Eki
04
2007
14:02

Ayşegül’den…

Merhaba “Dindarlık budur” başlıklı yazınız çok güzel! Keşke herkes okusa..Ben bizim dincilerimizi ciddiye almayayım, çocuk kabul edeyim istiyorum ama sanırım henüz o olgunluğa çok var.Böyle güzel ve gerçek bir yazı okuyunca esip coşmadan edemiyorum.. Sevgiler

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
05
2007
02:37

360 derece Mekke (Medine) fotoğrafları 3…

360_medine_uhud_okculartepesi.exe

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
05
2007
13:18

Gülten’den…:)

Güzin Ablaya Mektup Canım Ablacığım ; Dursun’la birbirimizi görür görmez aşık olduk… Dursun hem yakışıklı bir çocuk hem de kırmızı BMW’si var. Beni ailesiyle tanıştırmak için evine götürdü. Fakat evde kimsecikler yoktu. Bana : – Şimdi gelirler, beklerken birer bardak kola içelim, dedi. Dursun kendi kolasını içer içmez uyumaya başladı. O kadar itip kaktım ama uyanmadı. Ablacığım; Sevdigim erkek acaba hasta falan mı? Evlenmem için bir mani var mı? Rumuz: Bedriye Güzin ablanın cevabı: – Benim Sevgili Yavrum, anan seni Kadir gecesi doğurmuş….

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
05
2007
13:18

İnanç’tan…

Bir din adamımızdan başlıklı yazıyı okuduktan sonra çok ilginçtir bugün yaşadığım olayı sizlerle paylaşmak istedim..Öğle namazını kaçırdım diye, ikindiyle birlikte kılmak için camiye gittim. Doğal olarak hocayla ikindiyi kıldıktan sonra, ben namaza devam edip öğle namazının kazasını kılacaktım ki namaza başlamadan önce hoca gelip namazımı kılmaya dışarıdaki avluda devam etmemi söyledi. Şaşkınlık ile kızgınlık arası bir duygu ile “ Neden hocam, ne oldu ki ? “ diye sorabildim . Hoca da camiyi kilitleyeceğini ve içerde kimsenin kalmaması gerektiğini söyledi. Bu sefer tamamen şaşkınlık ile “Neden hocam, niye ki? “ diye sorabildim ve kendisinin gideceğini camiden kitapların çalınması sebebiylede kapıyı kilitlemesi gerektiği cevabını aldım. Maddi değeri 20 YTL civarı olan kitaplar sürekli olarak çalınıyor diye bu tedbiri almışlar. Son olarak “ Doğru anlamış mıyım bakalım, Allah’ın evinden çıkmamı istiyorsun, sebebi kapısını kilitleyeceksin çünkü birileri girip içerden kitapları çalıyor, öyle mi ? “ diye sordum ve “ Allah hakikaten sonumuzu hayır eylesin “ diyerek dışarı çıktım evime gelip namazımın geri kalanını evde devam ettim. Sanırım böyle giderse Home Office kavramından sonra Home Cami kavramı da sözlüklerimize ve günlük konuşmalarımıza girecek. İşin bir diğer ilginç yanı ise her Cuma namazından sonra camimizin pencerelerini yenilemek için çıkışta yardım toplayacağız, cami avlumuzu yenilemek ve peyzaj çalışmaları için çıkışta yardım toplayacağız, klimaları yenilemek için çıkışta yardım toplayacağız, halılarımızı yenilemek için çıkışta yardım toplayacağız diyerek para istiyorlar, sonra da kitaplar çalınıyor diye kapı kilitleyip caminin içine sokmuyorlar. Yakında polis kontrolünde namaz da kılmaya başlarız. Vaktin son sünnetini kıldıktan sonra bir el omzumuza dokunur ve “ Arkadaşım tamam bak son sünnetini kıldın,duanı ettin, tespih de OK artık çık bakalım dışarı” der. Biz biraz mırın kırın edince de jopla dışarı atılırız herhalde ? Son olarak yılda 600.000.000 YTL bütçesi olan sayın Diyanet işleri bu para toplama işine ne diyor acaba ve çalınan kitapları yeniliyor mu çok merak ediyorum…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
05
2007
13:19

Çağlar’dan…

merhaba bu kitab süper hayatım değişti fakat gercekte bu kitabı tanrı ilemi yazdınız. okuyorum inanmamak mümkün değil mantık açısında cok süper mesajımı yanıtlarsan cok memnun olurum

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
05
2007
13:22

Lizet’ten… Hadi Lizet, gayret et, bitir kitabı… Cevapların seni bekliyor…

Tanrı’nın doğum günü kitabınızı arkadaşımın çok beğeniyle anlatması üzerine aldım.
Yazımın başında deist ve panteist görüşe sahip ,nüfus kağıdının dini hanesinde Musevi yazan
Türk vatandaşı olduğumu belirtmek isterim.
Kitabınızın 100. sayfasından ilerisini okumak içimden gelmedi.Okumadan tavsiye ettiğim
Kitabınızı okuyan Müslüman arkadaşımla konuyu paylaştığımda devam etmem konusunda ikna edince 50 sayfa daha okuyabildim ama devam edemedim.
Gelelim sebebine;
kitabınızda Kur’an-ı Kerim’i ve Müslümanlığı çok yücelttiğinizi ve radikal dincilerin söylemlerine benzeyen, İncil ve Tevrat’ın değiştirildiğini,on emir’in bükülmez –eğilmez olduğunu belirten söylemler bende kitabın felsefesinde tutarsızlık izlenimi yarattı.Radikal Musevilere göre de onlar seçilmiş insanlardır.
Size hiç denk geldimi ,bilemiyorum ama ben radyo kanallarından birinde “Kur’an-ı Kerim
Gayrimüslimle iş yapmıyorsan elini tutma ,selam dahi verme der” gibi son derece
Absürt söylemleri duydum. Tanrının kendi yarattıkları arasında ayrım yapacağı düşüncesini bile empoze etmeye çalışan akıllılarımız var.
Tanrının yarattığı Adem ve Havva’dan türediğimize ve reenkarnasyona inanan insanlarsak, hepimiz putperest,Musevi ,Hıristiyan,Budist olarakda bedenlendik.Bunlar bizim gelişim
aşamalarımızsa eleştirmek niye?
İnsan tini ve usu varoluşu anlamak için yeni o düzeye geliyorsa din mefhumunun bir alt kategori olduğunu anlıyacaktır.
Kitabınızdaki felsefeyi dinleri ve din kitaplarını öne taşımadan vermenizi isterdim.
Tüm çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Sevgiler Lizet

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
05
2007
13:36

Muazzez’den…

bir din adamımızdan yazısı gerçekten beni çok etkiledi demekki din adamlığı adı altında gerçekten yürekten Allah sevgisi olan insanlarda varmış, demek ki bunların ortaya çıkması için, yüreklerini ortaya koymaları için, TDG yüreklerinin toplamına ihtiyaç varmış olsun varsın onlarda koymaya başladılar ya yüreklerini artık bunca biriken yüreğin önüne kim geçebilir ki geçse bile kimin canı yanarki biriz bütünüz biri karşımıza geçmek istese bin orduya bedel yüreklerimiz var bizim inacımız, Allahımızın ışığı var önümüz de iyi ki TDG var iyi ki buRAK özDEMİR var iyi ki bizler varızz iyi ki bunca yürek bir aradayız umarım bizlerin gönül ışığı daha nice gönüllere ışık tutar sevgiyle kalın TDG yüreğimizle kalın Tanrımızın ışığıyla kalın…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
05
2007
15:44

Aşağıdaki yazı eski dünya boks şampiyonu Muhammed Ali Clay’in olaylardan sonra dünya ticaret merkezini ziyareti esnasında Amerika’nın 1 numaralı haber Televizyonu CNN’nin Hıristiyan muhabiri Mc.Oneil’in sorusuna verdiği akıllıca cevaptır:
CNN Muhabiri Mc. Oneil:
”Sn. Muhammed Ali, bu dehşetin meydana gelmesine sebep olan teröristlerle aynı dinin bir mensubu olarak neler hissediyorsunuz?
Muhammed Ali:
”Siz, Hitler ile aynı dini paylasan bir mensup olarak neler hissediyorsanız aynısını…”
—–
İstanbul’da bir resepsiyon verilir.Ülkelerin elçileri davet edilir.Davet güzel devam etmektedir fakat İngiliz ateşesinin bakışları Atatürk’ün gözünden kaçmaz.Davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır.Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir. Yaver Mustafa Kemal’e şöyle der:
- Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana Atatürk’ün Çanakkale’de babasını öldürdüğünü söyledi. Atatürk’ün cevabı:
- Git sor bakalım babasının Çanakkale’de ne işi varmış?

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
05
2007
16:28

Bir yazı üzerindeyiz efendim…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
05
2007
22:27

Vs-Vs…

K-D-R yazısında, “kendi kendine konuşmak da yok” cümlesinden “düşünmek de yok” anlamını çıkaran dostlarımız olmuş.

İşin aslı hem öyle, hem değil. Biraz altını açmakta yarar var. Bir alışkanlığımızdan vazgeçmemiz gerekiyor.

Beynimizle yaptığımız her faaliyetin adı düşünme değildir. Bu konuyu, örneklemek en iyisi.

Bişey yaşarsın. Birşey olur ve çok incinirsin. Evine kapanırsın günlerce. Kendi kendini doldurursun. Bunu bana nasıl yapar dersin. Doldukça dolar, kabından taşmaya başlarsın. İşte bu zamanlarda yaptığımız, kendi kendine konuşmaktır. Düşünmek değil. Düşünce, konuşmanın sesi kısık olanı değildir. Düşünmek çıkış yolu bulmaktır. K-K-K ise sürekli dert yanmaktır. İçinden konuşmakla düşünmenin ayırdına varmadan, felsefe dünyasında kendimize yer bulamayız.

Bahsi geçen olayda: “Artık kendine gel de bir ara, sor bakalım, gerçekten onu mu demek istemiş, kendi kendini dolduruyor olmayasın sakın?” cümlesidir düşünmek. “Bunu bana nasıl yapar?” cümlelerinin topu saplantıdır. Vosvostur bu. Vesveseye bulduğum yeni karşılık : )

Aynı cümleyi tekrar okumanızı istiyorum şimdi:
“Kendi kendine konuşmak da yok”.
Sanıyorun artık netiz.

Aslına bakarsanız bu durum sadece Kader günü değil her gün için geçerli. Düşüncelerin dünyasında bir çamura saplanıp habire patinaj çekmeyeceğiz, hepsi bu.

Ay akşama ne pişirsem, benim herif gene geç gelir, sofrada yemekler de soğur, o kadar uğraş didin, buz gibi olsun caanım patlıcan …kka, bak gördün mü kim için çalışıyorum ki ben! Demeler falan yok K-D-R gününde : )
Sofra, kent yaşam yaşamında doğmuş bir gelenek değil aslına bakarsan. Kimselerin trafikte kalmadığı, herkesin hep birarada yaşadığı kırsal kültürden gelme. Acaba sofra kültürünü yaşatayım derken kendimi ve sevdiklerimi gereksiz yere huzursuz mu ediyorum? Televizyonun önündeki sehpaya Amerikan servis açarım, herkes istediği zaman yer. Burjuva modeline geçmenin vaktidir. Bir neden, bir davet üzerine topluca yemek yeme. Aile sofrasını, haftasonları kurarız biz de. Demeler var, çözüm bulmalar, çatışmaları sonlandıracak barış yolları bulmalar var efendim. Bilmem anlatabildim mi : )

Özetlersek;
Vosvosluk yapmak yok.
Hepimiz 4×4 Porsche Cayenne olucaz : )
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
06
2007
00:49

Devrim çığlıkları…

Bu kitabı daha internette farkettiğimde, onu almam gerektiğini hisetmiştim. Bazen böyle olur. Eliniz nasıl olduğunu anlamadan, binlerce kitap arasından birine uzanıverir ya, işte öyle. Kitap beni çok etkiledi. Ama hayatımda tuhaf gelişmeler yaşamaya başladıktan sonra, içime bir korku da yerleşti. Benim gibi bu kitapla birlikte hayatında değişim olan var mı? Samimiyetle bunu öğrenmek istiyorum. Sanki hiç bir şey eskisi gibi değil./ Özen

Sevgili Özen’e sorduğu soruyla, Devrim çığlıkları yazısına vesile olduğu için sonsuz teşekkürler…

Devrim Çığlıkları

Evlenenler, boşananlar, işinden ayrılanlar, iş kuranlar, anne olanlar, baba olanlar, arkadaşlarıyla bozuşanlar, yeni dostlar kazananlar… Çok hızlı bir değişim süreci yaşıyor okuyucularımız. Bu süreci, kitabın ilk okuyanı olarak en başta ben yaşadığım için çok iyi biliyorum.

Evet, Tanrı’nın doğum günü’nden sonra hiçbir eskisi gibi olamıyor… İyi de neden?
Bunun çok teknik, son derece somut bir nedeni var.

Yaşadığımız gerçekliği kurgulayan aygıt, beynimizden başka birşey değil. Bilgisayar dilinden gidecek olursak… Yazılım ve donanım… Beynimiz bizim donanımız. Bilgisayar kasamız yani.

İnançlarımız, yargılarımız, fikirlerimiz, kuşkularımız, bunların toplamı ise bizim yazılımımız. Zihinsel işletim sistemimiz.

Bütün yaşamımız, neden ve sonuçların bir ürünü…
Beynimize yüklü olan yazılım NEDEN.
Kendimize yaşattığımız olgu ve olaylar da SONUÇ…

Beynimizin işletim sistemi değişince, NEDENler de değişiyor. NEDENler değişince SONUÇlar değişiyor. Bu kitap hayatımı değiştirdi’nin tılsımı işte bu.

Kainata gönderdiğimiz titreşimler değişiyor. Durduğumuz yamaçtan, dağlara doğru daha farklı bağırıyoruz artık. Aradan bir süre geçtikten sonra bize dönen yankımız da farklı oluyor haliyle.

“Ben kendimi gerçekleştirmek istiyorum” diye bağırıyorsan artık sonsuzluğa doğru…
Kendin olma yolunda, yaranın üzerini bağlayan kabuğun olmuş, seni tutan herkes bu titreşimleri duymaya başlıyor.
İlgili kulaklar, başlıyor çınlamaya.

En başta, en yakın arkadaşın duyuyor bu çığlığı.
Onun dağlara doğru bağırdığı;
“Herkes ve herşey bana bağlı olmalı. Herkese ve herşeye hükmeden ben olmalıyım”sa,
sen de “özgürlük” diye bağırıyorsan, bu iki titreşim birbirleriyle çakışıp, itişiyorlar.
Bir dönem yediğin içtiğin hiçbirşeyin ayrı gitmeyen o arkadaşınla, bi türlü program yapıp görüşemez oluyorsun. Ariim diyorsun, telefonu düşmüyor. O seni arıyor, senin telefonun çekmiyor… O senden sen ondan… Uzaklaştıkça uzaklaşıyorsunuz.

Tanrı konusundaki çığlıklarımız, bana sorarsanız kainata sunduğumuz en güçlü titreşim-çığlıklarımız. Daha önce isyanla yüklü çığlıklar yayıyorken, Tanrı’nın doğum günü’yle yaşadığın buluşma, repertuar değiştirtiyor sana. Alabildiğine gülümseyerek bağırıyorsun artık dağlara.
Seviyorum…
Herşeyi seviyorum…
Yaşamayı seviyorum…
Renkleri seviyorum…
Yaradanımı seviyorum…
En önemlisi;
Kendimi seviyorum…

Aura sadece görsel değil. Aura, aynı zamanda işitsel çalışır. Ruhunun yeni rengini görmekle kalmaz, karşı taraf DUYAR da aynı zamanda.

Nûra’n bas bas bağırıyor. Senin nurâ’ndan “seviyoruuum” titreşimi yola çıkmış artık. Radar dalgaları gibi, birilerine çarpıp geri dönecek. Bilmiyorsun bu dalgalar karşı tarafın kıyılarına vurduğunda nasıl sesler çıkartacak…

“Ben deeee” diye bir ses geliyorsa karşı taraftan…
Tanıştırim sizi, işte bu kişi senin ruhsal ailenden olan kişi…
“Hayıııııır” diyorsa o karşıdaki, bil ki o artık giderek uzaklaşacağın kişi…
“Sevmeyeceksiiiin” diye tepki görüyorsan karşındaki asık-yüzlüden, onu da bil, tanı artık, o da önümüzdeki günlerde bol bol çatışacağın kişi…

Yeni titreşimler, yepyeni bir hayat demek bizim için.
Ve bu değişimi, yeni işletim sistemimize borçluyuz.

Bilenler bilir, eskilerde, Windows’tan önce bilgisayarlarda DOS diye bir işletim sistemi vardı. Simsiyah bir fon üzerinde çalışırdı bu program. Karmaşık kodlardan oluşurdu. Bilgisayar programcısı değilsen, sıkılırdın bilgisayardan. DOS günlerinde benim bilgisayarıma tuhaf gözlerle bakardı kardeşim. Bugünse 3 tane kişisel bilgisayarı var, sorsan birini bile vermez, o kadar bağlı yani : ) O günlerin bilgisayarları, teknik insanların aygıtıydı. Tıpkı bugünün İslam’ı gibi… İlginç bir benzerlik, 70′li yılların bilgisayar ekranları yemyeşildi. Cami yeşili…

Şimdi, milyonlarca rengi bize gösterebilen cıvıl cıvıl monitörlerimiz var. Yepyeni işletim sistemlerimiz var. Windows var, Macosx var… Bu yeni platformlar, “kullanıcı dostu” olarak hazırlandılar ve istediğimiz herşeyi bize sunuyorlar. Film, müzik, resim, herşey… Rengarenk ve sınırsız bir dünya.

DOS’ta kalsaydı insanlık, bu INTERnational NETwork asla oluşmayacaktı. Bir olamayacaktık, buluşamayacaktık birbirimizle, çünkü bilgisayarlar çok sevimsiz olacaklardı bizim için. Teknik bir edevat olarak kalacaktı.

Birgün, birileri çıktı ve o sevimsiz bilgisayarları, renklendirdi, sadeleştirdi, Windows’u yazalım, bu dünyanın kapılarını herkese açalım. Bilgisayarlar, bilgisayarcılara mahkum olmasın dedi. Mesafe kavramını ortadan kaldıran İnternet devrimi böyle oldu, böyle bitti. Bill adlı gençten, gözlüklü bir yazılımcı, bilgisayarlara daha insanî bir yazılım yaklaşımı getirdiği için.


Bundan önce İslam, sevimsiz bir DOS sistemiydi. Hadi dürüst olalım, durumumuz DOS’un çok daha gerisindeydi.
Açın “pencereleri” bütün dünya duysun’dan sonra; İslam artık Windows Vista oldu (Macosx demek daha doğru *).
Şükürler olsun…

Halen benimle imtihan olan dostlarımız için bir bilgi. Şahsen buRAK olarak ben sadece, fabrikasyon ayarlarda seçili gelen arayüzüm. Bir tür Windows çimeni : ) Kendi işletim sisteminizi kurduğunuzda, ilk işiniz kendi arayüzünüzü, kendi resminiz yapmak olacak. Herkesin, kendi penceresini, kendi renklerine boyamasını istiyoruz.
Adı üstünde KİŞİSEL bilgisayar : )
Sevgiyle
buRAK

* Tanrı’nın doğum günü için Windows değil de Macosx demek neden daha doğru?
Bilgisayarın en çok keyif verebilenidir, şudur budur. Fakat asıl;
Mac’ler hiçbir zaman kilitlenmez. Mac’lere virüs de işlemez.
O yüzden.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
06
2007
13:19

Din görevlisi TDG okuyucusundan…

DİN ADAMLARININ DİNE AYIRACAK VAKTİ YOK (II) Devletleri oluşturan bireylerin moral değerleri vardır. Bu değerler ayakta durduğu zaman onlar kendilerini güvende hissederler. Bu değerler Din, Eğitim ve Adalettir. Bizim konumuz Din ve kanunlara göre dini insanlara aktaran din adamları ve onların idari ve organizasyon işlerini yapan Diyanetteki çarpıklıkları gözler önüne sermektir. Amacımız bir kurumu linç etmek değildir. Amacımız dini insanlara en sağlıklı ve düzgün bir şekilde anlatması gereken bir kurumda görülen çarpıklıkları hem o kurumun ekmeğini yemiş biri olarak, hem da bir vatandaş olarak dile getirmektir. Şöyle bir soru akla gelebilir. Bunları neden içerde dile getirmediniz? Haklı bir sorudur. Ancak böyle bir olanak olmadığını hemen söylemeliyim. Bizim toplantılarımızda Ankara’dan biri geldiğinde bir İmam seçilir ve bu İmam eline tutuşturulan kâğıdı sadece okur. O kadar. Birinci ve en önemli eksiklik ve hemen giderilmesi hatta kökten kaldırılması gereken şey, cami’lerden para toplanmasıdır. Bu din adına yapılmış ve halende yapılmakta olan yüz kızartıcı bir şeydir.

Elinize tutuşturulan o yerin müftüsünün imzalı kâğıdını aldınız mı o parayı toplamak mecburiyetindesiniz. Bunu diyanet hemen, acilen kaldırmalıdır. Diyanet’in bir başka egoist davranışı da şudur. Her ay çıkan sürekli yayınlarının görevlileri tarafından satın alınması mecburiyetidir. Onlara sorarsanız bu mecburiyet değildir. Ancak almayan görevli anında kara listeye alınır. Her yılbaşında çıkardığı takvimleri de muhakkak görevlileri satmak mecburiyetindedir. Diyanet’in ticari organizasyonlarından biri de Hac’dır. Daha 3 yıl öncesine kadar, göstermelik yapılan sınavlarda, özellikle yazılı sınavlarda ağzınızla kuş tutsanız, mülakatta yine her sene giden ve bu işin kaymağını yiyen kişiler giderdi görevli olarak. Ayrıca diyanet vakfının camilere dağıttığı makbuzlardan toplanan paranın –oran kesin değil- ya % 10’u, ya da %20 si kesilir makbuz masrafı olarak. Ama bu para muhakkak kesilir.

Bunları neden anlattık. Sebebi şu. Asıl görevi dini doğru bir şekilde kitlelere ulaştırmak olan bir kurumun bu kadar ticari işlerle uğraşması onun asli vazifesini yapmasına engel olacaktır. Her ay yapılan umre turları yılda bir yapılan hac organizasyonu ve her ay çıkarılması gereken basılı yayınların arasından vakit bulup da asıl işiniz olan görevinizi yapma şansınız yoktur. Bünyesinde binlerce müfettiş barındıran diyanet ancak bir görevli şikayet edildiğinde görevliyle irtibata geçer. Türkiye’ nin dört yanında görevlilerin % 80 inin ikinci bir işi vardır. Hatta öyle camilerde öyle görevliler vardır. 20 yıldır orada görev yaparlar. Onları hiçbir kuvvet oradan gönderemez. Buna el atan bir büyük ilin Müftüsü’nün başını yemiştir bu teşebbüs. Diyanet bunları bildiği halde ticaretten kafayı kaldırıp bunlara çözüm üretememektedir. Herkes din adına bir kaosun içindedir. Din sadece basında çıkan absürt haberlere verilen cevaplarla yetinilemeyecek kadar önemlidir. Diyanet’in görevlileri eğitmek ve geliştirmek için açtığı “ Hizmet içi eğitim kursları” çok komiktir. Hep yıllardır Kur’an’da belli başlı birkaç surenin tekrarından başka bir şey değildir bu kurslar. Beşeri münasebetler adı altında yapılan dersler sadece diyanet’in hac ve umre organizasyonlarına nasıl hacı toplanacağının yollarının anlatıldığı bir ders haline gelmiştir.

DİN BİR GÖNÜL İŞİ’ DİR. GIRTLAĞINA KADAR MADDİYAT İÇİNE BATMIŞ VE YAPTIĞI HİZMETİ TİCARET ADAMI ZİHNİYETİYLE YAPAN BİR KURUMUN DİNİ SAF VE ÖZ HALİYLE KİTLELERE ULAŞTIRMASI SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. Ulaştıramadığı da toplumun dine ve din adamına bakış açısıyla ortadadır. Diyanet hiç mi iyi bir şey yapmamıştır? Yapmıştır muhakkak.. Örneğin, sayın başkanımız artık işlemeli kaftan giymektedir. Diyanetimiz son sistem konforla döşetilmiş bir bina ya taşınmıştır. Diyanet’in ne işe yaradığını pek çözemediğim daire amirlikleri sayısı devamlı çoğalmaktadır. Ama açtığı Kur’an kurslarını hala camii’ lerden topladığı paralarla döndüren, Allah’ın evleri diye nitelendirdikleri camileri dilenci kapısı yapan zihniyetin sarığını önüne alıp düşünme vakti gelmiştir. Her şeyin özelleştiği bir çağda Hac işlerinin % 60 ını elinde tutan diyanet’in asli vazifesi olan dini anlatma işine hemen dönmesi ancak ticaret adamı mantığını bırakarak, toplumların olmazsa olmazı olan din duygusunu saf, berrak ve Kur’an kaynaklı kitlelere ulaştırması ile mümkündür ve bu onların asli görevidir. Bu devlet tarafından taa cumhuriyet’in kuruluşunda onlara tevdi edilmiş bir görevdir. Bu görev sayısı yaklaşık 80.000’i bulan bu devasa kurumun asli vazifesidir. Ticaret adamlığı yapmak değil. Sevgilerimle…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
06
2007
13:39

Metin’den…

Selam! “Ne yüksek derecede bir zeka ne de büyük bir hayal gücü. Her ikisi de beraber olsa insan dahi olamaz. Deha’nın ruhu sevgi, sevgi yine sevgidir.” W.A.MOZART Sevgilerimle hepinizi seviyorum … Metin

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
06
2007
16:06

Handan’dan…

kadir günü ve gecesi için bir cümlem var paylaşmak istiyorum hep birlikte daha etkili olur diye düşündüm;
‘Bütün insanlık vicdanı için yaşasın, çıkarı için yaşamasın’
sevgilerimle

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
07
2007
13:00

Polat’tan…

NE HEDIYE VERECEGIMI BILIYORUM ARTIK ONA SAGOL buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
07
2007
13:59

Türkan’dan…

Şimdi ben ne desem ki? Keşke içimdekileri kelimelere dökebilsem… TDG’ yle kızımın vasıtasıyla tanıştım.Kimseye soramadığım ve sormaktan çekindiğim sorularımın cevabydı TANRI’NIN DOĞUM GÜNÜ. Kitabın bitmesinin hemen ardından bir rüya gördüm: Göğe doğru uzanmış,sadece benim sığabileceğim, içinde merdiveni olmayan minare gibi taşlı bir yoldan yukarıya doğru tırmanıyorum. İki elimde ayetlerin yazılı olduğu sayfalar var. Elimde büyük bir fener, yanımda bir ışık…Bereber yol alıyoruz, yol darlaşıyor. Yanımdaki ışık;^^asla burdan geçemezsin^^ diyor. Ben de ^^ordan öyle bir geçerim ki,senin aklın bile ermez^^ diyerek ordan geçiyorum. Biraz daha tırmandıktan sonra yol bitiyor. Yanımdaki ışığın Cebrail olduğunu hissediyorum. O yolun bittiği yerde tıkanıyorum ve Cebrail bana yol gösteriyor. Çok az bir yol gittikten sonra zirveye, direk gökyüzüne ulaşıyorum ve ^^başardım^^ diyerek rahatlıyorum. Gökyüzünde yıldırımları görüyorum, yıldırımın bir ucu bana yakın, diğer ucu gökyüzüne ve içinde DONA yazıyor. Yıldırım DONA ismini çerçevelemiş.^^ULAŞTIM… ÇOK ŞÜKÜR^^ diyorum. Paylaşmak istedim; sevgilerimle…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
07
2007
14:00

Bir rüya… Raptor’dan…

bu kitabı kendisine çok şey borçlu olduğum, dünyalar tatlısı biri önerdi. hemen aldım artık sonlara doğru arabamda bile okumaya devam ettim ve dün gece bitirdim. kitap bittiğinde gerçekten tir tir titrediğimi hissettim ve bu kitabı okumadan önce hayatımın ne kadar boş geçtiğini anladım ama hiçbir şey için geç değildi. en azından yolun yarısına gelmeden bu kitabı okumuş olmanın rahatlığı ve huzuru içindeyim. insanların yıllardır gerçekdışı safsatalarla bizleri ve tüm dünyayı nasıl gerdiğini ve ne kadar olumsuz etkilediğini gördüm. bu kitabın yazarı buRAK özDEMİR’i, bizlerin gözünün önünü açtığı için kutluyorum ve etrafımdaki tüm arkadaşlarıma öneriyorum. artık gaflet uykusundan uyanmanın vakti geldi. yaşasın TANRI’nın DOĞUMGÜNÜ!!!

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
07
2007
15:04

Bir yorum… Sabah neşesi…:)

Sen hiç Mekke’de namaz kıldın mı ki böyle bir kitaba girişiyorsun demiş bir dostumuz.
Kendisi 6 kere git-gel yapmış birisi bu arada.
Ne diyelim :) Allah kabul etsin (rk)

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
07
2007
15:23

Sitemizin RSS ve Atom adresleri…

rss.jpg

www.buRAKozdemir.org/i…

www.buRAKozdemir.org/i…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
07
2007
16:01

Diyanet konusu devam…

Diğer iki yazıyla birlikte bu yazı… Bir anda çok büyük bir habercilik örneği oldular. Yıllar yılı kapalı kalmış bir kutuyu açtık hep birlikte. Tanrı’nın doğum günü’nün verdiği devrimci cesaretle. … dostumuza huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum. / buRAK

DİYANET VE DİN ADAMLARI (III) Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki dine bakış açısı ve görevlilere, toplumu din konusunda aydınlatma noktasında yaptıkları bazı açmazları anlattığımız yazımızın üçüncü ve sonuncusuna geldik. Diyanet ve din adamlarının artık bu saatten sonra yenilenme şansı yoktur. Diyanet ve Din adamlarına DEVRİMCİ BİR RUH şarttır. Çünkü Diyanet ufak tefek rötuşlarla düzelemeyecek kadar vahim bir durumdadır. Diyanet’in en büyük yanılgısı, toplum nezdinde çok düşük olan bu imajı düzeltmek için daha vahim bir hata yapmasıdır.

“BİZ PEYGAMBER MESLEĞİ YAPIYORUZ” diyerek kutsallarla kendi kendini payelendirmeye gitmektedirler. Bozulan bir imaj varsa onun telafi yoluna gidilir. Kutsallaştırılarak dokunulmazlık elde etmekle sorunu ortadan kaldıramazsınız. Oysa toplum biliyor ki, az önce arkasında namaz kıldığı İmam birazdan iş takibine gidecektir. Araba galerisini açacak tozlanan arabalarını yıkayacaktır. Ya da Bir esnafın yanında tezgâhtardır. Patron kızmadan tezgâh’ın başında olmalıdır. Daha ağır ve utanç duyulacak işler yapan İmam’larda var. Ancak daha fazla bu konuya girmeyelim. Diyanet İşleri Başkanı hemen bu işe el atmalıdır. Toplum gözündeki bu erozyonun durdurulmasının tek çaresi mihraba geçen İmam’ın arkasındaki cemaatin tezgâhtarı olarak namaz kıldırmasının önüne geçmelidir. Sarık ve cübbelerin yenilenmesinden ziyade, gönüllerin yeniden yenilenmeye devrime hazır hale getirilmesine ihtiyaç vardır. Din gibi kaynağı YARATICI olan bir önemli konu da YARATICI olamazsanız, ayağa düşürdüğünüz bu işi kurtarmak için “BİZ PEYGAMBER MESLEĞİ YAPIYORUZ” diye mesleği kutsallaştırmaya çalışırsınız ki, yapılan affedilmez en büyük hata da budur. Hz. Peygamber’e bir meslek bulacaksak eğer onun adı İmamlık değil, o mesleğin adı KUR’AN’ı anlatma derdi mesleği diyebiliriz. Diyanet elinde insanlara dinin öz’ünü anlatmak için en büyük fırsat olan Camii kürsülerini bu zamana kadar kullanamamıştır. Vaizler sadece kürsülerde hikaye türü şeyler anlatmaktadırlar. İddia ediyorum. Eğer camii kürsülerini bir yıllığına misyonerler teslim alsınlar. Bir yıl sonra Camiye sokacak adam bulamazsınız. İşte bu kadar boş işlerde kullanmaktadır diyanet bu kürsüleri. Kürsü de konuşan ne konuşursa konuşsun onu dinleyen cemaat bilir ki en son söz ”Muhterem cemaat ALLAH RIZASI için yardım toplanacaktır” sözü olacaktır.

Diyanet vakfı dini hizmetlerde çok önemli bir fonksiyon üstlenebilecekken saltanat sürme merkezi haline gelmiştir. Buradaki dönen maddi oluşumlara çok dikkat etmek gerektiğine inanmaktayım. Şu anda diyanet İşleri Başkanlığının başında bulunan değerli Prof’umuza altın tepsi içinde bir fırsat sunulmuştur. Kendi farkında mıdır bilmem? Eğer Diyaneti ve din adamlarını devrime tabii tutup her şeyiyle Kur’an’a döndürme çalışmalarına başlarsa, bunun için makamını bile riske etmeyi göze alabilirse yapacağı bu hareket onun için tarihe geçmeye yetecektir. Bütün altyapısını hurafelerden değil de, medeniyete, teknolojiye, evrenselliğe ve her şeye açık olan İslam dinini toplum katmanlarına hızla yayarak, kürsülerde ağzından salyalar akan görevlilerle değil de, merhamet ve sevgiyi mesleğiyle birleştiren görevlilerle bu işe başlayabilirse en azından tarihe DEVRİMCİ İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI olarak geçecektir.

Cosmos boşluk kabul etmez. Siz yerinizi boş bırakıyorsanız, yerinizi mutlaka dolduran çıkacaktır. Diyanet’in boş bıraktığı bu alana şu an da Tarikat şeyhleri ve Cemaat liderleri doldurmaktadır. Diyanet o kadar büyük bir vebal altındadır ki, onun vazifesini yapmaması, milyonlarca insanı tarikat kapıların da umut bekler hale getirmiştir. Sadece Diyanet insanlara Allah’a, insanların özgür iradelerini kullanarak ulaşılabilineceğine dahi inandırmış olsaydı büyük iş yapmış olurdu. Diyanet bu boşluğunu doldurmazsa -ki bu saatten sonra düzeltmeyle olmaz, devrimle olur- kendi kendini lağvedecek şartları da hazırlıyor demektir. Vazifesini gereği gibi yapmayan kişi ya da kurumların sonu Cosmos yasalarına göre ya DEVRİM ya da THE END’dir. Yerini boş bırakan muhakkak bedel ödemek durumundadır. Bu bedel toplumu ilgilendiren bir noktada boşluk ise o bedel sanırım daha ağır olacaktır. Bütün egolarını bir tarafa bırakarak, bu uyarıların kimden geldiğini önemsemeden doğru her yerde doğrudur diyerek, bugünden tezi yok hemen kendini devrime tabii tutan bir DİYANET geçte başlasa birçok şeyi telafi edebilir. Bu da sürekli evrende devrim yapan yüce kudret’in gönderdiği dini anlatanlara yakışan bir final olacaktır.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
07
2007
16:05

Seda’dan… Bir şiir… Tüyler diken diken…

Rahiplerle ilgili yazı bunların dökülmesine vesile oldu dilden…
sevgiler.

Orda kelebek uçar,
burda fırtına olur
Ne güzel iş çıkarmış
Myanmar’lı rahipler
İnandıkları için al kanlara bulanır
Mekanı cennet olsun
Myanmar’lı rahipler
Tenlerinde bir çul var
Canları cennet katı
Ellerinde bir boş kap
Kalpleri nurla dolu
Birlik içinde hepsi
Gözleri inanç dolu
Ne de güzel canları
Myanmar’lı rahipler
Ses olmuşlar halklara,
Gökkubbeye yankımış
Verecek candan gayrı zaten ki neyi varmış
Görsün tüm gören gözler
Sağır kulaklar duysun
Senden sana seslenir
Myanmar’lı rahipler

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
07
2007
16:15

Tercüme konusu…

Babamı ve beni daha yakınlaştıran bu kitabınıza teşekkürler öncellikle. Bu kitabınızın yurtdışında yayınlanması için bazı çalışmalar yaptığınız duydum Birol Bey’den benim kuzenimin kocası alman bir editör. Sizin kitabınızdan bahsettik ama tabii sizin daha önce bu konu için kimse ile konuşup konuşmadığınızı bilmediğimden sormak istedim yayınlanması için bir girişimde bulundunuzmu ? Cevabınızı alırsam sevinirim tekrar teşekkürler.

Ön hazırlık… Yurtdışı için henüz somut bir adım atmadık. Harekete geçeceğimiz zaman site üzerinden herkesi haberdar edeceğim. Çok teşekkürler.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
08
2007
00:25

Yaprak’tan…

Kitabınızı bir nefeste okuyanlardanım,arasıra siteye göz gezdiriyorum. Kadir Kader le ilgili yazıyı bulmaya çalışıyorum ama ulaşamadım.lütfen yardımcı olurmusunuz çok tşk.

geliyor efendim.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
08
2007
00:26

Naz’dan…

Sevgili buRAK Bu kitap bana öyle yardımcı oldu ki… Kitabın sonunda okudugumuzu anladık mı bölümünün kafamızda hiç belirmemesi o kadar güzel ki. Çünkü beyin okurken direkt sorguluyor. Bunca zamandır bu konuda calışmadan kabullenen beyinlerimiz, faaliyete gecti.Hemen herkese öneriyorum kitabı özet geçiyorum insanlar ilk önce müthiş bir kurgu diye tepki veriyor sonra kitapla basbasa kalıyorlar. Bu kitap insanların düşünmesini tetikleyen, sorgulamayı öğreten mükemmel kurgulu bir kitap tebrik ediyorum.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
08
2007
00:27

Gülten’den…

merhaba,bu gün kitabı bitirdim, çok mutluyum, onu ne zaman dinlesem böyle olur zaten keşke mümkün olsa o hep söylese ve biz hep dinlesek, okyanusun içinde huşu içinde dansetmek gibi bir şey olurdu :). Asıl sormak istediğim ingilizcesi ne zaman yayınlanacak, eğer yayınlandı ise nerede bulabilirim. Hoşça kalın.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
08
2007
00:28

Chetus’dan…

Aslında çok az okuyabildim ama beni çeken birşey var.dayanamıyorum hemen devam etmek istiyorum.çok teşekkür ederim korkmuyorum,merakla karışık bir sevgi var içimde.bundan sonra farklı artık herşey.hayat daha anlamlı tabi sevgi de.teşekkür ediyorum

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
08
2007
00:39

Dona’nın K-D-R BİLDİRGESİ… Yayın tarihi: 29-08-2007/ 23:11:47

Herkes kaderi ömürlük zannediyor…
Hayır öyle değil…
Kader, bir ömürlük değil…
Kader, bir senelik…
Başladığı gibi bitmiyor, kader işleyişiher senenin başında yeni baştan yazılarak yürüyor.
Levh-i mahfuz; Herşeyin kaydedildiği kitap.
Yıllık kader bilançolarının toplamı…
Mut-suzluk, u-mutsuzluk had safhada bugünlerde…
Doğum sancıları bunlar…
Sancılı olanlar…
Yepyeni bir kader onları bekliyor.
Yeni hayatlarına hazırlanıyorlar onlar…
Gözünüz aydın olsun ki;
Kadir gecesi geliyor küçüğüm…

KaDeR ve KaDiR…

Aynı kökün iki farklı tekamül hali,bu kelimelerde gizli…Kadir gecesi;Kendi kaderine kadir olmanın gecesi…
Varlığının dizginlerini eline aldığın o gece…
Kendi dizginlerini bir geceliğine, tümüyle eline tutuşturduğumuz o gece…
Varoluşun karanlık günlerinde,henüz güneş yeryüzünü aydınlatmamışken sizden o sözü aldığımız o gece…

Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” onlar: “Evet, şahid olduk” demişlerdi. Kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.
Kur’an-ı Kerim Araf Suresi 172. Ayet

Ruhun tekamül etme macerasına kendi hür iradesiyle karar verdiği o gün, varoluşun mutlak miladı olarak kabul edilir Rahman’ın katında.
Fani zamanların değil, sonsuz zaman kipinin “gecesi”dir o.
İnsanlar Kadir suresinin 2. ayetinin üslubunu yadırgarlar.
“Terslendiklerini” düşünürler.
Diyanet tercümesini okursan, bu duyguyu daha yakından hissedersin.

Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!
Kur’an-ı Kerim Kadir Suresi 2. Ayet (Diyanet Çevirisi)

Hayır öyle değil…
O Ayet, Kadir’in bildiğin-bilebildiğin gecelerden biri olmadığını anlatmak istediği için “tersliyordu” gerçekte seni…

İslam alemi, Kur’an’ın Kadir gecesi indirildiğini bilir.
Bunda şaşırtıcı bir durum yoktur.
Tevrat, Zebur ve İncil…
Kadim bilgilendirmelerin tümü, insanlığa o gecede sunulmuştur.
Kur’an’ın vahyedildiği gece de bu yüzden Kadir’dir.
Tanrı katında isim verilmiş tek gecedir.
Müslümanlar, Kur’an’ın Kadir gecesi indirildiğini bilirler.
Oysa o kutlu gecede “indirilen” sadece Kur’an değildir.
Tercümanın kendi fikrini temsil eden o parantezi kaldır.
Kaldırdığın anda, yeni bir bilginin “indirilmekte” olduğunu göreceksin…
İşte şimdi sıkı dur…

Gerçek şu ki, Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kur’an-ı Kerim Kadir Suresi 1. AyetKadir gecesinde “indirilen” gerçekte sendin küçüğüm…Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler.
Kur’an-ı Kerim Kadir Suresi 4. Ayet

Kadir gecesi, Tanrı’nın insana ruhundan üflediği kutlu gecedir.
Ademin, yani ruhun varolduğu gündür.
İnsan kelimesinin sonsuz zaman kipindeki halidir;

Kadir gecesi, “bin aydan” daha hayırlıdır.
Kur’an-ı Kerim Kadir Suresi 3. Ayet

Şimdi sureyi baştan sona okuyabilirsin;

Kur’an-ı Kerim Kadir Suresi
1- Gerçek şu ki, Biz onu kadir gecesinde indirdik.
2- Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren nedir?
3- Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.
4- Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler.
5- Fecrin çıkışına kadar bir esenliktir o.

Fecr “şafak” demektir.
Fecr, gece “karanlığından” sonra gözler aydınlığı sabahın başlamasıdır.
Kadir, varoluşun varolmaya başladığı ilk gecedir, sabaha kadar geçen vakit ise ruhun tekamül macerasıdır.
İnsan şafak sayan tezkere askeri gibidir.
Gündoğumu ise…
Gündoğumu cennettir…
Geceden sabaha geçen vakit nefes alarak, çırpınarak varolmaktır…
Güneş, Rahman’ın katında Kadir’in adı “gece” olarak konduğu için bu kadar aydınlıktır küçüğüm;

Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O’nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.
Kur’an-ı Kerim Nahl Suresi 12. Ayet

Oruç’un gizemi de burada gizlidir.
Kur’an’daki Ramazan, tekamül macerasının simgesel anlatımıdır.
Yeryüzüne inen ruh, artık fizikselleşmiştir.
Cennetinden feragat etmesidir bu.
Yuvadan ayrılması, varoluş gurbetine doğru yola koyulmasıdır.
Artık Rahmanın sonsuz rahmetinden, sınırlı ölçüde yararlanıyor olmasıdır.
Varoluş küçüğüm, gıdasız kalmaktır…
Varoluş, tüm bu yokluğun içinden herşeye karşın güçlenerek çıkmaktır.
Ramazan bir aydır ve “bin aylık” tekamül yolculuğunun kodlanmış anlatımıdır.

Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır…

İnsanoğlu, Ramazan boyunca, kendi ruhsal macerasıyla yüzleştirilir.
Açtır, susuzdur.
“Karnı tok” olduğu günlerin özlemiyle doludur.
Ta ki Kadir gecesine kadar…
Kur’an’ın Ramazan’ı o gün biter.
Devam eden kültürel Ramazandır.
Aç susuz geçen bu debdebeli ayın ardından kişiyi bekleyen tek bir şey vardır;Bayram…
Bayram yani Cennet…
Kur’an, Müslümanlara oruç tutun der, diğer yanda da hiçbir biçimde “bayram kutlayın” demez.
Bunu Kur’an emretmemiştir, buna bir kişinin, bir halifenin “yetki kullanarak” karar vermesi istenmiştir.
İnsanlığı temsil eden o yetki sahibinin adı Muhammed’dir…
Allah’ın kulunun oğlu Muhammed…
Kadir gecesi itibariyle kendi kaderine kadir olan ruh, bayramı kutlamaya kendi inisiyatifiyle karar vermiştir.
Kaderine kadir olanın cennetidir bayram…
Oruç bitip de, tekamül tamamlanınca yetişkin bir halifedir artık ve her halife gibikendi kararlarını buyruk almadan, kendi yetkisiyle hayata geçirir olmuştur.
Bayram,varoluşun sıkıntı dolu yoksun günlerinden, özgürlüğe geçiştir.
Bunu haketmiştir.
“Oruçla geçen bir ayın” ardından…
Ruh “yaşamış” yani kendi orucunu tutmuştur…
Kadir gecesini nasıl değerlendirmek istediklerini soruyorlar.
Onlara söyle…
O günü kendilerine ayırsınlar…
İmkanlarını sonuna kadar zorlasınlar…
Çalışan, işinden izin alsın…
İmkanı olan o gün çalışmasın…
İmkanı olmayan ise imkan dilesin…
Korkmasın…
Ne pahasına olursa olsun, o günü kendilerine ayırsınlar…
Oruç kelimesinin ikinci anlamını yaşasınlar doyasıya…
“Sussunlar”…
O günü, o mübarek geceye hazırlanarak beklesinler.
Geçmişlerinde kalan herkesle ve herşeyle barış imzalasınlar.
Zihnen tüm geçmişleriyle helalleşsinler…
Gelecekleriyle buluşabilmek için bu gerekli…
Yaradanla yaradılanın b1r olacağı,
Rahman’la Rahim olanın arasındaki sınırların iptal edileceği
o gece için sorularını hazırlasınlar…
Evlenmeli miyim?
Boşanmalı mıyım?
Çalışmalı mıyım?
Bırakmalı mıyım?
Tanrı’nın doğum günü…
Okumalı mıyım?
İnanmalı mıyım?
Güvenmeli miyim?
Yükümden arınmak için neler yapmalıyım?
Kederden arınmanın,
Kaderine kadir olmanın tüm sırrı,
dileyen herkesle paylaşılacak o gece…
Kutlu kararların gecesi o ve bil ki,
bu yıl yaşamana yada ölmene kararın verileceği gecedir.
İşte bu yüzden;
Rahman’a olan tüm sorularını hazırlasınlar.
Ve en önemlisi;
CEVAP ALMAYA HAZIR OLSUNLAR

Doğrudan O’na

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
08
2007
00:49

Film… Dona’nın K-D-R Bildirgesi…

k_d_r.JPG

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
08
2007
15:12

Dikkat Dikkat…

Yukarıda Naz’ın dile getirdiği sorgulama… Tanrı’nın doğum günü ile ilgili… Benimle ilgili… İşte o…

İşte o sorgulamayı, inanan-inanmayan, seven-sevmeyen, güvenen-güvenen herkesin yapmasını istiyoruz.
Bu gece…

Bir sorun yukarıya…
Güvenelim mi..?

Cevabın her iki türlüsü başımla beraber…
Ben de bi öğreniim kim olduğumu, neci olduğumu…

Büyük şölen başlasın…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
08
2007
15:12

Naz’dan…

Sevgili buRAK ; TDG yi ilk okuyanlardan biriyim (kasım 2006)şu an tekrar elimde, aklıma takıldıkça okuyorum şükürler olsun ki yıllardır kütüphanemizin en üstünde, baş köşede duran ama dokunmaya korktuğumuz Kur’an sayende artık sürekli elimin altında okuyorum, araştırıyorum, tartışıyorum ve senin sayende sormaktan ve sorgulamaktan korkmuyorum.çevremdeki insanlara da bahsediyorum ama gözlemlediğim bir şey var sanki herkesin TDG ile tanışmak için belli bir zamanı var.Ancak o zaman geldiğinde kitabı okuyabiliyorlar yada okusalar da ancak vakti ise anlayabiliyorlar.TDG ye geçen sene internette tesadüfen rastladım. Kitap tanıtımını okuduktan sonra içim kıpır kıpır olmaya başladı ve işte bütün cevaplar bunda dedim ve beklediğimden çok daha fazlasını buldum..o kıpırtı o heyecan hala devam ediyor içimde… ve bu akşam soracağım Donaya : TDG….. inanmalı mıyım?.. güvenmeli miyim ? ve evet cevabını alabilirsem işte o zaman her şey değişmeye başlayacak Eğer Tanrı bizlere ulaşmak için seni seçtiyse… TDG yeryüzünde Tanrının kuluna yazdırdığı ilk tefsir kitabı ise…. Ve biz sana bu kadar kolay ulaşabiliyorsak ne mutlu bize ki biz özel insanlarız..teşekkürler buRAK iyi ki varsın teşekkürler Dona…Bu arada benim geçen sene aldığım kitapla şu an piyasada olan 8. baskı sayfa sayıları farklı, içerik olarak fark var mı..? Tek bir kelimeni dahi kaçırmak istemiyorum…SEVGİLER…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |