şaka yaptık yahu hemen yapıştırmışsın siteye :) güzel adamsın güzel. şaka benim çikinliğim ;)
şaka yaptık yahu hemen yapıştırmışsın siteye :) güzel adamsın güzel. şaka benim çikinliğim ;)
Tanrı’nın doğum günü 9 ve 10. baskılar matbaadaymış şu an efendim. 9 ve 10. baskılar bizim için numerik olarak özel malum. Yayınevimiz Vatan-Kitap ekinde yarım sayfalık bir Tanrı’nın doğum günü ilanı verecekmiş. Teşekkür ilanı efendim. Sizlere teşekkür edilecekmiş… Bu kitaba böylesine sahip çıktığınız için.
sevgiyle
buRAK
Bugün kendimce güzel birşey yaşadım. Onu yazayım istedim bizlere :)…
Eve dönmek için dolmuş beklerken genç bir arkadaş yanaşıp bana beklediğim yerden dolmuşun geçip geçmediğini sordu ve böylelikle sohbete başladık yavaş yavaş…Yaşını sormadım ama benden yaşça küçük olduğunu düşündüm sohbetimizden… Dolmuşa bindikten sonra da yan yana oturup sohbete devam ettik…Sonra bir an sustuk, tabii, her yeni tanışmada olduğu gibi :) ve ben pencereden dışarı bakmaya başladım.. ama çok sürmedi, birkaç saniye sonra kafamdan geçen soruyla birlikte dönüp kendisine “Kitap okur musunuz?” diye sordum. O da damdan düşer gibi gelen bu soruyu önce tam olarak anlamadı, doğal olarak… Daha önce konuştuğumuz konuyla ilgili birşey okuyup okumadığını merak ettiğimi sandı. Sonra mesele anlaşıldı ve okurum, dedi. Yazın “Şu Çılgın Türkler”i okumaya başladığını ve kitabın kendisini nasıl etkilediğini anlatmaya başladı heyecanla…Bitirmeye 30 sayfası kaldığını söylerken, ben de içimden “Hımmm, kalın bir kitap okuyabiliyor, demek bu arkadaş! Ve de bitirmek üzere :)” şeklindeki düşünceleri geçiriyordum ki bu sefer, o bana aynı soruyu yöneltti ve “Şu Çılgın Türkler”i okuyup okumadığımı sordu..Gülümsedim, çünkü o kitabı okurken ben de onunla benzer duygular hissetmiştim ve “Evet, okudum..”, dedim ama, gülümsüyor oluşumun bir başka sebebi daha vardı…Ve devam ettim, “Ben de yazın bir kitap okudum ve çok etkilendim…” dedim. :) Tabii, merakla adını sordu ve söyledim adını, “Tanrı’nın Doğum Günü” diye..Yazarını sordu.. :) Onu da söyledim…Neyle ilgili olduğunu sordu…Ben düşünürken, şimdi ne söylesem diye, kendisi bir fikir yürüttü…Eh, artık TDG’yi tam olarak önermenin vakti geldi diye düşündüm ve gülümseyerek “Hayır, pek onunla ilgili sayılmaz…Ben, size en iyisi yazarın ve kitabın web adresini vereyim… Hem oradan ön okuma da yapabilirsiniz, okuyucu yorumlarını da orada bulabilirsiniz…” dedim.
Adresi yazarken, “Aslında bu şekilde kitap önermek hiç adetim değildir..ama güzel bir kitap..” diye hem onunla hem de kendimle konuşuyordum :)..”Kitabın hiçbir yerde reklamı yapılmıyor ancak böyle kulaktan kulağa söylenerek duyuruluyor… Adresi yanlış yazdıysam Google’dan aratabilirsiniz kitabı, orada doğrusu çıkar” dedim ve adresi ona verdikten sonra “Dinlerle ilgilenir misiniz?” diye sordum, “Eh, pek değil, müslümanım işte…Ama, Allah’a inancım sonsuz…” dedi. “Tamam :), kitabı okumak için bu yeterli. Başka da birşey söylemeyeyim de gerisi de sürpriz olsun artık…” dedim, gülümseyerek…
Ve bir iki laflamanın ardından onun sormasıyla isimlerimizi de öğrenmiştik ki arkadaşın, yani Özlem’in :) durağına geldik… “Karşılaşırız inşallah tekrar” dedi, inerken, Özlem. Ben de “İnşallah, kısmetse…” diye seslendim arkasından, gülümseyerek…
Sevgili Özlem , dilerim, senin de hayatına güzellikler katar TDG… Sevgiyle…
Tekamülün önündeki en büyük engel eskilerin “ülfet” dediği şey.
Herşeye fazlasıyla alışma, hiçbirşeye şaşırmama hali…
Geldik gidiyoruz yılmışlığı…
Kurulu düzenlerimizin içinde yattığımız müebbet hapsimiz…
Sabah kaçta kalktığın bellidir…
Gece de kaçta yattığın…
O akşam TeVe’de ne izleyeceğin belli…
Kahvaltıda ne yiyeceğin…
Gece yatarken ne giyeceğin…
İşe hangi yoldan gideceğin…
Gelirken de nerede sıkışıp bekleyeceğin…
Yuvarlanıp gittiğin bu dünyada;
Aynı bu şekilde;
Pijamalarının nerede durduğu gibi nettir,
neye inandığın, hayatı nasıl algıladığın…
Bana sorarsanız dünyanın en zor kararı;
Alabildiğine monoton bir hayatın içinde kişisel devrimlere imza atabilmektir.
Olsun. En zor olan, aynı zamanda en tatlı olandır.
Birşeyi, herhangi birşeyi güçlükleri aşarak haketmek gibisi yoktur şu hayatta.
Suyun lezzeti değişmez. Ama senin ondan aldığın lezzet değişebilir.
Terli terliyken içtiğin buzzz gibi su mesela…
Hatırlatırım;
Tanrı’nın doğum günü kişisel gelişim kitabı değil, kişisel DEVRİM kitabıdır.
Herkes bilsin ve sonradan şaşırmasın. Neler oluyor bana demesin.
Bu bir gelişim yolculuğu falan değildir. Bu radikal bir devrimin ilk istasyonudur.
Sizi bilmiyorum ama benim sallana sallana, ay acaba böyle mi, ay acaba şöyle mi’lere ayıracak vaktim hiç yok.
Çat, çat, çat. Bitti.
Birşey ya doğrudur ya yanlıştır.
“Hele bi dur da sonra bakalım”larla vakit kaybetmenin manası yok.
Yapacaksan, hemen yap. Yapamayacaksan da yapamıyorum de,
en azından kendine yalan söyleme. Bu bile bir adımdır.
Mutlu olmak istiyorsan, devrim yapmaya gönüllü olacaksın.
Devrim yapmak istiyorsan, kılıcını kınından çıkartmaktan korkmayacaksın.
Kendini mi gerçekleştireceksin? Bu mudur kararın?
O zaman bu yolda karşına çıkan kimsenin gözünün yaşına bakmayacaksın.
Hem devrim yapiim, hem kimseyi kırmiim.
Üzgünüm, böyle hibrit bir devrim modeli yok.
Ardımızda kırgınlarımız, muhtaç kalanlarımız hatta kötü konuşanlarımız olacaktır.
Herkesi memnun ediim, bu sırada da kendimi gerçekleştiriim…
Herkes bilsin, böyle bir tekamül yolu da yok.
Kaderimizi belirleyen, seçtiklerimiz değildir.
Kaderimizi belirleyen vazgeçtiklerimizdir.
Neleri geride bırakacağını, kimlerle vedalaşacağını biliyorsan artık,
tamamdır bu iş, yolun açık olsun.
Vazgeçmen gerekenden hele bir vazgeç…
Yerine gelecek olan seni bulacaktır zaten.
Evet bu yol, kişisel bir devrim yoludur.
Bir düşün…
Ruhunun ormanları tutuşmuş.
Çatır çatır yanıyor herşey birer birer.
Ne yapacaksın?
Tabi ki su sıkacak, alevleri suda boğacaksın.
Mümkün olan en tazyikli suya ihtiyacın var.
Sonuna kadar açacaksın muslukları.
Unutma, bahçe sulamıyorsun sen.
Tutuşturulmuş ağaçlarını hayata döndürmeye çalışıyorsun.
Ya üzerime su sıçrarsa, ya ıslanırsam…? Geç bunları.
Üzerine ateşin sıçramasından iyidir.
Sevgiyi hayatımızda hakim kılmaya çalışıyoruz ya.
Bu bazen bizi yanıltıyor.
Hayatımızda korkuyu hakim kılmaya çalışanları bağrımıza basacağımız anlamına gelmiyor bunlar.
Sevmesini de bileceksin, elinin tersiyle itmesini de bileceksin.
Erkeksen, erkeklik adına duyarsız hanzonun teki olmayacaksın.
Dişi karakterin sevgi renklerini de barındıracaksın üzerinde.
Kadınsan, dişilik adına çıtkırıldım hanfendinin teki de olmayacaksın.
Erkek karakterin delikanlı renklerini de barındıracaksın üzerinde.
Senden iyi seven olmayacak.
Yeri geldi mi senden iyi çifte atanı da olmayacak.
Dikkatli olacaklar konu sen olduğunda.
Çok iyidir ama tersi de çok fecidir diyecekler.
Devrimci olmak isteyen herkes biraz kedi gibi olacak.
Esnek, sevgi dolu, dertsiz, tasasız belki uyuşuk ama da yeri geldiğinde alabildiğinde tırmıklı…
Bir arkadaşımın Petshop’u var. Çok hayvansever biridir, hayvanseverler derneği gibidir dükkanı.
Köpekbalığı yavruları vardı deniz akvaryumunda bir önceki gidişimde. İlk defa kızdım ona içimden ama hayran hayran da izledim, muhteşemlerdi.
En ilginci de köpekbalıklarıyla ilgili anlattıklarıydı.
Özgürlüğüne en düşkün hayvanmış köpekbalığı.
Denizde yakalanıp, akvaryuma alındıklarında yemekten içmekten kesilirlermiş.
Eliyle besliyordu bu yüzden…
Havuzdan sıçrayıp, 15-20 metre sürünerek denize ulaşanları varmış.
Bunları anlatmıştı geçen gidişimde.
Bugün gene uğradım.
Köpek balığın nerede? dedim.
Gece intihar etmiş dedi…
Akvaryumun tepesindeki ağaç kaplamanın birkaç santimlik aralığından kendini dışarı atmayı başarmış.
Belli ki bunu denize ulaşmak için yapmış.
Kilitli ve sahilden çok uzakta bir dükkanın içinde…
Ama en azından denemiş köpekbalığı.
Denemiş ve kendini gerçekleştirerek can vermiş…
Herkes biraz da köpekbalığı olmalı şu hayatta.
Kendini kabul ettirmeli onun gibi.
Aynı onun gibi;
“Bunlar akvaryumda beslemeye gelmiyor” dedirtebilmeli.
Akvaryumları japon balıklarına bırakmalı,
özgür sulara atmalı kendini.
Herşeyi yaptım, elimden geleni yaptım diyebilmeli.
Denemenin şerefini yaşamalı doya doya, kana kana…
Şu kurulu düzen hapishanesinden kaçmanın bir yolunu bulmalı insan.
Kaçabildiği kadar uzağa gidebilmeli.
Sen dene, cesaret et bak Tanrı seni arkadan nasıl ittiriyor.
Ama önce sen dene ve cesaret et.
Hiçbirşey yapamıyorsan evinin şeklini değiştir.
İşe farklı yollardan git.
Dolmuşla gidiyorsan minibüse bin.
Minibüsle gidiyorsan da otobüsü bir dene.
Duvarlarının rengini değiştir.
Okuduğun gazeteyi değiştir.
Hatta okumamayı, başka kanallarla hayatı gözlemeyi dene.
Birşeyler yap, hayatın sabit birşey olmadığını göster kendine.
Bak o zaman devrim yapman çok daha kolay olacak.
Hareketli bir hayatın içinde,
Soracağın soru;
“Herşey değişiyorsa, sen niye duruyorsun?”dur.
Herşey mezarlık gibi durağansa, sabitse;
“Sen ne halt ediyorsun, otur oturduğun yerde”
dersin kendine.
Halılarını kaldır ve silkele biraz.
Bak bakalım gerçekteki rengi neymiş?
Kedi ol, köpek-balığı ol…
Ne olursan ol, kendin ol…
Bedeli ne olursa olsun kendin ol…
Ramazan’ı bu yüzden seviyorum ben.
Kurulu düzenin, yemen, içmen, uykun, işten çıkışın herşeyin…
Bütün düzenlerini altüst ediyor.
Sofraların değişmezi ekmek bile değişiyor;
Pideye dönüşüyor.
“Ekmek olmaktan vazgeç biraz da pide ol” diyor sana,
dile geliyor yıllardır başına oturduğun o masa.
Hoşgeldin;
Ya “Devr-i Ramazan”…
sevgiyle
buRAK
indigo kavramıyla çok geç tanıştım. ilkokuldan beri hissettiğim yabancılıkla, farklılıkla bir türlü başa çıkamadım. aynı hisleri düşüncelerde birine rastlayamadım malesef öğrencilik hayatım boyunca. çevrenin bende delilik olarak algıladığı şey aslında indigolukmuş. indigolar bu yalnızlıkta nasıl hayata tutunur? bir türlü beceremedim hep kıyısındayım… (tam kendimi bırakacak durumdayken de zaten TDG karşıma çıkmıştı)az önce köpekbalığından bahsettiğin yazınızı da okudum. öyleyim evet kendimi gerçekleştirmek adına hep üzdüm ailemi ama sonumun o intihar eden köpekbalığına benzemesinden korkuyorum. tekamül şehidi olucaz galiba
iğne deliğinden geçebilecek kıvama doğru yolculuklarında
tüm ruhlara hayırlı “uğur”lu ramazanlar…

Selam… Ramazan’la ilgili müthiş coşkulu satırlarınızı okudum az önce sitemizde. Duygulandım… Ve Siz’le şu an ki hissiyatımı paylaşmak istedim. Daha önce de yazıştığımız üzere uluslararası bir firmanın Teknik Departman Koordinatörü’yüm.İşim gereği ayın en az 2 haftası yurt dışında bulunuyorum. Gittiğim ülkelerde TDG’nin ön reklamlarını yapmaya başladım bile.Çoğunluğu hıristiyan olan arkadaşlarım ”Rebirth of God”ı bekliyorlar kitapçılarında…
Anımsarsanız Prag ve Portekiz’den de yazışmıştık Siz’inle…Hatta Prag’da çektiğim resmi çok beğenmiştiniz… Dona bir şeyi tam gönlüme göre verdi bu Ramazan.İşlerimi ayarlayarak Ramazan’ımı çok sevdiğim yurdumda ve de güzelim şehrim Bursa’da geçirmek nasib olacak inşallah…Bu ay yurt dışı yok büyük ihtimalle…Çok sevinçliyim…Arınmamla ilgili çok etkili bir aksiyon planım var bu ay.Çok doluyum.Türkiye’den kopmamam lazımdı,çok istiyordum buralarda kalabilmeyi…Çok mutluyum şu an… Bakın bu sabah ne oldu?
Gece tek başıma Sahur’a kalktım.Eşim Gülperi biraz rahatsızdı.(O da TDG’nin müdavimlerindendir.2.’ye okuyor.) Hafif bir sahur yapıp Oğlum Pamir’i uyuyan yatağında uyandırmadan, yanağına bir buse kondurarak dışarıya attım kendimi.Elimde TDG. Yürüdüm biraz.Gecenin o saatlerini hep çok sevmişimdir ben.Siz’e fısıldananları daha rahat duyacağınız anlardır o anlar.Ulucami’de aldım soluğu.Ramazan’ı bir başka soluklarsınız Ulucami’nin içinde. Özellikle yalnızsanız ve içeride az kişi varsa…Enfestir…Dupduru,güzel düşüncelere ulaşmak daha kolaydır.Hem de arınmayı,hafiflemeyi bu kadar çok isterken…Bu ruh halindeyken Sevgili Babamla karşılaştık Ulucami’de…57 yaşında kendisi.Kitabınızdan daha önce O’na bahsetmiş ve bir teklifte bulunmuştum.Daha önceki teklifimi kabül etmiş.TDG’yi birlikte okumaya başladık bugün.(Benim 4. olacak ve inanın her seferinde bambaşka hissiyatlar duyuyorum.) Babam…Sevgili Babam… Girişi biraz radikal buldu.Ama inanın Dona ile chatleşmeye başladığınız andan itibaren konsantresini görmeliydiniz.Ayetlerle desteklenen sohbette yaşadığımız anlar müthişti. Çok güzel şeyler olacak,eminim! Her şey ama her şey için çok sağolun. Sizi çok seviyorum… İyi ki varsınız ve iyi ki Dona ile birlikte bu doğum günü partisine beni de davet ettiniz… Sevgi ve saygılarımla
neyin denemesi olduğu az sonra…:)
allahım bizim karşımıza insanlara bir anlam ifade edecek bir hediye çıkarır mısın dedik ve devam ettik. Dün sizin cevabınız üzerine gecenin 12inde bu mucizelerle dolu hayatı konuşurken telefonum çaldı ve çapadan mezun deli : ) bir enerji tıbbı uygulayan arkadaşım dediki ya siz eğtimlerde hediye veriyorsunuz ya eee evet dedim, neden insanalara anahtar hediye etmiyorsunuz, onlara anahatarın her zaman kendileri olduğunu hatırlatacak bir anahtar. Yani bir mucize daha yaşadık. Sorumuzun cevabı geldi. Bu arada kitabı henuz yarısına kadar okuduktan sonra ve dinizmizle igili rahatladıktan sonra, uzun yıllardan sonra tekrar ORUÇ tutmaya başladım ve inanılmaz bir keyif alıyorum, içim kıpır kıpır ve çoşku doluyum. Çoook tşk ederim. …güvercinlerle ilgili bir şey yaşamak istiyorum, yaşadığımda yazacağım…Sevgiler, Yeşim
Hepimize hayırlı ramazanlar,
Hayatımda ilk defa inanılmaz bir istek ve şevkle oruç tutmama vesile olduğun için tekrar teşekkür ediyorum.Bu ne güzel bir duygu bana 44 yıldır ne engel olmuşsa Tdg sildi süpürdü ,her şey daha net ve derin bayılıyorum hayatı böyle yudum yudum yaşamaya.Bu sabah işe gelirken Allahım bana yol göster diye içimden geçiriyordum ki kafamın içinden bir ses aynen şöyle dedi ”hiç kimse için yaşama HERKES için yaşa, ben kimim ,neyim diye sorup durma” aynı anda da önümden bir güvercin uçtu hem ağladım hem gülümsedim.
buRAK Bey, eski bir reklamcı olarak sizinle daha önce tanışmamış olduğuma çok üzgünüm. Ama herşeyin bir zamanı var. Dünya eğer herşeye rağmen dönüyorsa sizin gibi insanların yaydığı enerji ile dönüyor. Kitabınız bende yepyeni ufuklar açtı, düşündüğüm ama dile getiremediğim birçok şeyi mükemmel bir dille anlatmişsiniz. Kitabı herkese öneriyorum ve size teşekkür ediyorum.
sevgiyle merhaba, Biraz önce oğluma “Yavrum 45 yaşındayım. Bu güne kadar okuduğum en güzel kitaptı” dedim. 24 temmuz gecesine kadar islam dini bu olamaz dediğim islam dinini o gece bu kitapla buldum. kah ağladım, kah işte budur diyerek kahkahalar attım. 15 Ağustos gecesi bu siteyi buldum. Bir gün önce kitabı tekrar okumaya başladım : ) Büyük bir tesadüf eseri hep birlikte okumaya başlamışız : ) Şimdi her satırı çizerek geri dönerek okuyorum. Bitmek üzere,az kaldı. Üçüncüyü kuranla birlikte okuyacağım. Eline, diline ruhuna, yüreğine sağlık. Bu kitapta zerre kadar emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. İyi ki varsın, varsınız, varız.
Israrlı bir soru var efendim. Kadınların mirastan daha az pay almasıyla ilgili; “Kuran’ın bugünlere ve daha sonrasına hitap edeceğini bilen bir Tanrı neden bir erkek ve iki kadın şahitten bahsediyor?” deniyor
Yanıt kitapta var cümlesini tekrarlamak istemiyorum artık. Başka bi kavram bulalım. Ya-ki-va diyim ben, siz anlayın yanıtın kitapta var olduğunu : )
Okuyucumuzun yeni okumalarda, bu soruyu sormaya ihtiyaç duymayacağına eminim. İslam’ı bu gibi konular üzerinden yargılama alışkanlığındakiler için, çok fazla mesaj var kitapta.
Bu vesileyle, diğer dostlarımızın da şunu bilmesini istiyorum. Araştırma, düşünme, tereddüt etme, karar verme-verememe gibi konular elbette ki felsefe sürecine dahildir. Fakat, kesin ve değişmez yargıların penceresinden bakmak, bu başka bir sürecin alışkanlığıdır.
Tanrı’nın doğum günü süreci, bu alışkanlıkla sürdürülemez. Sürerse sevgili dostumuz gibi kitabın belki de yarısını oluşturan bir gerçeklik atlanır, farkedilemez. Kendinizi rahat bırakın derim ben.
Düşünmek, tartışmak, araştırmak, geliştirmek. Açık olmak. İslam algısını değiştirmeye gönüllü olmak. Bunlar varsa ben varım. Israr varsa suçlama varsa ben yokum. Unutmayın bizim kitapta Tanrı, bir hukuk bürosuyla anlaşmadı, ben avukat değilim. Onu savunmak benim haddime de düşmez. Ben sadece bir iletişimciyim. İletiyorum efendim.
sevgiyle
buRAK
Ramazan başladı efendim. Bu vesileyle sitemizle ilgili yenilikleri paylaşmaya başlıyoruz birer, ikişer.
İlk yeniliğimiz “Kaptan, sayfa yenile’ye basmaktan ellerim çürüdü” diyen Başak için geliyor : ) Yeni yazı olup olmadığını görmek için artık daha modern yöntemler kullanacağız.
RSS ve ATOM besleme sistemlerinden yararlanıyoruz artık efendim.
İhtiyacımız olan malzeme listemiz İnternet Explorer 7 yada Mozilla Firefox tarayıcıları.
Şahsen ben Firefox’u tavsiye ediyorum herkese. IE kullanıyorsanız da en güncel sürümünü kullanmaya dikkat edin derim.
Firefox’ta Yer İmleri bölümünde “bu sayfaya abone ol” seçeneği var. Onu seçtiğinizde sitemiz tarayacınızda düzenli olarak yer almaya başlıyor. Aşağıdaki gibi;

Butona tıklayınca da sitemizdeki içeriklerin listesi çıkıyor. RSS ve Atom sistemlerini test ediyorum birkaç gündür. Siteye yeni bir yazı girdiğimizde, bilgisi anında ulaşmıyor. Zaman alıyor. Siz de bir test edin derim. Memnun kalırsanız, büyük bir kolaylık olur.
Aşağıdaki linkler üzerinden de gerçekleştirebilirsiniz bu takibi.
ATOM : www.buRAKozdemir.org/i…
RSS : www.buRAKozdemir.org/i…
Efendim ikinci yeniliğimiz ise öfkeli dostlarımıza dönük bir hizmetimiz. Yeni yayın döneminde bu sitede öfkeli mektuplara yer vermeyeceğiz. Bildiğiniz üzere Tanrı’nın doğum günü’ne dönük tepkiler artık tekrara girdi. Birbirinin aynısı, zamanında yanıtı yapıştırılmış şeyler tekrar geliyor artık. Heyecan, motivasyon yerlerde sürünüyo bu anlamda.Bilimsel, ilimsel itiraz yok. Ruh hallerini paylaşıyorlar bizimle…
Cehennem fikrine aşık, karanlık ruh hallerini.
Duyduk duymadık demeyiniz.
Bu sitenin adı bundan sonra beyaz sitedir.
Öfkeli dostlarımıza siyah renkli siteler yakışır.
İnandığına inanmakta direnenlerin adresi;
www.okumayanlar.com
gibi : )
Dostlarımızın yeni siteleri hayırlı olsun.
Siteye yorum bırakmak için asla@okumayanlar.com adresini kullanabiliyorsunuz.
Bu arada, o siteye de olumlu yorum bırakmak yasak efendim : )
İnternetin en kapsamlı Tanrı’nın doğum günü aleyhtarı içeriği, okumayanlar.com‘da mevcuttur.
Bu siteyi okuyucularımız hazırladılar ve onlar yönetiyorlar. Hergün internet taranıyor, bu sitenin yakışanı olan yorumlar tespit ediliyor ve sitede yayınlanıyor. Beyaz site ve siyah site. Yin ve Yang gibi…
Alanında 1 numara olacak bu site.
İçinde, bendenizi nasıl öldürmek istedikleri, kafatasımla ilgili fantezilerine kadar herşeyi bulabiliyorsunuz efendim. Seslerini daha iyi duyurabilmeleri için kol kanat gerdik bu dostlarımıza.
Bu iyiliğimizi unutmasınlar : )
sevgiyle
buRAK
Pide kuyruğundan iki tane pideyle döndüm efendim…
Beklemedeyiz…
Heyecan dorukta…
Çok acıktııım…
Her an iftar olabilir…
Sıcak gelişmeler buRAKozdemir.com‘da…
Allah kabul etsin…
Sevgili adaşım; Kitabını dün gece bitirdim(12 Eylül 2007)Oldukça iyi bir kitap dostu sayılabilirim.Fakat bu yaşıma kadar (40)beni en çok etkileyen kitabı okudum.Tanrının doğum günü…Yıllardır islam dini hakkında ;”hayır bu böyle olmamalı,biryerlerde bir yanlışlık var,yüzyıllardır basmakalıp dolu bir din yaşıyoruz” derdim.Fakat düşündüklerimin çok fazlasını sen kitabında anlatmışsın.Hemde ayetlerle….Bu kitaptan sonra Türkiye de dine karşı bakış çok faklılaşacak,olumlu yönde gelişecektir.Bu arada ön yargılarından ve klasik bilgilerinden kurtulamayan kişiler tarafından da çok eleştirileceksin.Sakın yılma demek istemiyorum.Çünkü yılmayacağın bu kitabı kaleme almandan zaten belli…Şunu merak ediyorum. Bu genç yaşına rağmen bu derinlikli bilgileri nasıl edinebildin…Neyse iyi ki edinmişsin.Sanıyorum önümüzdeki birkaç yılın en çok konuşulacak kitabı senin kitabın olacak.Seni en içten samimiyetimle kucaklıyorum.