Bu kitabı daha internette farkettiğimde, onu almam gerektiğini hisetmiştim. Bazen böyle olur. Eliniz nasıl olduğunu anlamadan, binlerce kitap arasından birine uzanıverir ya, işte öyle. Kitap beni çok etkiledi. Ama hayatımda tuhaf gelişmeler yaşamaya başladıktan sonra, içime bir korku da yerleşti. Benim gibi bu kitapla birlikte hayatında değişim olan var mı? Samimiyetle bunu öğrenmek istiyorum. Sanki hiç bir şey eskisi gibi değil./ Özen
Sevgili Özen’e sorduğu soruyla, Devrim çığlıkları yazısına vesile olduğu için sonsuz teşekkürler…
Devrim Çığlıkları
Evlenenler, boşananlar, işinden ayrılanlar, iş kuranlar, anne olanlar, baba olanlar, arkadaşlarıyla bozuşanlar, yeni dostlar kazananlar… Çok hızlı bir değişim süreci yaşıyor okuyucularımız. Bu süreci, kitabın ilk okuyanı olarak en başta ben yaşadığım için çok iyi biliyorum.
Evet, Tanrı’nın doğum günü’nden sonra hiçbir eskisi gibi olamıyor… İyi de neden?
Bunun çok teknik, son derece somut bir nedeni var.
Yaşadığımız gerçekliği kurgulayan aygıt, beynimizden başka birşey değil. Bilgisayar dilinden gidecek olursak… Yazılım ve donanım… Beynimiz bizim donanımız. Bilgisayar kasamız yani.
İnançlarımız, yargılarımız, fikirlerimiz, kuşkularımız, bunların toplamı ise bizim yazılımımız. Zihinsel işletim sistemimiz.
Bütün yaşamımız, neden ve sonuçların bir ürünü…
Beynimize yüklü olan yazılım NEDEN.
Kendimize yaşattığımız olgu ve olaylar da SONUÇ…
Beynimizin işletim sistemi değişince, NEDENler de değişiyor. NEDENler değişince SONUÇlar değişiyor. Bu kitap hayatımı değiştirdi’nin tılsımı işte bu.

Kainata gönderdiğimiz titreşimler değişiyor. Durduğumuz yamaçtan, dağlara doğru daha farklı bağırıyoruz artık. Aradan bir süre geçtikten sonra bize dönen yankımız da farklı oluyor haliyle.
“Ben kendimi gerçekleştirmek istiyorum” diye bağırıyorsan artık sonsuzluğa doğru…
Kendin olma yolunda, yaranın üzerini bağlayan kabuğun olmuş, seni tutan herkes bu titreşimleri duymaya başlıyor.
İlgili kulaklar, başlıyor çınlamaya.
En başta, en yakın arkadaşın duyuyor bu çığlığı.
Onun dağlara doğru bağırdığı;
“Herkes ve herşey bana bağlı olmalı. Herkese ve herşeye hükmeden ben olmalıyım”sa,
sen de “özgürlük” diye bağırıyorsan, bu iki titreşim birbirleriyle çakışıp, itişiyorlar.
Bir dönem yediğin içtiğin hiçbirşeyin ayrı gitmeyen o arkadaşınla, bi türlü program yapıp görüşemez oluyorsun. Ariim diyorsun, telefonu düşmüyor. O seni arıyor, senin telefonun çekmiyor… O senden sen ondan… Uzaklaştıkça uzaklaşıyorsunuz.

Tanrı konusundaki çığlıklarımız, bana sorarsanız kainata sunduğumuz en güçlü titreşim-çığlıklarımız. Daha önce isyanla yüklü çığlıklar yayıyorken, Tanrı’nın doğum günü’yle yaşadığın buluşma, repertuar değiştirtiyor sana. Alabildiğine gülümseyerek bağırıyorsun artık dağlara.
Seviyorum…
Herşeyi seviyorum…
Yaşamayı seviyorum…
Renkleri seviyorum…
Yaradanımı seviyorum…
En önemlisi;
Kendimi seviyorum…
Aura sadece görsel değil. Aura, aynı zamanda işitsel çalışır. Ruhunun yeni rengini görmekle kalmaz, karşı taraf DUYAR da aynı zamanda.
Nûra’n bas bas bağırıyor. Senin nurâ’ndan “seviyoruuum” titreşimi yola çıkmış artık. Radar dalgaları gibi, birilerine çarpıp geri dönecek. Bilmiyorsun bu dalgalar karşı tarafın kıyılarına vurduğunda nasıl sesler çıkartacak…
“Ben deeee” diye bir ses geliyorsa karşı taraftan…
Tanıştırim sizi, işte bu kişi senin ruhsal ailenden olan kişi…
“Hayıııııır” diyorsa o karşıdaki, bil ki o artık giderek uzaklaşacağın kişi…
“Sevmeyeceksiiiin” diye tepki görüyorsan karşındaki asık-yüzlüden, onu da bil, tanı artık, o da önümüzdeki günlerde bol bol çatışacağın kişi…

Yeni titreşimler, yepyeni bir hayat demek bizim için.
Ve bu değişimi, yeni işletim sistemimize borçluyuz.
Bilenler bilir, eskilerde, Windows’tan önce bilgisayarlarda DOS diye bir işletim sistemi vardı. Simsiyah bir fon üzerinde çalışırdı bu program. Karmaşık kodlardan oluşurdu. Bilgisayar programcısı değilsen, sıkılırdın bilgisayardan. DOS günlerinde benim bilgisayarıma tuhaf gözlerle bakardı kardeşim. Bugünse 3 tane kişisel bilgisayarı var, sorsan birini bile vermez, o kadar bağlı yani : ) O günlerin bilgisayarları, teknik insanların aygıtıydı. Tıpkı bugünün İslam’ı gibi… İlginç bir benzerlik, 70′li yılların bilgisayar ekranları yemyeşildi. Cami yeşili…
Şimdi, milyonlarca rengi bize gösterebilen cıvıl cıvıl monitörlerimiz var. Yepyeni işletim sistemlerimiz var. Windows var, Macosx var… Bu yeni platformlar, “kullanıcı dostu” olarak hazırlandılar ve istediğimiz herşeyi bize sunuyorlar. Film, müzik, resim, herşey… Rengarenk ve sınırsız bir dünya.
DOS’ta kalsaydı insanlık, bu INTERnational NETwork asla oluşmayacaktı. Bir olamayacaktık, buluşamayacaktık birbirimizle, çünkü bilgisayarlar çok sevimsiz olacaklardı bizim için. Teknik bir edevat olarak kalacaktı.
Birgün, birileri çıktı ve o sevimsiz bilgisayarları, renklendirdi, sadeleştirdi, Windows’u yazalım, bu dünyanın kapılarını herkese açalım. Bilgisayarlar, bilgisayarcılara mahkum olmasın dedi. Mesafe kavramını ortadan kaldıran İnternet devrimi böyle oldu, böyle bitti. Bill adlı gençten, gözlüklü bir yazılımcı, bilgisayarlara daha insanî bir yazılım yaklaşımı getirdiği için.

Bundan önce İslam, sevimsiz bir DOS sistemiydi. Hadi dürüst olalım, durumumuz DOS’un çok daha gerisindeydi.
Açın “pencereleri” bütün dünya duysun’dan sonra; İslam artık Windows Vista oldu (Macosx demek daha doğru *).
Şükürler olsun…
Halen benimle imtihan olan dostlarımız için bir bilgi. Şahsen buRAK olarak ben sadece, fabrikasyon ayarlarda seçili gelen arayüzüm. Bir tür Windows çimeni : ) Kendi işletim sisteminizi kurduğunuzda, ilk işiniz kendi arayüzünüzü, kendi resminiz yapmak olacak. Herkesin, kendi penceresini, kendi renklerine boyamasını istiyoruz.
Adı üstünde KİŞİSEL bilgisayar : )
Sevgiyle
buRAK
* Tanrı’nın doğum günü için Windows değil de Macosx demek neden daha doğru?
Bilgisayarın en çok keyif verebilenidir, şudur budur. Fakat asıl;
Mac’ler hiçbir zaman kilitlenmez. Mac’lere virüs de işlemez.
O yüzden.