Oca
12
2009
00:17

Cep mesajları 2 gündür erken geliyor…:)

Hayırdır diyorum, dünden beri 15:03 de geliyor bana mesajlar. 19:00′da tık olmuyor haliyle. Bilgin olsun istedim buöz :) sevgiyle…
:)hoş benim için sabahın köründe gelsin hiç fark etmez, gelsin de yeter ki :)

Haftasonu kimseyi sabah 9.00′da uyandırmamak için 11′e kaydırdık. Haftasonu “işçıkışı” diye bi saat olmayacağından hareketle 19′ları da erkene, 15′e çektik. Haftaiçi kaldığı yerden devam.

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
11
2009
23:51

Elvisin memeleketinden yazan arkadasimiza…

Memphis den- Elvis’in memleketinden yazan arkadasimiza bir sorum olacak… TDG nu neden 38.99 dolara aldiniz? ve nereden bu fiyata aldiniz merak ediyorum… Amerika icinde TDG isteyen bildiiniz baska birileri varsa, elimde korsan olmayan hemide original yazarindan imzali kitaplarimiz var haberiniz ola…hem fiyatlari da pek uygun :)

minnesotanin karli soguk kisindan selamlar ve iyi seneler olsun hepimize…

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
11
2009
23:30

…:)

sevgili buRAK abi harikasın! nasıl da güzel cevap vermişsin “cep matineleri” başlıklı soruya, çok etkilendim, çok da güldüm.. bencede sen hep tdg’nin jöylesini, töylesini yaz biz senden sadece bunu istiyor ve bekliyoruz.. arada bir de biz eksik düşünenlere böyle okkalı cevaplar verki haddimizi bilelim;)
enerjin , neşen,sevgin hep bol olsun..

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
11
2009
23:00

Evcilik oyunu…

ben yazma özürlü yanımız olarak çok nadiren yazıyorum yada yazmaya çalışıyorum
keşke içimdekileri kagıda döke bilsem.
çocuklarımızın oynadıgı bir oyun geldi aklıma düşündümde evcilik oyunu bizde oynardık aslında çocukken şimdi gerçek hayat dedigimiz asıl oyunu oynuyoruz cocukları seyrederken gülüyoruz bazen fazla kaptırdıklarını görüp kızdıgımız bile oluyor zaman zamn ama aslında koooooooocaman bir evcilik oyunu yaşadıgımız. biraz seyretsek çocukları bizim gerçek sandıgımız hayatı oyun oynayarak gösteriyorlar bize. T D G .mizin çok dikkatsiz okunmasından bende sonderece rahatsızım ama biraz daha zamanları var demekki insanların anlayamıyorum yoksa nasıl okuyorlar nasıl düşünmüyorlar algılayamıyorlar.

buarada uzun zamandır iletişim sorunsalım vardı cep mailleriyle ilgili birşeyler kaçırdım sanırım nasıl katıla bilirim sevgi ve selam lar.

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
11
2009
02:40

Cep Matineleri…

Sevgili buRAK’can, Cep matineleri ile ilgili bir soru oluştu kafamda. Neden bu mesajları mail ortamında yapmıyorsunuz. Cep telefonuna gelen o kadar mesajı nasıl arşivleyeceğiz. Sonucta hepimiz internet kullanıcısıyız. Bu durumda mesajları okuyup bir kaç mesaj sonra silmek durumunda kalacağız.
sevgiyle

“Cep telefonuna gelen o kadar mesajı nasıl arşivleyeceğiz?”

Yazmaya ne dersin : )

Yeni telefonların sms hafızası oldukça geniş. Telefon eskiyse, yeni nesil sim kartlarla sms saklama kapasitesi birkaç kat yükseltilebiliyor. Dediğim gibi, yazmak gibisi yok.

Neden email matineleri yapmıyoruz’a gelince. 2 senedir internetten başka hiçbir şey yapmıyoruz. Cep telefonu ile farklı bir mecrayı, yanımızdan hiç ayırmadığımız bir aygıtı kazanmaya çalışıyoruz. Geri dönüşler de şu ana kadar oldukça güzel. Ben şahsen kendim de 19 matinesine kayıtlıyım. Kafa o kadar kazan gibi ki. Her gün aynı saatte dıtdıt mesaj geliyor. Her gün hayırdır diyorum. Her gün aaa doğumgünü mü diyorum. Her gün vaay diyorum : ) Her gün faydalanıyorum. Çok sevgili bir dostumuz çok hasta oldu. Aradım, ziyaret etmek istedim. “Hiç gerek yok. Ben o mesajlarla iyileşeceğim” dedi…

Hep birlikte yeni bir kitap okuma kültürü yaratıyoruz ve bu çok heyecan verici. Email, benim Tanrı’nın doğum günü muhteviyatı için onayladığım bir mecra değil. Her gün herkes yüzlerce mail aldığı için. Tanrı’nın doğum günü’nü o kaosun içinde görmeyi istemiyorum. Site yazılarını aşağıdaki mail işaretine tıklattırarak kendimize göndermek de mümkün. Yazılar serbest fakat Tanrı’nın doğum günü’nün kişiye fayda getirmesi için bir adım atılması, ciddiye alınması, farklı bir dikkat sarfedilmesi şart. Bu günlerde Kur-an okunurken neden abdest alınmasının zorunlu hale geldiğini de çözümlemiş bulunuyorum. Peygamber, laçkalaştırılmaması için biraz saygı istemiş insanlardan. Yatarak okutturmamış. Uyuyacak, dalacak gidecek çünkü. Peygamber Kur’an okumadan önce insanlara abdest aldırarak, aslında yüzlerine su çırptırmış. Kendine gelsin diye… Elinde tuttuğu şeyin “hakikat” olduğunu bilmesi ve kendi iyiliği için ona gerekli önceliği vermesini istemiş. Çıkış noktası hiç de sembolik değil. Bilakis alabildiğine fonksiyonel…

Tanrı’nın doğum günü, kişisel bir devrim aygıtı olduğu için biz de okuyucularımızdan kendini rutinin dışına çıkaracak ekstra bir takım şeyler bekliyoruz. Kendi iyiliği için.

Bir örnek. Televizyonun kumandası elinde zır zır kanal gezerken kanal-de’de dünyanın en güzel filmi çıksın karşına. Zırzır kanal gezen o halet-i ruhiyeyle o filmden hiç bir şey anlamazsın. Hoşuna gitse bile, filme teslim edemezsin kendini.

Aynı filmi izlemek için, kalkar bir sinemaya gidersin. Paranı öder, biletini alır, bi oturursun izlemeye ki, gözlerin yuvalarından çıkacak bir şekilde takip edersin filmi : ) Bu arada bi anekdot. Zihnisinir, benim çok sevdiğim bir dostum. Eskiden işyerlerimiz de çok yakındı. Hemen ger gün saatlerce beyin fırtınası yapar, çok eğlenirdik. Bi gün çok içkiliydik parti kurup siyasete girmeye karar verdik. Ama ne parti. Türk siyaseti çok şey kaybetti. Not etmeyince ertesi gün bütün herşeyi unuttuğumuz için : ) Neyse, davet ettiler bi gün onlarla ailecek sinemaya gittim. Orada öğrendim ki, ailecek en büyük keyifleri filmi en ön sıradan izlemekmiş. Filmi hiç hatırlamıyorum arabanın lastiği kadar bi bölgeyi takip edebildim : ) Hani farklı noktaya dikkat vermek için gözbebeğini oynatırsın ya. Heh işte, en ön sırada olunca o işi kafa hareketleriyle yapmak zorunda kalıyosun : ) Bi oraya bi buraya, güvenlik kamerası gibi oluyosun. Deneyimlemiş olduk. Son kez tabi  : )

Aslında filmlerin tadına sinemada varmamızın nedeni perdenin büyük olması değil, bir karanlığın içinde kendimizi o filmi anlamaya adamamız. Sinemalar bu yüzden sessizdir. “Herkes para ödediği için”. Televizyonu harala gürele izleyen, sana birşeyi baştan sona adam gibi izlettirmeyen bir kültür, sinemaya girince dut yemiş bülbül olur. Çünkü o şey her ne ise ona para ödenmiş, ona vakit verilmiştir. O şey her ne ise onun tadına varılmak zorundadır.

Hafızanızı zorlayın bakalım, hatırladığınız filmleri kaç inch’lik bir ekranda izlediğinizi hatırlayabiliyor musunuz? Sinema dediğimiz olgu, “perde” değil “konsantrasyon”dur.

Bu müzik için de geçerlidir. Satın aldığın albüme sabırla yaklaşırsın. İnternetten indirdiğin bir albümü anlamak için hiç gayret sarfetmezsin. Adam 5 sene uğraşmış mesela. Melodi bestelemiş, söz yazmış… Her albümün içinde bir kitap vardır aslında. Oralara ne yazmış adam? Neden yazmış? Nasıl yazmış? Bir müziğin tadına varabilmek ciddi bir emek işidir. Cikletten çıkan manîler tadındaki sözlerden ve o tip albümlerden bahsetmiyorum. Şarkı ve müzik, birbirinden çok farklı şeylerdir. Şarkıyı herkes dinler. Ama müziği belki de sadece biri duyar. Sağır bir Beethoven’dan o seslerin nasıl çıktığını şarkı-türkü mantığıyla asla anlayamayız. Müzik, felsefenin sağ koludur. Buraya kadar bahsettiklerim film ve müzik. Varın siz Tanrı’nın doğum günü’nün ne denli bir odaklanma gerektirdiğini.

Tanrı’nın doğum günü’yle ilgili kimi insanlarımızın yorumlarına bir bakıyorum. O kadar özensizler ki. Bir şey anlatıcam, kendimi övdüğüm zannedilmesin. Herkesin iyi yaptığı birşey vardır. Futbolcu iyi şut çeker. Estafullah denmez. Sol ayağı iyiyse iyidir yani. İstatistikelere dayalı mevzuların essstafullah’ı olmaz. Futbolcu iyi şut çeker, ben de iyi düşünürüm. Benim yeteneğim budur. Çocukluğumdan beri düşünürüm. Arkadaşlarım bu yılbaşı programın ne dediklerinde, “Evde bişey düşüneceğim” dediğim çok olmuştur. Deli gibi, haz alırcasına düşünmekten bahsediyorum. İki şarkıyı aynı anda dinleyip, ikisinin de sözlerini takip eden biri işte. Sırf beyni gelişsin diye : ) (Kafanı çok patlatırsan ikisini de algılayabiliyorsun, fakat iki şarkıyı da rezil kepaze etmiş oluyorsun : ) Şimdi ben hep düşünen, “iyi” düşünen biri olarak, bu kitabı yazarken kafatasımın patlayacağını zannettim. Şimdi diyorum ki, böylesi bir beyinsel enerji içeren bir kitap, ciklet çiğneyerek anlaşılabilir mi?

Kafatasını çatlat demiyorum ama aramızda biraz denge olması gerekmez mi? Biri geçen bişey yazmış Dona’nın otomobillerle ilgili verdiği bilgi yanlış demiş. Biraz özen. Biraz dikkat. Dikkat etse görecek, onu söyleyen Dona değil reklamcı çocuk. O bir yorum. Katılmama hakkına sahipsin çünkü adı üstünde yorum. Doğru olduğunu biliyorum fakat kategori olarak o bir yorum. Tanrı’nın doğum günü’nde Dona objektivizmi, ben ise subjektivizim’i seslendirir. Kitabı ara tara, Dona’nın subjektif, kişiden kişiye değişebilecek tek bir harfini bile bulamazsın. O yüzden Dona’dır o zaten. Dona mı söyledi yoksa Ben mi söyledi o sözü. Bu minnacık ayrım, seni alıp çok farklı noktalara götürebilir. Dona subjektif olur bir anda. Gördün mü bak, küçük bir dikkatsizlik ne işler açtı başına? Elbette ki herkes bu kadar dikkat etmek zorunda değil. Etmiyor da zaten. Fakat eleştirel olacağım diyorsan o zaman sen herkesten daha çok çalışacaksın. Senin benim düşünemediğimi düşünebilmen için benden daha çok kafa patlatman gerekecektir.

İşte böyle. Yoğun konsantrasyon ve bi parça adanmışlık istiyoruz. Konu benim yazdığım bir kitap değil. Konu şu. Hayata bakış açını masaya yatırıyorsun. Nasıl bir hayat süreceğini belirleyen kodları elden geçiriyorsun. Buna ihtimam göstermeyeceksin de neye göstereceksin?

Nerden başladık nereye geldik. Ne geldi aklıma. Geçende biri bana şöyle bişey yazmış. Hatırladığım kadarıyla söylüyorum. Hep TDG hep TDG diyor özetle. Tanrı’nın doğum günü’nün bi öylesini bi böylesini çıkarıyosun. Otur başka bişeyler yaz demiş. Bu kardeşimiz Atatürk’le karşılaşsa eminim “Atam atam. Kafanı Türkiye Cumhuriyetiyle bozmuşsun. E yeter ama. Biraz da İsveç Cumhuriyetiyle ilgilen” derdi o kesin. Bill Gates’i görse “kardeşim hep windows hep windows” diyeceği gibi : ) Aslında biraz gezse, görse bir ideali gerçekleştirmek için o idealle kafayı bozmanın şart olduğunu görüp öğrenecek. Hiç bir hayali olmamış, kendini hiç birşeye adamamış ki nereden bilsin?

Bu vesileyle ilan edelim efendim. 1 sene 1 sene. 3 sene 3 sene. 5 sene 5 sene. 50 sene 50 sene. Ben hayatta olduğum müddetçe benim meselem Tanrı’nın doğum günü olacaktır. Gerçi sağım solum belli olmaz benim, öldükten sonra da ilgilenmeye devam edebilirim : ) Bu titizlikle onları da bunaltır, işlerimi yoluna koyma konusunda izin koparabilirmişim gibi geliyor : D Aynen dediği gibi kardeşimizin. Tanrı’nın doğum günü’nün bi öylesini, bi böylesini, bi şöylesini, bi nöylesini, bi möylesini ve bir de zöylesini hayata geçirerek hayatıma devam etmeyi planlıyorum. Şimdi aklıma geldi Tanrı’nın doğum günü’nün şöylesinin yanında jöyle’si bi versiyonu da olabilirmiş.Keşke imkan olsa da töylesini ve vöylesini de yapabilsek : )

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
11
2009
00:45

9′larda ben…

Merhaba buRAK…
Ben 19/09/1979 doğumluyum…
Eşimde 20/09/1977′li…
Bu sene her ne kadar Kovaların senesi olacak deselerde nedense Başaklara, hatta kendim içinde Başaklarda da öte bi özellikte olacak gibi hissediyorum ve sanki bana müthiş mutluluklar yaşatacak :)
Ve sanırım başladık bile….
Çünkü;
Bugün ayın 9′u ve uzuuuun zamandır işsiz olan eşime pazartesi başlamak üzere iş haberi geldi :)
Bugün ayın 9′u ve ben onca süre bekleyipde bugün yazıyorum :)
(9′u olduğu için değil yanlış olmasın tamamen tesadüflerden bahsediyorum :) )
Ah birde 09/09 doğumlular için hani nasıl derler fevkaladenin fevkinde geçecek gibi :)

Dilerim, dilerim ve dilerimmm dünyaya da güzellikler gelir ve artık dünyanın komedi filmi izler gibi izlediği ve insanları aptal yerine koyar gibi açıklama yaptıkları tek taraflı savaş da sona erer…
Gerçi olacak, olacak, ama ben yinede diliyorum :)

Sevgilerimle…

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
11
2009
00:44

Tanri’nin dogum gunu…

Dun ulasti elime kitabiniz.(Tanri’nin dogum gunu) Tam $ 37.99 saydim. Iyi cikmazsa uzulurum (It better be good) Heyecanla atladim kitaba, aradigim cevaplari sanki sizin kitabinizda bulacakmisim gibi. Okurken de gercekten de Yaraticimizla konustugunuzu sanip duruyorum. Kendimi realiteye uyandirmam gerekiyor.
“kizim bu sayfadakiler.. kurgu bu kurgu aloo”deyip duruyorum kendime.
Ama sonra yine ayni saniya gidip saplaniyorum.

Richard B.’In ‘Bir’ kitabinda bahsi gecen sihirli sayfalar mi acaba diye de dusunmedim degil yani :)
Gerci henuz kitabinizi bitirmedim fikrim degisir mi bilmem, sizin de gundeminizi ne derece etkiler benim fikrimin degismesi onu hic bilmiyorum ama
bu basari icin de cizik atin basari listenize diye yaziyorum bu e maili. :)
Cok fazla “basari” yazdim. Belli ki yazma konusunda hicbirsey bilmiyorum. Ben en iyisi “okuma” ya devam edeyim.

Sevgiler, saygilar..
Memphis, TN
USA

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
11
2009
00:43

Teşekkür…

Sevgili buRAK, Doğumgünü Kermesi fikrini hayata geçirdiğin ve de hediye etmek üzere sipariş ettiğim TDG’lerin bu kadar kısa bir zamanda elimde olmasını sağlan bir hizmet sunduğun için sana çok teşekkür etmek istedim…Sevgiler herkese…

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
09
2009
22:55

Dikkat bebek var…:)

dikkat bebek var

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
09
2009
22:51

Dikkat boksör var…:)

chatboxeur

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
09
2009
04:34

Düşünmemiştim…:)

Doğumgünü Kermesinin de bu kadar ilgi göreceğini düşünmemiştim. Böyle düşünememelere bayılıyorum işte : )

Cep Matinelerini yazarken bu kadar zevk alacağımı da hiç düşünmemiştim. Çok tatlı duygular içerisindeyim. Bana çok stresli bi çalışma olacak gibi gelmişti. Ama nerde. Heh bi stresim var o da şu. Matineleri gün gün yazıyorum. Hazırla toptan, gönder gitsin yapmıyorum. Gün boyunca kafayı çalıştırıp, mesaj kurgusunu oluşturuyorum. Kolay değil 650 sayfalık bi kitabı 30 tane cep mesajına sığdırmak. Cini lambaya sokmak gibi. Fakat Tanrı yardım ediyor, istediğim kurguyu oluşturabiliyorum. KDK’larda Kur’an yoktu. Matinelerde Kur’an var. Gelelim bi stresim var dediğim şeye. Metni sisteme girdikten sonra, cep telefonuna düşeceği tarih ve saati belirlemem lazım. Sabaha karşı 4′te 5′te yazdığım için matineleri, bi dalarsam mesajları direk gönderim, bütün ahaliyi sabahın 4′ünde zırzır uyandırmaktan yana çekinceliyim : ) Yani, sabaha karşı telefonunuz öterse, hiç telaşlanmayın. buRAKcan sonunda “başardı” dersiniz : D

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
09
2009
04:22

Herşey güzel olucak…

Her ne kadar bu günlerde herkes küçük kıyametini kendi içinde yaşıyor olsada ben biliyorumki herşey çok güzel olucakk:))En azından ben herşeyin yoluna gireceğine inanıyorum.Hep beraber inanırsak daha etkili olmazmı sizce:))

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
09
2009
03:53

09.01.09…

yeni yılın ilk 9 unda aynı dili konuşan ya da konuşmayan tüm canlara sevgiler..
2009 un geriye kalan 356 gunun tum dostlarımıza hayırlı olmasını dilerimm
bizleri çok seviyorummmmm

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
08
2009
05:20

Mesaj alındı…:)

buRAK’cım sabah alamadığımı ilettiğim mesajımı aldım. Ve öyle bir zamanda geldiki iyiki sabah gecikmiş. Çok sevdiğim bir arkadaşıma korkularından kurtularak O’na inanmalısın, korku, üzerine sinmiş negatif bir enerji ve ayağına bağdır diye yaklaşık 2-3 saattir süren bir konuşma yapıyordum. Geleneksel bir inanca sahip temizler temizi özeller özeli bir arkadışım. Onun odasından çıkınca benim odamda duran telefona baktım ki bugünün mesajı korku üzerineymiş. Hemen onu çağırıp mesajı okuttum. Henüz Kitabımızı okumadı ama bilgisi var (zaten olmaması mümkün değil :) ) yazılarını da takip ediyor. Sohbetin üzerine mesaj damga vurmuş oldu. Yani özetle buRAK’cım, gecikme için teşekkürler:) ve sevgiler…

SMS’lerdeki gecikmenin önüne geçmek için çok eski bir Kızılderili tekniği. Şöyle. Telefonu kapatıp açıyorsun. Telefon açılırken, ciesem istasyonuna “arayan soran var mı beni” diyor, yanıtını da alıyor bizzat keşfettim : )

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
08
2009
05:20

Matine…

Tüm mesaj kanallarını açtırdım türksele. Çok şükürrrrr mesaj b1zden olan bana da geldi 19:00 itibariyle… Önce bir ürperdim okuyunca. İsminle hitap ediliyor ya, insan bi garip oluyor hakikaten de . Sonra 2. kez okudum , bu sefer dikkatli okuduğumda bir göz yaşarması mutluluktan, sevgiden, O’ndan dolayı… Şükürler olsunnnn.. ve en önemlisi de siz Tdg Aileme çok teşekkür ederim. Rab gücünüzü arttırsın, yorgunluk hissettirmesin hiçbirinize… Sevgiyleee

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
08
2009
05:17

Askıda TDG…

Kermes yazını okuduktan sonra bir fikrimi paylaşmak istedim. ( belki daha once dusunmus hatta belki de uygulamissinizdir) Bir zamanlar bir furya baslamisti. Ekmek firinlari “askida ekmek” uygulamasi yapiyordu. Gidiyorsun ekmek firinina kendine 1 ekmek alip 2 ekmek parasi veriyorsun. Ekmegin biri askiya bir fis asilmak suretiyle senin adina bir ihtiyac sahibine iletilir. Boylece bir sosyal yardimlasma networku olusur.

Kermes cok guzel ama hep senin kesenden gitmesin di mi kardes! Ben cevremde bir cok kisiye tavsiye ettim bir coguna hediye ettim TDG. Hic tanimadigim birilerine de hediye etmeyi seve seve ister ve kabul ederim. Eger sen sitene- cok ugrastirmayacaksa sayet seni- boyle bir aplikasyon koyarsan benim gibi dusunen TDG ailesi uyeleri bu yolla almak isteyip de alamayanlara TDG hediye etmis olurlar. Sadece fikir. Bilmem ne dersiniz?

Askıda ekmek süpermiş : ) Askıda TDG ise sıradışı bi fikir, sevdim, nası yapmalı. Hmmm. Buldum gibi.

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
08
2009
05:12

Dogum gunu kermesinden nasil yararlanabilirim…?

Merhabalar Sevgili buRAK,

Yaklaşık 6 ay önce TDG ile ilk tanıştığımda ” Aaa ne güzel, düşünce gücü tarzı kitapların islamiyetçesi yazılmış sonunda” demiştim kendi kendime. Boyle soyleyerek kitabını nasıl da hafife aldığımı okuduktan sonra fark ettim.

Kitabı okumaya başladığım günler, hayatın bana karşı hiç de adil olmadığını düşündüğüm günlerdi. Dibe battım, hem de en dibe… TDG ve dostlarım (Allah hepsinden razı olsun) içinde olduğum karanlık çukurda bana ışık oldular, kaybettiğim umudumu tekrar kazanmamı, tünelin sonunundaki ışığı görmemi sağladılar.

TDG yıllardır bana zorla öğretilmeye çalışılan ama bir yanımın “böyle olamaz” diyerek hep isyan ettiği dinimi öğretti bana, ışığım oldu, cevapları oldu yıllardır biriktirdiğim tüm soruların.

İçimde bir yerlerde öyle bir değişim başladı ki, başlangıçta şanssızlık, talihsizlik diye adlandırdığım tüm olan bitene şükretmeye ve almam gereken tüm dersleri alabilmek, yoluma aydınlıklarda devam edebilmek için dualar etmeye başladım. Süreç uzun, sabrediyor ve değişimin keyfini çıkarıyorum…

TDG’nin bana yaşattığı onca güzelliğe rağmen dostlarımdan edinerek okuduğum bu güzel kitaba sahip olamamak içimi burkuyordu. Şimdi TDG Kermesini görünce heyecandan ne yapacağımı şaşırdım ve sonunda sana yazmaya, TDG’yi bizlerle tanıştırdığın için teşekkür etmeye ve bu Kermesten yararlanmaya karar verdim.

Sevgiler

Kermesimiz sipariş sayfasında az önce başladı.

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
08
2009
04:54

Kanada…

Ben 21.01.90 doğumluyum.Kanada da okuyorum,sizin TDG kitabınıza başladım.Çok ilgimi çekti gerçekten.

Ben üniversite seçimimi fen konusunda yaptım, daha çok genetik okumak istiyordum, Kanadanın tüm üniverstelerine kabul edildim, bilmiyorum biliyormusunuz, McGill diye bir uni vardır,ve Harvard ayarı bir okuldur,bana burdan tam istediğim bölüm için değilde,tarım ve çevre bölümüne sizi alabiliriz dediler,bende kabul ettim ve şuan okuyorum,ancak daha ne olacağıma karar veremedim,yani kendiliğinden böyle bir teklif gelince biraz şaşırdım,hiç düşündüğüm bir bölüm değildi.

Sizin kitabınızda sıfır,dokuz ve 21.yüzyıl ile ilgili yorumları da okuduğumdan doğum tarihimi yazdım.

Bana göre çevre ve tarım çok hayati bir konu eğer dünyanın sonu gelirde seçilmiş bazı insanlar hayatta kalırsa hele!

Sizce bu bölüme devam etmelimiyim? veya sizin önereceğiniz yeni meslekler nelerdir?

Yazarsanız çok memnun olurum.

Genetik bölümü ile tarım bölümünü birleştirdim ve senin mesleğin “genetik tarım” olacak gibime geldi : )

Meslekler seçilirken benim gördüğüm en yaygın yanılgı, bugünün en geçerli mesleklerine dayalı tercihler yapmamız. Halbuki sen düğmeye şimdi bassan 6-7 seneden önce avukat olamayacaksın. Yani sen aslında 2016′da avukatlık yapıp yapmayacağını seçiyorsun şu anda. 2016′da hukuk olacak mı acaba? Olacaksa nasıl olacak? Şu andaki Roma’lardan kalma hukuk literatürünün yerini,  yüksek-yaygın teknoloji ve onun yaratacağı yeni sosyal yapıya uyumlu yepyeni bir hukuğun alacağından adım gibi eminim. Yıllarca eğitim alacaksın, sen hukuklanırken, diğer yanda hukuk giderek sensizleşecek, başka bir yöne gidiyor olacak. Bu nedenle bir silahla aynı anda iki hedefe nişan almak zorunda kalacaksın. Bugüne ve yarına… İkisini de tutturursan, ancak o zaman 2020′lerin önde gelen avukatlarından biri olabilirsin. Bu durum tüm meslekler için geçerli.

Gelelim genetik mi tarım mı ikilemine. Genetik, son yılların trendi en yüksek mesleklerinden biri olmasına karşın, ben bunun abartılı bir gelecek projeksiyonunun eseri olduğunu düşünüyorum. Genetik mi tarım mı diye düşününce genetik 10-0 galip geliyor. Genetiğin zihindeki görseli uzay mekiği, tarımınki ise traktör… Buradan anla aradaki uçurumu : ) Ben gelecekte tarımın çok daha önemli bir meslek olacağını düşünüyorum. Benim içimin gittiği dallardan biri olmuştur hep ziraat. (Bir diğeri de arkeolojidir) Herşey gelecekle ilgili senaryolarımızdan yol buluyor aslında. Uzay 1999′a baksaydık şu an bizim hapla beslenmemiz gerekiyordu. 2010′ların eşiğindeyiz ve halâ menemen yiyoruz : ) 2020 yılında insanların halâ soğan yiyeceği bilimkurgucuların hiç hesaba katmadıkları birşeydi : ) Domates, soğan, sarımsak live forever diyerek selamlarım Kanada’yı : )

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
07
2009
14:00

Doğumgünü Kermesi…

Hatırlarsınız. Geçim sıkıntısı içinde olan okuyucuların korsan tezgahlardan aldıkları TDG’leri, yayınevi ve yazar olarak helal etmiştik. Şu anda bir başka modülü daha devreye sokuyoruz. Doğumgünü Kermesi… Ara ara stoklarla sınırlı bir kampanya yapmaya başlıyoruz. Kapağı hasarlı TDG’leri şok indirimlerle satışa sunacağız. Burada hasardan kastedilenler cildindeki ufak tefek yıpranmalar. Kitabın içeriğinde en ufak bir eksiklik söz konusu değil. Ben size söyliyim korsan kitapların hepsinden daha güzeller. Bu korsanları kim basıyosa, siteyi takip ediyosa, kendilerinden ricam şunları adam gibi basmaları. Enteresan birşey. 1.5-2 sene önce, korsanını yapmak için kitapçıdan TDG alan adamın “şansına” eksik sayfalı TDG çıkmış. Klonlana klonlana… Korsan TDG’lerin yüzden doksandokuzunun sayfaları eksik : ) Kardeşim ben titiz adamım, benim kitaplarımı düzgün basın sonra külahları değişmeyelim : )

Ve şimdi gelelim Doğumgünü Kermesi’nin sınırlı sayılı hediyelerine.

Kargosu ve kadevesi dahil olmak üzere anahtar teslim Tanrı’nın doğum günü 10 lira.

Ve bir başka sürpriz. Çok istediği halde alamayan dostlarımıza ithafen.

Kargosu ve kadevesi dahil olmak üzere anahtar teslim KDK’lar 10 lira. Kutularında minik çizikler var fakat onun dışında şipşirinler.

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Oca
07
2009
12:14

Duyuru…

Bazı cep telefonları matine yayınlarını almıyor stop… Sistem “Ulaşmadı (Abone bloke isteği)” diyor stop… 0Ciesem firmanızı arayıp, toplu sms gönderimi almaya izin vermeniz lazım. En azından bir ay için. Stop…

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |