Eki
22
2007
01:17

Kuzey Irak “gelişme” yazısı… -3-

Türk siyaseti için söylenen çok söz vardır.
Eksiği gediği çoktur.
Uyuduğu, evet çok olmuştur.
Tüm yanlışlarının yanında öyle doğru iki şeyi vardır ki…
Bu 2 doğru, tüm yanlışları götürebilir…

O denli dosdoğrudur.

İki karar…
Türk siyasi tarihinin en zor verilen iki kararı,
Türk siyasi tarihinin alınan en doğru iki kararı olmuştur.
1 Mart tezkeresi ve Kuzey Irak tezkeresi.

Hükümetin tezkereyi Amerika nezdinde ekonomik bir müzakere kozu olarak kullanması ne kadar utanç verici bir kara lekeyse, meclisin Ortadoğu konusundaki sağduyusu o denli gurur verici bir durumdur.

“O gün koalisyon güçleriyle birlikte olsaydık, bugün Irak’ta söz sahibi olurduk.”
Böyle düşünenlerimiz var.
YANILIYORLAR.

“Irak’ı işgal eden koalisyonun içinde olsaydık tüm bunlar başımıza gelmeyecekti.”
Böyle düşünenlerimiz var.
YANILIYORLAR.

“Amerika 1 Mart Tezkeresinin intikamını alıyor”.
Böyle düşünenlerimiz var.
YANILIYORLAR.

“Türkiye ve Amerika o güne kadar çok iyi iki müttefikti.”
Böyle düşünenlerimiz var.
YANILIYORLAR.

ABD, İngiltere, Avustralya, İtalya, Danimarka, Hollanda, Romanya, Çek Cumhuriyeti, Norveç, Portekiz, Yeni Zellanda, Güney Kore, Litvanya, Polonya, Ukrayna, Bulgaristan, Nikaragua, Honduras, Dominik Cumhuriyeti, Moğolistan, Letonya, Kazakistan, Slovakya, Tayland, Macaristan, Filipinler ve El Salvador.

Bu ülkelerden biri olmak Türkiye’ye, asla Irak’ta söz sahibi olma imkanı vermezdi. Zaten işgal, Amerika dışında hiçbir ülkeye Irak inisiyatifi vermemiştir. Bu ülkelere İngiltere de dahildir. Amerika’nın dildaşı, dindaşı baş-müttefiki İngiltere bile bu Amerikan oyununun dışında bırakılmıştır. Bu ülkelerin içinde bu işgalin parçası olmaktan dolayı memnun kalmış, bu hareketiyle onur duyan tek ülke yoktur. Bu ülkelere Amerika da dahildir.

Türkiye asla Müslüman Irak’ın işgalinin bir parçası olamazdı.
Yüzbinlerce Müslüman Iraklının ölümüne neden olan bu vahşete el veremezdi.
Bu işgalin parçası olan ülkelere iyi bakın.
Aralarında bir tane Müslüman ülke var mı?
Tarihi boyunca Haçlı seferlerine karşı İslam aleminin kalesi olmuş Türkiye,
bu haçlı harekete dahil olsaydı asıl o gün biterdi.
Tarihiyle, coğrafyasıyla Türkiye işte o gün biterdi.

Müslüman toplumlar nezdinde, bu işgalin faturası o ülkelere değil Osmanlı evlatlarına çıkarılırdı.
Onlar Polonya’yı molonyayı değil Türkiye’yi tanırdı.
Türkiye olmasaydı, o işgalin gerçekleşemeyeceğini sanırlardı.
Anlatamazdın. Öfke duygusunun da ötesine geçerdi, ihanete uğramışlık duygusu.

Ümmetçi Araplar’a, nesiller boyu nasip olmamış Türk aleyhtarı bir malzeme sunulmuş olurdu.

Türkiye Kanlı Ortadoğu projesinin yönünü değiştirdi.
Türkiye’nin bu hareketin dışında kalması,
Irak işgalini Hristiyan-Müslüman kutuplaşması haline getirdi.
Bu hareketin içinde Müslüman Türkiye olsaydı;
OLAY MÜSLÜMAN İÇ HESAPLAŞMA BOYUTUNA TAŞINACAKTI.
İşte o zaman, gerçekten çok ama çok kayıp verecek,
en çok kayıbı biz verecek, bugünün terörle mücadele günlerini bile arar hale gelecektik.
1 Mart tezkeresiyle ilgili şunu rahatlıkla söyleyebiliriz;
TÜRKİYEMİZİ ALLAH KORUMUŞTUR!

Amerika, işgal aşamasında Türkiye’yi iki nedenden ötürü yanında istedi.
1- Kestirme yol özelliğinden ötürü. Bir koridor olarak.
2- Müslüman etiketinden ötürü. Müslüman bir orduyu kalkan olarak kullanmanın, buzkıran etkisi yapacağını düşünerek.

İkinci şık sadece bir etikettir. Kanlı Ortadoğu projesinde, Amerikan madalyonunun diğer yüzü olan İsrail, bu işgalde hangi nedenden ötürü fiziksel olarak yer almadıysa -İslam aleminin birleşip, topyekün karşı koymasına neden olacağı için- Amerika, Türkiye’ye de o yüzden ihtiyaç duymuştu.
Stratejik müttefik olarak gördüğünden değil.
Türkiye-Amerika müttefikliği sona ereli çok olmuştu çünkü.

Türk toplumu, genlerinden ötürü, tarihinden ötürü asla kanlı Ortadoğu projesinin bir parçası olamaz.
Bunu anlatamazsın.
Laik kesime anlatamazsın, Yurtta Sulh-Cihanda Sulh’u ihlal ettiğin için.
Dindar kesime anlatamazsın, Hristiyanlarla birlik olup bir İslam ülkesine saldırdığın için.

Bakın;
Kuveyt’i işgali, Saddam’ın kendi projesidir.
Saçma sapan da olsa kendi projesidir. Arap dünyası bu olayın üzerinde bu yüzden durmamıştır.
Türkiye’nin medeniyetler savaşı nidalarıyla başlatılmış bir hareketin parçası olması ise
Ortadoğu jargonunda tek kelimeyle;
İHANETTİR.
Sonsuza kadar düşmanlık ve bedel gerektiren.

(DEVAM EDECEK)

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
22
2007
01:20

Sitemizin Kuzey Irak Özel Yayını sabaha kadar devam edecektir… Duyurulur…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
22
2007
01:52

Kuzey Irak “gelişme” yazısı… -4-

Amerika işgal sürecinde Türkiye’yi kullanacak ve amacına ulaştığında Türkiye’yi devredışı bırakacaktı. Çok önemli değildir aslına bakarsanız. Fakat gelin görün ki “1 Mart’ta bizi çok kırdınız” argümanı Amerika devletinin resmi tezi haline gelmiştir. Bu sadece bir argümandır. Gerçekliği yoktur. Amaç, Türkiye’nin burnunu sürtmektir. Pişmanlık duygusu yaşatmak ve kanlı Ortadoğu projesine bu argümanla uyuşturulmuş bir Türkiye’yle devam etmektir.

- Ama insanlarımız öldürülüyor?
- Bunu siz istediniz.

Amerika Türk toplumuyla iletişimde “1 Mart’ta dost Amerika’ya karşı büyük yanlış yaptınız” argümanından çok büyük bir rant elde etmektedir. Dikkat edecek olursanız, Hürriyet Gazetesi’nin yayın yönetmeninin Güneydoğu’yla, Ortadoğu’yla ilgili her yazısına -adeta bir Besmele gibi- bu argümanla başladığını görürsünüz. Amerika devletinin resmi tezinin, Amerikan Büyükelçilerine falan değil de, Türk medyasının en kilit insanının ağzına böyle ciklet gibi yerleşmesi epey enteresan bir durumdur.

“1 Mart” kavramı, Türkiye’yi Ortadoğu masasına boynu-bükük oturtmanın tılsımı olmuştur geldiğimiz noktada.
Senin Irak’a getirmek istediğin demokrasi, bunu böyle uygun görmüş falan yok. Sürekli bir suçlama hali.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yaratılan bu 1 Mart travması, çıkması istenen fakat çıkmayan o tezkerenin kendisinden daha fazla işine yaramıştır ABD’nin. Ortadoğu’nun hamisi, bu yolla devre dışı bırakılmıştır.

Türkiye ve Amerika artık müttefik olmasalar da, bireysel müttefikleri çoktur bizim buralarda Amerika’nın.

O gün, Türkiye çok büyük bedeller ödemeyi göze alarak hayır demiştir. Ortadoğu bunun muhasebesini bir gün yapacaktır elbet. Zamanı geldiğinde birileri onlara bu gerçeği yüksek sesle itiraf etmelerini emredecektir elbet.

Ortadoğu’nun biz Türklere olan bakışı konusunda sağlıklı verilere sahip değiliz. Çünkü, çok büyük bir medya sorunumuz var. Kanalları tıkanmış, toplumunu yanıltma eğiliminde olan bir medya. Diğer yanda da herşeye karşın yanılmayan bir toplum. Bugün bir sosyoloşun söylediği gibi;
- Nedenini bilemiyoruz. Türk toplumu, bir yerden emir almış gibi olaylara reaksiyon veren aktif bir toplum oldu.

Bu emri nereden aldıklarını, çok iyi biliyoruz biz;
Halk kitleleri sezgisel hareket eder. Sezginin arkasında ilahi akıl vardır.
Tanrı’nın doğum günü’nden…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
22
2007
02:38

Kuzey Irak “gelişme” yazısı… -5-

Medya sorunumuz var diye boşuna çırpınmıyoruz. Yıllarca bu ülkede “terör dış güçler tarafından tarafından besleniyor” diye yazıldı, çizildi. İyi de kimdi bu dış güçler? Amerika mı, Almanya mı, Fransa mı? Açık açık yaz şunları. Bilelim biz de dostumuzu düşmanımızı. Kamuoyu oluşturalım. Yok…

Açın bakın Washington Post’a. Amerikan çıkarlarıyla ilgili böyle muallak, genel geçer laflar görebiliyor musunuz? Amerika’nın dostu şudur, düşmanı budur. Bitti-nokta. Dış güçler… Açık konuş, ağzında geveleme. Söyle de bilsin bu toplum. Tanısın dostunu düşmanını.

Bugün senin terörist dediğin adam,
Amerikan askeri gibi donatılmış, gece vakti düzenli bir orduya saldırabilecek noktaya gelmiş.
Eskilerin Kaleşnikoflu eşkiyası gitmiş, yerine gece-görüş cihazlarıyla, nitelikli silahlarıyla bambaşka birileri gelmiş.
Amerikan silahları olayı, gün gibi ortaya çıktı. Daha yeni yeni Amerika teröre DOLAYLI destek veriyor falan demeye başladı bizimkiler. Maşallah büyük gelişme.

Ben tercüme edeyim efendim.
PKK İSİMLİ TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SPONSORU
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ İSİMLİ DEVLETTİR.

“E ama bize teröristbaşını vermişti.”
Kalınkafalı, Suriye’deyken Amerika’yı kızdıracak birşey yapmıştır, ondan vermiştir.
Asılmamak şartıyla vermiş olması zaten çok dikkat çekiciydi.
Örgütün kendisini teslim etmedi ya sana.
Bir parmak bal çaldılar ağzına.
Susturdular seni.

Aslına bakarsan örgütü, böyle daha iyi yöneteceğini düşünmüştür, ondan vermiştir.
Bakın burası çok önemli.
Amerika, Irak’a olmasa da PKK’ya demokrasi getirdi.
Lider sultasını ortadan kaldırdı.
Ortak akılla hareket eden,
yetkinin tek kişide biriktirilmesi yerine yönetim kadrosuna yayıldığı bir yönetim anlayışı getirdi.
Lean management denir buna. Dikey hiyerarşik değil, yanlamasına yönetim.
Hem organizasyonu daha atletik hale getirmişler.
Hem de kişiyi değil “ürünü” önplana çıkartan bir iletişim kurgusu yapmışlar.
Ürün yani vahşeti.
Eskiden örgüt 3 kavrama oynardı. Bu üçünü önplana çıkarırdı.
Vahşet-PKK-Apo.
Apo kolaydı, akılda kalıcıydı, şimdi kim tanır yönetim kadrosunu.
Kişiyi değil, ürünü ve kuruma yatırım yapıyorlar.
Şimdi Vahşet-PKK, bu iki kavrama oynanarak toplum üzerindeki etkinin artırılması hedeflenmiş.
Başarılmış da.
Ben, business process olarak baktığımda, bunu gördüm;
P-K-K’ya hem işletme yönetimi hem de marka yönetimi paradigmaları getirilmiş geçen zamanda.
Yüksek teknoloji de cabası.

İyi de ilkokula bile gitmemiş, örgütün lider kadrosu, bu yeni yapılanma modelini nereden bulmuşlar?
Cudi – School of Economics’de falan mı buldu?
Yada Kandil – Master of Business Administration program’da mı?
Bu modelin temini, silahların temininden çok daha önemli ve kritiktir.
Organizasyonel verimliliği artırdığı için.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
22
2007
02:39

Sitemizin Kuzey Irak Özel Yayını sabaha kadar devam edecektir…

ellerim ağrıdı :)

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
22
2007
04:25

Kuzey Irak “sonuç” yazısı… -6-

Bizim PKK yok artık.
Tepeden tırnağa Amerikan yapımı bambaşka bir örgüt var.
Amerikanın, Türkiye ile sınırlı olmayan, bölgesel beklentiler içinde olduğu bir platform var.
Türkiye’nin bu gerçeği çok iyi tahlil etmesi lazım.

Meselenin belki de en önemli noktasında,
Türkiye’nin Güneydoğuyu Güneydoğu olarak görmekten vazgeçmesi lazım.
ORASI GÜNEYDOĞU DEĞİL ORTADOĞU.
Türkiye’nin Güneydoğu sorunu yok,
Dünyanın ortadoğu sorunu var.
Üzerinde çalışacağımız yeni paradigmamız, savunacağımız resmi tezimiz budur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Uluslararası toplantılarda sitem edip duran adam konumlamasından çıkmak durumundadır. Türkiye bunlarla yetinemez.

DONA’NIN ÜLKEMİZE BİR MÜJDESİDİR.
BUGÜNDEN SONRA TÜRKİYE ÜLKESİ,
ULUSLARARASI ARENADA DİŞİ DEĞİL
ERKEK POLİTİKALAR İZLEYECEKTİR.
EDİLGEN DEĞİL ETKEN OLACAKTIR.

Bunu 60. hükümet için ölüp bittiğimizden falan söylemiyoruz.
Bunu bir yerden emir almışcasına bir anda uyanan Türk milleti profiline dayanarak söylüyoruz.

Türkiye, Kuzey Irak tezkeresiyle birlikte Kanlı Ortadoğu Projesi’ne kafa tutmuştur.
Hükümeti bu noktaya getiren şey, milletin tepkiselliğidir.
Kafa tutan TC Hükümeti değil bizzatihi TÜRK MİLLETİ’DİR.

Kolay değil ve lütfen kimse küçümsemesin, vargücüyle devletinin yanında olsun.
KANLI ORTADOĞU PROJESİNE İLK KARŞI KOYUŞTUR BU.
Ne Rusya’ya ne İran’a aittir.
Kapalı devre yaşamayan,
ekonomisiyle, askeri yönetimiyle, herşeyiyle dünyaya entegre bir ülkeye aittir bu manevra.
Bu açılardan bakınca ne kadar önemli olduğu daha anlaşılacaktır.
Türkiye, Ahmedinejad’ın İran’ı değildir. Kaddafi’nin Libya’sı falan da değildir.
Bunlar dez-entegre devletlerdir. Sistem dışında yaşarlar.

Türkiye, her bir yanı sistemin parçası olan, yarın borsada neler olacak endişesiyle yaşamak zorunda olan Başbakanların yönettiği bir ülkedir.
Küresel sisteme bu denli monte olmuş bir ülkenin, en büyük silah alımlarını Amerika’dan yapan bir ülke olarak, Amerika’nın Ortadoğu’daki oyun planına kafa tutması, bölge açısından tarihidir.
Bu coğrafyada ben de varım demiştir.
Coğrafya da hele şükür demiştir.
Bu bir yol ayrımıdır.
K-D-R gecesini yaşadık hep birlikte.
O gecenin sabahında çıkan gazetelerin manşetlerine dikkat ettiniz mi bilmiyorum:
Türkiye-ABD: 100 Yıllık ortaklığın sonuna mı gelindi?
Gazeteler soru sormayı severler, biz ise sorulara yanıt bulmayı daha çok seviyoruz.
Evet, Türkiye-Amerika “devletleri” arasındaki müttefiklik sona erdi.

Bundan sonra ekonomik ilişkiler aynen devam eder. Devletler düzeyinde ilişkiler de çıkarlara odaklı olarak yürür.
Konu Ortadoğu olunca, Amerikan tezinin karşısında bir de Türk tezi vardır artık.
Daha tomurcuk aşamasında olması önemli değil.
Çok büyük destek bulacak, hızla yeşerecek, göreceksiniz.

Türkiye’nin olası Kuzey Irak operasyonu, iki açıdan çok çok önemli;
1- Bölgede bir ülkenin, Amerika’ya karşı -savaşmayı göze alarak- askeri bir harekatın düğmesine basmasıdır. Yüzyılımızın en büyük kabusu, Amerikan ordusunun otoritesinin sarsılmasıdır bu.
2- PKK’yla ilgili yerel-oyun-planının bozulmasıdır. Ortadoğu Projesinin revize edilmesi demektir bu.

Bugüne kadar açıkça Türkiye’yi Kuzey Irak’ta istemiyoruz diyen ve bu konuda tehditle dolu imalarda bulunan Amerika devletinin Başkanı’nın az önce yaptığı “PKK’nın eylemleri kabul edilemez, bir an önce durdurulmalıdır” açıklaması “tarihi” bir açıklamadır. PKK’yı durduracağından falan değil. Dünyanın tek süper gücünün,
Ortadoğu’da toprağı bulunan bir ülkenin çıkışı karşısında geri adım atması açısından tarihidir. Türkiye’nin özgüvenini kazanması bakımından çok önemlidir. Bu özgüvenin gerisi geleceği için.

Bütün gelişmeler aleyhimize olacak, hep tatsız haberler alacak değiliz ya, lehimize gelişen çok önemli bir olay yaşadık geçenlerde. Çok önemliydi. Sevinç çığlığı atan medya köşesi görmedim gerçi ama, bu bile ne kadar sevindirici olduğunun delili belli ki.

Rusya lideri Putin, İran’ı ziyaret etti biliyorsunuz.
Ölümü göze alarak ziyaret etti.
Süper güç olduğu günleri hatırlatırcasına Amerika’ya meydan okudu.
İran ve Rusya o gün Amerika’nın gözünü çok ama çok korkuttu.
İsrail’i haritadan silmeli diyen ülkenin, Rusya’yı arkasına almış olması gerçekten de korkutucu bir durumdu.

Bilmiyorum farkında mısınız.
Amerika İran’dan gerçekten korkuyor.
İran, İsrail’i elinde rehine olarak tutuyor çünkü.
“Beni devirebilirsin belki ama, bil ki devrildiğimde üzerine düşeceğim yer İsrail’dir” diyor.
Bir de nükleer teknoloji var malum.
Rusya’dan takviyeli.
Gerçi, insanlık tarihinde nükleer silahını insanların üzerine doğrultup ateş etmiş tek ülke Amerika’dır, ama olsun.
İran, gerçekten çok büyük bir risk.
Rusya’yla müttefik bir İran büyük tehlike.
Ama gelin görün ki en büyük tehlike:
İran’la müttefik bir Türkiye.
Ki Güneydoğu olaylarını seyri, olayları o noktaya götürüyor.

Bize birkaç gün müsade edin demiş Amerikalılar. En son haber.
Eylemsel düzlemde istenen birşey değil bu. Yoksa bir dakikalık iş onlar için.
İstenen bu süre, düşünme süresi.
Kanlı Ortadoğu projesinde revizyon yapılması gerekiyor şu an.

Büyük Ortadoğu ile ilgili biraz somut bilgiler verelim.
Projenin en önemli ayağı HUZURSUZ BÖLGE aşamasıdır.
Lübnan’da huzur vardı, yok edildi.
Irak’ta herşeye karşın huzur vardı, yok edildi.
El Kaide’yi de zaten Mısır’ın üzerine saldılar.
Dikkat edin şeyhlerin yönettiği hiçbir bölge ülkesiyle problemi yok Amerika’nın.
Sorunsal üç ülke Türkiye, İran ve Suriye.
El Kaide’yi üzerlerine salamazsın bunların.
Laik Türkiye’de denedin, çok olumsuz sonuç verdi.
Müslüman ülkelerde İslam adına terör olmuyor da olmuyor.
Mısır başka. Mısır, İslami olmamakla suçlanıyor.
Son iki meclisin Türkiyesi gibi değil orası…
Türkiye, İran ve Suriye…
Üzerlerine El-Kaide’yi salamadığın, mezhep odaklı çatışma yaratamadığın üç ülke.
Ne de güzeldi Irak oysa. Müslüman bir ülke olmasına rağmen, din eksenli değil mezhep-eksenli huzursuzluk yarattılar. Zaten de bunun için gelmişlerdi ya neyse.

Önce Türkiye ve daha sonra İran.
Din eksenli ve mezhep eksenli olmak üzere iki YIKMA programı olan El-Kaide makinasının, çalışmadığı bu ülkelerde çalışacak olan terör motoru PKK olacak.
Bütün olay budur.
Bütün tantana budur.
Amerikan diplomasisinin şaka gibi laf dolandırmalarının, demeç oyunlarının altında yatan işte budur.
Huzursuz bölge yaratma aşamasında, din ve mezhep odaklı kargaşalara alternatif üçüncü yol etnisite odaklı çatışmadır.
Kürt unsur bu noktada biçilmiş kaftandır.
Tarih boyunca hep ikincil planda kalmıştır.
Bağımsızlık dolduruşuna getirilmeye elverişli, sosyal obsesyonlara çok yatkın bir unsurdur.
Geçtiğimiz günlerde sivil bir minibüs tarayan, önceki gün döşediği mayınla gelin almaya giden düğün konvoyunı havaya uçuran PKK’yı, özgürlüğün savaşçısı falan zannedebilmektedir. Yer yer…

Bu arada, PKK’nın siyasi uzantısı olan partinin Türk parlamentosunda, aritmetik olarak bu kadar GÜDÜK kalmasının da hesapları alt-üst ettiğini söyleyelim. Bugünkü siyasi iktidarın Güneydoğu Anadolu’daki popülaritesi, İslam’ın kelimesinin bile Türkiye’nin üniter yapısına ne denli hizmet ettiğinin kanıtıdır. Edeceğinin de kanıtıdır. Siz asıl Tanrı’nın doğum günü İslam’ının, Anadolu’daki popülaritesini bekleyin.
Bir kitap dünyayı nasıl değiştirir diyenlerimiz, bir daha düşünsün derim bu vesileyle.

bugünlük bu kadar
parmaklar gitti malum
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
22
2007
04:31

Kuzey Irak yayını… Yazı linkleri…

Yazıları yayın sırasına göre bu linklerden okuyabilirsiniz.

(Ne geceydi ama…: )

http://www.buRAKozdemir.org/index.php/kuzey-iraka-giris-yazisi-1/
yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |

Eki
22
2007
23:22

Sizden… Kısa kısa… Dağınık dağınık…

çok güzel bir kitap alevi oluşumdan ötürü bahsettiğin bakış açısı fazlasıyla bana yakın olmasın a karşın bunca zamandır öğrendiğimiz bizim bile islamda temel olarak bildiğimiz şeylerin birden bire yerlebir oluşunu benim için bile kolay değil şuan kitabın 250nci sayfasındayım bakalım kitabın sonunda neler düşüneceğim inan hiç bilmiyorum ve hala aklıma takılan sorular var ileriki sayfalarda bunlarada cevap bulacağımı umuyorum ama büyüleyici bir kitap olduğunu söylemek istiyorum. tşk. / Karaçocuk

merhaba kitbınız çok zor bir dönemimde karşıma çıktı. üçüncü kez okumaktayım şu anda ve her okuyuşumda yeni birşey görüyorum. Bu kitap hayata tekrar tutunmamı sağladı ve inancımı yeniledi. yürekten teşekkür ederim sevgiler / Gönül

selam, eline, diline,beynine sağlık çok güzel gözler önüne sermissin içinde bulunduğumuz durumu.sevgilerimle / Handan

Merhaba buRAK… bugün Mac’la ilgili yazını okuyunca baya iyi hissettim kendimi… zira 16 senedir Mac kullanicisiyim… avuc ici kadar ekrani vardi bu bilgisayarlarla calismaya basladıgım da ben… simdi 20” mis gibi bir Mac’la calismaya devam ediyorum… (resimdekinin aynisi :)) ) bizim Mac’lerin tamir anlasmasını yaptığımız bir firma var, yıllardır onlarla calısırız… bir gun ordan Kerem’e dedimki… ya niye kimse bizim Mac’ler icin virus falan yazmiyor? Cünkü biz birbirimizi seviyoruz da ondan… :)) cok hosuma gitmisti, paylasmak istedim… bir Mac hayranı olarak… Kitabın harikalığına zaten diyecek bir şeyim yok… ışığımız bol olsun… Filiz

Eline sağlık buRAKcım.. :-)) / Emre

buRAK seni seviyorum! Ulkemi seviyorum! Iyi ki varsin! ellerin dert gormesin! Sukurler olsun Allah’a ! /Özcivelek

buRAK bey öncelikle gönülden sevgilerimi iletiyoeum size..allah yolunuzu,yolumuzu hayırlı kılsın.. sormak istediğim şey şu: blogunuzdaki eski yazılara nasıl ulaşabilirim..yani bi arama şekli falan varmıdır? dona nın secret hakkındaki bildirgesine tekrar ihtiyacım oldu da.. çok teşekkğr ederim iyi çalışmalar.. / Doruk

Allah’a sukurler OLsun!1. tezkere cikmayinca ne kadar mutlu olduysam, bu tezkere cikinca da o kadar mutlu OLDUM. Gurur duydum, onur duydum. Sordum icime, neden dedim, ben mutlu oldum boyle? Onur dedi, onur sen olmaktır dedi,Turk’ler kendi oldu dedi, Turkler sen OLdu dedi icim, aksınlar dedi, taşşınlar dedi icim. Ben rahatım. Hayırlısı OLsun, sevgi olsun, barış olsun, Turkiye icin ve dunya icin. Sevgili buRAK tesekkurler tum bilisler ve aktarimlar icin. / Özcivelek

Ne kadar acı, ne kadar kahredici bu görüntüler bunlar. İnsan böyle şeyleri duyduğunda çok etkilenmiyor belki ama görünce kahroluyorsun. Kahır acaba yeterli bir kelime mi mahvoluyorsun. Sen bunları izlerken bu kadar acı çekiyorsun oysa o adamlar bu fiili gerçekleştiriyor. Üstelik tekrar tekrar izlemek için bir de filme alıyorlar ellerindeki telefonlarla. buRAK bunun neresini, nasıl düzelteceksin, neresinden tutup da hizaya getireceksin, bu insanlar nasıl yola gelir imkan var mı? İmkan var mı, imkan var mı?… Böylesine saptırılmış beyinler nasıl kurtulacak, bu varlıkların içinde, seslenebileceğin bir parça da olsa vicdan bulabilecek misin? buRAK yargılamaktan gerçekten çok korkuyorum, bu günlere nasıl geldik bilmiyorum, geçmiş hayatlarımızda böyle şeyler yaptık mı inan bilmiyorum, fakat herkesi kurtarmak ve herkese bir şeyler anlatmak zorunda mıyız sence? Bu insanlara neyi konuşarak diyalog yolu ile anlatabilirsin ki? Senin bayraklığını yaptığın Tanrı’nın ve İslam’ın imajının düzelmesi projesi de bu insanları kurtarmaya yetmez. Yapılacak en radikal hareket onların elinden dinimizi geri alırken bunu gözlerine soka soka yapmak, en korktukları şeyle “Kafir olmak”la onları suçlamak belki, bilmiyorum işte dehşet içindeyim ve saçmalıyor olabilirim. Görüntüyü hemen siliyorum makinemden. / Emre

merhabalar… farkedermi bilmiyorum ama(!)arkadasımızın gönderdigi dehset videosuna ufak bi ekleme yapmak istiyorum! yanılmıyorsam eger bu görüntüler ırak’ta bi yezidi köyünde cekilmiş görüntüler…zina yaptıgı gerekcesiyle linç edilerek öldürülen yezidi kızın öyküsü olarak verilmişti haber bültenlerinde aylaaarrr önce! pek tabii hangi inanca mensup olursa olsun hiç kimsenin böyle bi vahseti uygulaması asla söz konusu olamaz. bırakın herhangi bir inancı insanlıga aykırı seylerdir bunlar! / Seyhan

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
22
2007
23:37

Yanlış anlaşmanın böylesi…:)

Senem, dünkü yazılardaki Kısas’la ilgili satırları, idam cezası olarak değil “intikam alma hakkı” olarak yorumlamış. Benim, “gidin öcünüzü alın” dediğimi düşünüyor. Hayır Senem’cim, tam tersine kimseyi öldürmemen için yazdım onları ben : ) Amerika’da varolan idam sisteminden farklı bişey değildi önerilen. Anlaşılan epey yanlış anlaşmışız : )
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
22
2007
23:38

İltifatlar için çok teşekkürler Sinan kardeşim…:)

Merhaba buRAK bey; Öncelikle böylesine cesur bir kitabı yayınlamanızdan daha doğrusu vesile olmanızdan dolayı tebrik ederim, dikkat edecek olursanız tebriğim yayınlamanıza yazmanıza değil. Çünkü böylesine deruni ve debi birikim gerektiren bir eser için ya keşiş olarak ya bediüzzaman olarak ya da mesih olarak dünyaya gelmeniz gerek. İlahiyatın en ayrıntılı bilgisi isevilik ve museviliğe hakimiyet, felsefe, diyalektik, mantık,tarih, sosyoloji bilginleri ve dahi uygarlık kültürcüleri bir araya gelse edebiyatçılar vakavinüsler gramerciler toplansa bu satırları yazamazdı. Bu başkası tarafından sipariş usulü yayınlanmış bilhassa da dinler arası diyalogcular komisyonunca kaleme alınmış buyur yayınla türünden ele tutuşturulmuş bir kitap gibi geldi.Bilmem yanlış mı düşünüyorum.Bu konuda beni ikna eder misiniz.. sevgi ile.. / Sinan

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
23
2007
00:09

Papa’ya hürmetle…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
23
2007
01:16

Papa’ya hürmetle…

Ya bu adam ne zaman Hz. Isa ile karsilasacak sence?
:-))
sevgiler, Özlem

‘Dünyayı Hıristiyan yapmalıyız’
Katoliklerin ruhani lideri 16. Benedict, İtalya’nın
Napoli kentinde katıldığı dinlerarası diyalog
toplantısında misyonerlik çağrısında bulundu.
Napoli’de, Katoliklik dışındaki mezhepler ile Yahudi
ve Müslüman temsilcilerinden oluşan 42 konuğun önünde,
“Tüm insanlığın Hıristiyanlaştırılması hususunda, her
kilise aynı derecede sorumludur” diye konuştu.
Napoli’de üç gün sürecek dinlerarası diyalog
toplantısına Fener Rum Patriği Bartholomeos da
katılıyor.

İnsan, herkesin kendi gibi inanmasını ister. Bu çok doğal bir içgüdüdür. Bu açıdan bakınca, misyonerlik son derece masum bir yoldur. Serbest piyasa düzeninden dinlerin de nasibini almasıdır bu. Hodri meydan… Sen dinini anlatırsın, o da dinini anlatır. Hangisinin doğru olduğuna ve hangisine inanacağına vicdanın kendisi karar verir. Adil olan budur. (Bu arada, misyoner grupların bizim okuyuculardan fellik fellik kaçtıklarının bilgisini verelim : )

Şahsen ben çok zararsız insanlar olarak görüyorum misyoner dostlarımızı. Felsefe kapasitelerini çok çok sınırlı buluyor ve gerçekten çok üzülüyoruz. Onlarla empati yaptığımda, kendimi çok kötü hissediyorum. Hayat herkese görevler verir. Bana bu görevi vermiş, onlara da o görevi vermiş. Kendimi, içi-dışı İsa heykelcikleriyle dolu bir kültürü, insanlara anlatmaya çalışırken düşündüğümde gerçekten içim sıkışıyor. İyi ki Kur’an var… Ya bize İsa hikayeleriyle dolu İncil’i yeniden konumlandırma görevi verilseydi?

Yukarıdaki haberde bahsi geçen, Papa’nın “dünyayı Hıristiyanlaştırmamız gerekiyor” sözlerini hiç samimi bulmadığımı söylemeliyim. Hıristiyanlaştırmadan kasıt, İslam’ın deforme edilmesiyse tamamdır. Fakat kastedilen, yeni Hıristiyan bireyler bunun koca bir yalan olduğunu söyleyebilirim.

Bir düşünün. Hayatınızda hiç Yahudi misyoner gördünüz mü? İnsanları Yahudi olmaya çalışan haham kişileri? Göremezsiniz. Göremezsiniz çünkü herkes Yahudi olursa, Yahudilik sistematiği komple çöker. Hıristiyanlık olsun Yahudilik olsun bunlar seçkinci dinlerdir. Dünyanın etken insanlar ve edilgen insanlar olarak bölümlenmesi üzerine kuruludur her iki öğreti.

Şöyle düşünün kimse günah işlemezse, herkes birer Aziz ve Azize olursa Kilise’nin Rahibi anında boşa çıkar. Ortalıkta günahkâr birileri olmalıdır ki günah çıkarma bölmelerinde insanlara Vatikan menşeili mağfiret dağıtılabilsin.

Herkes Hıristiyan olursa, Medeniyetler Çatışması nasıl gerçek olabilir? O zaman dünyaya barış falan gelir, çok tehlikeli bir durum ortaya çıkar. Hıristiyanlık ve Yahudilik, biz ve ötekiler ayrımı olmazsa yaşayamayan iki dindir. Biz olarak adlandırdıklarına karşı seçkinci, ötekiler olarak adlandırdıklarına ise acımasızdır bunlar.

İslam tam tersidir. İslam’ın kapısı herkese açıktır. İslam’ın Tanrı’nın doğum günü’nde çözümlediğimiz kodları bize onun herkesin dini olmak üzere hazırlandığını göstermiştir. Zaten İslam’ın başına ne geldiyse, kapısının herkese açık olmasından gelmiştir. Dünyada olumsuz tablolara atılan imzadır İslam.

Küçük kızı tekmeleyerek öldüren o cahil insanları düşünün. İslam onlara ne yapsın? Yüksek sesle bunu yapmayın diyor, duyduklarının anlayamayan bu güruha. Vahşet potansiyeli bu kadar yüksek, eğitim düzeyi bu kadar düşük bir insan grubunun Hıristiyan olmasını hiç ister mi Papa?

Hangi dersane, sınavda sıfır çeken öğrencilerin kendi öğrencileri olmasını ister. Şampiyonlar kapış kapış giderken, sıfır çeken o insanları kimse üstlenmez.

Bir tek İslam. Bir tek İslam çekinmeden atılmış kaybetmeye mahkum o nesillerin üstüne. Sarmış sarmalamış hepsini, bunlar benim öğrencilerim demiş. Yılmak yok, çalışmaya devam edeceğiz, onlar benim öğrencilerim demiş. Bir tek İslam…

Bütün Ortadoğu’yu kendisine versek. Acaba Papa ister mi?
Hıristiyan dininin gerçekleri adına istemez bunu.
Hıristiyan jeo-stratejisi adına da istemez bunu.
Ortadoğu Hıristiyan olursa, orada akan akanlardan Papa ve Vatikan Kilisesi de sorumlu olacaktır çünkü.
Daha kötüsü, herkes Hıristiyan olursa ortada Vatikan kalmayacaktır.
Hıristiyanlık standart bir olgu halini aldığı için.
Vatikan’ın varolması için dünyada Hıristiyan olanlar ve Hıristiyan olmayanlar olmalıdır.
Herkesin Hıristiyan olduğu bir dünya, en az,
herkesin Müslüman olduğu bir dünya kadar
büyük bir kabustur Vatikan için.
Bu yüzden istemez, yazdıysa bozsun der Majesteleri.
Sessizce tabi. İçinden…
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
23
2007
01:42

Sahife sahife www.burakozdemir.org…

1 2 3 4 5 6

Yukarıdaki butonlarla ulaşabileceğiniz 6 tane sitemiz var efendim. Şu an birinci sahifede bulunmaktasınız. Toplam 1.300 giriş yapmışız bu arada, şu bi kaç ayda : )

Bendeniz, oldum olası internet sitelerinde bi sürü düğme bulunması olayına karşı husumet içinde olmuşumdur. O yüzden bizim sitede zinhar buton bulamazsınız. Programlama aşamasında bizim web master Emre bu olaya öyle bi direndi ki anlatamam. Kardeşim butonsuz site olur mu dedi durdu. Ben de annenin karnından butona basıp mı çıktın sen kardeşim dedim kendisine. Yazıları iri puntolu, aşağıya doğru böööyle tulum şeklinde inen bi site oldu, tam istediğim gibi oldu. O kırmızı topu da koydum yukarı köşeye. Hem sitenin logosu olsun oldu. Hem de dostlarımızın kafası dalgınken, konsantrasyonları düşükken gözleri oraya takılsın istedim. Toptan gözünü alamıyorsan, yazıları şimdi okuma mesajı vermek istedimmmm. Doğru anlaşılmak adına, tam dikkat istiyoruz yazıların okunması sırasında : )

Bu arada, illa sitede arama yapmak istiyorum diyenler için koydum yukarıdaki linkleri. Sayfalarda ctrl+f ile arama yapabilirsiniz.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
23
2007
14:18

Karayipler’den…:)

Okyanus otesinden tum dostlarima,TDG ailesinin tum fertlerine selamlar,sevgiler… Sukurler olsun Dona’ya ki; TDG’nin o guzel bayragi,bugun Karayip’ler’de bile sevgiyle dalgalanmakta… Sevgili buRAK,canim kardesim. Soylenecek soz cok… Okyanuslar murekkep olsa yetmez yazmaya. Ovguler pek cok,ama… Korkarim mutevazi ruhunu incitmeye,kirmaya. Sadece, Sana sonsuz tesekkurler.. Boyle guzel bir hayra vesile oldugun icin. Gercekten de sen,ne iyi bir Deccal’missin ki; Elimize uzattigin TDG sayesinde,diger ellerimizin Kur’ana uzanmasina vesile oldun. Ne mutlu sana. Ve simdi bizler, hepimizin onunde TDG ve tozlu raflardan inmis kutsal Kur’an… Ellerde kagit,kalem… Yaziyor,ciziyor ve “OKU”yoruz,KAT KAT… Ne mutlu bizlere.
***
TDG ailesinin bir ferdi,bu “sevgi” yoluna cikmis “isik” yolculari olarak,hepimizin uzerine dusen gorevler var biliyorum.Bende elimden geldigince bu gorevleri yerine getirmeye calisiyorum,heyecanla sevgiyle.. Ozellikle benim gibi yurt disinda yasayan arkadaslarima,dostlarima kitabi tavsiye ederek,e-mail atip bilgilendirerek,siteye yonlendirerek… Dilim dondugunce kitabin iceriginden bahsedip,ilgilenen arkadaslari kitabi okumaya yonlendirerek… ( bir de ingilizcesi ciksa biran once hayirlisiyla..) Tabi corbada daha cok tuzu olsun istiyor insan. Eminim butun dostlar ayni sekilde dusunuyordur.Daha cok sey yapabilsek,daha fazla katkimiz olsa,yukunu biraz olsun hafifletebilsek,elimizi daha cok tasin altina sokabilsek… Hepsi olacak insallah,zamanla…
***
TDG ile yurt disinda tanisan tayfadanim ben.Iki kere okuyup,bitirmek (ikincisi Kur’an esliginde) bu uzak diyarlarda nasip oldu.Yani “SOK”u gurbette yasayanlardanim:) Bitirdigim andan itibaren,gozlerim artik surekli internette,Turkiye’deki haberlerde. TDG ne zaman beklenen patlamayi yapacak,gazetelerde manset,televizyonlarda ilk haber olacak,butun kamuoyu ondan bahsedip,yer yerinden oynamaya baslayacak diye… Biraz aceleci miyim nedir:) Ne yapayim,heyecanimdandir, kabima sigamayisimdan… Biraz da gurbette yasiyor olmanin getirdigi bir psikoloji olsa gerek bu… Guzel ulkemde bu muspet degisimin,biran once hizla yayilmasini arzu etmek… Biraz heyecanli,biraz aceleci… Aslinda yol uzun,sabir gerek… O gunlerde gelecek insallah,hic suphem yok. Biliyorum ki hersey, zaten Dona’nin mukemmel planinin bir parcasi… Bazi evreler,-temeli saglam atabilmek ugruna- ozellikle yavas gecirilmeli belki de… Siteye girmeye baslayinca daha bir huzur buluyor,mutlu oluyor insan.Aslinda gelismelerin o kadar da yavas olmadigini,ailemizin giderek buyudugunu goruyor,ziyaretci sayisinin 150 binlere ulastigini ogreniyorsun ki harika bir rakam bu.Darisi milyonlarin,milyarlarin basina… Bunlar gercekten cok guzel gelismeler ama yine de gonul istiyor ki; TDG “bir an once” layik oldugu yere gelsin.Gundemin zirvesine oturup,hak ettigi yeri bulsun. Once Turkiye’de “best seller” olsun.Birinciligi hic kaptirmadan,yeri hic degismeden, “non-stop best seller”. Derken,butun dunyanin ilgisini ceksin. Avrupa ve Amerika’da “best seller” olduktan sonra, en nihayet kendi dillerine tercumesi yapilmis olarak,butun dunya ulkelerinde yayinlanip,ilk siraya yukselsin. Butun t.v. kanallari,haber bultenleri,sokaktaki insan, herkes ama herkes onu konussun. Dunya kamuoyu alt ust, dinler tarihi allak bullak olsun ve yepyeni bir bilinc uyansin. Savaslarin cagi sona ersin ve yeni cag,”Sevgi” nin cagi artik bir an once baslasin.

Ah bu gonul… Neler de istiyor… Efendim? Buyuk dusunup imkansizi mi istemeli? Hey kim var orda:) Peki o zaman,devam. Baska neler mi istiyor bu gonul? Istiyor ki; O istatistik haritalarindaki butun ulkeler kipkirmizi olsun. TDG o ulkelerdeki butun evlere girsin ve Musluman-Hristiyan-Yahudi demeden, Budist-ateist ayirmadan, siyah-beyaz bilmeden, o evlerdeki herkesi birer birer disariya, “gercegin isigina” cikarsin. Bir ellerinde TDG… Bir ellerinde Kur”an… Ve, 14 asirdir bekleyen bu kadim bilgiler,ayrim yapmaksizin, “Rahman’ina kavusmak icin yola cikmis, Rahim olmaya calisan butun Ruhlara” birer birer ulassin,onlarla kucaklassin… Artik herkes “1″ oldugumuzu anlasin ve, birer birer… damla damla… Okyanusumuza kavusmak nasip olsun. Ah bu deli gonul… Yol uzun,sabir gerek biliyorum… Sabirla yuruyorum… Hepimizin yolu acik olsun… Ve basta sen olmak uzere sevgilim kardesim ( en cok emegi gecen kisi olarak, basrol sende yani:), sana,bize,hepimize, insallah o guzel gunleri gormek nasip olsun. Sevgiyle oNUR

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
23
2007
18:12

Rüya…

23 yaşında bir kardeşimiz… İkinci kere okuduğu sırada TDG’yi, Hz. Muhammed’i görmüş rüyasında… Gözünü iki kere açmış kapatmış, rüya devam etmiş… TDG’ye güvenmeli miyim diye sormuş, ona herşeyiyle inanmalısın cevabını almış… Şimdi buraya kadar bir sürpriz durum yok… Soran herkese bunu söylüyorlar zaten… Sürpriz olan kendisiyle ilgili ona söylenenler -ki o kısım kendisine özel… Kitapta ilgili bölüme dikkati çekilmiş diye tahmin ediyorum… Belli ki kendisine daha fazla inanması gereken bir süreçten geçiyor indigomuz… Bu arada bir başka indigomuza rüyasında gelen mesajı paylaşıyorum müsadesiyle… Beni çok etkilemişti… Size de çok şey anlatacağından eminim…
Sevgiyle
buRAK
Biz seni onları değiştir diye gönderdik, sen onlardan biri olmak için ağlıyorsun. Eğer ölmek istiyorsan biz seni onlardan biri yaparız ve sen o zaman ölürsün.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
23
2007
20:34

Yazarlar yazısı…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
24
2007
00:23

Yazarlar yazısı…

Bugün birkaç okuyucumuz farklı farklı kitap isimleri sormuş bana. Bunları okumuş muydun diye. Yinelemekte yarar görüyorum efendim. TDG, kitap okuyarak yazılmış bir kitap değildir. Hiç rahatsız olmamakla birlikte benim için yer yer “ne kadar çok şey okumuş bu çocuk” denildiğini de bilmekteyim. Minik bir düzeltme yapmak isterim. Ben çok okumuş olmaktan daha ziyade, çok düşünmüş bir çocuğum. Kafam da kocamandır zaten. Spritüelizmi de okuyarak değil, yaşayarak öğrendim. Zaman zaman söyleniyor böyle şeyler. Çok gülüyorum. Üç isim saymış. Diyor ki biraz şuna, biraz buna biraz da falana benzettim. Üçünü de daha önce duyduysam ne olayım :=)

Hakikatin kanalına bağlandıysa o da, ne mutlu ona. Bize de tabi. Belki de bizi besleyen onu da beslemiştir. Onu besleyen de bizi. Yatay yaratıcılığa inanmam ben. Ona bak ordan onu apar, buna bak burdan bunu apar. Ben bunu direk kaynağından isterim kardeşim. Dikey yaratıcılık. Ona veren bana da verir. Bana veren de ona. Bu daha meşakkatli bi yoldur ama inanın bana buna kesinlikle değer.

Kendimi bildim bileli kafa yorarım. Önemli, önemsiz, büyük, küçük herşeye. Arkadaşlarımı yılbaşında benim başka bir programım var diye ektiğimi hatırlarım. Program dediğim de kafaya bişey takmışım, evde müzik dinleyip onu düşünücem sabaha kadar. Böyle, haldır haldır bir düşünme hali. Düşünceli olma değil. Önüne geçilemez bir nedenleri bulma isteği. Varoluşun Sherlock Holmes’u olmalıyım ben. Ben değil herkes tabi. Habire soru sorma olayında bu yüzden hazzetmiyoruz sanıyorum. Aramızda Dr. Watson’lar istemediğimiz için. Herkes kendi çapının kendi imkanlarının Sherlock Holmes’u olmalı. ( TRT’li biri varsa aramızda, şu 20 yıl öncenin S. Holmes dizisini günün en abuk saatinde de olsa yayınlayamazlar mı acaba? Aynı dublajla olursa hele feci mutlu olurum. Çok teşekkür ettim).

Arada Allaaam ben neden bu kadar çok düşünüyorum diye düşündüğüm de oluyordu tabi : )

Of be manzaraya bak, ne güzel düşünülür orda…
Şimdi evde uzanıp düşünmek vardı…
Böyle bi bağımlılık olmuştu…
Gerçekliğin en kralının bile esamesi okunmuyordu benim hayal dünyamın yanında.

Kafası bu kadar dolu bir insan olarak kitap okumak benim için çok zor bir iş olmuştu hep. Bir yere geliyorsun cümlede kopup gidiyorsun. Yazmadığın, görmediğin, duymadığın, bilmediğin o kendi kitabında buluveriyorsun bir anda kendini. Binlerce kitap almışımdır heralde. Baştan sona okuduklarım üç-beş tanedir. Adına bakarım. Burada benim ihtiyacım olan şu cümle olmalı diyerek seçerim. Alır, hızlı hızlı tararım. O cümleyi bulurum. Alacağımı alır kendisine teşekkür eder, kitaplığıma kaldırırım. Yaratımlar yaptığım alanda kendimi karantinaya alırım ben. Reklam yazıyorsam, reklam seyretmem. Mizah yazıyorsam, gösterilere gitmem. Kitap yazıyorsam da kitap okumam. Verilere ihtiyacım varsa da bunları teknik olarak elde ederim.

Okumak benim için, sonuç-lara hazır lokma olarak konmaktı. Ben neden-lerin peşindeydim.

Bir de açık söyliim, bu yazar tayfasını genel olarak gözüm hiç tutmadı bir türlü. “Okunmalıyım ben, okunmalı. Yoksa aç kalırım. Okunmalıyım ben, okunmalı.” Adamın bilinçaltında bu korkuyla yatıp-kalktığını hissediyorsun. Kaygıdan, korkudan tir tir titreyen biri sana hayatı öğretecek…

Bugün yere göğe sığdırılamayan Sigmund Freud’un, kitaplarını teslim edip karşılığında çuval çuval patates aldığını işitmişsin ya. O fakir koşullarda, Holywood’dan adama gelip “Biz sinema endüstrisi diye bişey kuruyoruz. Sen de insan psikolojisinden anlıyorsun. Gel bizimle Amerika’ya. Senaryolarımıza danışman ol, şu kadar bin dolar verelim sana” diyerek yaptıkları teklifi reddettiğini, idealist idealist patates yemeye devam ettiğini biliyorsun ya. İşte yazar deyince aklına onlar geliyor senin. Öyle bir selam durmuşsun ki, ödül almak için vermedik şeyi kalmayanları yazardan göremiyorsun. Fazla ölümlü geliyor sana. Ölümsüz o adamlardan sonra. John Lennon gibi adamlara müzisyen demeye alışmışsın biri. Sırtında derimontuyla küresel ısınmaya hayır diye kampanyalar yapanlara dilin varmıyor o kelimeyi sarfetmeye…

Kitap alanında edebi türleri ayırıyorum bir kenara. Ben size söyliim. Dünya kütüphanelerinin yüzde 99′u bir makaleyle de ifade edilebilecek bilginin, şişirilip kitaplaştırılmasının bir ürünüdür. Makale, yazarlar için asla kitap gibi gelir kaynağı olamadığı için. Tek başına satılamaz. Dergiler, gazeteler de iyi para ödemez zaten. Yazarlar kitaba yönelmişlerdir bu yüzden. E kitap dediğinin de kalın olması gerekir zaten. Ne kadar kalın olursa o kadar ciddiye alınır, o kadar çok yüksek telif bırakır. Hadi çık işin içinden. İşin yoksa bütün kitabı ayıkla. Özünde yatan o tek fikri bulabilmek için. Aynı bilgisayar yazılımları gibi. Elektronik markete gir, koca koca kutular. Alacalı bulacalı. Ne var bu koca kutunun içinde? Bi tanecik DVD…: )

Konular uzar da uzar kitaplarda… Kitap formatına çok yüksek olasılıkla hayatın gerçeklerinden dolayı kaymış bir yazar, sayfalar ilerledikçe neden kitap yazıyor olduğunu unutur. Kısaca söylenenleri anlayamadığın için uzun uzadıya yazdığına inandırır kendini. Daha kötüsü, en başta sen inanırsın buna. Benim ölçütüm şudur hep. Kitaptan aklında ne kaldıysa, aldığın bilgi odur. Geri kalanı sana da ona da eziyettir. Edebi türü ayırıyorum tekrar söyliim. Bu yüzden sevmem. Gerçek bi damar yakala, ansiklopedi yap, başımla beraber. Ama aklıma bi cümle geldi. Dur şunu kitap yapiim… İşte bu duyguya saygı duymuyorum ben.

Markalamacılık dönemlerimde Harvard Business (Online) Review’ları çok severdim. Haftalık olarak makalelerin listesi gelir posta kutuna. Hangisini okumak istiyorsan, bastırırsın parayı okursun. Adam Harvardlı prof. Makale yazmış, 1.5 sayfa, 2 sayfa . 50 sayfa falan değil. 8-10 paragrafta anlatmış meramını. O kısacık makale için kitap parası ödüyosun, o ayrı konu. O daha çok kazanıyor. Ya okuyucu olarak sen? Bence okuyucu olarak sen daha çok kazançlısın. Zaman kazandın. Makaleye o parayı vermeseydin, adam o parayı senden almak için bi tane kitap yapacaktı. O makaleyi de parçalara bölüp, saklayacaktı kitabın içinde bi yerlere. Uğraşıp duracaktın BU KİTABIN FİKRİ NEREDE diye. İyilik yaptı sana.

Bu anlayışla bakacak olursan Tanrı’nın doğum günü’nden 100 tane kitap çıkar. Site yazılarından da öyle. “Ermeni konusunu çok kısa geçmişsin. O kadar basit değil o konu.” demiş okuyucu. İnanamıyor. Sorunun da çözümün de bu kadar sade olmasına. Bilgiyi kiloyla alışmış tabi. Miligramlık esanslara hiç alışık değil. Ama alışacak. Herşeyiyle devrim bu TDG, idrak edilmesi için insanlarımızın birazcık zamana ihtiyaçları var.

Edebi türleri hariç tutmuştuk. Bana sorarsanız onlar ayrı bir vaka. O alanda da öykü olması gereken fikirlerin kitaplaştırılması durumu var. Dünya ormanlarının yarısı, aşk romanlarına sayfa oluyodur herhalde. Birazcık abartmış olabilirim tabi : ) “BİRAZCIK abartmışım” bile kendi içinde bi abartı aslında, sevdim bu cambazlığı : ))

Bence aşk, gayba dair bir konu. Bilinmeyen birşey. Ve ruh ilmi bilinmeden üzerinde asla ahkâm kesilmemeli. “Bence şöyle” diyebilirsin fakat aşk kesin olarak şöyledir dememelisin. Yarım kilo pirzolayla yediyüzelli gram bonfile birbirine aşık olabilir mi olamaz, çünkü bu etlerin değil ruhların alanına giren bişeydir. Gözlem yetmez. İnsanın gözle görülmeyen bedeninde meydana gelen bişey olduğu için.

Yazarlar olsun, medyacılar olsun, ulemalar olsun. Toplumun önde gelenlerine karşı biraz sertiz, kabul. Fakat bunun için çok haklı nedenlerimiz var. İnsanların, insanlığın aydınlanmaya bu kadar ihtiyacının olduğu bir çağda kişisel geleceklerine çok düşkün buluyoruz onları. Neden ticaret yapmıyorsun yada herkes gibi bir işyerinde çalışmıyorsun? Toplumun önünde olmak istediğin için. O zaman bunun gereklerini yerine getirmelisin. Birazcık idealist olmalısın mesela. Yaz, korkma. Patron kovarsa da kovsun, korkma aç kalmazsın. İlla sen kovulunca öğrenmeyelim medyada sansürcülüğün olduğunu. Türkiye’de medya, sen işinin başındayken de bir “sorun” olsun. Dilinin bağının çözülmesi için, senin işsiz kalmanı beklemeyelim.

Profesyoneller ön saflarda, idealist olanlar en arkalarda. Böyle olmamalı…

Eski nesiller, bilginin nadir bulunduğu günlerde yaşadıkları için şanslıydı aslına bakarsanız. Dünya düz dediler inandı. Daha sonradan dünya yuvarlak dediler doğru dedi, ona da inandı. Galileo bugün yaşasaydı, karşısında bi sürü rakibi olacaktı, sesini duyurması hiç de kolay olmayacaktı. Hayır, dünya üçgendir diyenler çıkacaktı karşısına ilk elde. Peşinden de altıgendir diyenler… Protest birileri çıkacak “Dünyanın bir şeklinin olduğunu size kim söyledi?” diyecek, ona inananları şartlanmış olmakla suçlayacaktı. Kendi şartlanmışıklarından dolayı zehirlendiği sırada. “Ateistler gördünüz mü bakın bize sormadan yaptığı bir iş daha” diye çıkışıp yeni bir isyan vesilesi bulacak, mutlu olacaktı. Cihangir’in “filozof” kaynayan kafelerinde “bence dünya diye bir yer yoktur” diyenler çıkacaktı, pirincin taşını ayıklayamayacaktın. Kimi cemaatler, mensuplerını dünyanın piramit şeklinde olduğuna inandırdığı için senin için Allah’tan bağışlanma falan dileyenler çıkacaktı. Ha bu arada bu Galileo, dünya küp şeklindedir diyen falan filancanın talebesi diyenler de cabası… Ölsem de kurtulsam diyecekti Galileo, kaçmak yok diyeceklerdi ona yukardan…: )

Çoksesliliğin doğurduğu kaosun çağındayız bugün ve hakikatin işi hiç de kolay değil. Bir kitabevine giriyorsun, binlerce kitap var içeride. Binlerce sesin içinde tek bir sessin sen ve insanlarla buluşman, onlara sesini duyurman gerçekten de kolay değil. Yanındaki kitabın üzerinde paraya para dememenin 78 yolu diyor, sen Tanrı’nın doğum günü diyorsun sade kapağında. Sesini duyurmak için İnternet var desen, milyonlarca site var. Yan site (mecaz anlamında) Paris Hilton’un son videosu burada diyor. Sen de Fatiha kriptosu falan diyorsun, çok komik kaçıyor aslında. Yükümüz gerçekten de ağır. Her konuyu düşünüyorum bir tek bunları düşünmemeye çalışıyorum, kendimi bi bıraksam yılgınıktan düşerim çünkü biliyorum. Ben elimden geleni yapıyor muyum, yapıyorum- o zaman beni ilgilendirmez gerisi diyip geçiyorum.

Size birşey söyliim mi. Biz O’nun sadece açıklayıcısıyız. Kur’anın kendisi, gelseydi yeryüzüne bugün, o da nasibini alırdı bu kaostan. Bundan eminim. Kur’anın indirilişinin gazetelere manşet olacağını zannetmiyorsunuz değil mi? Hele de “İslami” gazetelere. İslam’ın kendisi dışında herşeyin İslami olduğu o yerlerde. Zamanı gelince onlara bir çift laf edilecektir elbet. Böyle diyorum ama o gün geldiğinde sarılır teselli ederim. Bütün dünyaya İslam dedirten bir hareketin için İslamcı kesim olarak zerre kadar katkılarının olmaması, yeterli kadar büyük bir bedeldir zaten. Adamın daha fazla üstüne gitmenin manası yok. Eminim ki, bugün gelmiş olsaydı, spor programlarından, televizyon dizilerinden, kitapçıları istila etmiş “… ahmet’i seviyordu, halbuki ahmet fatmagül’e aşıktı” kitaplarının arasından Kur’anın “ben geldim” demesi hiç de kolay olmayacaktı. Zaten, o günün koşullarında bile kolay olmamıştı ki.
Bugünün dünyası zannedildiği kadar kolay değil. Bugün bir başka Elvis Presley fırtınası daha estiremezsin. Müzik piyasası yakışıklı çocuklarla, güzel kızlarla dolu çünkü. Bir daha hiçbir şarkı Hotel California kadar yerleşmez insanların gönlüne. O kadar güzel şarkı çıktı ki. Aslına bakarsanız bir Marilyn Monroe da çıkmaz. Başlıbaşına bir nesil var, sapsarışın. Monica Belluci daha az mı güzel MM’den? Değil ama ortam meselesi. Yokluğun ortasında insanların gönlünü fethetmek çok daha kolay. Mesele, çeşitlilik ortamına adımını attığın zaman başlıyor.

Siyahın önüne koyduğun zaman elması, işi kolay. Hemen parlıyor, hemen seçiliyor. Bir kamyon sahte elmasın, camın, kristalin arasına koy bakalım sahici elması. Parlaklığına bakarak onun elmas olduğunu sadece anlayabilenler anlıyor. Herkes değil. Ya diğerleri? Anlayamayanlara anlayabilenler anlatıyor, sistem böyle işliyor.
Ama bir de bütün bu zorlukları aşarak başarıya ulaştın mı, işte onun mutluluğu da tarif edilemez birşeydir herhalde. Ve sanıyorum olacak bu. Çünkü bu kitap birazcık tuhaf bi kitap. Okuyanları da öyle. Bugün mektubunu yayınladığımız Onur mesela. Karayipler’de… “Cennet cennet dedikleri bir kaç köşkle birkaç huri” satırlarının yazılması en olası yerde : ) O tropik adada kurduğu hayaller; TDG şöyle olsun, böyle olsun, non-stop best-seller olsun…: ) Bi de ilginç… Düşünsenize böyle yüce gönüllü birini, taa Karayipler’de bile bulmuşuz onu. Burnumuzun dibindeki insanlara sesimizi duyuramayışımız birilerinin takdiri olmalı. Herşey bir zaman meselesi demek ki.

sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
24
2007
01:55

Din görevlisi TDG okuyucusundan…

Hilesiz iş yapılamayacak, tacirler ve yazarlar artacak. Kalem bollaşacak. İşte ahirzaman hadisi

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
24
2007
12:34

Mistik kostik, biz size küstük… Başak’ın yazısı…:)

Normal çocukların ip atladığı tarihlere rastlar mistik kitapları okumam…
Ben ve ailesi mistik her ana baba evladının başından geçenlerdir bunlar biraz.
Sayımız az olsa da bunları yaşayanlar vardır…İşte Şimdi tam zamanı.Pembe bulutlar ve ışık çemberlerine ayna tutmanın tam yeri ve tam zamanı……

Evlerde bucak bucak saklanan Bilinmeyen ansiklopedilerini gizli gizli,dehşetle okuyuş…Fotokopi fotokopi celseler,düşünce güçleri,bilinç kılavuzları.Bir ortaokul kızcağızı beyni ne anlıyorsa deli gibi okuyuş.

Er geç yakalandım tabii her yaramazlık yapan velet gibi : ) Annemin bana kızacağını düşünürken,elimden tutup beni toplantılara götürmeye başladı.(xx derneği)
Mutlu mesut bir ortaokul talebesi olarak bir yandan okula gidiyor,bir yandan Allah’ı anlamaya çalışıyordum.Sosyal hayatta bir öcü olarak sunulan yücelik,dernekte Sonsuz sevgiydi ve annemin her zaman tekrarladığı şey ise O bizi sevgisinden varetti idi.

İşin sevgi kısmına tam kendimi kaptırıyordum ki öcü Tanrı masalları karşıma hortluyordu bööö diye. Öğretmenlerim,komşular,vs…
İkisi arasında denge kurduğumu sandığım anda ise bir skandal yaşadık.Gittiğimiz dernekteki amca bize kendi kitaplarından başka kitap okunmayacağını söylüyordu.Dediğine göre en yücesi oydu.Başka bir şeye ihtiyaç yoktu….Bu o derneğin kapısından son girişimiz ve akabinde çıkışımızdı : )

Çok geçmeden reiki ile tanıştık.Ailemin master olmasından sonra ben de uzun bir eğitimden sonra master oldum.İtiraf etmeliyim ki mistiszm enerjileri içinde tattığım en güzel enerjidir lakinnnnnnnn ah şu masterlar yok mu : )
Hiçbir zaman iddialı olmadığım bu kolda birdenbire çok büyümüştüm oysa ki ben kendine reikiciydim .
Tanıyan herkes bilir ki bana zor kullanmadan reiki verdirmek bi mucizeydi.Sanırım reiki olayını çok kişisel almıştım : )İyi de yapmıştım .

Camiaya girmemle beraber spiritüalizmin ego celseleriyle karsılasmam bir oldu.Kimsiniz den necisiniz e transit geçiş yapmıştım.

_Ben 3. ün a sıyım.
_AAA şekerim niye sölemiyosun inisiye ederdim hayrına
_AA mualla sen master mısın ki
_Ne sandın canikom ha haytt

Gibi zeka düzeyi 0_12 yaş seyreden ve Allahın vermiş olduğu evren enerjisiyle birbirini gırtlaklamak üzere olan bi milyon tane kadınla tanıtsım(ağırlıklı kadın : ))
Bir zaman sonra gün yapar gibi reiki yapan hanımları bu da kesmez oldu.Çünkü modası geçmişti!

Ailevi ve sosyal çevremden dolayı nereye elimi atsam bişeyin mastırına denk geliyordu.Allah için hiçbirini alacağım diye yırtınmadım ama hepsi önüme çıktı tek tek.Tek farkı reiki hariç hiçbirini kullanmamam olmuştur.İsabet etmişim.

Sosyetik masterlarımızı reiki artık kesmiyordu dedim ya,bu sefer ra sheeba ya sardılar ekipçe.Ra sheeba hakkında kimsenin bilgisi yoktu ama herkes birden moda masterı olmuştu.Sonra kafes,sonra element,kryon,solara,sonra dikşa ve bilimum spirirtüel şaşaa : )

Teknik gözle bakıldığında İstanbulda rahat 40.000 kişinin bulutlarda uçması gerekiyordu ama makus talih öyle değildi. : ) Enerjileri ego çakralarından aldığını düşündüğüm bu gürühun son numarası ise 12 kişilik el ele tutuşan çemberler halinde gökten yardımcılar indirmek mealinde bir şey.Bir beriki insandan sonra kafadan bacaklılara dönüşüp tekamül edeceğimizi söylüyor. Anlayacağınız mistik camia pilot konumunda.Ciyuvvvvvvv kim tutar sizi : )

Sadece böyle olup zararsız olsalar neyse.Bu yazıyı yazmamıza gerek bile olmayabilirdi .Ne güzel el ele tutuşup tekamül ederlerdi,biz de izlerdik : )Asıl sorun olmaya başlayan nokta Allahın enerjisine kanalize olarak,olmayanları ezenler noktasıdır ki bunun tarikat şeyhinden bir farkı yoktur.

Bu insanların çoğu Tanrısal olmayı Tanrı olmayla karıştırmış,ortaya Tanrı olduğunu sanan birsürü mistik tarikat şeyhi çıkmıştır.Bu noktada spiritüel yol kirlenmiştir,kirletilmiştir.

Allahın kullanmamız için verdiği şifa ve benzeri enerjilerde benimki seninkini döver ben daha çok enerjiciyim,ypk ben enerji ejderhası böcücüsüyüm,yok ben pembe balık şeysiciyim,ben beyaz kartal obasındanım,yok efendim benim kulak memesi çakram da açık bi çarparsam durumuna girilirdiği zaman ister istemez bu yol şu yolu davet etmiştir.

_Benim enerjimi Allah yolladı.
_Benim enerjim daha güçlü bunu başka bir Allah yolladı.
_Benim Allahım seninkini döver’!
_BENİM ALLAHIM
_BENİM TANRIM
_BENİM’!……

Bilmem anlatabildim mi?
: )
Arınmayla dolu olan bir yolda ayağımıza dolanan putlar bundandır.Sadece bir nebze açıklık getirmeye çalıştım işin taa göbeğinde biri olarak. : )Tabii ki bitmedi…
Sevgiler

Başak
Not:Bu yolda edebiyle ve nuruyla yürümekte olan ve hiç bozulmamış dimdik insanlar vardır pekala ailem de çok büyük şanstır ki bunlardan biridir.Böyle dostlarımızın üzerine alınmamasını canı gönülden rica ederim.Onları tenzih ediyorum : )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
24
2007
13:19

Hayranlık uyandıran insanlar serisi: Ahmet Kaya…

Bizim Ahmet abimiz. Hani daha önce kızının ve torunlarının resmini yayınlamıştık sitede. Bu nasıl bir enerjidir ve daha önemlisi bu nasıl bir sahiplenmedir. TDG için site hazırlamış. Saygıyla eğiliyor, sevgiyle kucaklıyorum.

HAYIRLI GÜNLER;
EMEKLİ MAAŞIMLA ALABİLDİĞİM TDG LERİ DAĞITMAMIN DIŞINDA
BİRDE BLOG SİTESİ OLUŞTURDUM..
SİTEYE GİRİŞ ÇIKIŞLAR O KADAR YOĞUNKİ ( BLOGCU.COM )
izmirliahmetkaya.blogc… SİTEMDE ELİMDEN GELDİĞİNCE TDG YE
YER VERMEYE ÇALIŞIYORUM.
ALLAH YARDIMCIM OLSUN…
SİTEME BİR GÖZ ATARSAN SEVİNİRİM.
OLUMSUZ BİR OLGU VAR İSE UYARMANI İSTERİM..
V1.03 İLE DDD Yİ DÖRT GÖZLE BEKLİYORUZ.
SEVGİYLE KAL
AHMET KAYA

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
24
2007
19:01

Benden… Kısa kısa… Dağınık dağınık…

Ağzım açık kaldı. Hayranlıktan diil efendim, dişçideydim o yüzden. Birbuçuk saatte iki tane kanal tedavisi. Ne gündü… Ağrıkeser ilaç kullanıciiz bikaç gün. Sancılı fakat mutlu bir son diyebiliriz. Dişlerdeki sıcak hassasiyeti olayı sona erdi gibi…
Ev çok sessiz bu arada. Bizimki iletişim orucuna başladı gene. 5 x 24… Mümkün değil dayanamazsın dedim ama gayet iyi şu ana kadar. Çok iyi geleceğini biliyordum da bu kadar iyi geleceğini bilmiyordum. Bir anda nurasının rengi değişiyor. Sessizlik sırasında müthiş şeyler yaşıyor. Neyse alırız havadisleri 4 gün sonra. Bu arada gene bir iletişim orucu esnasında pazara gitti. Nasıl anlatsın? Pazarda dilsiz taklidi yapmış, çok acımışlar…: )

Kryon yazısı yarım kaldı, halen de tamamlamadık ya merak uyandırmışız. Coğrafya hareketli ben napiim: ) Bu gece bitirmeye niyetliyim. Futbolla ilgilenmeme kararı aldım ve fakat bu Beşiktaşımızın Liverpool maçını gözlerimin ucuyla takip etmeyeceğim anlamına gelmez. Maçtan sonra demek istiyorum.

Bu arada bugün DDD’yi yayınevine teslim etmiş olmam gerekiyordu. En son anlaşma o yöndeydi de, işte yeni yazı olayına girince, kendini tutamayınca böyle sarkmalar oluyor. Bikaç günlük işi kaldı. Daha kitabı teslim edip, tasarımın başına oturmam lazım. Yeni Photoshop’umuz geldi malum CS3. Siftahı TDG 1 yaşında afişleriyle yaptık. DDD kapağını yapıcam daha. Hem çok güzel hem çok berbat bir duygu. Kapak gözümün önünde duruyor. Onu kağıda dökebilmek için yeni tekniklere ihtiyacım var. O yüzden kitabı teslim eder etmez, tasarıma olayına vurucam kendimi.

Sevgili Hatice’ye de geçmiş olsun. Günde 8-9 saat futbol oynadığım günlerde menisküs olmuştum. Ameliyatsız geçmişti gerçi, bandajla. 10 gündür cevap bekliyorum demiş. Okudum ve fakat soru göremedim. O kada coşkulu ki. 10 gündür bana soru sorduğunu zannediyor: ) Paylaşım bunlar. Çok güzel paylaşımlar. Devam…: )

Şu anda yağmur yağıyor bu arada. Yağmur benim en sevdiğim şeydir. Sokakların arındığını hissederim. Öptüm herkesi.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
24
2007
19:10

Yeni bir site…:)

Mevlüt Çağrı 10 yaşında. TDG için site açmış. Dün Ahmet Abi, bugün Mevlüt Çağrı. Ne güzel di mi?
Ziyaretçi defterine buyrun efendim.
http://www.hedefimsensin.tr.gg/

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
24
2007
19:50

Sizden… Kısa kısa… Dağınık dağınık…

selamlar.. elbette bende her tdg okuyucusu gibi öncelik sevdiklerim yada bir çeşit sezgiyle (işte o bunu mutlaka okumalıı!!)coşkusu ve dürtüsüyle birlikte hararetle tavsiye ediyorum kitabı.. fakat çok tuhaf cok acayip dayanaksız direnişlerle karşılaşıyorum ve ısrar etmemek(kafa ütülememek!daha doğru sanırım)için içimde içimi şişirip patlattığım çok oluyorrrr… -sinirlenme nalan diyorummm.. kendi kendime – o daha buna hazır değil belliki diyorum.. kimseyi ısrarla delirtmek istemiyorum ama yaniii içimdeki ısrarlı sesi de sussturamıyoruuuuuuum yardımm edinizzz lütfenn:)) sevgiyle / nalan

Sevgili buRAK, ve tüm okuyanlara saygı ve sevgi ile, TDG yi okuduğumda aldığım ve bağlandığım enerji müthişti, kardeşim okuduğunda bana ilk tepkisi abi zaten bu kitabı sen daha önce okumuşsun idi, çünkü verdiğim örnekler nerede ise bire bir aynı idi, TDG ile bir çok mucize yaşadım Hamdolsun,En son yaşadığım 5 dakika önce kzıma söylediğim bir söz aynı şekilde 5 dakika sonra karşıma çıktı, ben normalde bir kitaba başlar ve bitiririm ama TDG yi bir müddet ara vererek okudum ve sorularım olduğunda yeniden okumaya başladığımda açtığım sayfalarda cevabını buldum. Son söz O öğrenmek isteyene, talebeyim diyene her şeyle öğretir yeter ki siz kendinizi öğrenmeye yüreğinizi O’nun sevgisine açın, aradığınız cevabın size geleceğini göreceksiniz. Saygı ve Sevgi ile Selamlar/Aristid

bu gidişle kovulacam :( siteden çıkamıyorum.. ellerine sağlık, sen yazdıkça biz güçleniyoruz sanki.. düşüncelere tercüman olmak diye buna derim ben.. sevgiler./Nazlı

Elif, Lam, Mim 4 yıl önce benim dünyamı değiştirdi, yeniden doğdum.Seni tanıyarak her satırda doğum yaşadım buRAK.Mutlu, huzurlu, coşkulu, umutlu ve sabırsızım.Çok yaşa…/Atabakan

Köpek gibi gebermelisin. /isimsiz

selam güzel gözlü kardeş,kitabı okuduğumdan beri gelişmeler bölümünü ara ara takib ediyorum.yazdıkların veya dile getirdiklerinden değil kişisel cesaretine tebrikler.her kişi gibi her ülkenin de ayrı bir karekteri sergilemesi yaradanın çeşitliliği :) .gerçekten özel bir ülke türkiye. :).Bilirsin ki yabancılar farklı çocuklara özel derler :)).ayrıca da çok güzel bir ülke.:).VE yaradana kurban olduğum sadece 99 ismi olduğuna inanamıyorum :))) . seviyorum .sevgiyle.devam et lütfen. /Nurten

şuan işteyim ve çok yoğunum daha sitenizi etraflıca inceleyemedim ama yinede yazmak istiyorum.kitabı içeriğini okur okumaz netten sipariş ettim,şimdi elimden düşmüyo,kitap delisi bi arkadaşıma bahsettim ama veremem sende al dedim çünkü bi kez okuyup kenara kaldıracağım bi kitap değil bu eser.bittikçe başa döneceğim hayatım boyunca sıkıldığım kederlendiğim anlarda başvuracağım bir şaheser.elhamdüllilah müslümanım ve guru duyuyorum.Kuranı Tanrıyı böyle içten ve saygıyla aktardığınız ve bunu bizimle paylaştığınız için teşekkürler.kaleminize sağlık./Onarmert’ten

Sevgili Başak, sana kesinlikle katılıyorum, ve bende tıpkı senin gibi ortaokul yıllarından mistizmle ilginiyorum, reiki masterım bende :) daha seninde saydığın bir çok şifa tekniğini yaptım, yaptırdım, gördüm, ve söylediğin gibi dünyaya huzuru, mutluğu vs anlatan insanlar kendi aralarında çatışıyor ve maalesef bir kaç çirkin olaya ve kavgaya bile şahid oldum, hatta oldukça tanınmış bir eğitmenin, anlattıklarına küfür ettiğini bile kendi kulaklarımla duydum, bencede eğer tek yol budur, sadece bu kitap, sadece bu dernek, sadece BEN diyorlarsa kaçın oradan hemde arkanıza bakmadan. sevgiler./Yeşim

Sevgili buRAK, Yazarlar yazısında “Kur’anın kendisi, gelseydi yeryüzüne bugün, o da nasibini alırdı bu kaostan. Bundan eminim.” Demişsin. Çok da haklısın. Ama senin de bütün dostlarımız da bildiği bir şey var ki o Tanrının Doğum Günü’nü de Kur’anı da hak ettiği yere taşıyor. TDG ile ilk tanıştığımda kitabevinde en alt sıralarda pek de görünmeyen bir yerde duruyordu. Ama geçen hafta TDG kitabevinde gözle görülebilecek en güzel yerde ve iki tanesi yan yana duruyor. Üstelik TDG den başka yan yana duran iki kitap yok. Fotoğrafını çekemedim kusura bakma…Selam ve sevgiyle… LeyLA… NOT: TDG yi ikinci kez okumaya başladığımdan beri LeyLA’nın LA sını büyük yazmak geliyor içimden. Neden olduğunu bilmiyorum. Dilerim öğrenebilirim zamanı geldiğinde…/Leyla

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
24
2007
19:52

Din görevlisi dostumuzdan……

BELKİSİ VE KEŞKESİ OLMAYAN KİTAP TANRI’NIN DOĞUM GÜNÜ kitabını okuduktan sonra, iç dünyamıza dönüp tüm ezberlerimizi, tüm bağımlılıklarımızı ve tüm şartlanmışlıklarımızı yıkmakla başladık işe… Hayatımızda bir sürü HAZRET vardı. Hepsini tarihin sayfalarına gömdük. Hazreti Allah Celle Celalühü ve tekaddes hazretleri diye başladığımız ilk hazretimiz, DONA oldu. Gökyüzünde bir yerlerde nurani bir tonton dede gibi yerleştirdiğimiz ALLAH, DONA ile birden bizden biri oldu. İçimizde bulduk onu. Aslında “O” zaten içimizde idi. Fakat biz “O”ndan korktuğumuz için çeşitli saygı ritüelleri yükleyerek “O”nu yücelttiğimizi zannettik. Oysa onun değil, bizim yücelmeye ihtiyacımız vardı.

Yine TDG ile beraber: İnsan olarak bir türlü göremediğimiz, insanüstü özellikler yüklediğimiz Allah’tan çok onun adını andığımız ve adını anarken “Başımızın tacı, gönlümüzün ilacı, Cedd-ül haseneyn, İmam-ül Haremeyn Hazreti Muhammed Mustafa ve nebiyyi Mücteba sallallahü teala aleyhi vesellemiz de sadeleşti bizden biri İNSAN MUHAMMED oldu. İNSAN MUHAMMED’in hayatımıza kattığı güzellikleri araştırmaya başladık. Kur’an söylemiyle ”BİZ SENİ GÜZEL AHLAK ÜZERE GÖNDERDİK” ayetindeki güzellikleri yakalamaya çalıştık.

İradelerimizi elimizden alan, hep kendileri bilen, mezarda da şefaatçimiz, mahşerde de şefaatçimiz Şeyhimiz, Üstadımız, Pirimiz, Sultanımız, Gavs-ül Azamlarımız olan bir sürü Hazret vardı, hayatımıza ipotek koyan. Hepsini gömdük TDG ile açtığımız tarih çukuruna. Kendimiz olmaya başladık. Kendimizi bulmaya başladığımız da geçmişimizi sahiplendik. Ne kadar çok aymazlıklarımız ve hatalarımız olsa da. Onların bizi Cehennem’de yakacak odunlar değil, bu güne getiren değerler olduğunu anladık. Onların içinden bir sarmaşık gibi bizi saran ve bizi bağımlı yapanlarından tek tek kurtulmaya çalıştık. Geleceğe daha umutla bakar olduk. Hiç bir şey öğrenmediysek bile “UMUT İYİ BİŞEYDİR” diyen bir ses duyduk. Yarınlara umutla bakabilmek için.

Bu konsantrasyon ile başladığımız yeni hayatımızda “BOYAMA KİTABI”mızdaki resimleri daha düzgün yapmaya, renklerini daha canlı çizmeye başladık. Hep yağmur, hep bulut olan dünya bahçemizin içini çiçeklerle donatmaya. tek renkli olan bahçemizde binlerce çeşit renk yaratmaya başladık. Cehennem korkusundan yaşayabildiğimiz kadar yaşayalım dediğimiz dünyadan bir an önce işimizi bitirip bir daha gelmemek üzere “Doğrudan ONA” kavuşmak için adeta yarışır olduk. Çeklerle, senetlerle, kredi kartları borçlarıyla meşgul olan beynimiz Kur’an’la, tekâmülle, sevgiyle ve onların sahibi olanla meşgul olmaya başladı. Evet, bizler TDG ile beraber kendimizle meşgul olmaya başladık. Herbirimiz yeryüzünde birer “HALİFE” adayı olarak gerçek yaratıcıyı bulmak için çırpınan gönüllere ulaşmak için çabalar olduk. TDG’ yi bir kitap olarak değil, bir misyon olarak gördük. Ne mutlu ki bu sesimizi taa Karayiplerden bile duyan gönül dostlarımıza ulaştırmışız. Umudumuz odur ki, TDG dünyaya sevgi getirecektir. “Dünyanın doğusuna medeniyeti, batısına insanlığı getirecektir” TDG sadece bir kitap değildir. O milyarların kendisiyle buluşmasını sağlayacak, Cosmos’u bile değiştirecek bir İlahi enerjidir.

Dünlerde kabuğuna çekilmiş insanları, yarınlarda TARİH yazdıracak yaratıcılığa kavuşturacak bir enerji hem de… Belkisi ve keşkesi olmayan bir misyonun içinde hedefe götürecek kendine kucak açan insanları… TDG’ ye gerçekten kucak açanlar. Onun bize sunduklarına omuz verenler. Taşın altına masumiyetle ve tam bir teslimiyetle elini koyanlar İYİ Kİ AHİRZAMANDA YAŞIYORUZ diyecekler. Çünkü!…FİNALİ ONLAR YAPACAK, NOKTAYI ONLAR KOYACAKTIR. BİZ TÜM SAMİMİYET VE TESLİMİYETİMİZLE İNANDIK. FİNAL MUHTEŞEM OLACAK. Sevgiyle.. Mehmedim Sadece

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
25
2007
02:23

Necmiye’den…:)

Slm buRAK ,TDG ile ilgilenen (okuyan-okuyaman) tüm canlar, Ruhumu görebilseniz biz seni bir yerden tanıyoruz derdiniz.Çünkü ben hepimizi o yerden tanıyor ve hatırlıyorve sevgiyle kucaklıyorum :) buRAK’ın bizim için bu PİLAV GÜNÜ’nü planlamış olması ve bizi bir araya getirmiş olması çok güzel :) Bu günü bu kadar iyi organize ettiğin ve katılmak isteyen herkesi buluşturduğun,özlem giderebilmemizi sağladığın için çok teşekkür ederiz.VE Tabi ki bu şahane evreni bizim hizmetimize açan o müthiş, sınırsız, varlığa(DONA)’ya da :)O olmasaydı biz zaten yoktuk.Tüm bunların da bir anlamı… NEcmiye’den sevgiler.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
25
2007
02:31

Güzel geceydi…

Avrupa Yakası süperdi…: ) İkinci defa izliyorum şu an, Burhan Bey olayı öldürecek beni bi gün…: )
Beşiktaş-Liverpool maçı desen o daha da böyle pek bi süperdi…: )
Kaytırmaya karar verdim bu gece, çalışmiim yayıliim şöyle diyorum…
Bu arada geçen hangi filmde gördüm de canım bu kadar çekti hatırlamıyorum…
Yaw benim canım plak dinlemek istiyor…
Babamda olucaktı bi tane plak…
Bi sürü de plağı vardı zaten…
İlk elde onları ele geçiriim, sonrasını Beyoğlu’ndan temin ederiz…
Hobi gibi bişey…
Hadi bakalım hayırlısı…
Bu arada Necmiye’nin Pilav Günü metaforuna bayıldım…
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
25
2007
21:39

Televizyon uleması…

Din adamı değil hikaye anlatıcısı bunlar…
Sürekli hikayeler anlatsın dursunlar…
İçlerinden birini söylemişti babam…
“İnad ettim yıllardır bakıyorum ne zaman söyleyecek diye.

Adam ağzından bir kere bile Kur’an kelimesi çıkmadı”…
Evet varsa yoksa hadis…
Madem bu kadar düşkünler hadislere…
Bizim de nakledeceğimiz hadisler var elbet…
Dibine kadar sahih hem de…
Hafızanızı şöyle bir tarayın bakalım…
Bahsetmişler miydi size bu hadislerden…?
-Âlimler, para ve dünyalık karşılığında ilim öğretecek, âhiret ameli ile dünyalık talep edecekler.
-Cemaatin inancı zayıf, ibadeti taklit olacak, hafızlar çok olacak, ama âlim bulunmayacak.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
25
2007
22:06

1 Ahirzaman hadisi daha…

Zaman kısalacak. Bir sene bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi geçecek, bir günün geçmesi ise bir yaprağın yanması kadar çabuklaşacak…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
25
2007
22:51

İsa’dan…

“Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde baş köşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır olacaktır.”
İncil’den…*
*Luka, 20: 45-47

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
26
2007
01:45

Kediler… Köpekler… Gibiler…

Kafam patlamış, boylu boyunca yığılmışım koltuğa…
Bi ses geliyor evin bi yerinden…
Tıtıtıtıtıttıtıtıtı…
Yahu ne bu noluyoruz nedir bu ses…?
Benim nurtopundan geliyomuş meğer…
Bütün tuşlarına aynı anda basılınca çıkan bi ses bu…
Sıpa adı verilen kedi evladı yarış halinde benimle…
Ben başına oturmadan koşsun bilgisayarın klavyesine otursun…
Hayattaki en büyük keyfi bu…
Ekranın da ışığını alıyo yandan yandan…
Biblo gibi bişey…

Nicedir Tosun ve Sıpa cephesinden haber geçmiyoruz… Önce Sıpa cephesi.

Bizim evde son zamanların en flaş gelişmesi Sıpa’nın erkek değil kız çocuğu olduğunun ortaya çıkması oldu. Olum diye diye hayvanın ahlâkını bozacakmışız meğerse… Gören herkes aynı şeyi söylüyor… Bu kadar hiperaktif bir kedi görülmemiştir. 24 saat zıplayan bir varlık. Bir oraya bir buraya… Bir koltuğun altına bir kütüphaneye… SON DAKİKA: Daha ben size ne diim, şu saniye itibariyle kucağımda. Dudağımdan öpüyor. Yazma gözlüğümü yalayıp bulandırıyo bi de…

Zıplamaktan yorulduğu anlarda yatakhane vazifesi görüyorum. Göğüskafesimin üstüne yatıp kafasını çenemle, boynumun arasına sıkıştırıp öyle uyuyor… Bu kadar cana yakın bi kedi hiç görmemiştim. O kadar muzipki bi de. Çizgi film karakteri gibi. Banyoya mı girdin. İşin bitti dışarı çıkacaksın. Kapıyı bir açıyorsun. Elleri havada, iki ayağı üstüne kalkmış aynı bir ayı hayvanı halini almış, üstüne atlıyor. Cööö dediğini duyuyorsun resmen. Seni korkutmak istiyor. Bayılıyo Cööö yapmaya. Evin pusu kurulabilecek her köşesini ezberlemiş.

Evin her köşesinde kendini ayı zanneden bi kedi tarafından korkutulmak isteniyorsun. Hesapta ödün kopucak di mi? Nerde, yerlerdesin gülmekten. Gel buraya diye peşine düşüyosun hemen. Gel buraya ısırıcam seni, yetti artık diye.

Yakaladın mı da cazgırlaşıyor hemen. Dünyanın en ince desibeliyle öyle bi miyavlıyo ki. Ha özgürlüğünü almışsın ha canını. O kadar büyük bi gündem haline getiriyo hareket serbestisinin engellenmesini. Hemen bırakıyosun tabi.

Tanrı herkese bir kedi nasip etsin isterim.
Sıpa, eve nasıl bir mutluluk geldi anlatamam.

Değişime çok direndi, çok cazırdadı ama Sıpa’nın gelişi en çok Tosun’a iyi geldi. Aşağıya düşüp bacağını kırıp, yoğun bakımda kalmıştı ya. Fiziksel olarak tamamen iyileşti fakat psikolojik travmayı halen atlatamadı. O hiperaktif ve cana yakın kedi gitti yerine bütün gün uyuyan ve bizden uzak duran bir kedi geldi. İşte bu Sıpa kendisini Tosun’a bile sevdirdi. Onu izledikçe Tosun da hareketlenmeye başladı. Birlikte o kadar güzel oynuyolar ki. Halıfleks parçası var bi tane. Onun içine gizleniyo birisi, diğeri de gelip onu buluyo. Oyun bu. Deliriyolar.

Tosun adı gibi Tosun malum. Bu da daha minik. Çörek gibi birbirlerine dolanıp boğuşuyolar. Biz de minder hakemi gibi yerimizi alıyoruz hemen, faul yapan var mı diye. Çok şükür iki taraf da centilmen. Zaten canı yansa Sıpa kızı ortalığı birbirine katar. Bilakis kendi başlatıyo boğuşmayı. Tuş olacağını bile bile…

İntikamını Tosun uyurken alıyo. O kadar komik bi canlı ki, anlatılmaz. Tosun uyudu mu, sinsi sinsi geliyo uyuyan kedi bedenine doğru. İki ayağının üzerinde doğruluyo, evet cö pozisyonu, pat pat iki tane vurup kaçıyor. Tosun uyku sersemi tabi, gözlerini açıyo ortada kimse yok. Uğraşacak hali de yok zaten. Gözler kapanıyor ister istemez çünkü kendisi bir kedi, tam o sırada “korkunç” ufaklık tekrardan ortaya çıkıyo. Patpat vur ve hemen kaç…

Tuvalette bile rahat vermiyo Tosun’a. Kapalı tuvalete girmiş hayvan, ihtiyaç giderecek. Henüz girdiği için de kuyruğu dışarda tabi. Bi bakıyosun kendini ayı zanneden ufak bi kedi, tuvaletin üstüne çıkmış o kuyruğa tırmıklar atıyo. Tosun ihtiyacını görüp de dışarı çıktı mı, arazi tabi. Ara ki bulasın. Yemek yerken de rahat yok zaten Tosunuma. Neredeyse eşit yiyorlar, kendisininkini bitirip Tosun’un kabındakileri yiyor. 24 saat zıplayacak enerji lazım tabi.

Koşturmaktan yorulup bi de kucağına yatmıyolar mı. Tarifi olmayan bir mutluluk. Ve aynı zamanda stres. İnsanız efendim hepimiz ve sabit olarak durabileceğin vakitler sınırlı. Onun uyuyabileceği saatler sınırsız halbuki. Kalkıcaksın, tuvalete gitmen lazım, patlıycan artık, ayaklarının üzerinde sırtüstü bi post gibi uyuyan, kendinden geçmiş, dünya şekeri bi tablo var. Hadi gel de boz bu mutluluğun resmini. Kedi uyandıramamak… Bunu ancak kediciler bilir. Hazreti Muhammed’in kedi uyandırmamak için hırkasını kesmesini hiç basite almıyorum o yüzden. Sempati duyan falan değil. Bu, kedici bir insanın hareketi. Elçi olduğu için mi bu kadar sevgi dolu, yoksa bu kadar sevgi dolu olduğu için mi elçi seçildi… Bence insanlık bunu iyi tahlil etmeli.

Sadece kedi değil elbet, hayvanların her cinsi sevgiyi hakediyor. Hep kedi kedi diyoruz, köpekleri harcamış olmayalım. Çocukluğuma Çapkın, gençliğime de Fıstık, damga vurmuş iki kişiliktir benim için. Fıstık konusuna girmiycem, kendimi iyi hissetmiyorum öyle yapınca. Fakat Çapkın… O en kötü günlerimde beni o kadar çok dinlemişti ki. Eşsiz bir dosttu. O günlerde hakkını ödeyemem, halam da çok dinlemiştir beni. Çalıştığı bankadan hergün arardı, konuşurduk, dertleşirdik. Çapkın’ı da bize o bulmuştu zaten.

Sirkteki atlar gibi, zıplaya zıplaya yürüyen bir köpekti Çapkın. Gözünü alamıyorsun hayvan yürürken. Neden öyle yürüyor, nereden öğrenmiş bilinmiyor. Yürümesi ilginç, durması da öyle. Ön-ayaklarından biri mutlaka havadadır. Dört ayakla yere bastığı görülmemiştir. Ya sağ, ya sol elini kendine doğru çekerek durur mesela, sabah sana gelip beni çişe götür dediğinde. Böyle bi Terrier işte… 15 sene kadar yaşadı. En son dönemlerinde iki büklüm olmuştu. Ve daha da önemlisi en büyük sırdaşım beni tanımaz olmuştu. Bu iki portre Fıstık ve Çapkın bir kere karşılaşmışlardı yalnız. Fıstık bebekti, Çapkın da son günlerindeydi.

Ölümü… Babamlarla yazlıktalar. Ve Çapkın artık tuvaletini bile yardım olmadan yapamaz halde. Yük olduğunu düşündü herhalde. Almış başını gitmiş. Hayat arkadaşlarının önünde ölüp, onları üzmemek için. Bir komşu görmüş. O iki büklüm haliyle kararlı bir şekilde bi yere doğru gidiyormuş. Bir ara durmuş. Geriye dönüp eve şöyle bi bakmış. Bi süre bakmış öylece… Ve sonra yoluna devam etmiş. Canını vereceği yere doğru yol almış.

Köpekler gibi gebermelisin demiş ya hani. Vatandaşımızın bana gönderdiği mesaj bana Çapkın’ın ölümünü hatırlattı. Bir dostumuz da yanlışlıkla mı koydun siteye o mesajı diye sormuş. Hayır efendim, yanlışlıkla değil doğrulukla yayınladım o mesajı ben. Tuhaf gelebilir fakat o mesajdan çok büyük onur duydum. Bugüne kadar gelmiş-geçmiş tüm tepkilerden onur duydum ama bu farklıydı. Köpekler gibi geber… Ben AMİN demek için koydum onu siteye. Köpekler, Çapkın gibi onurlarıyla “geberiyor” çünkü. Geldikleri kadar masum gidiyorlar. Dost olma vazifelerini, bir dolu insana hep bir ağızdan HELAL OLSUN dedirterek ayrılıyorlar aramızdan. İnsan cenazelerinde çoğunluk, ayıp olmasın diye helal ediyo hakkını. Ama köpekler öyle değil. Bin kere helal olsun diyo herkes hep birden. Tüm içtenliğinle.

Ölülerini bile göstermiyolar, cenazelerinde üzülmeyelim diye. Varını yoğunu ortaya koyarak yaşıyor ve ölüyorlar.

E, şimdi böyle mukaddes varlıklara benzetilmek bir insan için onur değildir de nedir? Hepimiz ölümlüyüz. Onun terimiyle geberimli varlıklarız. Tanrı, her geberimliye köpek gibi alnı açık bir şekilde geberebilmeyi nasip etsin derim ben. Gerçek dostluğa, sevgiye ölümüne bağlı kalabilmeyi, hayatını insanlığa hizmete adayabilmeyi nasip etsin. Şahsen ben bu temenniye layık olmak için elimden gelen herşeyi yapıcam.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |