Eyl
11
2007
15:36

Banu’dan…

insan bu güvercinli minik(!)işaretler üzerinde düşününce, hristiyanlığa sonradan dahil olmuş üçleme inanışında (eğer yanılmıyorsam) kutsal ruhu simgelemek üzere güvercinlerin seçilmesi çok da tesadüfi değil mi acaba diye düşünüyor… acaba o dönemlerde de mi mesajların arasına sevgili güvercinler ve tüyleri karışıyordu…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
16:10

Uzunca bir yazıyla yayında oluciiz efendim…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
17:04

Kelebek ahalisi…

Daha önce oturduğumuz evin muhitini paylaşabiliriz artık efendim. Adalar Bölgesinde ikamet etmekteydik biz. Büyükada’daydık. Gökyüzümüz pek bi hareketliydi : )

Ocak sonu, şubat başı henüz dönmüşüm Ankara’dan. TDG henüz yeni. Cepte kuruş yok. Birlikte bizim kitabı almak isteyen silah arkadaşlarım için İstanbul’dan kitap getirtiyorum. Haliyle toptancı fiyatına veriyorum çocukların hepsi asker. Elimde kalan para da harçlığım oluyor, geçinip gitmeye çalışıyorum. Bu arada bizim birlikte hala sorsanız beni çok severler lakin cimrinin önde gideniydi derler. Parasız olduğumu anlatamadım bu keratalara. Abi, bu kariyer, bu yaş, bu artistik duruşlar falan, yeme bizi diyolar koro halinde. Anlatamıyorum da anlatamıyorum : )

Nihayet dönüyorum. Bütün aile, dönünce mesleğime yeniden başlayacağım umuduyla ayakta durmuş. Bekar gitmişim, nişanlı dönmüşüm.

- Çalışacaksın artık değil mi?
- Hayır : )

Aile köpürme halinde. Üstüne bir de Dona, Bahar’ın da çalışma iznini iptal etmesin mi? Biz kaldık mı böyle iki meteliksiz : ) Bu artık son damla oldu ve bütün aileyle topyekün çatışma başladı. Ananemdeki küçük odamdayız lakin yaşlı bi kadını yoruyor olmamızdan dolayı aileyle ipler kopma noktasına gelmiş. Herşey yoluna girecek, bu geçici bir durum diyorum. Dinleyen var mı? İstanbul’a dönüşüm böyle gerilimli oldu işte.

Tepkileri yatıştırmak için herkese adres olarak kitabı gösteriyorum. Ben bu kitaba adadım kendimi, o beni aç açıkta bırakmaz kimse benim için endişelenmesin diyorum. Diyorum da kitabın satışları çok yavaş. Koskoca Remzi Kitabevleri’nden sipariş geliyor 3 tane 5 tane. E bari o işe asıl diyolar. Yayınevi de aynı şekilde. Tanıtım girelim. Gazetelere televizyonlara çıkalım. Hayır olmaz. Fazlar planında buna yer yok.

E napıcaz? Bekleyeceğiz. Satışlar azmış, kitapçılardan iadeler geliyormuş beni ilgilendirmez. Bu kitabı milyonlarca insan okuyacak.

- E, İnşallah hadi bakalım.
- İnşallah’ı Maşallah’ı yok. Bu bir temenni konusu değil. Size bunun kesin olarak böyle olacağını söylüyorum.

….

Elime bilgisayarımı aldıysam, sallanan koltuğuma oturduysam, hele bir de frekansa girdimse dünyada benden mutlu insan yok. Nefes bile almıyorum, uçuyorum, başka bir yerlerdeyim. Ama işte, kürkçü dükkanı gibi dönüp dolaşıp geldiğin şu gerçek hayat yok mu… Çok acıtıyor canımı. İki alem arasında sıkışmış kalmışım…

Bir meditasyonda kendimle ilgili bir tablo görmüştüm. Aynı onun gibiyim. Yandan görüyorum kendimi, cıbıl cıbıl ortada duruyorum. Önümde duran acı çeken insanlar tek kolumu yakalamış çekiştiriyor. Onlar yakaladıklarını sanıyorlar oysa o kolu onlara ben uzatmışım ve canım hiç de yanmıyor. Dimdik duruyorum. Diğer elimin ne yaptığını görmüyor kalabalık. Onu da arkada melekler kavramış sımsıkıya. Arada bir geçit gibiyim. İki taraftan çekiştiriliyorum. Böyle birşeydi işte. Ama tablo çok kaliteydi : ) Da Vinci, Michelangelo çizmiş gibi. En ince detaylarını bile hatırlıyorum. Acı çeken kalabalığın içinde en çok aklımda kalanı kalanı simsiyah başörtülü kadın ve yüzündeki acı dolu ifadeydi.

Bu figürü görünce Rabbın sanatla ne kadar içiçe olduğunun farkına varmıştım. O kadar etkileyici bir tabloydu ki. Meleklerine çizdirmiş olmalıydı. Bana vereceği yüzlerce sayfalık öğütten daha etkili olmuştur o enstantane halet-i ruhiyemde. Sıkıştığım her zaman aklıma hemen o duruşum gelir. Fazlar planında olduğumu hatırlar, derin bir nefes aldırır bana.

Dünyevi hikayeye geri dönüyoruz : ) Ben rahatlıyorum ama aileye bütün bunları anlatması hiç de kolay olmuyor. İki taraf arasındaki sıkışmışlık duygusu sarmış beni. Dışarı hiçbirşey çaktırmak yok tabi. Çelik gibiyim. Kendi içimde serzenişte bulunuyorum kendisine o kadar. Bir de evlilik çıkarmış başıma : ) Bırak yakışan bir organizasyonu, belediyeye başvuru yapacak durum bile yok. Aile aynen anlattığım gibi gelinlerini çok beğenmelerine karşın, yasak evlilik olarak ortaya koymuş bizim izdivacı. Bildiğiniz kabus yani : )

Bu kabus sürüp gidiyor. Fakat içimde bir ses. Ruhumu yıkayan, endişenin verdiği oyakıcı harareti serinliğiyle delip geçen bir ses. Herşey yolunda, biz buradayız diyen…

Buradaysan vursan ya oraya buraya üç-beş kere?
- İleride kendinle gurur duyacağın günler yaşıyorsun, yanındayız…

Ses böyle diyince ben de başta gelinimiz olmak üzere herkese herşey süper olacak mesajları yayıyorum. Bu nasıl olacak hiçbir fikrim yok ama olacak. Ben o sese güveniyorum. Kitabımı bana yazdıran ses o. Hiç duymadıklarımı bana duyuran. Hiç bilmediklerimi bana öğreten ses o ve ben ona güveniyorum.

Bahar’ın bir köşedeki 5bin YTL’sini yemişiz, hatırladığım kadarıyla bin YTL kadar bişey kalmış. Onunla evleneceğiz. Aileden ne maddi ne manevi destek. (Babamla ananem hariç tabiki). Nereden başlamamız gerektiğini bile bilmiyoruz. Gözümüz ailede. Manevi bir destek, bir çoşku görmek istiyorsun. Ailede tık yok. İmza atın çıkın, imkanlarınız ancak buna yeter denmekte. O sırada sesten yeni bir sinyal alıyorum. Ve sanıyorum bu ses hayat felsefemi tümüyle değiştirecek.

Baktığında gördüklerin seni mutlu etmiyorsa,
Başını yanlış yöne çevirmiş olabileceğini aklından çıkarma.

Daha somut lütfen?

Seni evlendirmenin onurunu, neden ruhsal ailene vermiyorsun?
Etrafını saran o sonsuz-sevgi sahiplerinden bahsediyorum…

Tabi ya.

Aklıma hemen Filiz geliyor. Askerde bana istisnasız hergün mail atarak, Tanrı’nın doğum günü coşkusunu paylaşan bana oğlum diyen o sevgi dolu kadın. Arıyorum hemen. Belediyede nikah kıyacağız biz. Nikah şahidimin senin olmanı istiyorum. Büyük oğlunu evlendireceksin hadi bakalım diyorum. Canımız-kanımız ailemizle paylaştığımızda soğuk rüzgarlar estiren bir konu, ruhsal aileyle paylaşıldığında, karşı taraf gözyaşlarına boğulmaktan ne diyeceğini bilemiyor…

Oh be biri var yanımızda. Evet evet, bundan sonra benim hayatıma ne gelecekse Tanrı’nın doğum günü’yle gelecek. Bir anda bir umut bir heyecan. Gelin, gelinliğinin tadını yaşamaya başlıyor nihayet. Elinden tutan biri var artık.

Filiz’in aklına birşey takılıyor ve beni arıyor.
- buRAK neden imza atıp çıkıyoruz? Neden bir organizasyon yapmıyoruz?
- Filiz’im bir organizasyon yapacaksam yakışanı yapmak isterim. Malum, para yok. O yüzden sessiz sedasız birşey yapalım, ileride telafi ederiz.
- Güzel bir organizasyon için paraya gerek olduğunu kim söyledi? Sevgi. Bana bırakın ben size inanılmaz bir gece yaratacağım, sevgiyle.

Sanıyorum bir hafta içinde oldu bitti herşey. İstinye’de TDG’ci : ) bir dostumuzun sahibi olduğu şahane bir mekan. Kişi başına öyle güzel bir menü ve öyle güzel rakamlar vermiş ki, inanılır gibi değil.
- İyi de Filiz bu cılız kişi başı ücretlerin toplamını bile ödeyemeyiz biz. Senin de ödemene hiçbir şekide izin veremeyiz.
- Biz ödemeyeceğiz ki. Modern bir nikah gecesi bu. Her gelen kendi ödeyecek.
- Wow…!
….
Bana sormayın ben heyecandan hiçbirşey hatırlamıyorum, dediklerine göre rüya gibi bir gece olmuş. 50 kişilik br organizasyon. Bambaşka, peri masalı gibi bir nikahtı böylesini hiç görmemiştik diyor gelen herkes. Bizim aile ise şokta. Böyle bir geceyi hiç beklemedikleri için, gündelik kıyafetlerle gelmiş hepsi : ) Ters köşe.

Eee ne bekliyordunuz. Dona’nın gelini …:)

Güzellik para gerektirir zihniyeti o yağmurlu Şubat gecesinde yıkıldı benim kafamda. Güzellik sevgi ister dostlar, başka da hiçbirşey istemez. Başka nasıl açıklayabiliriz ki? Telefonum borcundan aramalara kapalıyken, sadece o günlerde beni arayan arkadaşlarımı çağırabildiğim bir organizasyonun “masal gibi” olmasını.

Herşey bir yana, içimdeki sesin doğrulanması beni mutluluktan kıvrandırıyor.

Bütün aile şaşkın. Öyle beklenmedik bir gecenin ardından. Şanslı çocuklar valla deniyor. Ama şans da bir yere kadar. Ananenizde daha fazla oturamazsınız, başınızın çaresine bakın. Haksız da değiller. Ananeme yük olma ihtimali en çok beni rahatsız ediyor.

Daralmışım gene. Hadi diyor Bahar, ev bakmaya çıkalım. O gün bunu benim söylediğimi zannediyor o, gerçekte söyleyen oydu. Söylerkenki bakışları bir değişikti. Söyletildi gibi geldi bana. İyi o zaman hadi hazırlan dedim. Yoksa, çok gülünç bir öneriydi. Ortada fol yok yumurta yok. Nereye ev tutuyorsun? Ses Büyükada’ya denizin ortasına taşın diyordu…

Cepte gene üç kuruş beş kuruş atladık ada vapuruna. Büyükada’ya gittik. Bu arada bir not, hayatımda Büyükada’ya hiç gitmemişim. Diğerlerine de öyle. Para da yok ama olsun ben ev tutmaya gidiyorum : ) Sloganımı mırıldanıyorum kendi kendime;
Sesim söyledi, vardır bir bildiği…

Büyükada’ya adım atıyoruz. Hiç bilmediğim bir memleket. Nereye gideceğiz, nereden başlayacağız. En ufak bir fikrim varsa arabolayım : ) Yürüyoruz sokaklarda. O kadar kararlı adımlarla yürüyorum ki Bahar bildiğim birşeyin olduğundan emin. Aslına bakarsan serseri mayın gibi dolanıyoruz ordan oraya. Ama sanki birşey arıyorum. Elimde bir altın dedektörü var. Dıdıdı dıdı seslerine göre yolumu buluyorum. Bir emlakçının önüne geliyoruz, hadi girelim diyor. Hayır burası değil diyorum. Dedektörden ses gelmemiş çünkü. Devam ediyoruz. Buraya bir soralım o zaman. Hayır burası değil. İyi o zaman bu emlakçıya soralım bari. Hayır…. Seni dinlemiyorum ben soracağım diyor Bahar. Tam o sırada bir sokak köpeği koştura koştura gelip Bahar’ın önüne geçiyor. Yaklaştırmıyor emlakçıya. Hırlayarak falan değil, kuyruk sallayarak. Korkuyor bizimki tamam tamam seni dinlemeye devam edeceğim diyor. Yürümeye devam ederken bir emlakçının önüne geliyoruz ve işte burası diyorum ben.

Kapıyı çalıyoruz. Bir bey açıyor. Anlatıyoruz meramımızı.
- Malesef. Biz sadece satılık emlaklarla uğraşıyoruz…
İşte o anda yıkılıyorum. Bir yanlışlık olmalı. Sesi dinleyip buldum ben burayı oysaki…

İyi günler deyip arkamızı dönüp merdivenlere yöneliyoruz ki, arkamızdan bir ses bizi içeri davet ediyor.
- Bu kadar yol gelmişsiniz. Bir çayımızı için öyle gidin.
Peki diyoruz.

Çay içerken beyfendinin aklına bir ev geliyor.
- Falancanın bir evi vardı ya, noldu acaba? Alo, Erol’u bir çağırın bana.
Erol bey geliyor. Sevimli bir tip.
- Erol, o tepedeki kiralık ev ne oldu?
- O ev yok.
- Nasıl yok?
- O ev yok.
- Kiraya mı verildi?
- Hayır.
- Eee?
- Hanımefendi, evi bir yazara kiralamak istiyormuş. Boş tutuyor o yüzden.
- E, arkadaş da yazar zaten.
- Öyle mi? O zaman o ev var…
:)
Buyrun gidelim yalnız o evin bir handikapı var diyor. Ne diyoruz. “Merkezi” değil, çok tepede ıssız bir yerde.
- Siz yokken biz beyefendiye tam da öyle bir evin tarifini vermiştik : )

Eve gidiyoruz. Evin manzarası muhteşem. Kendi de çok şirin. 700 YTL ve eşyalı üstelik. Tam bizlik. Depodan devekranı ve tembel koltukları getirdik mi tamamdır.

Evsahibiyle her konuda anlaşıyoruz. Cumartesi günü kontrat yapacağız. Hangi parayla? En ufak bir fikrim varsa arabolayım. Mutlu birşekilde ananeye dönüyoruz. Ev tuttuk diyoruz. Kimse inanmıyor, vakit kazanmaya çalıştığımız düşünülüyor. Eve girmek için gereken parayı birşekilde bulup buluşturuyoruz. Hazırız. Çarşambadan arıyorum evsahibini, para da var ya artık, daha önceki görüşmede kadına şaka yapıyormuşum gibi geliyordu, bu işin ciddi olduğunu göstermek istiyorum kendime. Kadından acı haberi alıyorum:
- Biz evi kiraya vermekten vazgeçtik.

Büyük bir hayal kırıklığı… Hiç üzülme diyorum Bahar’a. O ev bizim kısmetimiz. Kısmetimiz, engellenemez. Göreceksin o ev bize geri dönecek.

… arıyor o gün tesadüf bu ya. Bana yemeğe gelin diyor. Atlayıp gidiyoruz. Moraller bozuk tabi. Delinin zoruna bakın diyor. Benim Hisar’daki evi vereyim size. Dayalı döşeli, ev bulana kadar rahat rahat oturun.

- Yuppiii : )

Bu arada ilginç bir detay… Filiz gibi …’nin de her yanı kelebek figürleriyle doluydu. İkisinin de simgesi kelebekti… Güvercinlerden sonra bir de kelebeklerimiz vardı artık bizim.

Hisara yerleşiyoruz. Mutlu geçen 2 hafta. Ardından çalan telefon:
- Çocuklar biz evi kiraya vermeye karar verdik. Nolur siz tutun.
- Hayırdır noldu, niçin karar değiştirdiniz?
- Seninle konuştuğumuzun ertesi günü annemin durumu ağırlaştı komaya girdi. Onun yanında durmamız gerekiyor, adanın sefasını süremeyeceğiz bu yaz.

Sonradan öğreniyoruz ki, yaşlı ve hasta kadın yoğun bakımdaki yatağında uyanmış, kızına dönmüş “Adadaki evi kiraya ver” demiş ve tekrar uyumuş…

6 ay hasta kaldı kadıncağız. Ev de misyonun o süreçte tamamlamıştı zaten. Ev sahibini evden çıkacağımızı söylemek için aradım ki, beni dehşete düşüren o havadisi verdi.

- Şimdi içeri girdik biz de. Cenazedeydik.
Annem dün vefat etti…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
17:08

Merkez… Durum bildir…:)

Efendim Profilo D&R’da özel bir TDG köşesi yapmışlar. Böyle, yüksekte şık bişeymiş.
Yolu düşen bir dostumuz varsa fotoğrafını çekip gönderirse bize, makbule geçer.
Gözlerimizin pası silinir : )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
17:15

Hulusi’den… Muhteşem…

Selam buRAK Bir kızılderili kitabesinden alındığı belirtilen şu tarif TDG deki Kader anlatımına ne kadar da benziyor: KADER, çadırındaki kilim gibidir. İpliğini Ulu Tanrı verir sen dokursun. Deseni sendendir, renkleri Tanrıdan…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
17:18

Duygu’dan…

Sevgili buRAK, İyi geldi, çok iyi geldi yazdıkların sağolasın. Ben, Tanrı’nın ruhundan üfleyip yarattığı, kendimden daha büyük bir bütünün bir parçası olarak varolan ve yaşamı her ne olursa olsun sevgiyle karşılayan bir “Duygu” olmayı seviyorum. Ben buyum işte. Sevmek varken korkmayı hak görmüyorum kendime.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
17:20

Din görevlisi dostumuzdan……

RAMAZANA GİRERKEN… Ramazan; İslam aleminde anlaşılamamış ve merasime dönüştürülüp amacından uzaklaştırılmış bir RUHsallaşma ayı… Oruç bir merasim,Teravih bir merasim, Zekat zaten bandolu merasim Müslümanın zekat verdiğini nerede ise sağır sultan duyacak.Hatta duymuştur bile.. Mearasimlerden yakamızı sıyırıp bir türlü RAMAZAN’ın asıl ruhuna gelemedik. Oysa..! Oruç RAB’bın biz insanlara hediyesi olan RUHun bir nebze olsun kendini, özgürlüğünü yaşadığı muhteşem bağlantı ayı… RABbın 1000 aydan hayırlı kıldığı K-D-R ve KADİR gecesi.. İnsanların yol haritası KUR’AN’ın ayet ayet insanlığın yüz akı MUHAMMET tarafından insanlara duyrulmaya başlandığı ay ve KADİR GECESİ İlk emriyle tepeden olayı bitiren ve “”OKU””diyerek yürekleri sarsan muhteşem ses. “Ben okuma bilmem” cevabıyla aslında okunacak şeyin kelimeler olmadığını daha ilk dakikada ilan eden, okumann başka boyutlarda olmasını daha VAHY’e mazhar olunca kavrayan ve hayatı okumakla geçen Kutlu nebinin sesi.. Bu RAMAZAN bunları düşüneceğimiz ve salt aç kalmaktan ibaret olmaktan çıkarıp, yepyeni bir amaçla sorularımıza cevaplar alacağımız ve KALEM’i elimize alıp, İleriye dönük KİTAPımızdaki soruları DEFTERimize cevaplayacağımız ay olacak RAMAZAN. K-D-R ve KADİR’i ilk defa bilinçli bir şekilde yaşayıp, gelecekte var olacağımız hedeflerin başlıklarını atıp, cevaplarını almak için bekleyeceğimiz bu RAMAZAN da, RUHumuzu ilk defa bir başka gözle algılayıp ELEST ve GALU BELA gününde gönüllü olarak kabul ettiğimiz BEDEN’li olmanın ağırlığını tekrar yaşarken, hayatın her köşesinde bizimle olduğunu idrak ettiğimiz RAHMAN olana, RAHİM olarak yolculuk yapıp, yolculuğumuzun sonunu şerefimizle bitirip, REFİK-İ ALA ya diyerek bu beden yükünden kurtulma azmimizi yineleyeceğimiz bu RAMAZAN’da her şeyin çok farklı olması dileğiyle… RAMAZANINIZ, K-D-R İNİZ VE KADİRİNİZ ŞİMDİDEN MÜBAREK OLSUN. SEVGİLERİMLE…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
17:20

Dostumuza…

kitabınızı ilk okuduğum gece oldukça ilginç bir rüya gördüm,paylaşmak isterim…
—-
Rüyanızı dört gözle bekliyoruz efendim.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
17:22

Serpil’den…

Sevgili buRAK Merhaba,
Şimdi sigaraya yeniden başlaman :)) ile ilgili yazını okuyordum. Bir kelime bu yazıyı yazmama neden oldu: Emzik. Belki biliyorsundur. Anne karnında bebeğin ilk çalışmaya başlayan kası çene kasıymış. Yaklaşık 7 aylıktan itibaren içinde bulunduğu sıvıyı emmeye başıyor ki doğduğunda emme işlemini rahat yapabilsin diye. Yani emme dürtümüz bize anne karnı ortamını hatırlatıyor. Bunun için çocuklar emzik, biberon, parmak bağımlısı oluyorlar. Biliçaltı anne karnı huzuru sinyali veriyor. Belki sigara da böyle bir etki uyandırıyor olabilir.

Bu arada eski evin bahçesindeki ağacın yarılmasını okuduktan sonra kafama bi şey takıldı. Uzun zamandır çözememiştim, ağaçla birlikte yeniden gündeme geldi. Korunma. Korunma nedir? Korunma var mıdır? Herşey aynı Yaratan tarafından yaratıldıysa ve onun planı dahilinde oluşuyorsa ve iyi-kötü diye bir şey yoksa konunma neden-kimden? İşin içinden çıkamadığım ortada bir yardım lütfen :)

Bu arada yeni eviniz aydınlık ve huzurlu olsun. O evde hep güzel haberler alın.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
17:24

Şükürler olsun….?

11 Eylül’ün yıldönümünde faciaların eşiğinden dönmüşüz efendim. Sevgiyle / buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
20:32

Göksun’dan…

selamlar..ben 21 yaşında bi genç kızım ve kitabınızı okur okumaz size bir şeyler yazma isteği kabardıda kabardı içimde ve tutamadım kendimi.. öncelikle umarım bu mesajım buRAK özDEMİR adına gidiyordur diye düşünerek başladım bu iletiyi yazmaya ama eğerki gitmiyorsada bir şekilde bu yazıyı buRAK özDEMİR’e ulaştırmakta kesin niyetliyim..öncelikle çok fazla çalıştığım için fazla kitap okumaya fırsatı olmayan biriyim.kütüphanemde sadece kitabın arka kapağını okuyup aldığım ama bir kaç sayfasını okuduktan okuduktan sıkılıp bıraktığım o kadar çok kitap varki anlatamam.ve ‘bir şeye ya tam başlarım başlayamıyorsamda bir daha elime sözüme almam’ gibi bir karakterim olduğu için hiç bir zaman okuyamayacağım o kadar çok kitabım olmasına rağmen nasıl olduda bir kitabı bıkmadan sıkılmadan bitirebildim diye kendime şaşırıyorum.. resmen bir kitaba ‘zaman ayırdım’ hani aşık olduğun zaman sevdiğin insan ile buluşmak için annene,babana bir ton yalan atarsında,yapılmayı bekleyen o kadar çok ödevin varken, o kadar sorumluluğun varken bir mazeret seni herşeyden alı koyar,ilham dolu bir direnişin içine saplanırsın ve ne olursa olsun o sevgiliyle buluşursun ya, bu kitabı bitirmekte benim için böyle bir şeydi heyecanlandım,acaba arkadaşlarımla buluşmamın sebebinin aslında kitap okuyor olmamaı söyleseydim tepkileri ne olurdu diye düşündüm. heyecanlandım,kötü bir yalancıyım,yalan söylerken yalanımın gerçeğine yalanlar konuşurum hep,arkadaşlarıma internetten sirapiş ettiğim kitabın bugün geleceğini ve kargonun kimliksiz kitabı teslim edemeyeceği yalanını atmıştım..oysaki kitabı almış ve 60 lı sayfalardaydım:) bu kitaba çok tuhaf bir şekilde ulaştım.haala aklım almıyor.. internet explorer sayfasında sık kullanılanlar kısmında www.buRAKozdemir.com… u gördüm ve şaşkınlıkla tıkladım.(o oraya nasıl geldi hala hiç bir fikrim yok) yorumları okudum,çok gizemli ve güzel geldi.. ama fazla yorum okuyamadım çünkü vaktim kısıtlıyı evden işe gitmek üzere çıkmalıydım ve üzerimi giyinmeye başladım fakat aklımı kemiriyordu bir şeyler .içimden bir ses ‘bu kitabı okumalısın,bu kitabı okumalısın’diye avaz avaz bağırıyordu.fakat nasıl!bu hafta hiç kitap almaya gidecek vaktim yoktu. hemen google a girdim ve bi internet sitesinden bu kitabı sipariş ettim.ve evden çıktım şehir dışına çıktım 3 gün.bugün çalışmıyordum. ve bu kitap geldi yine aklıma.. ne zaman geleceğini bilmiyordum kitabın ve belki gelmiştirde evde beni bulamamışlardır gitmişlerdir diye düşünmeye başladım bugün, tam bunu kontrol etmek için siteye girip bi numara alıp soriyim diye araştırmaya başlıycakkken kapı çaldı. koşarak aşağı indim ve kargodan aldığım kutuyu açıp tekrar aynı hızla odama çıkıp kitabı okumaya başladım msn iletime” kitap okuyorum-TANRININ DOĞUM GÜNÜ!’ yazıp.. hemen bir kaç yorum geldi çok güzel bir kitap gibilerinden kimseye cevap yazmadan-yazamadan,kitabın sürüklediği yere doğru akmaya başladım.. bir okuduğum şeyi bir kaç kere daha okumak istediğim satırlar olmasına rağmen hiç bir kitabın elimde bu kadar hızlı sayfa değiştirdiğimi hatırlamıyorum. bazen bu roman değil,masal dedim okurken,bazense acaba gidip abdest alıptamı kitaba kaldığım yerden devam etsem dedim,bazende acaba bu buRAK denen adama indirilmiş bir şeymi bizlere ulaştırması için dedim kendi kendime.. kafam çok karışıktı bu ara ve bu kitap-haala inanmakta güçlük çekiyorum ama-beynimi yiyen bütün sorularıma cevap verdi sanki Allah ona sorduğum ama cevap alamadığım bütün cevapları bana burda takdim etmiş gibi hissettim kendimi.. ramazana 2 gün kala ben hala düşünüyordum acaba oruç tutsammı bu sene ilk defa diyordum,dostum gibi gördüğüm,derdimi paylaştığım,çok ıslak-tuzlu içtiğim sigarasız yapabilirmiydim acaba diye düşünüyordum..bu kitap bu konudada kafamı aydınlattı. kesinlikle tutucam! kesinlikle kuran-ı kerim i bir kez daha okuyacağım! kesinlikle bir daha O’nu yargılamayacağım! neden öyle yaptın neden böyle yaptın, ‘neden böyle tutarsız açıklamalarda bulundun,islam siyaset değilki’ demiycem.. anladımki politik sözler değil,felsefik sözlermiş O nun sözleri artık farklı bir açıdan bakıyorum Ona,O nun ayetlerine,O nun kullarına, O nun meleklerine.. beni aydınlattığınız için çok teşekkür ederim buRAK BEY ama gerçekten çok samimi,içtenn teşekkür bu yalandan değil,laf olsun diye değil.. göksun uzun

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
21:43

Sıpa durum raporu…:)

Tüm zamanların en hiperaktif kedisi…
Yerinde hiç durmayan bir yapı…
Sıpa napıyor dediğinde önünde 3 olasılık var;
Ya yemek yiyordur, ya uyuyordur yada zıp zıp zıplıyordur…
En büyük merakı omzuma çıksın burnumu ısırsın.
Bunu yapamazsa ayaklarımı kemirsin…
Tosun’la mutlu son bu arada…:)
sipa8 Sıpa durum raporu…:)

.sipa9 Sıpa durum raporu…:).sipa10 Sıpa durum raporu…:).sipa tosun II Sıpa durum raporu…:)

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
21:54

Kedi Ciddiyeti… Ciddiyet-i Kedi Cemiyeti…

Bunların en çok sevdiğim yanı, işlerini aşırı ciddiye almaları. Uyuyordu yanımda. Uyandı… Esnedi, bedenini gerdi de geri. Hani podyuma çıkmak üzere olan halterci gibi. Peki tüm bu ısınma mesaisi ne için? Zıp zıp zıplamak için. İş gibi görüyor onu. Esnediii, gerindiii, hazırlandııı. Sonra da şöyle bi bakındı etrafa. Yok dedi. Küt, vurdu kafayı yattı.
“Sanıyorum biraz kaytaracağım. Ama zaten bensiz de yürüyebilmeli işler.”
sevgiyle / buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
22:03

Anahtar üzerine…

Kitapta, bölüm başlarında ayraç olarak yer alan anahtar görseliyle ilgili bir soru gelmiş. Görselin, özel bir anlamı yok.
“Ben anahtarı çevireceğim, sen de Kur’an’ın bambaşka bir kitaba dönüştüğüne şahit olacaksın” cümlesindeki anahtar o.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
22:24

Bursa’ya…

Orada bir ablam varmış benim…
Canı biraz sıkkınmış bugünlerde…
Ona mail atmamı, onu kırmamamı istemiş…
Bu benim seçme şansımın olmadığı bir konu olduğu için,
cevap yazamıyormuşum ona…
Bakkala girdiğinde bir güvercin görmüş o bugün…
Bakkal da oralarda ilk defa görüyormuş paçalı bir güvercini…
O mesaj almış belli ki…
Yukarılardan bir yerden…
Çok seviliyormuş o…
Hepimizi sevdikleri gibi…
Ne ben, ne de bir başkası…
K-D-R’ymiş onun derdinin ilacı…
Üzmesinmiş kendisini…
Kardeşi çoook seviyormuş onu…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
23:11

Yorumsuz…

pavarotti1 Yorumsuz…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
23:53

K-D-R öncesi…

Gördüğüm kadarıyla hayatımızın en heyecanlı, en renkli, en coşkulu Ramazan’ına hazırlanıyoruz. Ben de çok heyecanlıyım. En tiki zamanlarımda bile Ramazan kültürüne hayrandım ben. Minareler, pide kuyrukları, bütün şehrin, aynı yemek sofrasındaymışcasına yemeğe aynı anda başlaması… Bunlar çok etkilerdi beni.

Bir de şu andaki bilgi ve duygularımızla bakınca İslam’a… Sanıyorum hayatımızın en güzel Ramazan’ı bu olacak.

Paylaşmak istediğim bir konu var. Sigarayı bırakanlar, bitirmeye cesaret edemediği evliliğini bitirenler, erkek arkadaşından, kız arkadaşından ayrılanlar, işini bırakanlar… Bu aralar ciddi bir hareketlilik var hayatımızda.
Dostlarımızın hazırlığı da beklentisi de çok büyük K-D-R gecesinden… Tam da olması gerektiği gibi.

Çok isteyeceğiz belli ki. Bu konuda bi önerim olacak efendim.

Büyük düşünmeyi istemek öncelikle. Bence niyetlenilmesi gereken ilk şey bu. Ortasında durduğumuz şu koca okyanusa, küçücük bir kamaranın penceresinden bakmaya mahkum olmamak… Resmin bütününü bir görelim, ondan sonra ne istiyorsak ona göre isteyelim. Şu anda gerçekten ne istiyor olduğumuzu bilemeyebileceğimizi de unutmayalım derim ben.

Ne zor cümleydi ama : )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
11
2007
23:59

İsimsiz…

çikin adammışsın lem karizma marizma bırak bu ayakları olmaz senden öncü möncü nebi mebi :D

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
12
2007
00:00

Gamze’den…

Herkese Merhaba, Dokuz ay önce gökyüzünde tanıştım TDG ile… 3 ay önce de beni çok etkileyen bir rüya gördüm..Yazıp yazmamak konusunda endişelerim vardı..Ama senin bugünkü siyah başörtülü ilgili yazını okuyunca mesajı aldım yazabilirim.. Rüyamda Boğaz Köprüsünden yürüyerek geçiyorum binlerce siyah çarşaflı kadın benim ters yönüme gidiyorlar,köprüyü geçtim ve teyzemle karşılaştım bana bir dilek tut dedi bende ‘Çarşaflı Kadınların aydınlığı bulsunlar’ diye diledim..Dileyin tutarsa sana bir seccade vereceğim ve onda namaz kılacaksın dedi..ve uyandım ..Dileğimin tutmasını beklemeden!!!!!?…Hemen teyzemden bir seccade istedim …şimdi her sabah o seccadede namaz kılıp onlar ve bütün insanlık için dua ediyorum.. Hepimiz bütün insanlık için k-d-r’ i kadirde yazalım… Ve elimden geldiğince çevremdeki herkese TDG hediye ve tasfiye ediyorum…. Güvercinler ne kadar hayatımdaymış yeni farkına vardım… 6 yıldır makyaj yaptığım masanın arkasındaki camda 2 güvercin beni seyreder.makyaj yapmayı öğreniyorlar diye dalga geçerdim..??!!! Geçen gün de bir gürültüyle salona koştum,içerde bir güvercin,balkondan girmiş, camdan çıkmaya çalışıyor kocamla camları açtık 3 üncü denemeden önce yüzümüze baktı, tutsak sanki hiç sesini çıkartmadan duracaktı …(O bakışı hiç unutmayacağım)…sonra uçtu ve pencereden gitti… Ertesi gün de senin güvercinlerle ilgili yazını okudum…!!!!! Aydınlık yolda olan herkese sevgi gönderiyorum…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
12
2007
16:27

Ebru’dan…

Merhaba Sevgili buRAK, bu güzel eserle kendimi kendime ve kendine çok yaklaştırdığı için,farkındalıkla birlikte daha pek çok lütfunu da sessiz ve derinden sunduğu için öncelikle O’na sonsuz şükürlerimi,sonsuz sevgimi yüreğimden yavaşça bırakıyorum.Sevgili kardeşim sana da bu yolda bizlere ışık rehber olmak adına belli sıkıntılara katlandığın için sonsuz teşekkür ederim.Eee sadete geleyim:)güvercin tüylerini her zaman her yerde gördüğüm için bana özel bir anlamı olmadığını düşünüyordum(hatta herkese görünüyor heryer güvercin dolu diye cümleler kafamdan geçiyordu) bir kaç gün önce yine O’nunla konuşarak işime gelirken tam önüme küçük beyaz güvercin tüyü indi,sonra elbise dolabıma kelebek girmiş (ilk önce onuda ciddiye almamıştım:( ah bu insanlık) son olayda birkaç saat önce dışarı çıktım ve ofise geldim ki masamın önünde orta yerde güvercin tüyü ! şok (burası incik cincik temizlenen penceresiz klimalı bir ortam) ayrıca bu yazıyı kuğulu parkın yanındaki ofisimden yazıyorum;kuğulu parkında selamı var size:) saygı ve sevgilerimle…..

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |