Eki
26
2007
15:27

Yurtdışına TDG göndermek isteyenler için… Nilgün’den…

Merhaba sevgili buRAK ve TDG ailem, Herşeyden once Tanrım seni korusun… Okumaya devam .. herşey çok güzel ve hergün dahada çoğalmaktayız…senin yurtdışında yaşayan Türklere kitabımız TDG yi ulaştırmakle ilgili yazını okumuştum , bu sanırım çok önemli sanırım, bende yurtdışında yaşayan abime en uygun fiyatla göndermenin yollarını arıyordum . çünkü Ups gibi kuryelerin ( eğer anlaşmalı değilseniz) 0,5- 1 kg arası yurtdışı gönderim ücreti 55 usd dan az değil. Fakat araştırmam sonucunda bişey buldum. PPT nin yeni yepyeni bir servisi var, ben denedim ve oldu onun için şimdi yazıyorum. PPT nin web sitesine giriyorsunuz www.ptt.gov.tr , ana sayfadan soldaki listeden e-ptt nin üzerine geldiğinizde yanda bir liste daha çıkıyor ;oradan KKTS-PTS yurtdışına tıklayın. Orda herşey yazılı, fiyatlar bölge bölge değişiyor ben Almanya ya abime gönderim ve 34 ytl tutu ( kitap 600 gr geliyor çünkü) eğer 500 olursa bu 26 ytl tutuyor. Yalnız Uyarı : ptt yi aradığınızda PTS gönderi yapacağınızı belirtin, gelen kişiler uygulamayı henüz bilmiyor , ama ısrar edin. Sonunda oluyor . ben Pendik bölgesinden ilk PTS yapan kişiyim ( sanki biri bilerek uygulamaya koymuş:) deneyimimin sonucu pozitif , abim kitabımızı 4. günde aldı. Kitabımızın Herkese ulaşması ve tekamülünde yardımcı olması dileğiyle Sevgi ile kalın Nilgün

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
26
2007
15:28

S.Dikici’den…

Küçük bir çocuktum.Akıp giden ırmağı gösterek bu senin hayatın dediler.Buradan başka yerde yürüyemezsin.Bu yolun geri dönüşü yok,söylediğimiz şeyleri yaparsan ırmakta boğulmadan yol alırsın ve bu ırmağın sonu cennete gider dediler ve CENNETİ ANLATTILAR:İstediğin herşeyden sonsuz miktarda yiyebilirsin.Her taraf yemyeşil.çeşit çesit canlılar.Ne ararsan.Sadece istiyorsun oluyor.Melekler hizmet ediyor dediler. Çikolatada yiyebilirmiyim? dedim.Hemde istediğin kadar dediler.Zaten bir çocuk cennetten ne isteyebilir ki…?Dediklerimizi yapmazsan cehenneme gidersin.Ateşlerde yanarsın,sen yandım dedikce zebaniler kafana bastırıp,dahada odun atarlar dediler.Tamam söylediklerinizi yaparım dedim. Bu ırmağın üzerinde taşlar var ve hepsinin bir ismi var dediler.İYİLİK,DÜRÜSTLÜK.ÇALIŞKANLIK…..VS, İSLAM. Ama bu taşlara nasıl atlayabilirim ki?birbirlerine çok uzaklar… Onlarda; bak! mesela İYİLİK TAŞIna atlamak için ,insanlara yardım edeceksin.Büyüklerine saygı,küçüklerine sevgi göstereceksin.Diğer taşlara nasıl atlanıldığını sen bulacaksın dediler. Bütün taşları atladım birbir.Ama sıra İSLAM TAŞIna gelince kaldım.O diğer taşlara daha bir uzaktı.Nasıl atlayacaktım? Yardım edin yol gösterin dedim. Namaz dediler,oruç dediler,türban dediler,iman dediler.CENNETTE olmayı çok istiyordum.ama TANRI BİZİMLE OYUNMU OYNUYORDU.Önce cennetten atmış.şimdi şartlı geri alıyordu.Hem onun KADER denilen oyun kuralına göre oynuyoruz hemde yaptıklarımızdan yada yapmadıklarımızdan sorumlu oluyoruz.Peki TANRI bizi niye yarattı?Yok sayamazdım İSLAM TAŞInı.çünkü cennete gitmek için o taşa atlamak zorundaydım.Düşüp boğulabilirdimde üstelik .Geride dönemezdim.Üstüne üstlük birde cehennem vardı. 20 yıl korkularla yaşadım ve orada öylece kaldım.TANRI’ya küstüm ve oyununa katılmadım.sanırım O da bana küsmüştü.ama bir gün CENNETE giden yolu DOĞUM GÜNÜNDE hediye etti.TANRININ DOĞUM GÜNÜ,İSLAM TAŞI ile aramda uçan kırmızı bir halı oldu.Cennetin kapıları artık sonsuza kadar ve sonuna kadar açıktı.cennete girmek için yapmam gereken tek şey İSTEMEKTİ. TEŞEKKÜR EDERİM DONA ŞÜKÜRLER OLSUN!!!BENİ UNUTMAYACAĞINI BİLİYORDUM!!

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
26
2007
17:37

Sizden… Kısa kısa… Dağınık dağınık…

kitabi aldim ama henuz okumaya baslamadim ilk etapta banada ismi sacma geldi okuyunca gorucez ama umarim demek istemistirki yazar; allah elbetteki dogmamis dogurmamistir ancak cogu insan icin henuz allah kavrami ve onemi gelismemistir ben bu kitapla size allah kavramini anlaticam… keske daha az tartisma yaraticak bir ismi olsaydida insanlar ismine takılacaklari yerde icerigi ile ilgilenseydi / Banu

Merhaba sevgili buRAK ve TDG ailem, Biliyorum çok mail atıyorum ama ne yapayım paylaşmak istiyorum…Kitabımızı okuduğumdan beri ( ki hala okumaktayım ) çok değişik deneyimler yaşıyorum..içimden Sevgi akıyor ve bunun dönüşünü hiç tahmin edemediğim insanlardan yansıma olarak geri alıyorum, soran ama mutlu gözlerle bakıyorlar bana…. Bu sevgiyi bu kadar derin hisstememize vesile olduğun için Sana buRAKım ve Tanrıya teşekkür ediyorum. Telefon çalıyor …tanımadığım bir numara ….garip bir erkek sesi “ ben çankaya emniyetinden arıyorum, sizin numaranızdan bir numaraya küfür ve hakaret dolu mesajlar gitmiş” ben . “ nasıl ?” “lütfen adınızı verin” “ siz bu numarayı tespit ettiğinize gore , benim adımıda biliyorsunuzdur zaten “ diyorum.duruyor ve adam bana ağza alınmayacak cümleler kurmaya başlıyor “ sakin ol ve dinle” diyorum kendime. “bittimi ? “ sessizlik …ben “ bak , sen içindeki cehennemin seni yakan ateşini , bunları bana söylerek söndürebileceğinimi zannediyorsun ????” yalnız kaldığında seni kavuran o ateş, bunu benim gibi masumlarla paylaşarak gidecek sanıyorsan …çoooook yanılyorsun. Adam” abla , noolur afedersin, özür dilerim…affet, affet” ben ona sadece” asıl sen kendini affet, kalbine Sevgi girsin umarım “ dedim. Adam hala yalvarıyordu “abla hakkını helal et” noolur abla. Kapadıktan sonra bird aha aradı, açmadım tabi. Artık o düşünsün , ben değil. Paylaşmak istedim….. Sevgiyle ve şükür ile / Nilgün

Sevgili buRAK özDEMİR,kitabın bir çok insana olduğu gibi bana da hediye edildi.Hemde ramazanda, kardeşim tarafından.Bu arada kardeşim ve bende başak burcuyuz, senden yaklaşık 10 yıl yaşlı olmamıza rağmen, aynı tahsili yapmamış olsakta özgeçmişlerimiz hemen hemen aynı diyebiliriz..Kitabı okuduğumda bende çoğu insanla aynı hisleri paylaşıp pek çok kişiye hediye ettim veya okumalarınıda tavsiye ettim. Bu arada pek çok kişinin söylemediği birşeyide sana söyleyeyim, hayatımda ilk kez birini kıskandım. Hissettiğim şey yazarın benden çok genç olmasına karşın benim sis perdesi arasından hayal meyal görebildiklerimi net görmesi, daha karizmatik ve yakışıklı olduğuydu. Resmini sitede görünce yanılmadığımı da gördüm.Kitap bana herkez e olduğu gibi yeni boyutlar açtı. Edindiğim yeni bilgilerle Kuranı yeniden okudum, şüpheyle okudum-1965 doğumlu olmama rağmen niye olduğunu tahmin edebilirsin- mantıksız olan birşeye rastlamadım taki Bakara suresi 163. ayete kadar. Sınırlı bilgimle hüve ( 0)nun yerleşim yerinede baktım Arapça kuranın Türkçe okunuşundan; işin içinden çıkamadım. Ayet şu:163. İlâhınız bir tek Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir.Muhakkak mantıklı bir açıklaması vardır ve senin güzel anlatımınla cevabını heycanla bekliyorum.Sevgiler. / Bahadır / buRAK’ın notu: Ayetin hangi açıdan mantıksız olduğunu anlayamadım. Kon önemliyse ikinci bir mektup ltf./

helal sana sevgili kardeşim!”kediler…köpekler…gibiler…”yazısı için.sonsuz kere helal!!! sevgiyle kal! / Banu

şimd…paylaşmak istediğim şuu.. ben bira içmeyi çok seviyorum evimdee burda bu aletin başındaa.. ve tuhaf bi biçimde bunda sakınca da göremiyorum hatta en tuhafını söyliicem yaaa aha da sööledimm ben bunu içince allahla daha yakın olduğumu HİSSEDİORUMMMM OHH SÖÖLEDİMMMM / Nalan

Ahirzamanı hadisinden bahsetmissin ya; zamanla ilgili olarak… Bugün hayatımda ilk kez bu kadar garip bir sey oldu.. Zaman bir AN gibi gecti gitti önümden; fark etmedim bile. Daha saat 08:00′di; basimi cevirdim 09:00 olmus. Ne cabuk gecti-anlamadim demeye kalmadan 10:00, sonra 11:00 olmus. Sonra farkına varamadan iste su ana gelivermisim. Aman Allahim! Dünyanin sonu gercekten de geldi mi? Yoksa bu benim sonumun işaretleri mi???? / Özlem

Zümer Suresi 68. ayet “Sura üflenmiştir; Allah’ın dilediği kimseler dışında göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yere yıkılmıştır. Sonra sura bir daha üflenmiştir. İşte hepsi ayağa kalkmış bakıyorlar.” şeklindedir. Sence Sevgili buRAK, sura ikinci kez ne zaman üfürülecek? Sevgiyle… / Blg

okuduğum en güzel kitaplardan birisiydi benim düşüncelerimin kitaba dönüşmüş haliydi şimdi de kızımın okumasını istiyorum bazı şeyleri doğru öğrenmesi için kitaptan sonra kendimin ne kadar güçlü olduğumu anladım istediğim her şeyi başaracağıma ve eğer istersem başaramayacağım şeyin olmayacağını biliyorm artık teşekkürler /Nurçin

Seyrettiniz mi OH GOD! serisini,benzerlikler müthiş,keskin ve sivri bir din anlayışına sahip 74 yaşındaki babam şu an benimle hemfikir,inanılmaz aslında onun için,tabii şartlanmışlıklar öyle kolay kolay tedavi edilmiyor,neyse,belki beni hatırlarsınız,bu bis sürüncü mailim artık…sevgiyle kalın…Ya aslında çok önemli bi arzum var site ve TDG arkadaşlarımızdan,çok sıkı bir şekilde dua’ya ihtiyacımız var ailece…,hakkımızda hayırlısını dilerseniz ve satışta olan mülklerimiz için bi güzellik olsa çok makbule geçicek inanın,belki biz kitledik kendimizi aşırı gerginlikten,bi gönül atsanız ne güzel olucak…Hepiniz gönlünüze,Allah’a emanet… /Yinzu

Sevgili buRAK, aşk bu işte sevgi bu, birlik bu… Hergün şehitlerimiz için yürüyüş var. Öyle güzel ki insanlarımız… Yaşılar, bebekler dahil yürüyüşe katılıyor.Nasıl bir güç oluşuyor anlatamam.Yoldan geçen arabalar kornalarını,binalardan alkışlar,bayrak sallamalar…Öyle özlemişiz ki kendimizi,gücümüzü…Uyanıyoruz…Bilinçleniyoruz… İnsanların yürekleri tek oluyor. Tek bir yürek…Aşkın önüne kimse geçemiyor.Öyle bir akıyor ki , yüreğini unutaların, sağduyulu olmayanların kıpırdamaya başlıyor içlerinde bir yerde.Ve bir bakıyorlar ki onlarda aşk içindeler… Katılık eriyor, Ve ben aşk içinde kayboluyorum diğer kaybolanlarla beraber…Öyle bir esiyor ki aşk, rüzgar gibi her yerden geçiyor…Herkesin yolu açık,aşk dolu,sevgi dolu, çiçek dolu olsun… / Banu

merhaba,kitabınızı bir arkadaşım alıp okumuş ve bana tavsiye etti.kitabınızı daha almadım ama mutlaka alıp okumayı dşünüyorum.şuan size yazmanın nedeni yazdığınız bir yazıda yağmuru sevdiğinizi ve yağmurla sokakların arındığı söylemişsiniz.düşüncenizie yürekten katılıyorum çünkü bende çocukluğumdan veri yağmuru ve yağmurda ıslanmayı çok severim bunun nedeni yağmurun dünyadaki tüm pislikleri,insan ruhları dahil arındırdığını düşünürüm.sevgiler……. / Esra

merhaba buRAK kitabını okudum süper bi kitap eline koluna sağlık bu kitap hayata ve islama bakış açımı fazlasıyla değiştirdi artık önümü çok iyi görebiliyorum TDG nin ışığında. 1 yılımız kutlu olsun bu arada 24 ekimde benim d.günümdü 28e girdik :)blogları okurken arkadaşlarımın yazdığı güzel yazıların arasından bir tanesinde ”köpek gibi geber” yazıyodu sanırım yanlışlıkla koydun onu oraya okumaanlar bölümüne koyarsan daha ii olur insanın canı sıkılıyo okumadan böyle yorum yapmaları bana garip geliyo gerçi bilmeden anlamadan islamı 1400 yıl yalan yanlış yaşadığımıza göre bunlarda olabilir. neyse buRAKcım ben daha fazla kafanı şişirmiyim yolun uzun ve zorlu allah sana kolaylık versin bu arada bi isteğim var senden böyle bi yer felan belirlesen biz TDG ciler de gelsek orda seninle bi tanışsak konuşsak sohbet etsek süper olurdu kendine çok iii bak görüşmek üzere / O. Koç

Merhaba sitenizi bir vesile ile buldum incelediğim kadarı ilede çok dikkkatimi çekti. Sizi ve yazdıklarınızı daha yakından tanımak istiyorum.Selam ile hoşça kalın… / Yaren

sayın yetkili sadece bir kitap almak istiyorum ama en az 3 uyarisi eklenmiş şimdi alamicakmiyim kampanya fiyati olmasi onemli degil bir de bu şekilde yaklaşimiz ticari amaclimi boyle bi kitapta amacim yargilamak degil sadece merak ettim iki sorumu da cevaplarsaniz sevinirim hoşcakalin. /Michael/Yanıt diğer siteye eklendi. Satın al bölümüne/

merhaba buRAK bey ben kıtabınızı okudum bır kez yetmedı hatta 5 defa okudum okudukca kendımı buldum bu kadar güzel bır kıtaabı bızlere sundugunuz ıcın çok tesekkür ederim.. sevgıyle kalın :) /Aypekk

Sevgili buRAK, dün bilgisayarımı açmaya bile fırsat bulamadığım ve ayın 19′u olduğunu farketmediğim bir gün olduğu için kutlama mesajını bugün gönderebiliyorum. Dün sitemize giremeyerek böyle özel bir günü sizlerle paylaşamamış içimi burktu ve bir gün gecikmeli bile olsa bu mesajı göndermek istedim. TDG’mizin ve TDG ekibinin doğum günü kutlu olsun. Kişisel cennetimizi inşa etmeyi ve yaşamayı hızlı bir şekilde öğreten TDG’nin bize armağan ettiği en önemli hediyelerden bir tanesi de 19 sırrıdır. Bu rakamın sırrını öğrendikten sonra bazı mesajları bu kanaldan almış biri olarak bu duygunun eşsiz ve son derece heyecan verici olduğunu söylemek istiyorum. Bu yola girmiş ve girecek olan tüm yolcuların mezunlar yıllığındaki yerini almasını diliyor sevgiler gönderiyorum. “Gülen nar, bağı bahçeyi de güldürür, Erlerle sohbet seni de erlere katar. Katı taş olsan, mermer kesilsen bile Bir gönül sahibine ulaştın mı inci olursun.” Hz. Mevlana TDG ekibindeki gönüller, bu siteden apaçık ortada olduğu üzere, tüm katı yüreklere merhem olabilecek farkındalığa sahipler. Etrafımızın incilerle dolacağı o büyük günü sevinçle bekliyoruz. /Doç. Dr. Oya L. /

Kitabınızı kitapçıda ilk gördüğümde şu sıradan kendini geliştirme kitaplarından biri sandığım için okuma gereği hissetmedim ta ki Aktüel’deki röportajınızı okuyana kadar. Aynı gün içinde kitabınızı aldım ve tamamını okudum. Öncelikle bu kitabı yazdığınız için size sonsuz teşekkürler.. Senelerdir aklımı karıştıran çelişkilere çok aydınlatıcı yanıtlar buldum. Kitabı yazarkenki ruh halinizi bilemem ama okurken şaşırma, heyecan, huzur ve kızgınlığı bir arada yaşadım. Ben Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü mezunuyum. Bugüne kadar bilimsel & ruhsal düşüncelerimi hiç ortak bir alanda buluşturamadım ve genellikle ruhsal olanı seçtim. Ancak evrim konusunda size katılamayacağım. Evrim, basite indirgenmiş maymun-insan dönüşümü değildir. Evrim kesintisiz bir olaydır ki şu anda bile evrimleşme süreci devam etmektedir. /Kaniye/ Aynı şeyi söyleyerek sana katılamıycam diyosun, seni çok seviyorum Kaniye: )

merhaba buRAK bi sorum olucak,yanıtlarsan çok sevinirim.orjinali taşlara,kemiklere,ağaç kabuklarına yazılmış olan kuran acaba nerdedir.hırkası ve sakalı müzede olan peygamberin orjinal kuran metinleri nerdedir.saklanıyormu yoksa tahrip edildi.bu orjinal metin olmadığı sürece biz neyi dayanak gösterip kuran noktasına kadar değişmemiş bir kitap diyebiliyoruz. iyi çalışmalar………/Cerrah/buRAK: Neyi dayanak gösterip Kur’an noktasına kadar değişmemiş bir kitap diyebiliyoruz sorusunun yanıtını genişletilmiş ikinci baskıya koymuştuk. Sizdeki ilk baskı olabilir yada yeni bi okumanın zamanı gelmiştir : )

Sevgili buRAK kitabın evimize gireli 1 yıl oldu eşim ve yurtdışında yaşayan oğlum kitabını keyifle okudular,bense aynı anda 5-6 kitap okuduğumdan henüz nitiremedim.Yaklaşık 1o yıldır yolumu öğrenmek ve ilerlemek amacıyla nerdeyse çıkan her kitabı,dergiyi okumaya çalışan biriyim. Kitabını okumaya başladığımda daha evvel okuduğum Tanrıyla sohbetler tadını aldım ilerledikçe işte benim herkesin düşünceleri dedim. Ben çoçukken güne dua ile başlayıp dua ile bitirenlerdendim,benim sevdiğim yaradanım kimseye kıyamazdı.Ama işler benim düşündüğüm gibi gitmiyordu bizlere tanrıdan korkmamız yoksa bizi cezalandırılacağımız söyleniyordu büyüdükçe dua etmekten vazgeçtim ceza veren tanrıya neden dua edecektimki…..Yıllar sonra parapsikoloji,kişisel gelişim,kuantum derken yolumu aramaya başladım şükürler olsun o yolu buldum. Dileğim evrensel barış ve sevgi için her bir yaratılan yolunu arar evrenin ve hepimizin öyle sevgiye ihtiyacı varki.Sana teşekkür ediyorum sevgili buRAK öyle güzel zamanlamayla çıkardınki kitabını.Eline koluna sağlık sevgiyle. / Selma

merhaba kitabınızı okuyorum merak ettim bunlar yaşadığınız şeyler mi hayal kurduğunuz şeyler mi? / Deniz /Ben de tam bilemiyorum Deniz. Kitabı yayınlamamdaki sebep senin yorumunu alabilmekti.

Sabırla bekliyoruz.Sabah akşam yazılarınızı takip ediyoruz, muhteşemler.Yüreğimizin
derinliklerinde hissediyor ve yaşıyoruz.Bizlere, bu anlamlı güzellikleri yaşattığınız
için, buRAK’cığım sana ve DONA’ya sonsuz teşekkürler. / Rezzan

SEVGİLİ buRAK KUZEY IRAK YAZILARINIZI ANINDA TAKİP ETTİM.HARİKULADE.UYARICI VE AYDINLATICI YORUMLARINIZA TEŞEKKÜRLER.GÖRÜŞLERİNİZ DOĞRUNUN VE HAKKIN TA KENDİSİ. / Sefa

Canımın taaa içi kardeşim…!!!
Hayatta en cahil olduğum iki ss vardır…
Spor ve de siyasettir…
Ama öle bi anlatmışın ki…
Irak ve de BOP u….
Benim kadar eblehi bile…
Anlamayı bırak…
İçimi titrete titrete…
Tam da yüreğime cuk diye.. oturarak anlatmışın…
Bi kere daha sağ ol…var ol…!!!
Işık tutmak bu olsa gerek…
Sonsuz sevgilerimle… / Z.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
26
2007
17:40

Banu’dan… Çok faideli bilgiler bunlar… Bi köşeye not edin…

*zifaf gecesi gelin ve damat sabunla yıkanırsa, sabun acı olduğundan, sonra, aralarına acı ve ayrılık girer.
*Cenaze yıkanırken teneşirin altına dökülen su, bir şişeye doldurulup habersiz sarhoşa içirilirse, sarhoş içkiyi bırakır.
*Dişi ağrıyan bir kişi mezarlığa gider, bir mezartasini ısırır ve ardına bakmadan geri gelirse, diş ağrısı kesilir.(Acaba dişçiye gitmeden önce bir de bunu mu deneseydin diyorum:)
*Çocuk fıtıkla doğarsa, kilodu cali ağacının bir dali yarılarak arasından geçirilirse fıtığı iyileşir.
*Kısa boylu kadın uğursuzdur.aybasili kadın, bir bostandan geçerse sebzeleri kurutur.. hamileyken yumurta yiyen kadının çocuğu yaramaz olur.
*Gelin, eve ilk geldiğinde kaynanasının iki bacağından içeri girerse hayati boyunca saygılı olur.
*Çocuk dünyaya geldikten sonra yıkanıp tuzlanır ve sofraalti bezine sarılırsa tok gözlü olur. Yeni doğan çocuk, bayram günü dişi essege bindirilip kup etrafında dolaştırılırsa ömrü mutlu geçer.
*Bir evden ölü çıkarsa , o evdeki su kapları boşaltılmazsa, Azrail tüm sulara elini değdiği için biri daha ölebilir.. ölü yıkandıktan sonra kazan çevrilmezse bir ölü daha olur.
*Bazı türbelerin toprağından çıkan solucanları yiyen kadınların kısırlığı geçer.ilk çocuğun erkek olmasını istiyorsanız yatağa bir erkek çocuk yatırılır.
*Sünnet olan cucugun fazlalığı cami avlusuna bırakılırsa, o çocuk dindar olur.
*Sürekli ağlayan çocukların kafası hafifçe bir camiinin dört duvarına vurulursa ağlaması şıp diye kesilir.
*Nikah yapılırken tavana ve tabana bıçak saplanırsa o yuva kötülüklerden korunur.
*Gerdek gecesi basarasiz olan damat mezarlıkta dolaştırılırsa iyi motive olur.. zifaf yatsı namazından sonra daha hayırlı olur..
*Evde kalmış kızlar türbeye gidip “kilit açma” talimleri yaparsa, hemen kısmeti çıkar.
Diyanet vakfi tarafindan cikarilan “yaşayan hurafeler” isimli kitaptan ..

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
26
2007
17:45

Mevlana… Rezzan’dan…

mevlanadan1.pps

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
26
2007
17:56

Muhteşem resimler… Elif’ten…

kukus.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
26
2007
18:28

Takva filmi… Saat 22.00′de… Star TV’de…

Takva, Türkiye’deki İslami geleneği anlayabilmek adına çok yararlı bir film. Eksikleri var fakat umurumda değil. Çok önemli bir film, . Oscar adayımız aynı zamanda. En azından nominee olabilir gibime geliyor.

Türkiye’nin imajını bozuyor diyen Cihangir ekolüne bakmayın siz. Türkiye’nin asıl imaj sorunu onlar. Filmdeki karakterler bizim insanımız. O insanlar da bizim gerçeğimiz. Zamanı geldiğinde kucaklaşacağımız dostlarımız. Nişantaşı ekolü özellikle izlesin… Fatihli kardeşlerini daha iyi tanıyabilmek için.

Ve özellikle rica ettiğim şey: Empati çalışması. Dişinizi sıkıp, kendinizi başkarakterin yerine bi koyun istiyorum. Belgesel gibi izleyin. Film bittiğinde, çok farklı bir perdeden algılayacaksınız İslam kavramını. Daha yakından hissedeceksiniz Tanrı’nın doğum günü’nü… Tanıdık herkese haber verile. Takva saat 21.00′de, Star TV’de…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
26
2007
23:49

Bahadır’ın sorusu…

Ben Dona nın anlattıkları ile Bakara 163. ayet arasında çelişki buluyor ve işin içinden çıkamıyorum demiş Sevgili Bahadır. Ayeti de alıntılayarak;
İlâhınız bir tek Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, rahmândır, rahîmdir. / Bakara 163
* “Rahman ve RAHİM olan Allah’ın adıyla” ifadesine dikkat diyorum.

* Dona’nın TDG’deki şu sözüne DE dikkat çekmek istiyorum; Kur’an’da X kelimesi sadece Tanrı’yı anlatmak için kullanılır. Aynı Kur’an’da, Y tanrısal olan için DE kullanılmaktadır.

* Yaradanla bir olduğumuzun güzel bir ifadesi diyorum Bakara 163 için. Ayetin Arapça orijinalinde Allah kelimesi geçmediğini, dostumuzun elindeki tercümede çok ciddi bir sapma olduğunun bilgisini vererek.

Ayetin, içinde Allah kelimesi geçmeyen orijinali;
Ve ilahüküm ilahüv vahid, la ilahe illa hüver rahmanür rahiym.

Ayetin gerçek tercümesi;
Sizin ilahınız tek 1 ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O, Rahman’dır, Rahim’dir.

Dona’nın verdiği ilimle beraber, “O’ndan başka ilah yoktur” ifadesinde “O” ile gerçekte kimin kastedildiğini düşündüğünde Sevgili Bahadır’ın mesajı aldığını görebiliyorum : )
Rahim olan, Rahman olanla b1r’dir…
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
27
2007
01:29

Astrid nick’li dostumuzdan…

Merhaba, anladığım kadarıyla önceden beri uzun uzadıya kitap okuyamadığınızı bunun yerine düşünmeyi tercih ettiğinizi yazmışsınız. hani size hep “muazzam bir bilgi birikiminiz var ee böyle bir kitabın yazarı da böyle olmalı, neleri okuduğunu öğrenmek isteriz…” tarzında sizin araştırmanızla, bilginizle TDG’yi yazdığınızı düşünenler var hepimizin bildiği gibi. sizin de aslında ben okumam pek demeniz bana Hazreti Muhammed’in de okuma yazma bilmemesinin hikmetinin, sonradan ona “Kuran’ı O yazdı, vahiy filan yok” diyeceklere peşin bir cevap olmasını hatırlattı. sanki bu sizin için de o tarz bir hikmet içeriyor. “TDG’nin yazdırıldığını” kabul etmeyip “yazdığınıza” inananlar için “ben önceden de çok tahammül edemezdim okumaya” demeniz bir mesaj verecektir diye düşünüyorum. Okumayı- yazmayı bilmeyen bir peygamber KUR’AN’ı; okumsyı sevmeyen elçi KİTAB’ı bizlere ulaştırıyor!! Biz de bir mucizeye daha şahit oluyoruz: ” bilgi birikimi söz konusu değildir ;hala anlamayanlara duyurulur,Dona bir kurgu değil gerçektir ve TDG yazılmamış, yazdırılmıştır!!” diye… sevgiyle…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
27
2007
02:11

Sudjohnsen’den… Önemli bir filme benziyor…

selamlar! bir film tavsiyem olacaktı. dün gösterime girdi “persepolis”. irandaki islam rejiminin kız çocuğunun hayatına etkileri konulu diyebiliriz. islamı anlayamamış, insaniyetten uzak ama kendilerini allah yolunda sananların sapkınlığını güzel bir ironiyle sunmakta. “yabancılık” hakkında güzel bir sorgulama. gerçek bir hayattan alınma ayrıca. TDG ile paralellikleri de görürsünüz… http://www.sonypictures.com/classics/persepolis/main.html

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
27
2007
04:06

fotobuRAK…

http://www.buRAKozdemir.org/index.php/fotobuRAK/

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
27
2007
05:21

Topluma aksettirilmeyen hadislere ek… Necmiye’den…

Bizim Kitabımızla buluşmuş herkese slm. Bunlar da yine alimlere (kendini alim ilan edenlere) mesaj olur niteliğinde hadisler; Gerçi kendileri mutlaka biliyorlardır ama paylaşmak istedim. (acaba bu kişiler de sitemizi takip ediyorlar mıdır?) Alimler yada din konusunda kendilerine yetki verilmiş kişileri kastediyorum;

*Kıyamet günü insanlar arasında en şiddetli azaba uğrayacaklar, ilmi kendisine ve başkalarına fayda vermeyen alimlerdir.
*Cennet bahçesine uğradığınız zaman orada oturunuz. Sahabiler: “Ya Resulullah Cennet bahçesi nedir?” diye sordular. Resulullah (SAV) şöyle cevap verdi. İLİM MECLİSLERİDİR. *Kötü alimler Cehennemin köprüleridir.
*Bu din ilmi, dinin ta kendisidir, öyle ise onu kimden öğrendiğinize dikkat edin.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
27
2007
05:39

Golden Retriever yavruları… Bedelsiz… 8′li bi çete bunlar…:)

golden.jpg
sevilaytan@hotmail.com

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
27
2007
19:17

Tanrı’nın doğum günü -özel karakter-…

Benim merakım DONA’nın hangi yazı tipini kullandığını, yazı tipi boyutunu, italik mi? vs. öğrenebilmek. Yay burcuyum ben, sınırları zorlamayı severim : ) / (Dedektif Necmiye)

Tam olarak öyle olmasa da. Böyle bişey var. Sözlerimi bu karakterden oku dediği bi yazı karakteri var. Gelin size onun hikayesini anlatiim.

TDG öncesinde ben İslam’ın kelimesini bile görmeye tahammül edemiyordum. Elimde olan birşey değildi bu. Bir hatırlatma: Sadece görmekten bahsetmiyoruz. Bu başka bişey: Hayatını adayacağın kavram, görmeye tahammül edemediğin kavram. E, 9 canlı da değilsin. Bir canın var, haliyle onu da hoşuna gitmeyen bişeye adamak istemiyosun. Uğruna ölmek falan da değil bu. Daha zoru. Uğruna yaşamak. Bir kere ölürsün biter, oysa uğruna yaşamak, yaşa yaşa bitmiyor…

İşte Dona, ilk olarak o yazı karakteriyle yazarak ısındırdı beni İslam kelimesine. Sonra ben o font’a aşık oldum. Ona baktıkça zihnimdeki önyargılı çağrışımlar azaldı.

Sonrası… Mazi içimde yaradır… Sayfa düzeni yapılırken ben janDHARMA’ydım malum. Ve o kadar örtüşmüş ki bende. TDG demek o karakter demek benim için. Bana telefonla bildirilen ve saçımda bikaç tane teli beyazlatan bir durum aksettirildi bana. Yemin ederim, o konuşmadan önce o beyazlar yoktu. Acayip üzülmüştüm. O fontun kullanılması durumunda, kitap daha kalınlaşıyordu. Bu da insanların daha fazla para ödemesi demekti. Oysa biz mümkün olan en ekonomik hacimde olmalıydık. Gerçeklere kurban verdiğim ilk hayalim değildi bu. Muhtemelen son da olmayacaktı. Dona ne diyordu? Sessizdi, kendi başıma bırakmıştı beni…

Kalınlık konusu çok önemli bir konu. Satış listelerinde yarıştığımız kitapların hepsinden daha kalın ve daha pahalıyız. Bu arada 1 senede o kadar kitap geldi geçti ki, hepsi gitti biz demirbaş kaldık : )

Kitabı yavaş yavaş kalınlaştırmamızın bir nedeni de budur. İlk baskı -çift baskıydı- 16 YTL’ydi. Eklemelerle 5 YTL daha fiyat artırıldı mecburen. v1.0.3′te fiyat gene yükselicek. Daha önceki yazıları okumayan yeni dostlarımız için kısaca şunu söylemek istiyorum. Türkiye’deki kitap etiket fiyatlarının %40′ı, satın aldığınız kitapçıya ait. %20 olarak da dağıtımcıyı eklediğinde geriye %40 kalıyor ve bunun içinde yüksek matbaa giderleri de var. %90 diğer unsurlar, yazar unsuru sadece yüzde 10. Oysa, okuyucu psikolojisi yazara para ödeme yönünde. Dolayısıyla, kaptın paracıklarımı diye içerliyor sana. Aynı 50 kuruşlık domatesi pazarda 5 liraya alman gibi. O kitap üretilinceye ve senin eline geçinceye kadar ne aşamalardan geçiyor bilmiyor. O seni tanıyor sadece : )

Sayfa sayısı artınca, matbaa maliyetleri artıyor. TDG 19 Ekim 2006′de v1.0.3 haliyle çıksaydı piyasaya, bu tanışmanın bedeli en az 26 YTL olacaktı. Oysa 16 YTL oldu. Tam anlatabildim mi bilmiyorum. Versiyon mantığı bu açıdan da kaçınılmazdı. Aramızda o 10 YTL’yi verme konusunda sıkıntı yaşayabilecek bi sürü dostumuz vardı. Kimi insanların zannettiğinin aksine aslında biz versiyon mantığını insanlara daha az para harcatmak için gitmiştik. Vermek istediğimiz çok şey var ve bunları bir anda verirsek 1000 sayfalık, hem fiziksel olarak hem de ekonomik olarak ürkütücü oluruz. Bu da yeni insanlarla buluşmamıza engel olur. 13-14. baskıdayız şu an. Asgariyi verdik yani, şimdi gönlümüzce kalınlaşabiliriz yani.

Necmiye’nin sorusuyla bunların şu alakası var efendim;

Yayınevimizin hard-cover bir Tanrı’nın doğum günü projesi var. Kalın Ciltli bir TDG. Amazon için hazırlanmakta olan özel baskı, Türkiye’de de satışa sunulacak. İşte o baskı v1.0.3 olacak. Veeee Dona’nın seçtiği o karakterle basılacak o kitap: ) Bu, özel ve alternatif bir baskı olacak. Hem genişletmenin kendi kalınlığı hem de o fontun getirdiği satırlararası genişleme birarada. Kallavi TDG diyebiliriz kendisine. Sınırlı sayıda üretim ve sınırlı kanallarla dağıtım. Yoksa kafa karışıklığı olur. Onu alan tahmin ediyorum, kimseye hediye falan d etmez: ) Hani varya arkadaşım kitabıma el koydu, işte o noktada kavga çıkabilir: ) Söz konusu baskının adı da belli efendim; Tanrı’nın doğum günü -özel karakter-.

Tekrar altını çiziyorum, bu gibi çeşitlemeler, daha fazlasına güç yetirebilenler için üretilmiş güzellikler. Alternatif. Aslında normali de bu. Amazon’a girin. Kitapların altında iki fiyat alternatif görürsünüz. Hard-cover ve paper-back. Ciltli ve ciltsiz yani. Pahalı ve ucuz. İmkanı olan ciltli alır, olmayan da ciltsizi. Biz de böyle çeşitlemeler yoluna gideceğiz. Premium product der dururduk biz bunlara eskiden. Hey gidi günler hey.

İki tane de açıklık getirme olayımız var efendim. Birincisi benim yayınevi kurmuş olduğumla ilgili söylentilere dönük. Zararlı bi söylenti değil. Benim için önceden söylenenlerin yanında bu iltifat gibi kalıyor. Fakat gerçeği yansıtmıyor, tek ve ufak sorunumuz bu.

Ticari faaliyetlere ayıracak nefesim yok bu hepimizin malumu. Yazma kısmındayım ben işin. Yani Güzeldünya benim olsa, yada ortaklığım falan olsa bunu da doğrudan söylerim. Her konuda yaptığım gibi. Fakat nazım geçiyor yayınevine, bunu söyleyebilirim. Tanrı’nın doğum günü kapağında logosu basılı olmanın sorumluluklarını hatırlatıyorum, gerekli gördükçe. İşleri çok zor. Bir yanda vahşi bir piyasa, diğer yanda böyle vahşet boyutunda idealist bir yazar. Deli gibi satacak fakat Güzeldünya ismini ucuzlatacak bir kitap gündeme geldi mi, kıyameti koparıyorum, ordan oraya atıyorum kendimi : ) Yayınevimiz iki ortaklı. Biri arabasını önceki hafta sattı. Diğeri de önceki gün sattı. Evet kitap çok satıyor fakat, kâr marjları çok güdük kaldı : ) Ve tahsilat bir sene geriden geliyor. Yurdu demir ağlarla örmüş, Türkiye’nin hani böyle en baba kitapçısı 4 ay sonra ödüyor. 4 ay sonra ödemenin adı peşin olarak geçiyor yayıncılık piyasasında. Tabi satarsın arabanı. Şunu da söyliim, çektikleri bu sıkıntıları gördükçe zerre kadar üzülüyorsam ne olayım. Hatta acayip mutlu oluyorum. Neden? Çünkü, ileride TDG kanalıyla çok para kazanacakları günler de olacak. İşte o gün geldiğinde benim gözüm hiç arkada olmayacak. Bu insanlar, bu güzelliğin bedelini sonuna kadar ödediler diyeceğim. Ama kartı işte naparsın hehe…

Diğer yanda bu söylentilerin nereden kaynaklandığını çok iyi bilmekteyim efendim.

Şimdi ben TDG ile ilgili gelen sorulara kağıt şu kadar, baskı şöyle, matbaa süreçleri böyle diye cevap veriyorum ya. Bir yazarın yayıncılık gerçekleriyle bu kadar yakından ilgili olmasına alışık değiller. Bunu ticaret adına yaptığımı sanıyorlar. Gerçekte ben, kısıtlarımı ve imkanlarımı bilebilmek, boyu boyuma denk yorganlar üretebilmek için bunları bu kadar yakından takip ediyorum. Dersime bu alanda da iyi çalışıyorum. Malum, fikir ve hayal dünyasında yüksek uçuş halindeyiz. Bu bana her an hayalperest, gerçeklerden kopuk çocuk olarak dönebilir. Bunun da bedeli, yapmak istediklerimizin hayata geçmemesi olarak dönebilir. Gerçekleri herkesten iyi takip ediyorum ki, hayallerimin önüne kimse geçemesin. İşin yayıncılık boyutunu bu kadar iyi öğrenmeseydim, toplu sipariş sistemini akledemezdim en basitinden. Bu da okuyucularımızın cebinden TDG adına daha çok para çıkması olurdu. Onlar ne derse desin, ben TDG’nin incik cıncık herşeyiyle ilgilenmeye devam edeceğim. Bi gün de bizim matbaaya gitmek istiyorum. Tesisleri bi görelim, belki orada yeni bişeyler keşfederiz. Baskı makinasının bi özelliği vardır mesela. Kimsenin kullanmak aklına gelmemiştir. Ustası bile bilmiyordur. Beni havalara uçuracak bi özelliktir mesela.

Bu konu böyle. İkinci açıklık getireceğimiz konuya gelelim efendim. Fatiha kriptosunu keşke sitede yayınlasan demişti bi dostumuz. Necmiye de şu fontun adını vereydin keşke diyebilir, normaldir. Açıklamasını peşinen yapayım istedim.

Biz neden buradayız, binlerce insan, bu sitedeyiz hergün? Tanrı’nın doğum günü’nü yaşatmak için. Fatiha gibi yeni bilgileri, siteden, kuru-kuru, düzyazı olarak verirsek, TDG’yi yaşatmak adına buluşmuş insanlar olarak öldürürüz TDG’yi. Unutmayın biz onun sadece verdiği bilgilere bağlanmadık. Kurgusuna da bayıldık. Kurguyu gerçeğin karşıtı olarak kullanmıyorum bu arada. Giriş-gelişme-sonuç gibi, akış anlamında kullanıyorum. Kitabın akışı, Dona’nın vurguları. Kadim bilgileri bunlardan ayırırsak, Tanrı’nın doğum günü etkisi zayıflar, o yüzden sitede geçiştirmiyoruz bu konuları. İki satır ama ansiklopediler değerinde satırlar onlar. Birazcık sabrı hakediyolar o yüzden…

Yazı karakterini de burada bir kelime olarak geçiştirmek bir veri olarak zihninizde yer eder. Ama bunu önünüze bir cilt olarak koyarsam bu sizde iz bırakır. Bu karater seçiminin altındaki nedenleri, keşfeder keşfeder durursunuz.

Diyeceğim o ki dostlarım. Bilgiye kavuşurken, sabretmek ve bedel ödemek, o güzelliğin bir parçasıdır. Bir de bizim konumuz Kur’an. Tüketim çağındayız. Herşeyin tüketildiği bu çağda, tüketilmesine asla müsade edilmeyecek bir alanla iştigal ediyoruz. Bi tane Kur’an var, ikincisi gelmeyecek. Vaktimiz bol, haldır haldır acele etmeden, tadını çıkara çıkara varalım bu kutsal güzelliğin tadına.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
28
2007
18:15

Su gibi berhudar ol…:)

Efendim, ilişikteki film Sevgili Bilge’den. “Ne biliyoruz ki?” filminin en çarpıcı sahnesiymiş. Su moleküllerinin sözlerden, duygulardan etkilendiği keşfedilmiş bilimadamları tarafından.

Sahneyi gördüğümde tepki şu oldu:
YAHU BU BASBAYAĞI OKUNMUŞ SU…: )
Bu filmlerden birini ben de izlemiştim daha önce.
Film ekibinin en isabetli tespitinin, filmlerine koydukları ad olduğuna kanaat getirmiştim…

Gelecekte aynı deneyi, küpşekerlerle yaparlarsa şaşırmayınız: )
Bu arada filmdeki kadına ve erkeğe dikkat edin lütfen.
Hangi kadın ve erkek olduğunu baktığınızda anlayacaksınız zaten.
İtici bakışlar, hah bunları söylüyo buRAK dedirtecek…

Neden spiritüelizmle iştigal eden insanlar hep “çatlak” olarak resmedilirler acaba?
Güleryüzlü, sıcak, tertemiz, duru insanlar olarak cisimleştirilmezler?
Bu mistik tiplemenin, mistisizmin kitleselleşmesinin önünde bir engel olarak görmekteyim efendim.
Bunu da değiştiriciiz kısmetse.
sevgiylee
buRAK
su.wmv

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
29
2007
06:24

İnce bir duyuru…

Efendim büyük adam mı oluyoruz nedir. Kendisini benim eski arkadaşım olarak tanıtan kişiler zuhur etmiş. “Eski buRAK değil. Çok değişti çok” falan diyomuş, şaka gibi :D

Rastlarsanız çok selamımı söyleyiniz efendim. Hayırlıca bir duyuruya vesile olduğu için çok teşekkür ettiğimi iletiniz. Eee arkadaşlar böyle günler için lazım di mi ama. Korsan arkadaşlara dikkat duyuruları için.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
29
2007
07:05

Aynur’dan…

Canım oğlum, siteye fotoğraflarını koymuşsun baktım.Bilmiyorum niye çok ağladım.Sizler,yürekli, cesur, akıllı, Allah Askerleri bizlerin yarım yamalak yapmaya çalıştıklarımızı düşünüp yapamadıklarımızı hemde büyük bir sevgiyle hiç şikayet etmeden hayatlarınızı kurban ederek bu genç yaşta bu olgunlukta büyük bir başarı ile gerçekleştiriyorsunuz. Bu Cumhuriyet bayramında mutluyum. Atatürkün gençliği yetişti. Sevgiler..Bayramımız KUTLU olsun.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
29
2007
16:11

Bahadır’dan…

Sabaha karşı sana yazarken kendimle o kadar ilgiliydim ki bugünün önemini ve tüm dostlarımızın 29 Ekimini-en önemli bayramımızı kutlamayı unutmuşum. Hepimize kutlu olsun. Bir gün bana hayattaki en büyük hayalimin ne olduğunu sormuştu bir dostum. Hayattaki en büyük düşüm “Muhammed’le Atatürk’ün karşılıklı oturup sohbet etmesi ve benim de hiç lafa karışmadan sabahlara kadar onları bir köşeden izlemem” diye cevap vermiştim.Dostum ise “ O hepimizin hayali, ben seninkini sormuştum ” demişti…:). Sizlere bakınca düşümüzün çok da uzakta olmadığını görüyorum. Hepimizin bayramı kutlu olsun. Yolumuz ise bizden önceki bilgelerin bizim için aydınlattığı yolda barışa hızla korkusuzca ilerlemek olsun.Cumhuriyetimiz TÜM İNSANLIK için kutlu olsun.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
29
2007
16:12

YirmiDOKUZ ekimimiz kutlu olsun… 29.10.2007

bayrak.jpg

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
30
2007
03:22

Banu’dan muhteşem fotolar… 29 Ekim’de Boğaziçi köprüsü…

29ekim.jpg29ekim2.jpg

Cumhuriyet Bayramımızda Boğaz köprüsündeki ışıklı gösterilerde fotoğraflar çektim. Bazıları değişik çıktı.Belki heyecandım elim titredi, belki acemiliğimden bilmiyorum. Ama bu fotoğrafta,havai fişeklerin yaydığı ışıkları kuşa benzettim.Sanki hepsi birer kuşlar
oldu.Tek ışıkdan binlerce ışık varlıklar haline geldi…Kuşlar oldu…
Nice kuşlara….Nice ışık insanlara….Nice cesur yüreklere… Sevgilerimle…Bütün sevgi dolu yürekleri selamlıyorum…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
30
2007
04:54

!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Bu blogu neden hazırladım, neden bugünlere getirdim, gizli emelimi açıklıyorum. İlk TDG’nin yazıldığı sıralarda avazım çıktığı kadar baarmak istiyodum da baaramıyodum ya. İşte bu blogu haykırmak için açtım ben. Avazım burada çıkmayacak da nerede çıkacak? Kur’an’da epey iz sürdük efendim bu gece. Sürdürüldük daha doğrusu. “Alla alla neymiş bu kadar önemli olan, DDD’yi yetiştirmem lazım işim var benim” diye söylenene söylene. Ordan oraya, ordan oraya.

Ve sonunda bana gösterdiği… Zıpladım yerimden. Esaslı bir VAY CANINA!!!
Herneyse ben kaçtım, iyiki varsınız, iyiki baardım.
Elinizdeki kitaba çok saygı duyun, çok.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
30
2007
06:56

Bizim ikinci kitaptan, Türklerim Diken Diken Oldu’dan bir hayal…:)

amirates1.jpg

Başak’ın bu hayalle ilgili esprisi:
DİNİ BÜTÜN BASÇILAR ARANIYOR :D

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
31
2007
02:12

Bişeyler karalamaktayım şu an…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
31
2007
03:41

AZ KALDI. Yazı yakında yayında…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
31
2007
03:55

Ve evet, yeni fazdayız artık… Birazdan…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
31
2007
04:07

Duyuru…

Yeni bir faza geçme anını, canlı olarak yaşamak isteyen bir sürü dostumuz vardı. O gün, bugündür.
Uyanmak isteyenleri uyandırabilirsiniz.
sevgiyle
buRAK

- Ve şimdi kısa bir ihtiyaç molası. Ardından ne yazmış olduğumuza şöyle bi bakış. İlk okuyan olma. Ve hemen sonrası beşinci faz…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eki
31
2007
04:57

Beş…

Aylarca ne yazsam ne yazsam diye düşündüğüm zamanları bilirim.

İlk kitap sonrası dönemde.
Eş-dost-hısım-akraba dörtgeninde “ne olacak buRAK’ın hali?” sorusuna yanıt arandığı günler.
Gıyabımda gidilen medyumların ağızbirliği etmişcesine
Bir sırrı var o çocuğun diyip durdukları,
benim de sakinliğimi kaybedip
“Ne sırrı be kardeşim” diye harbi harbi sinirlendiğim günler…

Bir yere doğru çekildiğini hissediyorsun.
Direniyorsun içten içe.
Akış yok ama sen akıtmak istiyosun.
Aslında belki de sen akmak istiyosun.
Olmuyor da olmuyor.
Nasıl zorlama şeyler. Yazdığından kendin utanıyorsun.

Ama da, kendini bulduktan sonra öyle bir akışa boğuluyorsun ki.
Bu sefer de yetişemiyorsun.
Ellerin ağrıyor, gözlerin kuruyor.
Karnın acıkmış, tuvalete gideceksin kaç saat olmuş, nerde.
Kalkamıyorsun.
İşte bu bolluk zamanlarının da kendine göre derdi var.
Akıtabildiğinden fazlası akıyor.
Görevini yapamadığın hissi.
Korkunç bir vicdan azabı içindesin.

Oldum olası en çok istediğin şey olan şey,
bu zamanlarda daha da şiddetle istediğin şey halini alıyor.

Bir bedenim olmasa…
Bir ruhtan ibaret olsam keşke.
Bağlayamasa hiçbişey beni.
Kendim için yaşamanın utancından tümüyle sıyrılsam.
Yardımımın dokunabileceği heryere ışık hızında ulaşsam.
İhtiyacı olanın kulağına fısıldasam.
İşçıkışı yeniden göklere çıksam.
Bulutlardan izlesem dünyayı.
Yüzü asık olanları anında görebilsem.
Yanlarında alsam soluğu.
Ona hiçbirşeyin zannettiği gibi olmadığını anlatabilsem.
Gözyaşlarını silsem.
Güldürsem yüzünü yeniden,
O saniye işim bitse,
Gerisin geri bulutlarımda alsam soluğu.

Olmuyor işte…
Bilginin akışı konusunda sabırlı olmalı insan.
Doğal akışın dışına çıkmaya çalışmamalı.
Hele telaş hiç etmemeli.
Büyük düşünmeli ama, kaldırabileceğinden fazlasını da istememeli.
Yaşamayan bilmez.
Musluğu fazla zorlamamalı.
O musluğun sapı elinde kalmamalı.
Su borusunun tazyiki yüzünde patlarsa,
Hakikat ırmağı, dikkatli yüzmezse boğabilir insanı.
Müziğin sesi gibi aynı…
Sonuna kadar açarsan, kulak zarın patlar.
Daha çok duymak istediğin şeyin sağırı olabilirsin.
İşte o yüzden telaş etmeden,
Sabırla,
Yavaş yavaş açmalı muslukları.

Benim musluklara dokunuldu şu birkaç günde.
Şöyle bi sendeledim.
Sırtıma verdiler yükü, dizlerimin üstüne çöktüm.
Bunun da altından kalkarım, nelerin altından kalktım.
Ama kolay değil.
Hem de hiç değil.
Kimi dostlarla aramızda şaka yollu bi kıskançlık ilişkisi var.
Ah keşke ben yazsaydım… Canım benim.
Sevgiyle dolu bi söz o ve ben biliyorum onun anlatmaya çalıştığını.
Fakat kimi dostlarla da aramızda dışavurulmamış ama köklü bi kıskançlık ilişkisi var.
Neden ben değilim…
Bana birşey söylemiyor ama, onun söylendiği merci söylüyor bunları bana.
Üzülüyorum ama zannedilene değil.
Şerre dua ettiğinin bilincinde değil o.
Kabul deseler, hadi sen sırtlan yükü bakalım.
Havaya uçacağının farkında değil o,
buna üzülüyorum.
Onu patlatmadıkları için küsüyor gerçekte o.
Ve bu haksızlık.
Ve bu tehlikeli bir oyun.
Dediklerine göre;
Daha önce herkese teklif edilmiş bir emanet bu.
Sen pas derken, ben kabul demişim.
Hiç farkında değilim. Muhtemelen sen de öylesin.
Benim kimseden bir isteğim yok, ama benim adına onlar bekliyor bunu sizden.
Bi parçacık saygı.
Geri almaya hazırlandığın emanetin adına saygı.
Benim adıma değil…
Kendi adına, kendi ünvanına saygı.

Kimi dostlar beni kadim bilgilerin loto milyarderi olarak görüyor.
“Talih kuşu konmuş nasıl olduysa.”
Güvercinler aşağı, güvercinler yukarı ya bi de yazılarda.
Sanıyorum bir düzeltmenin vakti geldi.
Evet doğru, bunu ben istemedim.
İstemememiş olmamdan,
bunu haketmediğim sonucuna varıyor ki bu cehalet kaynaklı.
Piyango zengini falan değilim.
Doğru söyleyenlerin yalancısıyım ben.
Çok “çalışmışım”, çok “biriktirmişim”.
Herşeyimi kumbarama atmışım ben.
İşte bu “servet”, o kumbaranın içinden çıkan servet.
“Baba” parası falan değil.

Evet, eşsiz, tarifsiz şeyler yaşıyorum ve bunun için hamdederim.
Ama tüm bunlar karşısında asla ezilmem. Minnet de etmem
Ben bunları hakedecek naptım derim o dehşetle.
O da bana cevap verir.
Şunu, şunu, şunu yaptın diye.
Ekstremi koyduğunda önüme görürüm ki,
Bana verilenlerin karşılığını son kuruşuna kadar ödemişim ben.
Buraya kayalıklara sapladığım tırnaklarımı söktüre söktüre gelmişim.

Denek gibi oynatmışım kendimle.
O kitabın her satırını yaşatmış bana.
Varlığın içinde yoklukta yüzdürmüş beni senelerce.
Mut-luluk paranın konusu değildir sayfası için sırf.
Kilo vermenin yolunu, kilo alanlar göstermeli demiş.
100 kiloya çıkarmış beni, cümleyi yazdırınca da indirmiş.
Her satırını uygulamış üstümde.
O kalem, o kitabı, derime işlemiş benim.
Kaleme ve satır satır yazdıklarına diye boşuna dememiş…
“kâğıt veya DERİDEN oyularak çıkartılmasıyla… ”
Yukarı satır sadece kitabını iyi çalışanlara…

Bunun nasıl bi duygu olduğunu anlatmak çok zor.
Acı çekme gibi bişey değil bu.
Ruhsal sıkıntı gibi de değil bu.
Bir tarifsiz yük bu.

Ama kartı…nı anlatan kitap,
yazanına çektirmez mi okkalı bi ama kartı.
Bana çektirdiğini bir o bilir,
bir ben bilirim.

Perdeyi kaldırır önümden.
Herşeyi serer gözlerimin önüne.
Cennet’ini gösterir bana.
Sıçrarım gördüğüm güzelliğin önünde.
Cennet’ine iltica etmeye teşebbüste bulunurum.
Bilmez mi kaçmak isteyeceğimi,
Ruhumu okur o.
Koltuğuma çoktan zincirlemiştir beni.
Kalkamam da kalkamam.
Ne burayı yaşamama izin verir,
Ne oraya adım atmama.
Suyun altında kanat çırpar dururum bir yaşam boyu.
İkisinde birden olmak,
hiçbirinde olmamaktır aslında.
Bunu bilir ama, tekamül koymuştur bir kere adını.

Hiç hatırlamıyorum gerçi.
Söz almış benden,
Ben istemişim dünyaya gelmeyi.
Zerre kadar hatırlıyosam ne olayım,
Ama o çok emin.
Çok cesurmuşum falan bi de.
Cesaretin bu kadarı da fazla be kardeşim.
Bir dahaki serüvende, korkaklardan olmayı isteyebilirim.
Hatta bir daha serüven merüven…
Emdiğim süt burnumdan gelmişken.

Bu kadar dertlenme yeter.
Asıl diyeceğim başka…

Okunmamış 1 yeni mesajı var hepinizin.
KİŞİLER KATINDAN ÇEKİLSİN ARTIK HERKES
Sen/ben hitabını kaldırsın
Cümle içinde kullanacak olursak;
Hiç görüşemiyoruz demesin mesela.
Hiçbir zaman ayrılmadık ki desin.

Senli benli o bodrum katından çıksın herkes.
Teras katımıza buyursun.
Hiç ayrılmadığımız,
Tek ve b1r olduğumuz,
İnsanlığa hizmette kusur etmemenin,
tek telaşımız olduğu bu sonsuz mutluluk katına gelsin.
Sendin, bendim bıraksın bunları.
5. FAZA HOŞ GELSİN, SEFA GELSİN.

Herkes hazırlığını çok iyi yapsın.
Dört dörtlük ön-hazırlık bekleniyor herkesten.
Arınma bekleniyor.
Arınmayanlarımız, arındırılacak çünkü.
Ve farkında bir ruhun tercihi her zaman birincisi olmalı.
Senin terketmediklerin terkedecek seni.
Bırakamadıkların bırakacak.
Çok büyük kopmalar,
En büyük buluşmalar,
Dualar, hayaller,
İstenenlerin gerçekten istenip istenmediğinin anlaşılmak istenmesi.
Ruhun tamtamlarının
davulun derisini patlatırcasına çalmaya başlaması.
İlmik ilmik çözemediğin düğümlerin,
PATLATILARAK yolunun açılması.
Acı, keder, mutluluk, bedel.
Gözünüz aydın, yolunuz açık olsun.
5. FAZ: YÜKSEK ENERJİ;
Tüm insanlığa ve canlığa hayırlı olsun.

Yolumuza yol açan,
Yönümüze yön veren,
Yükümüzden yük alan,
Yakınlaştırılmış tüm rehberlere de selam olsun.
Etrafımızda cirit atacak,
Aramızda kol gezecek,
Kötülüğün ensesinde soluyacak olanlar onlar.
Beşinci fazın yüksekleri onlar.
Ve de artık bugün alçak uçuşa geçecek olanlar.
Fazların en kalabalığı, tekrar tekrar nice kereler hayırlı olsun.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Kas
01
2007
08:12

Bir yazı yazmaktayız efendim… Önden hemen bi şiir…:)

Biz çalışalım burda
Siz uyuyun orda
Adaletin bu mu dünya
Hop Amerika!
Sözüm değil sana
Benim sözüm
Türkiye saatiyle
fosur fosur uyuyanlara
:D
Tekzip: Dünden beri arkadaşımla birlikte deli gibi kaçırdığımız eski yazıları okuyoruz arada çay maloları hariç yaklaşık 12 sattir sitedeyiz:)eminm sen bile bizim kadar durmamışsındır.şimdi siz uyuyosun demişsin ya bırak uyumayı pc başından kaldınızmı diye bi sorun lütfen:)bır bucuk saat :)sonra pazar kurulcak ve o saate kadar tdg den ayrılacagımızı sanmıyoruz su uyur tdgciler uyumaz:)bu arada günaydın / Yeşil13

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Kas
01
2007
09:27

Beş üzerine…

Beş yazısı benim açımdan süper oldu. “Yazma” sürecimizin nasıl çalıştığını canlı yayında gösterme şansı verdi bana. Hani nasıl oluyo nası bitiyo sen-Dona soruları oluyo ya. Doğal bunlar, tabiki sorulacak. Benim bu durumlarda en sevdiğim şey, durum budur’u olduğu gibi ortaya koymak, cevabını siz bana verin demek. Ben delirdiysem beni tedavi ettirelim, doğru söylüyosam gereğini yapalım olayı.

Beş yazısı çok güzel bir örnek. Bambaşka bişeyi anlatmak üzere başlanmış bi yazı. İlk cümlesiyle son cümlesi arasındaki fark, meraklısına anlatabilir herşeyi. Tekrar okursanız, belli kopma noktalarında satırların tamamen kontrolümden çıkmış olduğunu görebilirsiniz. O yazının beşinci faz yazısı olacağını, o şekilde biteceğini rüyamda görsem inanmazdım. Faz nedir, burası kaçıncı faz hiçbişeyin farkında değilim, uçmuş gitmişim. Kader işte.

Bir gün kadar siteye yazı yazmamıştım sanıyorum. Fikirler uçuşuyor kafada fakat, siteye hiç dokunasım yok. Gelen mektupları bile koyacak mecalim yok. Diğer tarafta deli gibi çalışıyorum DDD için. Son rütuşlar. Pazartesi teslim. Siteye uzağım yani. Lakin bişey canımı sıktı. Konuyu siteden gündeme getirmek üzere oturdum bilgisayarımın başına. İlginçtir yazı bittikten sonra, canımı sıkan konu çözüldü. Yanlış bilgi almışız. Olay buymuş. Yazının bitiminde ki ilk gelişme buydu. İkinci gelişme ise sanıyorum herkesi fazlasıyla ilgilendiriyor.

Bu kadar kişisel bir paylaşımın, sıkıntıyla tetiklenmiş bir paylaşımın içinden yeni bir faz duyurusunun çıkması ve bu fazın YÜKSEK ENERJİ ile ilgili olması tesadüf değildi.

Muslukların yavaşça açılması konusunun işlenmesinin de tesadüfi olmadığı gibi.
Kıssadan çıkabilen hisse şu ki;
YÜKSEK ENERJİ ÇARPINTI YAPIYOR.
Bir üst enerjiye geçiş yani, musluğun tazyiğinin artırıldığı zamanlarda dikkatli olmak ve herşeyden önemlisi içinde olduğun vaziyetten haberdar olmak gerekiyor.

TDG’yi kaleme almaya başlamadan hemen önce uykumda girdiğim bir enerji hali aklıma geliyor. Biri şalteri yukarı doğru çevirdi sanki, 220voltluk auramın 100bin volt’a çıktığını hissettim. Ne uyuyorum ne uyanığım. İnsan avuçlarında bir enerji hisseder ya hani. Enerji öyle yükselmiş ki, avuçlarımda bir metal hissediyorum. Maddenin özünün enerji olduğunu o uykuda idrak ettim ben, epey verimli bi uykuydu : ) Auramın bir duvar gibi sert olduğunu hissettim. Yüksek gerilim hattına tutulmuş gibiydim. Şundan eminim, öyle bir enerjiye maruz kalarak hayatıma devam edemezdim. İyiki sabah, normal enerji düzeyime gerilemiştim.

Dona daha sonra bana, o maruz kaldığım enerjinin, benim değil TDG’nin enerji alanı olduğunu söyledi. Rahat nefes aldım dersem yalan olur çünkü, o yüksek enerjinin benim içimden geçeceğini ekledi çünkü.

Şimdi baktım, 4. faz gecesi Dona beşinciyle ilgili bilgiyi vermiş aslında: “Bu sefer Dona, çok yüksek bir enerjiyle geliyor.”

Evet, enerjimiz giderek yükseliyor. Muslukları bırak, vanalar açılıyor. Ve bu yeni enerjiye alışma süreci sancılı olabilir. Sabah sabah yazıyorum bunu ki, kimseyi boş yere pataklamayın, kimselerin ağzını falan yırtmayın cart diye: )

Bu arada Hayyam yazmış bana, yazıda fetret hüznü sezdim, cevap isterim diye. Töbeee, fetret ne alaka, fetret devri falan mo demek istiyor diye düşünüyorum, yok ki benim Osmanlıcam: ) Açtım sözlüğe baktım. Epey mistik bi kavrammış fetret aslında. Fetret hüznüyle bizim yazı arasında nası bi bağ kurduğunu halen bilemesem de, bişey öğrendim sayesinde:
* Vahy ve semavî hükümlerin sükûn zamanı olduğu için, iki peygamber-i zişan devirleri arasındaki zaman. * Vukuu âdet halinde olan şeyin kesilme zamanı veya kesilmesi. * İki vakıa arasındaki geçen zaman. Terakki ve teâli devirleri arasındaki hareketsiz, sükûnetli geçen devir. * Tıb: İki ateşli hastalık arasındaki geçen zaman.

Ha bu arada, 29 Ekim’den beri site hergün ziyaretçi rekoru kırıyor. Hele beşinci faz gecesi, yüzde elli zam geldi TDG kamuoyunun üzerine. Bu gece onu da geçmiş. Yükseliyo bişeyler, hadi bakalım hayırlısı.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Kas
01
2007
22:13

Benden…

Dün akşamüstünden beri iki büklüm vaziyetteyim. Bana fısıldadığı şeyler var, dördüncü keredir teşebbüs ediyorum kaleme dökmeye. Her seferinde bir engel. Bu sefer de belimi kilitlemek suretiyle engellendim. Ama yani o kadar barizdi ki. Koltukta oturduğum sırada durduk, yerde kilitlendim. Yazıya başlama anında. Hani böyle bi aksiyon anında falan değil. Demek ki zamanı var daha. O nedenlen, istirahatteyim, halihazırda film izliyorum efendim. Ye, iç, yat. Şımartıyorum kendimi. Canıma değsin: )
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |