Aylarca ne yazsam ne yazsam diye düşündüğüm zamanları bilirim.
İlk kitap sonrası dönemde.
Eş-dost-hısım-akraba dörtgeninde “ne olacak buRAK’ın hali?” sorusuna yanıt arandığı günler.
Gıyabımda gidilen medyumların ağızbirliği etmişcesine
Bir sırrı var o çocuğun diyip durdukları,
benim de sakinliğimi kaybedip
“Ne sırrı be kardeşim” diye harbi harbi sinirlendiğim günler…
Bir yere doğru çekildiğini hissediyorsun.
Direniyorsun içten içe.
Akış yok ama sen akıtmak istiyosun.
Aslında belki de sen akmak istiyosun.
Olmuyor da olmuyor.
Nasıl zorlama şeyler. Yazdığından kendin utanıyorsun.
Ama da, kendini bulduktan sonra öyle bir akışa boğuluyorsun ki.
Bu sefer de yetişemiyorsun.
Ellerin ağrıyor, gözlerin kuruyor.
Karnın acıkmış, tuvalete gideceksin kaç saat olmuş, nerde.
Kalkamıyorsun.
İşte bu bolluk zamanlarının da kendine göre derdi var.
Akıtabildiğinden fazlası akıyor.
Görevini yapamadığın hissi.
Korkunç bir vicdan azabı içindesin.
Oldum olası en çok istediğin şey olan şey,
bu zamanlarda daha da şiddetle istediğin şey halini alıyor.
Bir bedenim olmasa…
Bir ruhtan ibaret olsam keşke.
Bağlayamasa hiçbişey beni.
Kendim için yaşamanın utancından tümüyle sıyrılsam.
Yardımımın dokunabileceği heryere ışık hızında ulaşsam.
İhtiyacı olanın kulağına fısıldasam.
İşçıkışı yeniden göklere çıksam.
Bulutlardan izlesem dünyayı.
Yüzü asık olanları anında görebilsem.
Yanlarında alsam soluğu.
Ona hiçbirşeyin zannettiği gibi olmadığını anlatabilsem.
Gözyaşlarını silsem.
Güldürsem yüzünü yeniden,
O saniye işim bitse,
Gerisin geri bulutlarımda alsam soluğu.
Olmuyor işte…
Bilginin akışı konusunda sabırlı olmalı insan.
Doğal akışın dışına çıkmaya çalışmamalı.
Hele telaş hiç etmemeli.
Büyük düşünmeli ama, kaldırabileceğinden fazlasını da istememeli.
Yaşamayan bilmez.
Musluğu fazla zorlamamalı.
O musluğun sapı elinde kalmamalı.
Su borusunun tazyiki yüzünde patlarsa,
Hakikat ırmağı, dikkatli yüzmezse boğabilir insanı.
Müziğin sesi gibi aynı…
Sonuna kadar açarsan, kulak zarın patlar.
Daha çok duymak istediğin şeyin sağırı olabilirsin.
İşte o yüzden telaş etmeden,
Sabırla,
Yavaş yavaş açmalı muslukları.
Benim musluklara dokunuldu şu birkaç günde.
Şöyle bi sendeledim.
Sırtıma verdiler yükü, dizlerimin üstüne çöktüm.
Bunun da altından kalkarım, nelerin altından kalktım.
Ama kolay değil.
Hem de hiç değil.
Kimi dostlarla aramızda şaka yollu bi kıskançlık ilişkisi var.
Ah keşke ben yazsaydım… Canım benim.
Sevgiyle dolu bi söz o ve ben biliyorum onun anlatmaya çalıştığını.
Fakat kimi dostlarla da aramızda dışavurulmamış ama köklü bi kıskançlık ilişkisi var.
Neden ben değilim…
Bana birşey söylemiyor ama, onun söylendiği merci söylüyor bunları bana.
Üzülüyorum ama zannedilene değil.
Şerre dua ettiğinin bilincinde değil o.
Kabul deseler, hadi sen sırtlan yükü bakalım.
Havaya uçacağının farkında değil o,
buna üzülüyorum.
Onu patlatmadıkları için küsüyor gerçekte o.
Ve bu haksızlık.
Ve bu tehlikeli bir oyun.
Dediklerine göre;
Daha önce herkese teklif edilmiş bir emanet bu.
Sen pas derken, ben kabul demişim.
Hiç farkında değilim. Muhtemelen sen de öylesin.
Benim kimseden bir isteğim yok, ama benim adına onlar bekliyor bunu sizden.
Bi parçacık saygı.
Geri almaya hazırlandığın emanetin adına saygı.
Benim adıma değil…
Kendi adına, kendi ünvanına saygı.
Kimi dostlar beni kadim bilgilerin loto milyarderi olarak görüyor.
“Talih kuşu konmuş nasıl olduysa.”
Güvercinler aşağı, güvercinler yukarı ya bi de yazılarda.
Sanıyorum bir düzeltmenin vakti geldi.
Evet doğru, bunu ben istemedim.
İstemememiş olmamdan,
bunu haketmediğim sonucuna varıyor ki bu cehalet kaynaklı.
Piyango zengini falan değilim.
Doğru söyleyenlerin yalancısıyım ben.
Çok “çalışmışım”, çok “biriktirmişim”.
Herşeyimi kumbarama atmışım ben.
İşte bu “servet”, o kumbaranın içinden çıkan servet.
“Baba” parası falan değil.
Evet, eşsiz, tarifsiz şeyler yaşıyorum ve bunun için hamdederim.
Ama tüm bunlar karşısında asla ezilmem. Minnet de etmem
Ben bunları hakedecek naptım derim o dehşetle.
O da bana cevap verir.
Şunu, şunu, şunu yaptın diye.
Ekstremi koyduğunda önüme görürüm ki,
Bana verilenlerin karşılığını son kuruşuna kadar ödemişim ben.
Buraya kayalıklara sapladığım tırnaklarımı söktüre söktüre gelmişim.
Denek gibi oynatmışım kendimle.
O kitabın her satırını yaşatmış bana.
Varlığın içinde yoklukta yüzdürmüş beni senelerce.
Mut-luluk paranın konusu değildir sayfası için sırf.
Kilo vermenin yolunu, kilo alanlar göstermeli demiş.
100 kiloya çıkarmış beni, cümleyi yazdırınca da indirmiş.
Her satırını uygulamış üstümde.
O kalem, o kitabı, derime işlemiş benim.
Kaleme ve satır satır yazdıklarına diye boşuna dememiş…
“kâğıt veya DERİDEN oyularak çıkartılmasıyla… ”
Yukarı satır sadece kitabını iyi çalışanlara…
Bunun nasıl bi duygu olduğunu anlatmak çok zor.
Acı çekme gibi bişey değil bu.
Ruhsal sıkıntı gibi de değil bu.
Bir tarifsiz yük bu.
Ama kartı…nı anlatan kitap,
yazanına çektirmez mi okkalı bi ama kartı.
Bana çektirdiğini bir o bilir,
bir ben bilirim.
Perdeyi kaldırır önümden.
Herşeyi serer gözlerimin önüne.
Cennet’ini gösterir bana.
Sıçrarım gördüğüm güzelliğin önünde.
Cennet’ine iltica etmeye teşebbüste bulunurum.
Bilmez mi kaçmak isteyeceğimi,
Ruhumu okur o.
Koltuğuma çoktan zincirlemiştir beni.
Kalkamam da kalkamam.
Ne burayı yaşamama izin verir,
Ne oraya adım atmama.
Suyun altında kanat çırpar dururum bir yaşam boyu.
İkisinde birden olmak,
hiçbirinde olmamaktır aslında.
Bunu bilir ama, tekamül koymuştur bir kere adını.
Hiç hatırlamıyorum gerçi.
Söz almış benden,
Ben istemişim dünyaya gelmeyi.
Zerre kadar hatırlıyosam ne olayım,
Ama o çok emin.
Çok cesurmuşum falan bi de.
Cesaretin bu kadarı da fazla be kardeşim.
Bir dahaki serüvende, korkaklardan olmayı isteyebilirim.
Hatta bir daha serüven merüven…
Emdiğim süt burnumdan gelmişken.
Bu kadar dertlenme yeter.
Asıl diyeceğim başka…
Okunmamış 1 yeni mesajı var hepinizin.
KİŞİLER KATINDAN ÇEKİLSİN ARTIK HERKES
Sen/ben hitabını kaldırsın
Cümle içinde kullanacak olursak;
Hiç görüşemiyoruz demesin mesela.
Hiçbir zaman ayrılmadık ki desin.
Senli benli o bodrum katından çıksın herkes.
Teras katımıza buyursun.
Hiç ayrılmadığımız,
Tek ve b1r olduğumuz,
İnsanlığa hizmette kusur etmemenin,
tek telaşımız olduğu bu sonsuz mutluluk katına gelsin.
Sendin, bendim bıraksın bunları.
5. FAZA HOŞ GELSİN, SEFA GELSİN.
Herkes hazırlığını çok iyi yapsın.
Dört dörtlük ön-hazırlık bekleniyor herkesten.
Arınma bekleniyor.
Arınmayanlarımız, arındırılacak çünkü.
Ve farkında bir ruhun tercihi her zaman birincisi olmalı.
Senin terketmediklerin terkedecek seni.
Bırakamadıkların bırakacak.
Çok büyük kopmalar,
En büyük buluşmalar,
Dualar, hayaller,
İstenenlerin gerçekten istenip istenmediğinin anlaşılmak istenmesi.
Ruhun tamtamlarının
davulun derisini patlatırcasına çalmaya başlaması.
İlmik ilmik çözemediğin düğümlerin,
PATLATILARAK yolunun açılması.
Acı, keder, mutluluk, bedel.
Gözünüz aydın, yolunuz açık olsun.
5. FAZ: YÜKSEK ENERJİ;
Tüm insanlığa ve canlığa hayırlı olsun.
Yolumuza yol açan,
Yönümüze yön veren,
Yükümüzden yük alan,
Yakınlaştırılmış tüm rehberlere de selam olsun.
Etrafımızda cirit atacak,
Aramızda kol gezecek,
Kötülüğün ensesinde soluyacak olanlar onlar.
Beşinci fazın yüksekleri onlar.
Ve de artık bugün alçak uçuşa geçecek olanlar.
Fazların en kalabalığı, tekrar tekrar nice kereler hayırlı olsun.