Eyl
16
2007
10:46

DJ Metin’den…:)

Bugün cumartesi ! Birazda müzik Sevgiyle… Metin
Yanni – For All Seasons

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
16
2007
13:19

Zeplinim’den yararlı bir bilgi…

Merhaba, Üveys -orta kulak demek. Veysel Karani’nin isminin kökü de aynı. O da üveysiymiş. İlhamla öğretilen, yetiştirilen. Rabbi tarafından özel eğitilen demek oluyor. Medyumluktan farklı ama o yeteneği de içeren bir özellik. Direkt hat :)

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
16
2007
13:29

Murat’tan…

Merhaba sevgili buRAK, ilişikteki dosyada iç hatlar istanbul havalimanında çook tanıdık bir sima var (yerinde duramayan uçmaya hazır) Sevgiyle murat.
—-
Bizimkisi resimde ilk başta seçilemiyor. Yokmuş gibi. Ama aslında. Vitrinin merkezi : )
.havalimani Murat’tan…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
16
2007
13:30

Bir güvercin haberi de kardeşimden… Hayatımda ilk defa yavru güvercin resmi göreceğim…

Resim bekleniyor efendim. Sıcak gelişmeler buRAKozdemir.com‘da : )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
16
2007
13:46

Kardeşimin evine gelen yavru güvercin… Bu resim çarptı beni…

 Kardeşimin evine gelen yavru güvercin… Bu resim çarptı beni…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
11:54

Bilge’den…

Merhabalar buRAKcığım, güvercinlerle ilgili kaç gündür yazmak istiyordum. Tasavvufta beşer-insan-kamil insan tanımlarında çocukluk-gençlik-olgunluk-yetkinlik dönemleri bazı hayvanlarla simgelenir.Güvercin,İNSAN-I KAMİLİN yetkinlik dönemi simgesidir.Kelebek de olgunluk dönemini simgeler. İNSAN-I KAMİL, yani aydınlanmış insanlarla ilgili anlatılan bazı mesellerde örneğin,Hacı Bektaş-ı Velinin yaşam öykülerinde zaman zaman güvercin kılığında insanlara göründüğü belirtilir. E TDG okuyan,TDG nin birleştirdiği bunca insanın karşısına niye bu kadar güvercin çıkıyor ki acaba? Yoksa DONA birşeyler mi söylüyor bize? Sevgilerimle

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
11:55

Gülten’den…

İki gündür gerçekten şoka uğramış halde dolaşıyorum. Heyecandan uyuyamıyorum. TDG nü Temmuz ayında duymuştum ama elime almam 30 Ağustosta oldu. Tatilde 2 günde yarısana geldim ama normal iş yaşamına dönünce bitirmem 15 günü buldu. 15 gün boyunca da okudukça hep birilerine anlattım, tavsiye ettim , okuyanlarla birlikte telefonlarda yorumlar yaptık. Her satırını işte budur diyerek okudum. Neredeyse 15 yldır kanallar vasıtasıyla gelen her tür kitabı, kişisel gelişim kitaplarını okumaya çalışıyordum,yanlış giden bir şeyler olduğunu düşünüp gerçeği bulmak umuduyla. Yıllar önce Kryonlar benim başucu kitabımdı. Çünkü benim Tanrım orada anlatıldığı gibiydi, cezalandırmayan ,sevgiyle kucaklayan. Bugün de gelen mesajları mümkün olduğunca takip ediyorum. Sonra TDG ile tanıştım, işte budur. Hele sonunda bir de Kryon’dan bahsetmiyor mu ,işte orada artık heyecanım tavana vurdu. Hemen 2.kez okumaya başladım. Yaaa söylenecek hem çok şey var hem hiç bi şey yok,tek kelimeyle harika… Bu arada para konusuna takanlar var. Bu Reiki de de çok tartışılırdı, insanların böyle şeyler yaparken para almalarına takılıyorlar. Yahu bu insanlar da bu dünyada yaşıyor. Kimse kimseye ya sen ilahi şeylerle uğraşıyorsun, al bu bedava demez. Kitapları kimse bedava basmıyor, bedava yayınlamıyor ki bedava dağıtılsın. Bilgiler ulaşması gerekenlere muhakkak bir şekilde ulaşır, kimse merak etmesin, bunun için illaki para verip kitabı satın almak gerekmez. Bir şekilde o kitap onu bulur. Kısaca eline, yüreğine, diline sağlık buRAK…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
15:30

Didem’den…

Cesaret ve doğallıkla içiçe bir anlatım. Farklı bir bakış açısı. Kitabınıza yeni başladım. İlk sayfadan itibaren farklı ve heyecan dolu duygular uyandı. Sizinle tanışmayı çok isterim. Cesaretinizden dolayı kutlarım.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
15:53

Deneme… Sesss…:)

Yeni evden ilk satırlar bunlar. Ve evet bildiniz bu da bir başka komşu interneti : )Ananemde yazı yazarken misafir geldi, yarım kaldı, tamamlayıp hemencecik dooğru yayına.
sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
16:00

Oya’dan…

Sevgili buRAK, Kitap’la tanışan ve onu okuyan her yolcu gibi ben de büyük bir şaşkınlık ve coşku hali içindeyim. O’nun RAHMETİNİN GAZABINA üstün olduğunu, varoluş gerçeğinin sırrının sevgi üzerine kurulu olduğunu ve bu enerjinin hayatın tam da göbeği olduğunu küçücük yaşlardan beri sevgili babacığımdan öğrenerek büyük bir sevgiyle büyütüldüm. O’na tam güvenen ve teslim olan bir kul olarak Kur’an ayetlerinde insanlara ilk anda ürpertici gibi görünen uyarıların aslında ceza veren, yakan bir Rab’dan olamayacağına bütün kalbimle ve hiç şüphesiz inanıyor inen ayetlerin bu uslubunun dönemin gerekleri doğrultusunda olduğunu hissediyordum. Kaleme aldığın Kitap ile Kur’an’ ın boyutlar halinde algılanıp okunması gerektiği bilgisini ve şifreleri tüm dünyaya üfleyip geri sayımı başlattın (…7, 8, 9:) ) Sur’a üflendi. İşte okuduğumda kan dolaşımımı etkileyen ve beni felç eden Kitap’ın bu son cümlesi oldu. Şaşkın bir ruh haliyle gözlerimden mutluluk gözyaşları dökülmeye başladı. Bu sırrı herkese haykırmak istiyor insan ve de bu yolda üzerine düşeni yapmak. İnsanları hazırlamak için ben ne yapabilirim diye düşünmeye ve projeler üretmeye başladım. Hayatım boyunca (gerçi son inişim 33 dünya yılı oluyor, yaşdaşız yani:) belki çok uzun bir süre sayılmaz diye söylüyorum) insanlara sevgiyi, hoşgörüyü, adaleti öğretebilmek için kendi çevremde elimden ne gelirse yapıyorum. Bu cümlemi megalomanlık olarak algılama lütfen. İnsanlar bilmiyorlar da ben öğretenim anlamında söylemiyorum. Bazen unutuveriyoruz özümüzle rezonans olmayı. Biliyorsun rezonans, aynı frekansta iken gerçekleşir. Çevremize yapabileceğimiz en büyük yardımın bu dalga boyundan yayına ısrarla devam etmek olduğu inancıyla yayıncı olmaya çalışıyorum sadece. Senin kadar olmasa da:) Biliyor musun bir de avantajım var bu konuda. Ben müzisyenim ve akademisyenim. Öğrencilerime insan ruhunu arındırmada sanatın hele de müziğin ne kadar ayrıcalıklı bir yerde olduğunu bu yüzden meslek olarak sahip olduğumuz bu alan ile kendimizi nasıl inceltebileceğimizi anlatır durumum. Bugüne kadar mücadelesini verdiğim konuda artık daha etkili ve görünür adımlar atmak istiyorum sayende. Farkında olan kulların farkında olmayanları uyarmak için bunun önemli bir görev olduğunun bilinciyle. Sitenden görüyorum ki sayımız meğer ne kadar çokmuş. Farkında olanlar hiç de azımsanmayacak kadar çokmuş. Zamanın gelmesini bekliyormuşuz. Görevini kusursuz biçimde yerine getirdiğin için seni yürekten tebrik ediyorum.
—–
Oya’ya not; Benimle paylaştığın o dua varya işte o çok kolay, daha büyüüüük şeylere odaklan diyorum ben : )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
16:04

Hayriye’den…

Merhaba buRAK,TDG yi henüz bitiremedim 200. sayfasındayım.Ve en az 5 kişinin bu kitabı okumaya başlamasını sağlayacak kadar beğenmiş durumdayım.TDG bugüne kadar okuduğum en muhteşem kitap…
—-
Hayriye’ye not; Böyle bir sürü şey takılabilir aklına, olağandır. Okudukça onlar gider, yerine başkaları gelir. Senin aklına takılanlara gelince okudukça Dona’yı daha iyi tanıyabiliyoruz. Tanıdıkça onun Avrupalıları küçümsemediğini, onun bizimle “Doğunun Rabbi” sıfatıyla konuştuğunu da farkediyoruz.
Sevgiyle
buRAK

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
16:05

Meliha’dan…

Böyle muhteşem ve önemli bir olaya aracı olduğunuz için sizi tebrik ederim.Kuranın çağdaş tefsiri geldi.Hem okudum hem ağladım.”işte bu”, dedim.sonunda düşünce ve duygularım dile gelmişti. TDG içinde kendimden cok şey buldum.Kendimi çok mutlu hissediyorum. Artık Kuranı okuyabiliyorum.Gururla söylüyorum,”Ben Müslümanım”. Yolun aydınlık olsun mübarek çocuk….

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
19:08

Benden… Kısa-kısa… Dağınık-dağınık…

Yapı marketlerine gittik dün. Eksikler, ıvır zıvırlar için. Güzel şeyler aldık lakin ortam çok yorucuydu. Ayaklara karasular resmen indi. Aslında dün yaptığımız alışverişte yılların hasreti sona erdi. Sonunda bir matkabım oldu… :) Ne büyük bir eksikliktir evde. İstediğini istediğin yere asamazsın, koyamazsın. Hmmm bir matkap ayarlayalım o zaman dersin. O da uzuuun bir iştir. Bu kısıtlılık haline son vermek, hem de ne son vermek. Koca bir bavul halinde set olarak satıyorlardı. Elektrikli matkap, elektrikli tornavida, elektrikli testere ve henüz ne olduklarını bilmediğim iki elektrik şey daha. Ne olduklarını bilmiyorum ama onlarla yapacak birşey bulurum. Hepsi 140YTL idi. Belli ki Çin var bu işin içinde. Olsun, gittikçe öğreniyorlar işi. Bir şans vermek lazım keratalara, darbeli matkaplar aşkına : )

Ben adadaki evden öyle bir çıktım, bir daha da hiç dönmedim. Ben yokken toparlandı ev, çok keyifliydi. Resmen dualarım kabul oldu… Çok imkansız görünüyor biliyorum ama nolur bu yokuşu bu son çıkışım olsun diye mırıldanmıştım, yerin kulağı varmış : )

Adada yaşama hayalimi gerçek oldu ve kişisel tarihimdeki yerini aldı. Robinson Crusoe’ye ne özenirdim çocukken… Sonra da bu Lost dizisi çıktı başımıza : ) Ananemde TDG’yi yazdığım süreçte, kendimi ödüllendiriyordum Lost’la. Kedi gibiyimdir ben, hangi ortama koyarsan koy kendi düzenimi oluşturur, mutlu olmanın yolunu birşekilde bulurum. Kuzenim televizyondan çekilmiş Lost’ların cdlerini getiriyordu sağolsun varolsun, çalışmaya başlamadan bi tane izliyordum. O küçücük odamda ben çok eğleniyordum. Önce Robinson sonra da bu Mr. Locke… Adada yaşama fikrini bana aşılayan dış mihrakların başlıca olanlarıydı.

Tabi bizim ada yaşantımız biraz daha değişikti. Bizim ıssız adamızda kablosuz internet…:) Atların faytonların arasındaki hayat bir çeşit zaman tüneli gibiydi…

Bizim ev gerçekten de adanın içinde adaydı. En tepede. Fayton bir yere kadar. Hatta bisiklet de biryere kadar. O alışveriş torbalarını bisikletine taktın, yokuşları çıktın, geldin. Yol bittiii : ) Dimdik bir merdiven seni bekliyor. O torbaları eline alacaksın bir, bu sırada bisikletini sırtına almış olacaksın bu da iki : )

6 ay… Eve gelir gelmez duşa atıyorsun kendini. Buz gibi suyu açıyorsun. Suyu kapattığında, vücut az önceki o yüksek ısıya hemencecik geri dönüyor. Mukavemet geliştirmeye birebirdi sonunda bu kadar yeter denildi.

Bir adada yaşamak çok ilginç bir duygu. İstediğin kadar acelen olsun, istediğin kadar dizlerini titret, vapurun usul usul çektiği küreklerin mahkumusun. Çaren yok. Kabataş’tan evine gidişin 1.5 saat kardeşim, istediğin kadar tepin. Vapuru mu kaçırdın. 1-2 saat daha bekleyeceksin. Alternatif mi arıyorsun, sen düşün ben buralarda olacağım. Yüksek sabır gerektiren bir durum ada. Güzel miydi? Bir dönem için evet… Çok geçerli nedenlerimiz vardı adaya taşınmak için. Bana sorarsanız benim ada maceram, mağaraya sığınma fiilinin, şehirden uzakta olmakla alakalı olmadığını hepimize gösterdi. Bulunduğun yerin önemi yok. Kapını sıkı kapat yeter dediler bize.

İşaret üstüne işaret gelmeye başladı, duyulmuş şey değildir deniz otobüsü kaza yaptı, yerine giden yedeği bozuldu, vapurların halatları kopar oldu. Bu yüzden insanlar öldü. Bizim dünyamızı oluşturan denizyolu, benden bu kadar dedi. Ağaçlarımız, ölü kuşlar, yarasalar. Güle güle demişlerdi bize. Fakat aldığımız en bariz “taşının” işaretini komşularımızdan almıştık.

Hepsi çok cici insanlar. Apartman toplantıları çaylı börekli, sohbetler şeklinde. Sağolsunlar bizi de çok sevdiler. İlk toplantıda meramımızı anlattık: “Biz buraya yaz-kış oturma niyetiyle geldik. Doğalgaza abone olunması bizim için önemli.”

- Tabi ki, hiç sorun diil.

Bu güzel ilk toplantının ardından, hiç yapmadığım birşeyi yapıp yukarı çıkıp hepsine birer TDG getirip, hediye etmek geldi içimden. Çok teşekkür ettiler. Sonradan Bahar’a söyledikleri, çok beğenmişler falan filan.

Lakin… İkinci toplantıda o insanlar gitti, yerlerine başkaları geldi. “Doğalgaz istemiyoruz.” İki kere doğrulattım: “Bundan emin misiniz?” Çünkü neden istemedikleri konusunda mantıksal bir çelişki mevcut. Bunu nasıl göremediklerine de hayret ediyorum bir yandan. Lakin durum bu, seçim yapılmış. O cici insanların TDG’den sonra böyle bir tavır değişikliği içine girmeleri dikkatimi çekti. Bu insanların bir mesaj için soğuk kanal olarak seçildikleri açıktı. (Sıcak kanal, soğuk kanal. Sıcak kanal mesaj taşıyıcısı olduğunun farkında olan kişidir) Komşularımız toplantıda bize doğalgazdan daha önemli birşey vermişlerdi, buradan gitmemiz gerektiği bilgisini….

Ve sonrası hepimizin malumu. O ada vapurlarında yolculuk, çok ciddi bir nefis terbiyesi oldu benim için. Biz münzevi muhite taşındığımızda dipdalgası fazındaydık. Geri-sayım fazında şehrin içine çekilmemiz aslında hiç de sürpriz olmadı.

Yaşadığın muhitle senin ruhsal gündemin arasında yakın bir bağ var çünkü. Önplanda yaşadığın olguların arkaplanı, yaşadığın muhit oluyor. Çok iyi biliyoruz ki, önplanla arkaplan asla birbirinden bağımsız değil.

Vakt-i zamanında tuttuğum ilk bekar evinden örnek veriim hemen. Bağdat caddesine ikinci apartman. Sıfır bina, kapalı garaj vs. herşeyiyle “mükemmel”. Bağdat caddesi benim tekamül hikayemde hayatın cıvıl cıvıl akışını temsil ediyor bu arada. Bi uzaklaşırım, bi yakınlaşırım kendisine. O günlerde yüksekce de bir kira ödeyerek kendisine yakın olmayı başarmışım yeniden. Gel gör ki… Benim tuttuğum o stüdyo dairede ne bir balkon de doğru dürüst bir pencere var. Evin manzarası bir parça otoparkı görüyor, hepsi o kadar. Sözüm ona caddede oturuyorum. Hayatın cıvıl cıvıl akışına kapılamıyorum bir türlü.

Hayatın ne içindeyim ne dışındayım günlerimi işte o evde geçirdim ben. 1 yıl… Ne ilginçtir, 1 yıl boyunca bir kere bile, gezinmek için caddeye inmedim. Gelmedi içimden. Aranbayla işe giderken bile hep kestirmelerin arasındaydım. Arabayla bile keyif yapmaya çıkmadım. Doğru işe… İşten de haydi eve.

Arabayla caddeye çıkmayışımın bir nedeni de maviyılan’dan kaynaklanıyordu. Turbo bilmemne diye biri, genç bir çifti ezmişti hatırlarsınız. İşte o günlerdi. Trafik polisleri, arabaların modellerine ceza kesiyorlardı. Hmmm bu spor bir araba, peki o zaman “Tehlikeli araba kullandığınız ihbar edildi beyfendi”. Hadi çık da ispat et tehlikesiz araba kullandığını. Hergün ceza… Sebepsiz. Dümdüz gittiğim yolda. Şaşkınbakkal, benim şaşkınlık evremi doya doya yaşadığım bir yer oldu.

O kadar para verip, neden penceresiz-balkonsuz, ruhsuz bir ev tuttuğumu halen anlayabilmiş değilim. Çiçek al dediler, eve hayat gelsin. Aldım, evet hayat geldi. Bir hafta… Halamın evinde yoğun bakıma alındılar acilen. Böyle bir kasvet işte… İçimdeki kasvetin dışavurumuymuş meğer. “Güneş”. Dünyamdan içeri güneşin girmesine karar verişim Şaşkınbakkal karanlığımdan sonradır.
Bu açıdan bakınca ada benim için çok değerliydi. Bu kadar sakin bir ortamda yaşıyor olmamla, TDG’nin sessiz ve derinden gitmesi arasında bir bağ vardı. Bu siteyi o evde kurduk. Tasarımını da o evde yaptım. Tasarımının bu kadar sade olmasıyla, adanın sessiz ortamı arasında bir bağ olduğu da bana sorarsanız çok açık. Adanın o güzel kokusu bir daha hiç çıkmamak üzere sindi bu günlüğe.

Bu arada dostlarım birşeyi merak etmiş. Şehrin içine taşınmamın inzivada çıktığım anlamına gelip gelmediğini soruyorlar. Yani böyle, sosyal bir insan haline mi gelip gelmeyeceğim üzerine merak. Size ilginç gelecek belki. Şehrin dışında yeteri kadar inzavaya kapanamadım. Neden derseniz, şehirde halledilmesi gereken işler oluyor mutlaka. Bir inişin olay oluyor. O küçük işi halletmek tam günlerini alıyor. Dilediğin gibi kapanamıyorsun.

Ne demişlerdi bendenize geri-sayım bilgilendirmesi sırasında; Dona bu sefer daha kuvvetli bir enerjiyle geri dönüyor. Bütün hazırlıklar bunun için efendim. Sessizliğim o kadar önemli ki, sürprizlere kapalıyım, kapımın çalınmasını bile istemiyorum.

Geçen gün düşündüm. Benim çalışmamı engellemek. Bunu istersen nefretle yap, ayağıma çelme tak. İstersen de sevgiyle yap, sarıp sarmala. Bölünüyorum ve hangi niyetle olduğunun bir önemi yok.

Birgün şöyle birşey oldu. Bahar’la teknedeyiz, karşı tarafa geçiyoruz. Ve ben ayaküstü frekansa girdim. Birşeyler söyleniyor, anlamaya çalışıyorum. Daldım gittim. Uzaklardayım. O da farkında birşey üzerinde olduğumun. Aklına birşey geldi, tutamadı kendini ve böldü beni : ) O sırada öyle uzaklardaydım ki, geri çağrılmak canımı yakdı. Beynime biri çivi çakıyordu sanki. Tam meşgul olduğumu söylemek için ağzımı açıyordum ki, Bahar’ın eline birşey battı. Uff, tamam anladım dedi ve kendi içine döndü : )

Sessizlik işte böyle önemli benim için. Bir sefer de bizim canımız-kanımız Nesrin ablamıza denk geldik : ))) Gece telefonda beni istiyor, bense o sırada çok önemli birşeyin, Dona’nın Secret Bildirgesi’nin üzerindeyim… Nesroş rüyasını anlatmak istiyor ısrarla : ) İşim biter bitmez aradım tabi, bir yandan da ne gördüğünü merak ediyorum. Ve en önemlisi ruhsal ailemin benim bu iletişime kapalı oluşumu, sevgilerinin karşılıksız kalması olarak yorumlamalarını hiç ama hiç istemiyorum. Çarem de yok. Birşey de söyleyemiyorum. Birşey üzerindeyken, sessizliğimi yaşayamadığımda canım gerçekten çok yanıyor. Kafam o kadar yüklü ki… İki arada bir derede kalıyorum.

Beni eskiden beri tanıyanların dedikleri doğru. Acayip neşeli biriydim ben. Bir ağırlık çöktü üstüme. Sürekli bir düşünme hali. O gevşek, rahat halim gitti. Sürekli bir teyakkuz hali. Gözler dört açık, eller tetikte. Arada iki satır espri yapmaya halim bile kalmamış. Geçen gün güldürdüm Bahar’ı. Olay şu, kızmış bana kendisi, içeride trip yapıyo. Yanına gidip, dışarıdan nasıl göründüğünün taklidini yaptım. Gülmekten yere yatınca, afra-tafra yapacak hali de kalmadı : ) Eski benle tanıştı bir an. Bir an tabi. buRAK sen ne kadar komikmişsin dedi, bunu söylediğinde çoktan teyakkuz halime çoktaan geri dönmüştüm.

Vazifemi iyi yapiim. İnsan kendini bişeye bu kadar adayınca, bundan başka hiçbir şeyi gözü görmüyor. Şu da var. Korkunç da güzel bişey yaşıyorum. Masal gibi. İnanması gerçekten çok güç. Halen tam olarak alıştığım söylenemez. Durup durup kendime ben miymişim o diyorum, inanamıyorum. Yükü bir kenara ayırırsan, dünyadaki mutlulukların muhtemelen en güzeli bende.

Sessiz sessiz yaşayınca herşeyi, bazı şeylerin tadını çıkarmaya fırsatın olmuyor. Birgün… Pencereyi komple açmasak da, yarılamış bile olsak, alıp başımı gideceğim bi yere. Sırf bağırmak için. Avazım çıktığı kadar. Sesimi kaybedene kadar. İçimde kaldı. Finaldeki HM’nin çözüldüğü o gün bağıramadım ya camı açıp, çok kötü içimde kaldı. Hiç unutmuyorum. Kaç defa açtım camı. Yok diyorum bağıracağım. Tutmayın kendimi. Burada böyle birşey olurken, orada öylece uyumak olur mu? Kapattım camı tabi. Doğru düzgün bağıramadan ver elini askeriye, 6 ay : ) Biriktim de biriktim. Sigaradan çıkardım hırsımı.

Bu arada, dumansız hayata aynen devam efendim. Nikotin bandını da bıraktım. Bir tek şu plastik sigara kaldı. Göbeklendik, tek sorun o. Sportif faaliyetlere başlıyoruz en kısa zamanda.

7 yıl içtim o şeyi. Ondan sonra da dönüp dolaşıp “Nası içiyosunuz o iğrenç şeyi?” noktasına geri döndüm. Hiçbirşey olmamış gibi.

İnsan olmayı seviyorum : )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
19:10

Nightelhamra’dan…

Birisi daha geliyor aranıza açın kollarınızı..Dün bitirdim kitabı ama idrak etmem biraz vakit alacak gibi. Kafamda çelişenleri araştırmam şart size katılmadan evvel… Çok büyük cesaret..Din adına hergün adam öldürülen bu ülkede büyük cesaret..Tebrikler… Samimiyetiniz en büyük referansınız…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
17
2007
19:20

Secret’e ilham veren profesör:
Kitap saçmalık

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
18
2007
02:58

Sıralamalar…

TDG’miz DR’da, en çok satılan 3. yerli romanmış. Genel sıralamada ise 19uncu…
Hepsiburada’da da en çok satılan yerli-yabancı 2. romanmış.
: )

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
18
2007
12:45

Muazzez’den…

merhabalar başımdan geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. geçen gün kardeşimi üniversiteye yerleştirmek için cümbür cemaat yola çıktık (tam bir Türk ailesi) herşey iyi hoş biraz hüzün var tabi kardeşimin ilk evden ayrılışı. yolda gülüşürken konuşurken biz kardeşimle arka koltukta uyuya kalmışız annemde babama destek olsun diye uyumadı işte tam bu sırada herşey ceyran ediyor babam yaklaşık 40 yıldır araba kullanır ilk defa böyle birşey yaşadık. babamın bir anlık içi geçmiş ve eğer annem uyanık olmasaydı şuan ne yazıkki bu satırları yazıyor olamayacaktım. çünkü arabamız direksiyon hakimiyetini kaybedince araba yan yattı yol ortasında duran çıknıtıya çıktık annem çığlık atıp babamı kendine getirmesiydi eğer arkadan gelen iki tane süper hızlı kamyonların altına girmiştik. yaşadığım korkuyu asla unutamayacağım… bunu anlatmak istedim çünkü bir kitapta okumuştu Tanrı insanları kendine getirmek için sarsarmış bu da ölümden dönen kazalar olurmuş bilemiyorum ne kadar gerçek. ama bizim ailemiz ne yazıkki güzel güvercinler görerek değil ölümün nefesiyle yüz yüze kaldı. sonuç şu ki yaşamak çok güzel ve an an her şey an bir an sevgili TDG okuyan dostlarım sizlerle bu korku anımı paylaşmak istedim umarım herkes bu yaşanan andan alması gerekeni alabilir. sevgiyle kalın nefesle ve an’la kalın…

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
18
2007
12:46

Enve’den…

sevgili buRAK hoşgeldin dünyama.. kitabın çok samimi.. belliki üzerinde çok düşünülmüş araştırılmış ve çalışılmış.. seni tebrik ederim.. Allah yardımcın olsun..

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
18
2007
12:53

Sıcak gelişmeler…:)

Geçenlerde bizim eve giren benim periböceği adını taktığım güzellik.
Yusufçuk, Helikopter veya Peygamber böceği olarak bilinirmiş. Ve bu varlığın resmini çekmeyi başarmış Stillboats. Kaz Dağları’nda… Resimleri bekliyoruz, heyecan içindeyiz efendim.
Hadi stillboats, hayırlı iş beklemeye gelmez : )
—–
Sevgili kardeşim buRAK, bu hafta izindeyim ve epeydir aklımda ama sitenin gelişmeler bölümüne girmeye ancak fırsat buldum. Kitabınla ilgili gelişmeleri yakından takip ediyorum ve dağıtım devam ediyor hala : ) Kitabın ilk okuyucularından biri olarak, onu çok satanlar arasında görmek çok güzel gerçekten. Bu arada biraz geç oldu ama senin de doğum gününü kutlarım. Doğum günü mesajında bahsi geçen kanatlı peri, uzun bir süredir benim de ilgi alanıma giren bir varlık, bence Tanrı’nın en büyük mucizelerinden biri, en son muhabbetimiz Kaz Dağlarında oldu kendileri ile : ) İçinden çıkıp gittiği çirkin denebilecek bir kabuk boş bir şekilde tahtaya tutunmuş duruyordu, o güzel peri artık özgürce uçarken su üzerinde. (Yusufçuk,Helikopter veya Peygamber böceği de diyorlar) Onu gördüğümde çocuktan beter oluyorum heyecandan ve en güzel, en yakın fotoğrafını çekmek için yapmadığım şey kalmıyor.Kaz dağlarında da yarı belime kadar suya girdim, şeffaftı kanatları ve ışık benden yana değildi maalesef, denedim ama istediğim gibi olmadı sonuç, çocuksu bir hüzünle vazgeçtim, çıktım sudan.

Yürümeye başladım, bir baktım , arkamdan geliyorlar (iki taneydiler) ve bu sefer tam benim başımın 10 cm üzerine denk gelen boş bir dalın ucuna konuverdi, gözlerime inanamıyordum ve tabii pek bi sevindirik olmuştum. Aşağıdan yukarıya doğru çektiğim için gökyüzünün üzerinde o şeffaf kanatların tüm detayları görünüyordu. Resmen bana bakıyor ve poz veriyorlardı, biri yorulduğunda diğeri geliyordu sırayla : ) Çekimler bittiğinde gözgöze geldik, o küçücük narin bedende kocaman iki göz bana bakıyordu, içime aktı sanki. Eminim benim ona karşı duyduğum hayranlığı ve teşekkürü hissettiler ve sonra yine suyun üzerindeki danslarına devam ettiler. İşte benim yusufçuk hikayelerimden biri,iki tane kaz dağlarından, bir tane de mavi yusufçuk yazılı kanyondan fotoğraf eklemeye çalışacağım. Sevgiyle kucaklıyorum.

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Eyl
18
2007
13:00

Bunu izlemenizde yarar var…:)

link

yazan: buRAKozDEMIR.com burası: tanrı'nın doğum günlüğü |