüm var bilmiyorum ama Türkiye şartlarında ömrümün üçte ikisi Diyanette geçti. O yüzden bu konu da konuşma hakkım var sanıyorum. Din adamları Din’le uğraşamaz, çünkü vakitleri yok dedim. Köylerde görev yapan din adamları hemen birkaç tane inek alıp, ondan birkaç buzağı alıp büyüterek ya şehirden ev almalılar, ya da araba… Şehirde görev yapan din adamları da hemen ek bir iş bulmaları lazım. Onlarında arabaya ve eve ihtiyaçları var çünkü… İşin Diyanet cephesi daha da vahim. Cuma günleri halkın aydınlatılması gereken Hutbeler tek elden çıkar Diyanette… Vaazlarında ciddi konulara değinemezsin. En küçük şikâyette “Sen neden kanun ve nizamlara uymuyorsun. Hadi bakalım soruşturma ve mecburi yer değişikliği… Bu zamana kadar anlayamadım kanun ve nizamlara uymayanların devlet memurluğunda ne işi var. Varsa bile bu devletin savcısı, güvenlik güçleri yok mudur? Kürsülerde kıyısından köşesinden de olsa Hz Muhammedin şu hadisi çok sık tekrar edilir. “Emanetin ehline verilmediği gün, kıyameti bekleyin” Ama Diyanetin hiç bir kurumunda dayınız olmadan istediğiniz yere gelemezsiniz. Basit bir tayin bile yaptıramazsınız. Cemaat söğüşlenecek sağmal inektir. Çünkü onda çok süt vardır. O yüzden neredeyse her Cuma günü “ALLAH RIZASI” için yardım toplanır. Sadaka-i Cariye… Çünkü sadaka-i cariyesi çok olanın defteri kapanmıyormuş Adam mezarda yatarken beleşten sevap kazanacak.. Bir ramazan boyunca ortalama dört Cuma ve on Teravih namazında yardım toplanıyor desem yuuuh der misiniz.. Rahatlıkla deyiniz. Allaha kasem ederim ki; çoğu vardır, azı yoktur. O yüzden Diyanetin ve Din adamlarının Dinle uğraşacak vakitleri yok. Yurt dışı ve yurtiçi görevlendirmelere girmeyeceğim bir defa daha yuuuh çekmeyin diye.. BURMA daki Rahipleri okuyunca utandım. Evet, bir Diyanet mensubu olarak ve devletin ekmeğini yiyen biri olarak bu güne kadar BURMA daki kâfir?)) rahiplerin gösterdiği cesaret aklına bile gelmeyen ben, deşifre ediyorum. Diyanetin ve din adamlarının dinle işi yok. Bilmem bu yazıyı yazanın peşine mi düşerler, yoksa kendilerini mi düzeltirler.. Birinci şık daha kuvvetli ama, UMUT İYİ BİR ŞEYDİR Bakarsınız sarıklarını mı alırlar, cübbelerini mi ikinci şıkkı da düşünebilir mi acaba? ÖPÜYORUM ALINLARINDAN BURMADAKİ RAHİPLERİ BİR GARİP DİN ADAMI VAR. DUALARI SİZİNLE.. Sevgilerimle…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
04
2007
13:56

Banu’dan…

… dostumuzun mail,inden acayip duygulandım…tüylerim ayaklandı resmen ve okumayı bitirdikten sonra da mutlu hissettim kendimi…demek ki aralarında yürekleri uyumamakta olanları var!parçası oldukları ve dışarıdan üzüntüyle izlediğimiz çarpıklıkları kabullenemeyenleri var…bu ses bir başlangıçtır bence… çok ama çok önemli… yüreğine sağlık dostumuzun! ben ki yıllar önce sırf saçı uzun diye cami imamı tarafından cuma namazından kovulan bir genç arkadaş biliyorum.coşkuyla niyet ettiği ilk cuma namazı idi oysa ki….ne mi oldu sonra? bir daha asla camiye uğramadı… yüreği uyumayan tüm … dostlara sevgiler…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |