Kitabını bitireli 1,5 2 ay oldu. Sitene canım sıkıldığında giriyorum güzel hislerle ayrılıyorum. Fakat bir konuya takılmaktan kendimi artık alıkoyamıyorum. Özgeçmişinde marka stratejistlği var, meslektaş sayılırız. Şu anda product placement adına da master tez yazdığımdan dolayı tabi beynim o konuya şartlanmış durumda. Sen maserati apple google yazdığın anda beynimde senin yazı tarzında sık kullandığın, hata var veya alarm mesajları beliriyor. Hadi Google’ın referansı sağlam (meğer Donaymış), Maserati’yi de anladık (maddilikten maneviyata geçişe çok güzel bir anlatım şekli olmuş her bilge ferrarisini satmaz ya birileri de maserati satsın :) ) ama kardeş (üslubumun dostça olduğu anlaşılsın) apple ürünlerini (bkz. i-phone, i-pod, mac) öyle güzel yazı arasına sıkıştırmışsınki benim şu andaki over-perceptive beynime alarmdan başka hiçbir çeğrı yapmıyor. Ben böyle bir niyetin olmadığını zannediyorum. Yine de sana böyle bir suçlamada bulunulabilir (benden başkası tarafından). Ha birde geçen gün Amerika’daki bir indigo veletle ilgili bir video vardı sitede. Bana yuh dedirten olay annenin Mexico diyince kızın 2-3 kere istisnasız Mehiko diye düzeltmesi (İspanyolcada Mexico nun okunma şekli). Şen kalın efendim…

Evet, Google, Maserati, Apple gibi olgular hem kitapta hem sitede yer alıyor.
- Dünyada Google eşittir internet noktasında, o yüzden bunu geçiyorum. Marka değeri 200 milyar dolar olmuş. Türkiye’nin yıllık GSMH’sının yarısı… Bütün Türkiye bi sene çalışıyoruz, iki tane google üretebiliyoruz. Yani, Oldu da marka değerlerini artırdık, haberleri bile olmaz bu adamların…: )
- Atıfta bulunduğumuz Maserati’nin 3200 GT modeli, şu anda üretimde olan bir model değil. Dolayısıyla satışta olan bir model de değil. Fabrikaya bir faydamız olmaz, en fazla 3200 GT kullanıcılarından arabanın ikinci el değerini artırdığımız için dua alabiliriz : ) Bunlar genel olarak Maserati markasına hizmet oluyor diye bişey de olamaz efendim. “Maserati eski Maserati olsaydı…” ifademizle, lafımızı da çaktığımıza ve odağımızı bugünün değil dünün Maseratilerine çevirdiğimize dikkat buyurulsun lütfennn.
Zaten, Ferrrari, Maserati bunlar “niche” modellerdir. Bunlar satabileceklerinden daha az araba üretirler, bölgesel kotalarla çalışırlar. Adında Ferrari geçen o kitabın, onca zaman dünyada konuşulması Ferrari’nin zerre kadar umurunda olmaz örneğin…: ) İstemediği insanlara araba satmama lüksüne sahip markalardır bunlar. Ağır abilerdir.
Niche markaların asla satış derdi olmaz. Bunlara bir örnek de İngilizlerin meşhur Aston Martin’idir. James Bond’un arabası olan işte… Türkiye’den ne zaman bir firma, Aston Martin’in Türkiye distribütörü olmak istiyoruz dediğinde aynı yanıtı almıştır;
- Türklerin Aston Martin kullanmalarını istemiyoruz.
Daha önce de anlatmıştım. Benim 2. zafer yılında galeride satılmayı bekleyen bir adet 8.50 BMW’m bulunmakta. 8.50 de çok özel bir aygıt olmasına karşın BMW, niche bir marka olmadığı, satış endişesi taşıyan bir marka olduğu için kitabımızda hiçbir şekilde ikonlaştırılmamıştır.
Gelelim Apple’aaa… Çok yerinde bir eleştiri dediğim noktaya. Apple niche bir marka değil. Rekabetin tam ortasında bi firma. Ve bu kutsal hareket, neden bu markanın bu kadar reklamını yapıyor… Yaptım ama neden yaptım? Madem sordunuz anlatıyorum ben de.
Bendenizin geçmiş hayatında dünyası sadece iletişim, pazarlama, markayla sınırlı değildi. Ben aynı zamanda endüstriyel ürün tasarımı olgusunun da içindeydim. Tasarıma bu kadar inandığın zaman Apple’la aranda ister istemez bir duygusal bağ oluşuyor. Aşağıdaki iki bilgisayar arasındaki farka lütfen bi bakın;

Soldaki bilgisayar anlayışını, ben Tanrı’nın doğum günü’ne çok benzetiyorum. Soldaki bilgisayarın kasası falan yok. Bütün herşey gördüğünüz kadar. Ve ayrıca, soldaki bilgisayar asla çökmüyor, virüslerden etkilenmiyor, kullanması çok daha basit, çok daha renkli, yetenekleri çok daha fazla. Size birşey söyliim mi, bizim üzerinde olduğumuz yol aslında, İslam’ı sağdaki resimden soldaki resime alma manevrasıdır. Gerçi, enkaz devraldık edebiyatı yapmak gibi olmasın ama yani, ulema takımının sağ resimde bize bıraktıkları İslam mirası, bilgisayar falan değil basbayağı ABAKÜS’tü…
En çok hoşuma giden, Apple’ın matbaacı bilgisayarı olma noktasından buralara gelmesi…
Ben, Apple’ın olgulara yaklaşımını genel olarak çok beğeniyorum. Herkes mp3 çalar üretiyor, ama onun ürettiği ipod oluyor. Anlayışı çok farklı. Hepsinden daha fazla insana ve tasarıma odaklı. Herkes cep telefonu üretiyor fakat onun ürettiği iphone oluyor. Mutlaka bir farklılık katmayı başarıyor. Eski Apple monitörlerine bir göz atın, evinize dekorasyon amaçlı koymak falan isteyebilirsiniz. O kadar şekerler.

İnsana çok değer veriyorlar. Takip edenler bilir. Geçenlerde Amerika’da iphone’un fiyatını epey ucuzlattılar. Bizde hergün olur böyle şeyler. 100 liraya alırsın ertesi gün 50 liraya düşer. Müşterileri sitem etti Apple’a. Usta ayıb oluyo, biz pahalıya almış oluyoruz böyle dediler… Hop hemen… Daha önce Iphone alanlara 200 dolarlık hediye çeki verdiler… Bunu hangi firma yapar? Ticarilikle insanilik arasında çok büyük bir bağ var Apple’da. Benim marka kariyerim boyunca müşterilerime kazandırmaya çalıştığım şey, tam da buydu…
O kadar benzetiyorum ki TDG’ye. Yeni bir işletim sistemi çıkaracaklar. Adı Leopard. Bizim v1.0.3′e benzedi. Çalış Allah çalış, hala çıkarmadılar : ) 6 gün sonra çıkıyomuş, darısı bizim başımıza tabi.
Onur bi eleştiri getirdi Apple reklamı yapmamızla ilgili. Eleştiriye verdiğim yanıt, bugüne kadar yaptığım en büyük reklam oldu farkındayım, fakat bi şey daha: ) Varoluş elmayla başladı ya, adının logosunun elma olması da ayrıca hoşuma gidiyor.
Şimdi geldik, asıl nedeneee…
Bunlar bir yana, benim Apple’a bir vefa borcum var dostlarım. Onlara ne kadar katkım oluyorsa, olacaksa hepsi helal olsun. Bir anı nakledeyim size…
2005 Aralık ayı… Evet, ananemdeyim. Gece-gündüz çalışmışım aylarca. İkinci kitap Türklerim Diken Diken Oldu’nun tasarımlarını sonunda bitirmişim. Remzi Kitabevi’ne gidiyorum. Kitabı teslim etmeye. Kitap dediğim, dosya boyutu 4 Gigabyte… Remzi’nin bilgisayarına kopyalamışız kitap dosyasını, işim bitmiş. Eve gelmişim. TDG’ye teslim olacağım artık. Ve fakat benim laptop açılmıyor. Sonradan öğreniyorum ki harddisk’i bozulmuş… Bilgileri uçurarak… Ne muhteşem bir zamanlama… TDDO’nun yedeğini alacak imkanım hiç olmamış çünkü. Bir gün önce bozulsa, bugün ben üç değil iki kitaplı bir yazarım. O neyse de ya bir de TDG gitseydi? Şu an iki kitaplı lakin, akıl hastanesinde bir yazardım bugün. Kendi kendine, yedek al, yedek, yedek al, yedek diyen bi yazardım…
Tamire götürmem lazım aleti. Lakin garantisi biteli aylar olmuş. Değil 300-400 dolar ödeyecek param, servise kadar gidecek param yok. Fakat TDG’ye de başlamam gerekiyor ve o bilgisayar benim herşeyim.
Bostancı’dayım o gün. Yağmurlu olup olmadığını unutacağım en son gün, herhalde o gündür. YAĞMURLU BİR GÜNDÜ. Şakır şakır yağıyor. Sırt çantam su geçiriyor… O yüzden, çantama koyamam onu. O benim herşeyim… Montumun içine soktum ve düştüm yollara.
Bir elim montumun içinde. Başladım yürümeye. Bostancı’dan Çamlıca’ya yürüdüm o gün… 3 saat…
Ben o gün, çok büyük bir sınav verdiğime inanıyorum… Belki karşılaşmışızdır. O yağmurlu cuma gününde, bir eli montunun içinde, E5 karayolunu kenarından yürüyerek geçen kişi varya, işte o bendim…: )
Servisten içeri bi girişim var…:) Acile hasta getirenler benden daha soğukkanlıdır herhalde. Sırılsıklam biri, dehşetle dolu bakışlarla servise dalmış, kazağının içinden bi tane bilgisayar çıkarmakta…
“Doktor” geldi tabi hemen. Aldılar yavruyu, götürdüler ameliyathaneye. Ben dışarıda, dokuz doğurmaktayım. Acı haberi de o zaman aldım zaten;
- Harddiskiniz gitmiş…
Servisteki teknik kişi Ergun Bey -buradan selam olsun kendisine.
İki şey söyleyeceğim Ergun Bey diyerek söze giriyorum.
1- İçinde bana lazım olan bilgiler var, lütfen eski bilgilerimi kurtaralım.
2- Benim bu harddisk değişimine ödeyecek param yok.
1- Cumartesi günü benim için işe geldi, bir tam gün uğraştı ve eski bilgilerimi kurtardı.
2- Para sorun değil dedi. Üretim hatası olarak kaydederim, ücretsiz değiştiririz dedi… Ve gerçekten ücretsiz değiştirdiler.
Şimdi ben bu insanların hakkını ödeyebilir miyim?
Genel Müdürlerine hemen bir mektup. Bu çalışanınızın ödüllendirilmesini istiyorum. Firmanız adına ne kadar olumlu bir adım attığını yıllar sonra göreceksiniz. Hemen cevap geldi. Ne demek efendim, görevimiz diye.
Ha bi de, bu olaydan aylar sonra meditasyon müziklerimi dinlediğim ipod’um bozuldu. Ve bildiniz, onun da garantisi bitmiş. Hepsi Lale devrinden kalma, malum. Götürdüm servise. Bunu versem, bana yenisini verseniz olur mu dedim. Tabi dediler, yenisini verdiler… Böyle bi yapı…
Bakın biz bu eve taşınınca Dicitürk bağlattık. Servis kurdu herşeyi. Evden çıktılar, arkalarından yetişemedim. Uzaktan kumanda bozuk. Yakından kumanda kendisi. Dörtyüzkırkdört zımbırtısını aradım hemen. Az önce çıktı sizin arkadaşlar, bize bıraktıkları kumanda bozuk dedim. Biliyo musunuz, teknik servisin geri dönmesi için 10 YTL ücret istediler bizden… 50 kere telefon. Servise gitti, geldi. Değişen hiçbişey yok. Kanal değiştireceğim zaman, infra-red ışınları yerine ben kalkıp gidip-gelmekteyim. Şimdi bu da ticari bir firma, Apple da ticari bir firma. Bu arada, dicitürkcülerin bir uyanıklıklarını daha farkettim. Daha pahalı bir pakete geçmek istediğinde, geçişini hemen o anda gerçekleştiriyorlar. Daha ucuz bir pakete geçtiğinde ise, bir ay bekletiyorlar seni. “Herşey bir avuç dolar için”. Bir ay senden biraz daha fazla para alabilmek için. Çocuksun tabi sen, anlamıyorsun. Üyeliğimi iptal ettirdim. D-Smart’a geçicem, 5 tane Discovery kanalı var ve parasız yayın.
Şu anda, para biriktirmekle meşgulüm, niyeti bozdum Aralık’ta paraya kıyıp bi tane ipod-touch almak niyetindeyim. İphone’la ipod-touch’ların şekli şemali birebir aynı. Yaptığım reklamlardan biliyorsunuz, daha önce Iphone istiyordum lakin vazgeçtim. Kendimi biliyorum. Öyle güzel bi telefonum olursa, sürekli telefonda konuşmaya başlarım. Müzik dinlemek en iyisi…:)
İşte bu da benim Mac hikayem dostlarım. Bir dokun bin ah işit gibi oldu ama napiim. Bu kitabın her satırının, her kelimesinin geri planında çok şeyler yatıyor.
Tanrı’nın doğum günü, dünya dillerine çevrildiğinde Mac’e göndermeler yapan satırları aynen tutacağım. Bugün, bir marka gelse, 100 milyon dolar verse, kitaptan ona tek satır veremem. Siteye zaten kimsenin reklamını alamıyorum. Buna iznim yok. Fakat Mac ikonu, daima benimle olacak. Bir çalışanı, bir cumartesi gününü bana ayırdığı için ve firma birkaç yüz dolarlık o harddiski bana hediye ettiği için.
TDG’yi o harddiske kaydetmişim ben. Hepsi başımla beraberler… Benim bu duygum, vefa duygusudur. Teknolojisini geliştirirken, insanlığını kaybeden firmalara mesajımdır. “Mühim olan insanlık” olgusuna daha çok önem vermelerine vesile oluruz bakarsınız. Ergun Bey, America Apple’ın başına falan geçer. Ne güzel olur. Mac’in işletim sistemindeki Türkçe dil zulmü sona erer mesela (yeri geldi mi lafımı da çakarım hiç dinlemem : ).
sevgiyle
buRAK