Ara
01
2008
07:36

Proje 1…

Duyduuk duymadık demeyiniz. Bundan böyle 900/1800 frekansındayız. Tanrı’nın doğum günü Cep Matineleri başlıyor. Ksa msj/KALIN KİTAP… KM-KK… Kitap okuyamama koşullarını ortadan kaldıran projemiz. Şu an için iki tane matinemiz olacak. Sabah 9. Akşam 19. Hangisi uygunsa. Akşam trafiğinde kilitlenmiş kalmışsın. 19 oldu mu telefondan bir dıdıt sesi. Dona hatta : ) Günün bitkinliklerinin, yorgunluklarının, elektriklerinin arasında huzurla dolu, bilge bir dost. Tanrı’nın doğum günü Cep Matinelerinin en özel yanı, sistemin KİŞİYE ADIYLA HİTAP EDİYOR OLMASI. Tanrı’nın doğum günü paragraflarının başı sonu, ortası, bir yerinde senin kendi adının olması, gelen mesajın nefesini kesmesine yol açıyor. “Proje 1 şu an test aşamasında” başlığında test edilen şey buydu. Kitapta okuduğunda da etkileniyorsun, hem de çok. Fakat sen gün içinde, kendini çok çaresiz hissettiğinde telefonuna gelen mesajda “Bilge hükmeder, onun dilekleri Tanrı’nın dileğidir Ahmet…” diye birşey gördüğünde neler hissedeceğini ben şimdiden hissedebiliyorum. Tanrı’ya şükürler olsun, böyle özel ve benzersiz bir deneyimin ilhamını verdi bize. v103′ün de ilk olarak Cep Matineleri’nde yer alacağını bildiririm. Yeni baskıya benim noktayı koymamla, v103 kapaklı kitapların kitabevlerine ulaşması arasında geçecek olan minimum bir aylık süreyi de ortadan kaldıracak Cep Matineleri. Her gün aynı saatte yeni bilgiler telefona akıyor. Süperr.

Cep Matineleri 1 ay sürecek bir hizmet. Bir ay boyunca hergün, aynı saat. 1. kuşak yayın, 2. kuşak yayın…, farklı yayın içerikleri hazırlanacak. Bunları ben kendim, günlük olarak hazırlıyor olacağım. Konsantrasyon olarak v103′e benim şahsen geçişim de CEP Matineleri mesaisi üzerinden olacak. Ortak bir yoğunlaşmayla güzel bir enerjinin oluşacağını düşünüyorum. Güzel olucak güzel. Söylemem lazım. Cep Matineleri sadece Doğumgünü Kitapçısı üzerinden sipariş verilebilecek. SMS soyut birşey olduğu için, masrafsız bir iş gibi görünüyor fakat öyle değil. Bir aylık bir yayının maliyeti, kitap basımın 2-3 katına denk geliyor. Fakat biz hizmet bedelini 16 olarak belirledik. Organize olup, toplu sipariş verildiğinde rakam 12 liraya kadar düşebilecek. Yani bizden gelen mesajları sen hergün bir arkadaşına göndersen, Cep Matinesi’nden daha pahalıya gelecek. Ayarlamayı yaklaşık olarak bu şekilde yaptık. Çok da güzel yaptık.

Her cep telefonu bu hizmetten yararlanabilecek mi? Evet tüm telefonlar yararlanabilecek. Bir tek teknik ihtiyacımız var, o da telefonunuzda her gün bize bir çift mesajlık boş yer ayırmanız. Yeni nesil sim kartlari 35-40 sms saklayabiliyor. Telefonun da hafızasını eklediğinizde, bir ay boyunca gelen mesajlar rahatlıkla saklanabilir. SMS gönderim altyapımız da hazır, şu anda düğmeye bastığımızda yayına başlayacak durumda. Önsiparişleri birkaç güne kadar başlatıp, ilk yayını kurban “bayramı”na yetiştirmek hedefimiz. Cep telefonları şimdi bir işe yaramaya başlayacak işte : )

Benim şu an en çok heyecanlıdığım Proje Cep Matineleri olmakla birlikte Proje 2, Proje 3 ve Proje 4′ü hiç yabana atmıyorum efendim.

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
01
2008
07:37

Selamlar, sevgiler, yeni projeler…:)

Nereden başlasam söze, nerden nerden… En iyisi işlerden önce, açılışı dişlerden yapalım. Şöyle birşey geldi başıma. Geçen seneydi, dişlerden yana sorunsallarım olmuştu, günlükte de yazmıştım hatta. Dişçiye, halamın dişçisine gitmiştim. 1 sene kadar geçti. Geçen gün halama operasyonu yarım bıraktığımı, paramı da ödemediğimi söylemiş oradakiler. Hayda. Operasyonu bitirdim, paramı da o gün elden doktor beye verdim. Dünyadan haberleri yok demek ki. Bize de yakın bir yer. Gidip kendim söyliyim dedim. Gittim anlattım. Amanın bi yanlışlık olmuş, özür vesaire. Halamı arayıp verdiğiniz yanlış bilgiyi de düzeltmenizi istiyorum dedim. Hemen dediler. İlginç olan şu oldu. Dişçiye bu iş için evden tam çıkmak üzereyken, dişimi bir daha fırçalasam iyi olur dedim. “Doktoru görmüşken, belki bir kontrol ettiririm”. Efendim, bu amaçla dişlerimi fırçaladığım sırada DİŞİM KIRILDI : )

Epey enteresan bir durum. Anlamlandırması pek de kolay değil. Yıl 2102′yi berbat bir diş ağrısı eşliğinde yazmışım. Kitabı teslim etmiş ondan sonra dişçiye gitmişim. Koca bir Tanrı’nın doğum günü’nü kaleme alma sürecini, eee imkansızlıktan, düşmüş bir dolguyla, ağrımasın diye günde 10 kere diş fırçalaya fırçalaya geçirmişim. O yüzden diş fenomeninin bende hep önemli bir yeri olmuştur. Bakalım bu sefer bu dişin altından ne çıkacak. Aslında diş çok önceden kırılmış, dişçiye gideceğim o gün kopmuş. Bu biraz daha anlamlı gibi sanki. Gene de bilemedim. Güzin Abla’ya mı yazsam acaba? “34 yaşında bir erkeğim, dişçiye gideyim dedim dişim kırıldı. Çaresizim ablacım… Neden neden neden?” falan desem bana “ah be oğlum” diye başlayıp bana ne der acaba : ) Hayır, yarın bi gün berbere gidiyim dersem, kafam kırılmasın. Önlem alalım diye dedim ablacım.

Bu aralar neler oldu, neler yaptık buralarda… Epeydir haber vermedim. 2009 hazırlıkları… Son aşamaya geldi. Şu an kitabın trendi normal akışında. Çok hızlı değil. Kriz psikolojisi hemen kendini belli etti. Bu konuda medya kuruluşlarının garip bir hevesi var. Özel bir gayret sarfedilmekte insanları kriz psikolojisine sürüklemek için. Dışarıdan bakınca bunu çok net görüyorsun. Geçen gün NTV televizyonu dayımla röportaj yapmış. Kendi sektörüyle ilgili. Nasıl gidiyor işler, “kriz” nasıl etkiledi falan filan. Dayım dışında biriyle daha röportaj yapmışlar. Dayım olumsuz konuşmuş, röportaj yayınlanmış. Öbür adam olumlu konuşmuş onun röportajı yayınlanmamış. İlginç. Neyse. Zaten bu medya konusuna girdikçe zaten afakanlar basıyor beni. Guinness rekorlar kitabına başvurucam. “Topluca basiret bağlanması”  konusunda Türk medyasının rekor tespitinin yapılmasını talep edicem : ) Nerden geldik buraya. Heh. Kitabımız şu an ortalama seyrinde gidiyor fakat biz kendi kendimize hazırlıklarımızı, çok yüksek bir talebe dönük gerçekleştiriyoruz. Bir ses “2009″ dedi, onu izliyoruz biz de, hadi bakalım. 2009… Sevgili kardeşim siteyle bu kadar çok uğraşıyorum çünkü önümüzdeki sene, bir sabah uyandığımda posta kutumda yüzyirmisekiz bin okuyucu mektubu bulma ihtimalim oldukça mevcut. İşte benim de kabusum bu. Bazen oturuyorum hesap yapıyorum. 1 milyon kişi okuduğunda, herkesin içinden 1 soru sormak gelse, 1 milyon soru eder. 1 milyon soruyla muhattap olmuş bir adamın cevabı nasıl başlar, nereden başlar, bunu en çok da kendim merak ediyorum : ) Siteyi bugüne değil yarına göre yönettiğim için, “durduk yerde” yadırgamaları gayet normal.

Sistem ve güç enstrümanları… Biz alternatif enstrümanların peşindeyiz. Aslına bakarsanız, sistemin kendi enstrümanlarıyla sistemi değiştirmek, Tanrı’nın doğum günü’ne asla yakışmaz. Al bütün orduların senin olsun, ben tek başıma silahsız geliyorum ve seni yıkacağım demek yakışır. Yoksa, ver bana Hürriyet gastesini bak bakalım neler oluyor 1 aya. Ama işte o zaman işin zevki olmaz. Sistem, kendi enstrümanlarıyla değiştirilirse, sadece güç el değiştirmiş olur. Gerçek ve köklü bir devrim için, egemen güç enstrümanlarının da bu meydan muharebesinde mağlup edilmesi gerekir. Tanrı’nın doğum günü devrimi, işte böyle birşeydir. Teknolojinin bireylere sunduğu standart imkanların, maksimum düzeyde kullanımı. Tanrı’nın doğum günü’nün değişim enstrümanları bunlardan ibaret. Olmak zorunda. Çünkü bu kitabın özü, maharetin enstrümanda değil “nefeste” olduğunu söylüyor. O zaman, sağlam bir üfleme yakışır bize. “Bir üff çeksem dağlar oynar yerinden” bizim sloganımız : )

Şu Doğumgünü Kitapçısı yok mu, 2008′imi yedi bitirdi. Yazı yazamadım doğru dürüst. Bilgisayar kodları girdi hayatıma birden. Sürpriz diye buna denir. Doğumgünü kitapçısının siparişlere cevap verebilme hızını en üst düzeye çıkarmak bir başka meşgul olduğum konu. Bu arada MNG Kargo’yu, kitaplarımızı yolda paramparça ettiği için değiştirdik. Parçaladığı için de değil, parçalanmış kitapların yerine yenilerini götürmek için bile para talep etmesi üzerine değiştirdik. Şikayette bulunmadık, bir garibana faturayı kesmesinler diye. Sen dünya zararın için bişey istemiyosun, adam neyin peşinde. Kocca Marmara Bölge müdürü ilgili 100 liranın ödenmesi için mektup göndermiş buraya. Biz de bir mektup gönderdik. Bu parayı size ancak sosyal yardım bütçemizden ödeyebiliriz. Hesap numaranızı gönderin, yardım paketinizi alın dedik. Uzun bi süre düşündükten sonra hesap nolarını göndermişler : ) Yarın kömür yardımında bulunacağız MeNGene kargoya : )

Fillo kargoyla yapıyoruz gönderimlerimizi. Aras Kargonun kardeş kuruluşu, güzel gidiyorlar şu ana kadar.  Kargolama aşamasında, kargo paketlerinin üzerine elle adres yazılması çok bela bir iş. İzledim baktım, süreç orada çok yavaşlıyor. Amerika’dan beklediğim paket oydu işte. Etiket yazıcısı. Ama öyle bildiğin gibi etiket yazıcılarından diil. Teknoloji harikası birşey. Kartuşu mürekkebi yok. Etiketi ısıtarak yazıyor. Enter’a bastıktan 0.1 saniye sonra çıkıyor etiket. Çok şık bir etiket. Üzerinde doğum günü kitapçısı logosu var. Altta, hatıra maksatlı bu kitaplar “12 Kasım 2008 saat 14.37 paketlenmiştir” yazıyor. Bu meselenin makrolarını Hollandalı bir kardeşle beraber yaptık. Adı, adresi, hepsini otomatik olarak faturadan alıyor. Sağ taraftaki printerden fatura çıkarken, soldaki printer’da etiket çoktaaan hazır bekliyor. Of. Değmeyin keyfime. Tasarımı da acayip şirin bişiy. Evet ısırmalık. Bu aygıtı gözüme kestirdim fakat 650 lira… Ugh! Buna bütçemiz yok, beyaz adam! Napim napim. Cihazla aramda da duygusal bağ oluştu. Katmam lazım bünyeye. Ebay’e bir girip bakiim dedim. Aynı cihaz orada 100 dolar! Okuyucu ailemizden birinden istesem de bana gönderse. Mail kutuma girdim. Sağolsun yazdığım dostumuz hemen ilgilendi. E, Amerika’dan madem paket geliyor. Bişeyler daha isteyelim. Rakamlar korkunç uygun. Ekstra bellek yani RAM söyledim benim Mac’e. 4 GB’a çıktı kendisi : ) Ondan çıkan 2GB RAM’i de nurtopuna taktım. İki bilgisayar da fişek gibi oldu. Başka ne alsam. Benim eski laptopum. Hani şu altına radyatör takıp soğuttuğum. Onun adaptörü bozuktu. Servis kablosunu değiştirmek için 50 lira almıştı. Baktım ebay’de 30 dolara orijinal sıfır adaptörünü satıyorlar. Bir tane ondan. Bir tane pil. O da 20 dolar. Burada bulsan 200 lira en az. Sonra bir de radyatör yerine altına termal soğutucu bir bez. Soğuttu gerçekten de. Sonra başka ne istemiştimm… Hatırlayamadım şimdi. Sanıyorum bunlar vardı pakette.

Paketi almak için gümrüğe gittiğimde gümrük memuru ilginç sorular sordu. Napıcaksın bu etiket yazıcısını dedi. Ben etiket basacağım dedim. Dostumuz pakete bi kutu vitamin hapı koymuş. Memur kutuyu aldı eline ve bana şunu sordu:” Bunları ülkeye sokmak için Tarım Bakanlığı’ndan izin aldın mı?”

Bu sorunun altındaki niyeti algılayınca, etiket yazıcısıyla ne yapacağımı aktardım kendisine. “Biz YAYINCILIK yapıyoruz, abonelerimize göndereceğimiz yayınların etiketlerini basacağız”. Bunu dedikten 16 salise sonra imzalayıp paketimi teslim etti. Yayıncılık epey saygıdeğer bir meslek olmalı : )

200 lira kadar gümrük bedelini ödeyip aldım yavrularımı. Bu arada paketin Türkiye’ye gelmesi noktasında beklediğimizden yüksek bir rakam çıktı karşımıza. Dieyçel 250 dolar kadar bir rakam çıkarmış dostumuza. O da ne yapsın, vermiş kargoya. Ugh! Bu işten zarar etmeyelim sakın beyaz adam. Fakat bak şu Allah’ın işine. Bizim paketi Dieyçel alıp, gezdirip, gerisin geri dostumuza getirmesin mi. Sistemsel bir hata. Bir işaret mi acaba? Hayırdır inşallah. Meğer dostumuzun komşusu Nancy, Dieyçel çalışanıymış da haberimiz yokmuş. Tesadüf konuşmuşlar. Ayol benim hesabımdan yollarız demiş. 70 dolar : ) Yemin ediyorum seni Allah gönderdi Nancy : )

Bütün paket herşeye karşın yarı yarıya ucuza mâl oldu. Süper oldu. Çünkü bu ara çok feci ödemelerimiz var. Hani bizim şu senetlerimiz var ya, her biri birer otomobil parası. Üçüncüsünü de ödedik bu ay. 1 tanecik kaldı. KDK matbaamıza KDK’larımızın ödemesini yaptık şimdiden. Bir otomobil parası. Benim eski 8.50 BMW’den bir akrabamıza borcumuz varmış. Onu ödedik. “Bir otomobil parası”. Aralıkta da çok fena ödemeler var, evet bir otomobil parası : ) Lu ayı da selametle geçirirsek çok rahatlayacağım. Bunları şu yüzden mutlulukla anlatıyorum. Bunları hep TDG ödedi.

Beni geçmiş hayatımdan yana rahatsız eden yegane şey, inziva sürecimde ajansın biriktirdiği vergi borcu idi. Onu da geçen hafta gidip, anlaşma vararak formüle ettirdim. Taksitle ödeyip onları da temizleyeceğiz. Çok rahatlatacak bu beni çoook. Şu kıvır vızır işler. Hayatım boyunca gol yediğim işler, hep bunlar oldu. Neyse şimdi oturttuk sistemi.

Bu noktada. Kişisel mağarasında inzivaya çekilecek olanlara duyuru. Mağaraya çekilmeden önce bankalara 1 kuruş bile borcunuzun olmadığından emin olun. Ondan sonra hayattan çekin elinizi ayağınızı. Benim eski ajansta 500 lira limitli bir kredi kartımız varmış. Varlığını bile unutmuşum. Hayvanların mamasını aldığımız bir kart. 100-200 lira bir bakiyesi kalmış. Katlana katlana. Geçen gün zorla tahsil edilmiş. Yarım otomobil parası… Faiz işlettikçe işletmiş, işlettikçe işletmiş. Bir kere bile bana haber vermek yok. Her gün sitesinde işlem yapıyorum. Telefonuma kampanya mesajları gönderir. Ama karanti bankası böyle bir borcun katlanmakta olduğunu söylemez. Gerçekten bu insanlık dışı bir, vahşice bir davranış. Kimbilir insanlara neler neler yapıyor bu bankalar. Adam intihar ediyor. Kimbilir adama neler yaşatıldı, hayatı nasıl alt üst edildi. Bunları bilmiyoruz hiç. Anapara ve düz faizin dışındaki, parayı kendilerine helal etmedim. Sen nelerle uğraşıyorsun, o para kazanmak için nasıl sinsi yolların peşinde. Sana üretimin için kredi verse mesela, onun faizini alsa, sonuna kadar helal olsun. Sonuçta bir değer üretilmiş olacak ve o da bundan payını alacak. “Finans” sektörü zaten bu demektir. Tefecilik denilen mesleğin çıkış noktası da hizmettir. Bir kişinin, bir kuruluşun anlık sıcak para ihtiyacını karşılar, onu finanse edersin. Ve bu derdi çözmenin komisyonunu alırsın. Ekonomi çarkı döner. O çark döndükçe finans çarkını da döndürür. Fakat bugün, bu noktada hiç değiliz. Finans sektörü, sıcak para ihtiyacının kendisi haline gelmiş durumda. Bu düzen, bu yönüyle de iğrenç bir düzen. İçimden bu duruma isyan ettiğim günlerde, Amerika’da Mortgage krizi meydana geldi. Bu fikirde olan sadece ben değilmişim demek ki : )

Paracıklar oralara buralar gitti hep. Bize kalmadı mı hiçbirşey. Kaldı efendim. IPHONE TÜRKİYE’DE : ) Yuppiii. Ayfoncuyuz ezelden. Mutteşem ötesi bir aygıt. Ve benim sistemime inanılmaz oturdu, oturuyor, oturacak. Bu terlik tam benlik durumu hasıl oldu. Geçen fırtınada yürümek muhteşem diye bir başlık atmıştım hani. İşte o başlığı fırtınada yürüyor olduğum sırada attım : ) Yürürken siteye yazabilen teçhizata kavuştum yuppi. Bence siz de epey yuppi : ) Girişlerin altında “Yazan: Yolda”yı görürsen anla ki, ben hareket halindeyim. Bilgisayarın başından kalkamadığım için yanıbaşıma bilgisayar verdiler diyorum : ) Bu ayfonn hepimizinn. Ha kimseye dokundurtmam o çok ayrı bir konu, prensip diyelim : )

Efendim bulunduğum yerin harita bilgisini, 1 metre sapmayla olarak bile girebiliyorum artık siteye. Bugün olmasa da yarın çok işe yarayacak bir “enstrüman”. Ayfonuma kılıf aldım, saat gibi koluma takıyorum. Zaten saat takmak bana çok anlamsız geliyordu. Adam 18. yüzyılda koluna baktığında da saati görüyordu, 21. yüzyılda sen bakıyorsun, gene saat. Efendim 12/24 mü olsun AM/PM mi? Hah çok lazımdı. Saatlerin artık sadece saati göstermesi çok büyük eksiklik. Hava durumunu göster, maillerimi göster hatta film göster bana. Kuru kuru saat gösterme. Zamanı gösteriyosun, gösterdiğin zaman da zaten izafi. Ne anladım ben o işten. Sonsuzluğun içinde saatler hiçbir zaman üçü dört geçmiyor. Dostlar alışverişte görsün : )

Teknoloji bizi nereye götürüyor… Efendim nihayet geçenlerde gerçekleşen 3G ihalesi sonrası, bu teknoloji devreye girdiğinde, ayfonumuzun kamerasından bütün dünyaya televizyon yayını yapabiliyor olacağım. Nasıl “enstrüman” ama. Kolumda bir kanalde bir ateve gezdiriyorum. Ben televizyona çıkmadıkça, kolumdan bir televizyon çıkmaya başladı : )

Zaten benim çok heyecanladığım PROJE 1 de yaklaşık olarak bunlarla ilgili. Çok geciktirmeden Ocak ayında açıkıyorum artık. Diyomuşum bi de : )

Şaka şaka. Proje Bir’i açıklıyoruuum. Hemen, şimdi şu 1,2,3,4 hepsi. Patırt diye.

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
02
2008
12:43

Projeler…:)

Muhteşem!

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
02
2008
12:43

İçimdeki kaynayan kazan…

Siteye daha dün kaydoldum. Hemen ertesi gün kendimi yazarken bulacağımı düşünmemiştim.Ama sorana cevap verileceğini biliyorum. İçimde kaynayan kazanın hiç değilse dumanını göstermek istedim.
TDG’yi 2 kez okudum ve okuyunca kıskandım. Bu kadar arzu ederken aradığımı bulmayı,neden aramayan biriyle konuşur DONA TANRI?! Sonra zamanla bu kıskançlık kendimdeki eksikliğin ne olduğunu aramaya çevrildi. Hala meraktayım ne yapıyorum da olmuyor veya ne yapmıyorum da oluyorsa görmüyor ve duymuyorum.?Ya da gördüğüm ve duyduğum şeylerin gerçekten görmem ve duymam gerekenler olup olmadığını neden anlamıyorum? Ya da nasıl bir şey olması gerekiyor? Bir gün bir ağabeyimle derin derin konuşurken “sen yukarılara zaten çıkmışsın da aşağı bakmaya korkuyorsun” demişti. İyi de ben niye öyle hissetmiyorum? Çok mu alçak gönüllüyüm? Yoksa aslında aptal mı? Oysa yeni değil ki aradığımı bulma çabaları. Yıllar var arkama yığdığım. Mevlanalar, Hallacı Mansurlar, Kuran tercümeleri (bir kaç kez), Yabancı yazarlar, vs….Ama diyorum ya neyi eksik yapıyorum da hala arama aşamasından biraz ileri gidemiyorum? Ya da gidiyorsam niye anlamıyorum?
Yazdım değil mi? Bir dolu soru sordum. Ama neden sanki “hayır bunlar değil yazmak istediklerin” diyorum kendime?
Bir okurunuz size Ezanlar kimin için çalıyor başlıklı yazınızda “Kitapta sen tevbe ediyorsun. Dona gelip sana bir güzel geçmiş yaşam terapisi yaptırıyor. Oh ne ala, ne güzel. Biz ne yapacağız? Nasıl yapacağız? 650 sayfalık kitapta bir tane teknik verilmemiş zayıflama haricindeki tekniğin dışında. Teknik olmadan, ettiğimizde söylediğimizden birşey anladığımız dua olmadan nasıl olacak o arınmalar? Tevbeler?” demiş. Ne güzel demiş! Aynı şeyi ben de söylüyorum.Hatta belki de deminden beri yapmaya çalıştığım şey tam da bunu sormak… Midem ve barsaklarımdan şikayetim var bu aralar. Okuyup biriktirdiklerimi ne yapacağımı bilemeyişimden mi acaba? Sabrınıza teşekkür ederim VARlığınıza da.

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
02
2008
13:17

Dede Korkut hikayeleri tadında masal: “TDG”…

buRAK özDEMİR’DEN YETİŞKİNLERE DEDE KORKUT HİKÂYELERİ TADINDA MASAL:

Bir gün Tanrı imajından rahatsız olup yeniden doğmak istedi. Artık kendi ruhlarından üflediği küçüklerinin Tanrı’yı sevme zamanı gelmişti. İmaj danışmanı olarak tekâmülün 9.basamağında olan espritüel, biraz da kafası karışık ashab-ı kehf indigo çocuklarından birini seçti. Tanrı erkek egemen dünyanın kuralını bozmamak adına elçisi tayin ettiği indigoya yakışıklı ve stili olan bir erkek olarak göründü. Ateist indigoya Tanrı olduğunu inandırması çok da uzun sürmemiş yaratıcı zekâsıyla çocuğu kafalamıştı. Ateistliğinden bu kadar kolay vazgeçen çocuk dinleyicide bir hayal kırıklığı yaratsa da sonradan duyacağı masallar vuslatları olmuştu. Aralarında peygamberleri kıskandıracak 21. yy. samimiyeti; müteşabih yani kriptografik ayetlerden, Kuran’ın düzlemler halinde hareketli bir kitap olduğuna, Usame Bin Laden’in beklenen Deccal olduğuna, ahir zaman mucizelerinden, Huruf-u Mukatta’ya bütün sırlar arza döküldü.

Ağzı açık dinleyicilerin çenesi cennet cehennem paradoksunu duyunca yere vurdu

Cehenneme girmeyeceğimiz Cennetten de kovulmadığımız muştulandı

Sürekli sürprizler yapan Tanrı bir sürpriz yaptı ki her şeyi aştı

İsa yaşıyor ve Amerika’dan geliyordu

Fatih ile Nişantaşı buluşuyordu

Sohbet ilerleyip gün günü bulunca yeniden diriliş muamması da diri oldu: bir önceki tekâmülünde Malawi’de halkının özgürlüğü için dövüşen indigo geçmişini bağışladı tevbe etti.

Ahir zamanda dünya savaşlar, yoksulluklar, sefillikler, aile içi şiddet ve istismarla uğraşırken 21. yüzyılın kaderinin barış olduğu ve gözlerimizle şahit olacağımıza ikna olunduk.

Tanrı İndigo’nun kulağına fısıldadı Kuran’ı Kerim’i en iyi — anladı.

Bize de kıssadan hisse kaldı: Tanrı’nın hikmetinden sual olunmaz.

: ) Fal, büyü, şeytan icadı bi sürü şey söylendi Tanrı’nın doğum günü için. Fakat MASAL diyen bir talihli çıkmamıştı. Sonunda o da oldu, mizahçılığa hevesli bu kardeşimiz sayesinde seri tamamlandı. Bazı insanlar gerçekten de hiç değişmiyor. Binlerce yıldır aynılar…

“Ona ayetlerimiz okunduğu zaman geçmişlerin MASALLARIdır dedi”
Kur’an-ı Kerim Mutaffifin Suresi

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
02
2008
16:57

Mektubumu okuyorum.. Mutluyum…

Mucizelere inanıyorum!..bu satırları size en bir güzel ruh halimle, huzura ve mutluluğa ermişliğimle yazıyorum :) sonsuz samimiyetimle..

anlatmak istediğim çok ama çooook şeyler var ama hangi birini yazabilirim ki..kimseleri detaya boğmak istemem ama şunu söyleyebilirim yaşadıklarımız kesinlikle tesadüf değil asla değil..

2008 yılı benim için anlatmakla bitmez. Kendimce çok derin şeyler yaşadım. çok düşündüm, bazen okudum, bazen kayboldum, bazen buldum ama sonra tekrar kayboldum. inandım, vazgeçtim sonra farkettim ki inanmaktan başka yolum yok. Hayatımda ilk defa ramazan ayı için ’11 ayın sultanı’ denmesinin nedenini idrak edebildim. Severek gönülden oruç tutabildim. Hem de bana hiç yük olmadı. Kendimi ayrıcalıklı hissetim ki bunları bu şekilde yazmak ve yaşamak pek benim hayat tarzımla bağdaşmıyor inanın. Biliyormusunuz ben şimdi bir sonraki ramazan ayını iple çekiyorum. Baş ucumda artık Kuran’ı Kerim var artık. Yüksek sesle çekinmeden ben Kuran-ı Kerim okuyorum diyorum yakınımdakilere ki onlarda bunun çekinilecek birşey olmadığını düşünebilsinler. Tüm bunlar olurken en başından beri yanımda TDG vardı. Sitede paylaşılanlar, çok yakın iki dostum, ailemden bir iki kişi ve bir de dünyanın en fedakar annesi, annem vardı. Ama ben yine de puzzle ın parçalarını bir türlü tamamlayamıyordum. Kendimi dersine iyi çalışmayan bir öğrenciye benzetiyordum. Herşey bana açıkça gösterilmeye çalışıyordu ama ben anlamıyordum işte!.. Bir türlü olmuyordu!..neden..neden..neden??? Sorduğum sorulara çok ilginç ve de açıkça yanıtlar alıyordum (küçük mucizeler, belki de meleklerin yardımı) ama elime geçen yanıtlarla hangi yoldan gideceğime karar veremiyordum bu defa da. Karar verememe sancısı! Yolun sonu karanlık mı aydınlık mı? Korkuyordum!..Adım atamıyordum!..Korku!..Tüm kötülüklerin anası olsa gerek..

Ve sonra birgün ve bu defa da hayatıma aynı aileden KDK lar girdi. Haydaaa hadi bakalım..e tamam bir de bunu deneyelim..kartları çalıştıralım bakalım neler olacak..bazen anlamlı bazen de anlamsız gibi gelen bir sürü yanıtım oldu, çok ciddiye alamadım başlangıçta..ama sonra şunu farkettim gerçekten ama gerçekten ihtiyacım olduğu anda!, hatta düzeltiyorum ‘çaresiz’ hissettiğim anlarda kartlar çalışmaya başladı..ben kendimi açtığım anlarda kartlarda bana açık olmaya başladılar..ve öyle zamanlar oldu ki tamamen kartlardan aldığım yanıtlara göre bazı adımlar attım. yeni adımlar attım. risk aldım. hayatıma etki edecek önemli adımlardı bunlar. ve sonuç %100 başarılıydı. bence, ben, kendim, bizzat KDK lar için inanılmaz iyi bir örneğim:)bu kartlar çalışıyor arkadaşlar!

yaşadılarım ve yaşayacaklarım için, hayatım için şöyle düşünüyorum artık…’çile yok heyecan var’:)

Hep bunu istemiştim içinde olduğum ve aylardan çıkamadığım bu mağaramdan çıkmaya başladıktan sonra neler yaşanacağını merak ediyordum ve şimdi zamanı geldi. heyecanlı ve de mutluyum. mutluyum, mutluuuu :) yaşayacaklarım beni korkutmuyor sadece ve sadece beni heyecanlandırıyor..

yapımda ve yayında emeği geçen herkese çok çok çok teşekkür ediyorum :)Sevgili buRAK şu güne kadar sana teşekkür ettiğim yazılarım olmuştu (aslında seni anlayamadığım ve sana kızdığım zamanlar bile olmuştu..)ama bu başka..bu başka..çok çok teşekkür ederim..ve şu güne kadar TDG yi çok kişiye anlatmaya çalıştım onlarada ışık olabilmesi için umarım onlarda kendi ışıklarını bulabilirler, bunu gönülden diliyorum.

Yeni projeleri okudum az evvel. Dona’nın neden sana geldiğini tahmin etmek hiç de zor olmuyor inan bana. Bence çok güzel projeler ve çok güzel yansımaları olucak, yürekten inanıyorum.

ve KDK lar elime geçtikten sonra bana en çok çıkan kartı paylaşmak istiyorum sizlerle..MEKTUBU OKU kartı – E4.

‘Anlayabildiğin hiçbir şey sana acı vermez. Acı, içinde sana yazılmış olan bir mektubun saklı olduğu şişedir. Farkındalığı yüksek insan, acı şişesini açar ve içindeki mektubu okur. Acı öğretmendir ve senin mektubu okumanla birlikte onun dersi bitmiştir. Sınıfı terkederken yerini haz öğretmene bırakır.’

Sevgiyle kalın,

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
01:15

Kafam karıştı…:)

Sana bir sorum olacak. Sen gercekten Tanri ile görüstünmü?
Benim kafam bu konuda cok karisti. Bana sorarsan, ben gercekten
görüstügünü düsünüyorum. Ama yinede senden ögrenmek istedim.
Cevaplarsan cok sevinirim.

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
02:30

Selamunaleyküm…

Merhaba, ben 17 yaşında gelenekçi,yeniliğe öyle çok da açık olmayan bir kızım.kitabınızı aldım.kitabın ismine bakarak aldım açıkçası (tanrı’ının doğumgünü) kapakta ve kitabın isminde beni cezbeden bişey oldu ki bunun hala ne olduğunu anlamış değilim.kitaba başlarken kendime söz verdim,bu kitabı fikirlerime ne kadar karşı olursa olsun okuyacağım diye.karşıt fikirleri de bilmek lazım öyle değil mi?.neyse okudum,okuyamadım diyelim ya da.kitabın yarısından fazlasını okuduktan sonra baktım bana bişey kazandırmamış,okurken biraz sinirlerimin bozulmasından başka. Not alarak okurum ben genelde.beni rahatsız eden bir iki noktayı okurken not aldım.mesela eşcinselliğe böyle ılımlı denecek şekilde yaklaşmanızın sebebi hikmeti nedir?Allah eşcinselliğe öyle karşıdır ki zamanında bir kavmin helak sebebi olmuştur bu. Siz neye dayanarak bu kadar ılımlı yaklaşıyorsunuz?tamam sonuçta bi fıkıh,ilmihal ya da benzeri dini ilimle ilgili bi kitap değil bu ama bu kadar da değiştirmemelisiniz.hani diyosunuz ya Tanrı’ının imajını değiştirebiliriz diye. Gerçekten değiştiriyorsunuz,Allah’ın hiddetle karşı çıktığı bir olaya ılımlı yaklaşarak.eğer bahsettiğiniz Tanrı Allahu Teala değilse tamam.neyse değinmek istediğim birkaç şey daha var.namaz ve oruç konusu konusu.namaza meditasyon, oruca detoks demişsiniz.şimdi böyle dediniz diye bu kavramların batıdaki (tam karşılığı diyemeyeceğim tabi) en yakın karşılığı olunca bu ibadetler daha mı yapılası oluyo? Böyle dediniz diye,Allah elinde sopa olan kızgın biri yerine,elinde çiçek olan sevimli biri mi oldu??sonra başörtü.başörtü bu kadar mı basit sizce??bu ibadeti resmen,olsa da olur olmasa da olur
kıvamına getirmişsiniz. Ya Allah emrediyor,size bunu kendinizce yorumlamak düşmez.

Tamam gelenekçiyim ben ama başörtüyü gelenek olsun diye takmıyorum.ya da açıklara karşı bir düşmanlığım yok.çok açık arkadaşım var birçok kapalıdan daha namuslu.öyle kapalı olacağına böyle açık olsun.ha bir de bu başörtülü kızlara eğitim hakkı diye tanıdığınız ne idü belirsiz şey de beni rahatsız etti.bizleri yine toplumdan,sosyal hayattan soyutlayan,aman biz görmeyelim de nerede olurlarsa olsunlar tarzında lafta çözüm önerisi getirmişsiniz.bu lafta çözüm önerileri beni gerçekten rahatsız
etti.yine bir örnek ise kurban bayramınının formatının değiştirip hediye bayramı yapma fikriniz.bu yüzyıllardır süregelen  bir ibadet.”neden bunu hakkıyla yerine getiremiyoruz,bu bayramı daha güzel nası geçirebiliriz”i düşünmüyorsunuz hemen yine kendinizce bir yorumla kurban kesmek şart mı canım hediye verelim,olmaz mı?? neye dayanarak söylüyorusunuz?? yine kanıma dokunan bir yer var.Peygamber Efendimiz’e(s.a.v.) “efendimiz” demememizi söylemeniz.biz efendimiz demekle yetinmiyor saygısızlık etmemek için sallallahu aleyhi ve sellem diyoruz,siz de adeta o kim ki niye “efendimiz” diyoruz diyorsunuz.günlük hayatta insanlar üstlerine,amirlerine saygısızlık olmasın diye beyefendi,hanımefendi,sayın vs.  gibi hitabetlerde bulunurken konu bizim Peygamberimiz olunca,söylerken dilimiz mi yoruluyor da söylemeyelim?? O doğunca “ümmetim” demiş,şefaatinin günahkar ümmetinin üzerine olacağını söylemiş,ömrü boyunca sadece ümmetini düşünerek yaşamış,onu görmeden iman edenlere “kardeşim” demiş,ben ona “efendim” demişim çok mu??? Okursunuz ya da okumazsınız,cevap verirsiniz ya da vermezsiniz sizin bileceğiniz iş. Ben sadece söylemek istedim.

Güzel kardeşim, sen bu kadar sabit olursan, değil ben, değil Tanrı’nın doğum günü, Hazret-i Muhammed’in kendisi gelse, senin fikirlerini o bile değiştiremez. Sen onunla da çatışırsın.

“Kapakta ve kitabın isminde beni cezbeden bişey oldu ki bunun hala ne olduğunu anlamış değilim” dediğin şeyin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Sen değişmek istediğin için buradasın. Ve sana güzel haber, değişim başladı. Şu anda, eşcinsellere senin deyiminle kitapta ılımlı yaklaştığım için bana eşcinsel imasında bulunsan da, bir gün sen de benim gibi, bütün varlıkların varoluş şekillerine saygı duymayı öğreneceksin. Dilini daha iyi öğrendikçe hanımefendi-beyfendi ve peygamber “efendi” kelimeleri arasındaki farkı da öğreneceksin. Aceleye gerek yok. Kayıtsız kalabilirdin kalmadın, karşı çıktın. Değişimin ilk safhası. Herşey yolunda, aceleye gerek yok. Yol uzun, yaş genç.

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
02:51

KDK yorumuna destek…:)

kdk’lar ile ilgili yazan can’ımıza eklemek istedim…
ne zaman sorsak,
içten yürekten sorsak,
hele ki darda kalıp sorsak cevabı hemen geliyor zaten…ya hemen üzerine gördüğümz bir rüyada, ya da daha soru cümlesini zihinde bitirmeden yolumuza çıkan başka bir canda, ya etrafta birdenbire şahit oluverdiğimiz bir olayda, ya da bambaşka bir şekilde…
ama sanırım tekamül basamaklarımıza göre yorumlamakta zorlanabiliyoruz bazen, çünkü ne kadar net ise bir o kadar da şifreli olabiliyorlar – dahiyane bir şekilde…bazen insan suretimiz için fazla dahiyane olabiliyor hatta bu şifreler…
işte kdk’lar bir tür lüks oldu hepimiz için,
anlayabildiğimiz dilde,
hangi basamakta olursak olalım…
hepimiz’e sevgiyle…

KDK’larla ilgili bir anı benden. Unutmadan. Çook sevgili bir dostumuz. Bahar için de benim için de çook değerlli biri. Kartların bir türlü bitmediği dönemde günaşırı Bahar’ı arayıp kartlar ne zaman çıkacak, nerede kaldı diye soruyordu sürekli. O dönemde biz kimsenin yüzüne bakamaz olmuştuk : ) O kadar uzun sürdü ki üretim. Ayrı mesele. Sürekli telefon, hani kdk derken KDK’lar nihayet çıktııı. Aa bu sefer ondan hiç ses seda yok. Hem de nasıl ses yok. Arıyor Bahar, telefon no’ya basılıp kapanıyor. Kaç sefer. Çok üzüldü, çok merak etti, güzel haberi bir türlü veremedi. Dedim ki “O bir süreç yaşıyor belli ki. Bittiğinde bizi bulur, endişelenme”.

İki ay geçti üstünden. Telefon… Benim alodan da önce ilk sözüm “Neredesin sen?”. Onun alodan önceki sözü “Kartlar hayatımı kurtardı!” oldu.

Çok büyük bir sıkıntı yaşamış. Ona hep söylediğim birşey vardı. Onun düğümü olduğunu söylediğim bir konu. İşte o zaaftan ötürü gerçekten çok büyük bir sıkıntı yaşamış. Çözebilmek için 2 ay uğraş vermiş, alt üst olmuş. “Tam umudumun tükendiği anda bittim KDK’larımı aldım” dedi. Hemen çalıştırmış. Kartlar ona mucizelere inanmasını söylemiş. O da belli ki kendini açmış mucizelere inanmış ki, aynı gün çözüme kavuşmuş büyük sıkıntı. Konuyu aktarmıyorum onun özeli olduğu için. Fakat bana anlattığı olay, çözüm, gerçekten mucize : )  Dostlarımın KDK mektuplarına bir destek de benden efendim. Yaşamayan bilmez. Bu kartlar, gerçekten ama gerçekten çalışıyor.

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
02:51

Bir kamyon zencefil tozu istiyorum bu durumda…:)

buRAK Kardeşim yürüyüşlere çıkmadan önce 1 tatlı kaşığı ZENCEFİL tozu alırsanız daha kolay kilo verirsiniz.Yağ yakıcı özelliği var.Kendim denedim.Selam ve sevgiler….

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
02:52

Kıyamet mi kopar? Kopsun…

Cocukken (rahmetli) anneannemden kiyametle ilgili soylenceyi ilk dinledigim zamani animsiyorum. Bana Israfil’in Sur’a ufleyecegini, bunun uzerine cok buyuk sarsintilar olacagini herkesin korkacagini ama eger olur da o gunu yasarsam korkmamam gerektigini cunku Allah’in sevdigi kullari ve Allah’i seven kullarin korkmamasi gerektigini soylemisti.

“Kiyamet ne zaman kopucak” peki diye sordugumda da “Onu sadece Allah bilir” demisti…. Bu cumleyi ilk duydugumda da, cocukluk, ilk genclik donemimde de hep “ben kiyameti gorucem” derdim cevremdekilere. Benimle dalga gecerlerdi. Daha cok var kiyametin kopmasina, hem sen manyak misin neden gormek istiyorsun derlerdi. Bense bunun harika bir solen olacagina inandigimi, Allah’in beni sevdigini bildigim icin de asla korkmadigimi soylerdim. Sayet kiyametin kopmasina cok varsa bile ben de cok yasarim o zaman derdim. [Ben halaa -neden bilmem- cok yasayacagima inanirim :-) ]

Ve simdi bu soylencelerdeki kiyametten TDG kiyametine… Bitisler ve baslangiclarin kiyametine… Sevgi duzlemine gecise… Tum bunlara (insallah) sahit olacagimi dusundukce heyecan duyuyor ve mutlu oluyorum.

PS: Bir arkadasim cok kucukken bir gun ailesine ” ben kiyameti koparacak boruyu uflicem” tarzinda bir cumle kurmus… Herkes sasirmis tabii ki. Ve bizim ki senelerce inanmis buna… :-))

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
02:57

TDG ile ilgili…

Size yazmak istedim. Sanki birşeyler bekler gibiyiz. Ögrendiklerimi kullanamıyor, işe yaramıyorum gibi. Tıkandık mı?

Evet tıkandık. Eğer, bu yeni bilinçle, eski bir hayatı sürdürmeye çalışıyorsak tıkandık. Tanrı’nın doğum günü, sadece bilmekse, peşinden devrimler gelmiyorsa tıkandık, hem de çok fena biçimde : )

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
03:28

Kişisel Devrim Kartları…

Ben almanyada yasiyorum ve kartlari siparis etmek istiyorum,
ama bu havale isi biraz karisik, hem ytl mi yoksa euro olarak
mi etmek gerekiyor havaleyi? Yurtdisindan siparis vermenin
daha kolay bi yolu yok mu? veya bildiginiz almanya da satis
yapan bir online site yada bayi var mi? Yardimci olursaniz
cok sevinirim.

Bildiğim kadarıyla geçenlerde buradan Almanya’ya, Rusya’ya, İran’a kitaplar gönderildi. Gene bildiğim kadarıyla, tek tek kitap göndermek çok pahalıya geliyor. O yüzden, kitap setleri dışında sipariş pek de iyi bir fikir değil. Yurtdışından sipariş konusunu kitapçı sitemizde bir opsiyon haline getireceğim, biraz üzerinde çalışabilirsem. O güne kadar, siparis@buRAKozdemir.com efendim

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
03:47

Hayatım değişti…

TDG yi ilk duyuşum bundan bir sene önceydi.Çok sevdiğim bir arkadaşım heyecanla bir kitabın hayatını değiştirdiğinden mutlaka okumam gerektiğinden bahsetmişti.Benim için bahsettiği kitabın birçok yerde reklamını görmek veya satış rekorlarını kırdığını duymaktan çok daha ilgi çekiciydi ‘hayatımı değiştirdi’ sözü.Biraz içeriğinden söz etti tam da kafamdaki sorulara değiniyordu.Çok meraklanmıştım birkaç gün sonra tesadüf eseri kitapçıda gördüm ve aldım.Okumaya başladığımda 19 yaşındaydım (çok hoş bir tesadüftü doğrusu:)) bitirdiğimde 10.000ler mi 100.000ler mi geçmişti kaç yıllık birikimi taşıyordum bende bilmiyorum.Artık çok daha farklı bir insan olduğumu hayatımın geri kalanını aynı şekilde devam etmeyeceğini okurken farketmiştim zaten…Tüm ‘hayır burada bir yanlışlık yapıyoruz’ dediğim ama doğru sonucuna bir türlü ulaşamadığım içimi kemiren sorular…Önceden ürkerek sorduğum hatta bazen cesaret edemediğim sorularda TDG sayesinde artık daha cesurum ve cevaplarına ulaşmak için ‘çabalıyorum’ ve dayanağımda Kuran.Artık Kuran’ın kutsallığı kabında,cildinde değil içinde yazılanlarda…Kısacası benim de hayatım değişti.
Bir de kitabın sonunu okurken ağladım (ki çok zor ağlayan bir insan olarak) çünkü çok mutluydum: )çünkü Tanrı’nın o anda benle konuştuğunu hissettim; yanımdaydı sonsuzdu ve çok güzeldi bizimle olduğunu söylüyordu.Kitabı okuduktan sonra raftan inen yanımdan ayırmadığım Kuran’dan Alak Suresi ‘secde et ve yaklaş’ ayetlerini okurkende hep aynı şekilde duygulandım.Bana bu duyguları yaşattığınız için tekrar tekrar ve tekrar çok çok çok teşekkür ederim…

yazan: misafir burası: okuyanlar |
Ara
03
2008
03:47

Cep Matinesi hakkında…

Doğumgünü kitapçısı üzerinden sipariş verilebilecek demişsin ya hani, cep matinelerini e ben baktım, siparişi nereye vericez anlamadım. Yoksa hesabınıza 16 ytl gönderip, dekontu da scan edip mail olarak mı göndercem? TDG ve KDK siparişlerimde bunu yapmıştım. Bi yardımmmmmmmm lütfennnnn en acilindennnnnn. napmam gerekiyor?

Of ne karışık bi sistem o öyle. Yatır, tarat gönder. Yatırdım dersin olur biter : )

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
04:04

Cep Matinesi…

buRAKcan,Doğum Günü Kitapcısına kaydoldum.Ancak sipariş verebildim mi? Kayboldum.Bu cep telefonu projesi.Nasıl nereye para yatıracağım.Çıkamadım işin içinden sevinçten ,coşkudan şaşırdım mı nedir?Bu nasıl birşey?

Sistem henüz siparişe açılamadı. Görsel fikrim gelmedi bir türlü dediğim sırada hmmm bişey geldi aklıma şimdi…

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
15:00

Neden yaratıldık…?

Yıllardır cevabını merak ettiğim, bilgisine güvendiğim kişilere sorduğumda doyurucu bir cevap alamadığım, ya da “Allah bilir” diye geçiştirilen ve belki de gerçekten Allah’ın bildiği bir soru var.. TDG’yi ilk okuduğumda bununla ilgili bir bölüm göremedim. İkinciyi okuyorum. Belki bunda görürüm ancak olmama ihtimaline karşılık ve çok önemli bir soru olduğunu düşündüğüm için soruyorum. YARADAN, NEDEN İNSANLARI (VE CİNLERİ, VE BİLMEDİĞİMİZ NİCE VARLIKLARI) YARATTI? NEDEN GEREK DUYDU? Yaratıcının kendi tekamülü için olamaz çünkü O tüm bunların üstündedir diye düşünüyorum. Şimdi ya da v.103′te (eğer varsa) bunun cevabını almak mümkün mü? Yoksa, bugüne kadar olduğu gibi, “eğer bilmemizi istese, bunu açıkça bildirirdi, belki henüz bu bilginin zamanı değil, zaten bilsem ne olacak ki, yaratılmışız ve yaşıyoruz işte” diye düşünmeye devam mı etmeliyim?..

Şunu söylemem lazım. Bu “Niçin yaratıldık?” sorusu Tanrı’nın doğum günü’nden sonra bana en çok yöneltilen soru oldu. Tanrı’nın doğum günü ile ilgili yaptığım muhasebelerde, şu tespite vardım. Okuyucu ailemiz, tekamül etmek için burada olduğumuza ikna oldu fakat gene de Tanrı’nın neden böyle süreci oluşturduğunu,  bizleri neden yarattığı konusundaki merakı Tanrı’nın doğum günü de gidermedi. Yaklaşık 100 bin yıldır cevaplanamamış bir soru bu : )

Tanrı’nın doğum günü’nü kaleme aldığım süreçte şöyle değişik birşey yaşıyordum. Bir gece, kafamda bir bilgiye ulaşıyorum. Havalara uçuyorum, buldum buldum diye. Çok çok yüksek bir bilgi. Fakat 1 saat sonra zerre kadar birşey hatırlamıyorum. Cevabı bırak, soruyu bile unutmuşum. Ben birşey bulmuştum ona çok sevinmiştim, acaba o şey neydi diyip duruyorum. Bir türlü bulamıyorum.

Cevapları netleştiremesem de, daha sonradan unuttuğum bu bilgilerin, hayata geçirmeye hazır olmadığım çok yüksek bilgiler olduğunu farkettim. “Tanrı gene de bizleri neden yarattı sorusu?” da daha sonradan unuttuğum, tekrar erişemediğim konulardan birisi. Bir kere bu sorunun ne kadar yüksek bir soru olduğunun farkında olmamız lazım. Bu soru, Tanrı’yla birebir empati kurmadan cevaplanabilecek bir soru değil. Çok yüksek bir soru. Senin bu soruyu bir ömür soruyor olman isteniyor da olabilir. Bu sorunun sana verebileceği çok şey olabilir. Senin kuzey yıldızın bu soru olabilir. Olmayadabilir. Bilmiyorum. Bildiğim, bu soruya, aldığımda beni havalara uçuran o yanıtı iki senedir hatırlamaya çalıştığım fakat bir türlü hatırlayamadığım : )

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
16:21

(İtalya’dan)… Katolik mahallesinden 1. perde…

Herkesi sevgiler diyerek selamlıyorum burdan.
Efendim, buRAK herzaman bizleri hani nerde nerde yazılar, projeler,kitaplar diye meraklandırıp duruyor ya ben de azıcık onu taklit edeyim dedim.:)
Her neyse sözü uzatmadan burda yasanan olayın şimdilik 1. perdesini aktarmak istiyorum.
2. perde icin okul direktöründen olur bekleniyor.

Siteye yazmıstım sevgili yazan yanımız buRAK ‘tan ve siz lerden fikir istemiştim bu okuldaki ders için. Belki birilerimizin aklına gelmistir KDK kartlarını neden çalıştırmadı diye.
Oysa ben kartlarımı da çalıştırmıstım amaaaaaa sizlere yazmamamıştım çıkan şeyi ..:) Şimdi yazabilirim artık..
ELİF kartı .. Gerçek istek kutsaldır, yerine getirilmesi elzemdir…. diye devam eden kart
LAM kartı … Öncelikle senin,kimse tarafından yargılanamayacagını yüzde yüz idrak etmen gerekiyor..diyen kart
MİM … MİM kartı.. onu yazının SONUNA SAKLADIM :)

Efendim sonu 9 la biten haftanın bir günü saat 9 da din eğitmeni profösör ile görüsmeye okula gittim.
Görüşme çok hoş ve olumlu gecti adamın gözlerindeki ışıltı dan anlattıklarımdan çok etkilendiği hemen belli oluyordu. Yaklaşık yarım saat görüştük son söz olarak okul direktörü ile konuşup beni derse sokmak için izin isteyeceğini söyledi.
Ve benden kendisine bahsettiğim 2 şeyi özelikle sınıfta anlatmamı istedi.
Biri *Meryem ( bizim cağırdığımız şekilde MERYEM dedi ). Onun için Kuran da ayet olduğunu islamın ona çok değer verdiğini, diğeri de Herkesin tanrısal özellik taşıdığı ( RAHMAN VE RAHIM OLMAK )kısmını.
Su anda bekleme içerisindeyim ..,
EVETTT ….
MİM KARTIM ..Sabır, monotonluğun değil heycanın konusudur.Sabır, aktif bekleyiştir. Sabır, bekleyenler için değil,hareket edenler içindir.

Ha bu arada benimde daha önce farkında olmadığım veya öyle hissedip sürekli şikayet ettiğim bir konu açıklığa kavuştu. Hatta bu konuyu çok kere burda dile getirmiştim. TDG de yazılanları iyi kavrayamak anlayamak gibi vs üzüntülerimi.
sevgili buRAK oysa ben ne çok şey öğrenmişim, ne çok şeyi kavramışım bunu o yarım saat içine neleri sığdıracağım telaşını yaşarken anladım.
Cümleler arda arkasına kesilmeksizin dudaklarımdan dökülürken Allaha şükrettim..
Böyle güzel bir şey yaşadığım için…Tabi yine sana da teşekkürler tekrar.
Selamlar sevgiler burdan

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
18:19

İlk KDK açılımım…

Eveeet buRAKcan, tarot kartlarını rafa kaldırdım, KDK ‘larımı elime aldım. Ve…
Tüm cesaretimi topladım, ve yeni gelen bir iş teklifine ne cevap vermeliyim diye korka korka KDK’na sorumu sordum. Aklıma çok yatan ama cesaret edemediğim bir işti bu. Bu krizde yeni bir işe,(ki bu iş maaşlı bir iş değil ticaret işi) girişmek doğru muydu?
Kartta “ATALET FELAKETTİR” cümlesini görünce, kendime gelmem yarım saati aldı.
Tüm cesareti mi topladım, korkuları ve krizi bir kenara attım, söylenenlere kulaklarımı tıkadım ve işi kabul ettim. Üstelik daha da cesur davranıp kendime bir hedef belirledim.Öyle böyle değil ama ciddi ciddi bir hedef…
Bakalım zaman ne getirecek.
Ben Dona’nın söylediği hiç bir şeye şaşırmamayı öğrendim buRAKcan, mucizeleri hep dışardan izledim, şimdi adım adım kendi hayatımda bunları deneyimleme sırası geldi.
Kendi kişisel devrimimi yapmak için once cesaretimi topladım, sonra da ilk adımı attım.

Bir elimde TDG, bir elimde KDK, yanımda Dona… Rahim, Rahman’dan daha ne isteyebilir ki… Sevgimle

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
23:13

Tereddütlerim var malesef…

Bizler için TDG ye aracı oldunuz. Büyük bir yük ve sorumluluk altına girdiniz. Bizler de TDG yi okuduk algılayabildiğimiz kadarıyla. Sonra KDK lar geldi, kartlarda yazılı olan metinler TDG den alınmış. Bana kalırsa TDG yi okuyan bir insanın KDK ya ihtiyacı olması demek, TDG yi özümseyememiş olması demek. Şimdi de cep matineleri geldi, KDK lar da yetmiyor demek ki. Peki cep matinelerinin işe yarayacağını kim garanti edebilir? İnsanlarız acizliği ne zaman bitecek? TDG yi okuyanlar 1.03 versiyonunda 30-40 sayfa fark için kitabın genişletilmiş versiyonunu alması bana pek mantıklı gelmiyor. Sonuçta Türkiye de yaşıoruz hayat şartları zor…buRAK abi hey şey için sana çok teşekkür ederim heyşeyin sende mantıklı bir açıklaması vardır bunda hiç şüpem yok…

Sevgili kardeş, şu andaki plan, mevcut Tanrı’nın doğum günü versiyonunun, gelecek baskı çıksa bile, satışa ilelebet devam etmesi. Onun da bir alternatif olarak hayatımızda olması lazım çünkü, 2009′da, elimizdeki mevcut baskıya “ince kitap” diyeceğiz…

Versiyon yükseltme çalışmalarımız olmazsa, ben yeni kazandığım bilgileri deniz kenarında, elimde çubukla kumlara yazmak zorunda kalırım. Kitaba yazmayı, kumlara yazmaya tercih ederim : )

Bir kere satışı gerçekleşmiş ürünler üzerinde yeni çalışmalar yapılmasaydı, hepimiz şu an Model T’lere biniyor olurduk : )

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
03
2008
23:59

Düşünüyorum da…

Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması,
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
Deniz minareleri, midyeler,
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar
parlak,
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?
Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz.

Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,
Korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem,
Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
Bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki.
Samimi, güvenliksiz ve silahsız biriyle göz göze gelince.

Oysa bir görebilsek bunu.
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak. Yaralansak…
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu.
Denesek.
Risk alsak.
Yanılsak.
Fark etmez.
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
Ve kucaklaşsak yeniden.
Tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi.

O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi…???

hepinizi öpüyorum…
sevgiyle kalın

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
04
2008
00:01

Güzel…!

Selam kardeşim ! yaşım genç, aynı ülkede yaşıyoruz.

Kitabınızı almadan 1 hafta önce, bahsettiğiniz konuların çoğu
aklımdaydı, düşünüyordum ! hatta kitabınızı almadan bir gün önce
düşüncelerimizin daha mantıklı ve geniş olması için empati yapmayı,
kendimizi tanrının yerine bile koymamız gerektiğini düşünmüştüm.
Neyse sanırım 9 basamağa yaklaşıyorum. şaka ( :

Allah’a beni seviyormusun diye sormuş, O da bir işaretle bana
karşılık vermişti ve sevgisini taşıyorum. Yanımda olsanız
gösterirdim. ne demek istediğimi zorlanmadan anlatabilmeyi isterdim.

kitabınızı okumadan bir hafta önce diyordum ki, acaba kuran üzerinde detaylı çalışan var mıdır? nasıl öğrenebilirim?
Çünkü kitap hayatımdır ve onu araştıranların, gerçeği bilmek
isteyenlerin ayetlerden ne anladıklarını, ne düşündüklerini merak
ederdim. İNSANLARIN BU AYETLERDEN NE ANLADIĞINI…

şimdi… Öncelikle işiniz zor, bu kitabı yazmaktaki gerçek nedeninizi de bilmeyi isterdim. Siz ne yaptınız öyle… okurken, ara ara
mantıklı buldum.
bazen yırtıp atmayı düşündüm ! bazen tuttum. Bazen okumak zordunda olduğumu hissettim ! Bi kere baya bir çalışmışsınız, sağlam mantıklar kurmuşsunuz…
Sizin bakış açılarınızı çaldım. Çünkü buna ihtiyacım var. O KİTAP DA HERŞEY VAR ! herşey… bütün soruların cevapları… O kitapda ALLAH var…
GERÇEK ALLAH var… Onun istediği var..

kitapdaki çok önemli yerleri fazla açamadığınızı düşünüyorum.
daha fazla açmanız gereken yerler çok ! bahsettikleriniz ağır ve
yeteri kadar kanıt yok ! uzatmıyım hayırlısı……

yazan: misafir burası: okuyanlar |
Ara
04
2008
00:02

Neden Yaratıldık… 2

Dün “neden yaratıldık?” demiştim. Cevabını okudum. Bu sorunun yanıtı bir gün gelince (ve unutmazsan) nasılsa bizimle paylaşırsın. O sırada içimden bir ses beni KDK kartlarına yönlendirdi. Kartları açtım. Ve cevap geldi: “BİRKAÇ GÜN SESSİZLİK ORUCU TUTABİLECEK KADAR ÇOK İSTİYOR MUSUN SORULARININ YANITLARINI? ÖYLEYSE MUCİZELERE HAZIRLIKLI OL. MUCİZE ALFABENİN 23. HARFİNDE:…ŞŞŞŞŞ…” Evet, bence de ..şşşş..

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
04
2008
02:53

Merhaba…

Merhaba, samimiyetle yapılan o açıklamadan sonra işte sana ulaştığımı farkederek hemen yazmak istedim.
Evet “gerçektende Tanrının Doğum Gününde ne yaptın sen” diye aklımda olan bu cümleyi söylemek istedim öncelikle.
Yaptığın içimizde var olanı açığa çıkarmak, tabuları yıkmak oldu.
Çünkü okurken sevindim ve özlemime kavuştum bir anda.
Umduğum ve aradığım Tanrı tarif ediliyordu sanki.
Yarattığını sıkmayan ve sınırlamayan.
Bir kez daha okuyacağım emin ol.
Kaçırdıklarımı tekrar yakalamak için.
Biliyorsun veya farkındasın belki tanımadığın bizlerin (okurlarının) dostu oldun.
Merakla arkadan ne gelecek diye bekledim.
Sen mağarana çekilince TDG çıktı, BENDE bir gün denermiyim bilmem, belkide zamanı var. Ama şöyle bir duygu var içimde. Herkes için iyiyi isteyen bir dOST var,buRAK var.
Hoşçakal…

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
04
2008
02:54

Dünya kıpır kıpır…

Beklemek şiirini sevip herkesle paylaşmanıza sevindim. Niyetim burayı bir nevi şiir sitesine dönüştürmek değil ama, yine de yıllar öncesinden, okur okumaz çok sevdiğim, hatta ezberleyecek kadar içime işleyen bir şiiri sizinle paylaşmak istedim.

Nerdesin

Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşığıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana “Gel” desin.

Ahmet Kutsi Tecer

Yıllar önce bu şiiri okurken tutkulu bir aşka denk düştüğünü sanırdım. Şimdi de çok farklı değil düşüncem. Ama bugünün tek farkı, artık bu aşkın bir insana olduğunu düşünmemem. Dolayısıyla sizinle de paylaşmak istedim…

Bu akşam çok sevdiğim Heroes dizisinin yeni sezon ilk bölümünü seyrederken, artık dünyanın diğer ucunda da aynı özden beslenen fikir akımlarının iyiden iyiye su yüzüne vurmaya başladığını düşündüm. Bu örneklerin tesadüf olduğuna inanmıyorum tabi ki. Bu tarz film ya da dizilerin dayandırıldığı felsefeler, toplumda filizlenen eğilimlerden, etkinliği artan düşünce akımlarından ve bunların etkisiyle şekillenen öngörülerden beslenirler. Matrix örneğinde olduğu gibi… Onlardan etkilenme sebebimizin, sadece özel efektler ya da cazibeli oyunculardan kaynaklanmadığı aşikar.:) Dolayısıyla Heroes dizisinde sarfedilen bazı cümleler, bana o kıtada ivme kazanmakta olan görüşler hakkında biraz fikir verdi. Bu tür yapımların insanlarda kırılım yarattığını ve bir kabullenişe kapı araladığını düşünüyorum. Bir hocamızın zamanında söylediği bir söz geldi aklıma; “Sanat hayal eder, Felsefe üzerinde düşünür ve Bilim gerçeğe dönüştürür…” Birbirine ne kadar anlamlı bağlanıyor değil mi? Aslında varolan, bulduğu her araçla kendini gerçekliyor, her vesile insana ulaşmanın bir yolunu buluyor. Önemli olan bakarkör olmamak. Velhasıl, gözümüzü kulağımızı açık tutalım. Belli ki farklı frekanslardan daha nice örnek, yakında bizde alışkanlık yaratacak… Tek diyebileceğim; gel artık 2009, GELl!:) (Tabi şu merakıma kalp yetireceğimden endişe duyduğum projeler eşliğinde… Nerdesin? Bekletme! Sabır… Sabır… Sabır…):)

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
04
2008
13:38

Yaratılış…

Her sabah ilk işim sitede ne var ne yok şöyle bir baksam güne başlayamıyorum.. bu sabah okuduklarım arasında hemen herkesin aklına gelen soruya bulduğun yanıtı, sevincini ve hemen akabindeki unutmayı sanırım pek çoğumuz yaşıyoruz. çok sevdiğim ve şimdi hayatta olmayan, rehberim olduğunu düşündüğüm bir büyüğümün yıllar önce söylediği ve aklıma kazıdığı bir söz vardı : akıl camda civadır hemen kayar ama bunlara takılma… çoğu zaman anda yakaladığımız duygular, keşifler, anlamlar… o ana aittir. yaşadığının keyfini sür ve niye sürekli benle değil diye üzülme demişti. eğer o anda yaşadıklarımızı hep yaşıyor olsaydık yaşayamazdık, insan olarak günlük hayatlarımızın ve var olmamızı yeterli bulmazdık. oysa insanın tekamülünü tamamlamak için bu hayatta adım adım, ilmek ilmek her olayda, her anda birşeyler öğrenmeye devam ederek ilerlememiz ve tam’a ulaşabilmek için hizmet etmemiz gerekiyor bunu unutma demişti. hayat bazen bizi sarsarak bazen kendi akışında devam ediyor, bizimde bu akışla hareket etmemiz ve değişikliklere özellikle gelişmelere kendimizi kapatmadan akmamız ve diğer akış gerçekleştirenlerle sürekli iletişim halinde olup (yine bana denildiği kelimelerle : akılları birbirine sürtüp parlatmaya) devam etmeliyiz ki… gideceğimiz yolu kısaltalım ve keyifli hale getirelim.
şunu biliyorum ki, insanoğlu hiç olmadığı kadar güzel bir yerde (akıl ve olgunluk olarak) bunun hikmetini anlamalı ve bu fırsatı kaçırmamız gerekli. günaydın

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
04
2008
13:41

Kitap elimde…:)

merhaba isimim burcu,kitabınız elime enteresan bi şekilde elime geçti satın almadım ama daha çok yeni tanıdığım biriyle bi sohbet içerisine girdik,konu şuraya geldi işte tanrı çok güçlü evet dedim.Peki dedi bir gün tanrı yla nette konuşsan galiba imkansız geldi bana,şuda varki beni bulmaz sanırım böyle bi şey dedim arkadaşa ayrıca saçmaladığını sırf bi şeyler biliyorum havası attığını düşündüm.Sonrasında ise bana kitabı gösterdi yalan değilmiş böyle bi kitap varmış kitap hala bende ben biraz ağır okuyan yada şöyle demeli bi cümleyi iki kerede algılıyan bi cinsim ama inan buna bu çok ama çok seri okudum inanılmaz bi şey günahkar ve unutulmuş biri olduğumu ve depresyondan hiç çıkmıyacak birisi olarak adlederken kendimi bu kitap bikitap değil ilaç oldu sanırım kalemine,yüreğine,aklına sağlık,he şunu söylemeden geçemiycem,seninle tanışmak isterim ve bu sohbeti koyu kıvamda,türk kahvesi tadında ,paylaşmak isterim saygılalar…

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
04
2008
13:49

Navigasyon…

Sitenin navigasyonu değişiyor, o yüzden eski linkler çalışmayabilir. kategori/blog2 yazıyordu daha önce. Kategori kadar dünyada sevmediğim bir başka kelime olamaz. Kurtulduk ondan. Onun yerine …/tanrinin-dogum-gunu/ geldi. Başka değişiklikler de yapıyorum. Son derece önemli bir değişim bu site içeriğimizin yönetimi açısından. En ideal navigasyon oluşana dek çalışma devam edecek. Bu süreçte herkese önerim, hatta ricam, önce açılış sayfasına www.buRAKozdemir.com a gidip, günlüğe veya haberleşme sayfasına oradan ulaşmanız. Genel olarak bu bir alışkanlık haline gelirse, bunun siteye  çok büyük katkısı olur.

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
04
2008
14:46

Ötürü…

“Yaratılanı severim, Yaratandan ötürü..”

Yunus Emre’nin bu sözünün, Tanrı’nın doğum günü’nden sonra artık miadını dolduğunu düşünüyorum.  Yaratılanı severim, Yaratandan ötürü. Nedenmiş? Yaratan güzeldir. Ama yaratılanın kendisi de güzeldir. İnsan güzeldir. İnsan, kendi başına da sevilmeye layıktır. İnsan sevmek için Tanrı’yı sevme şartı aranamaz.

Mevlana her zaman başımın tacı olmuştur. Fakat, çok değerli bir düşünür olmakla birlikte, Yunus’u biraz marjinal bulmuşumdur. “Tanrıya olan aşkının”, tekamülün önüne geçtiğini, kişiye, hayattan, dünyadan ve insanlardan kopukluk getirdiğini gözlemişimdir.

Şu anda buradayız, bizim dünyamız burası.
Evrende bir Tanrı olmasa bile,
Yaşanmaya ve sevilmeye değer bir yer burası…

Buraya kadar, Yunus’un sözünün orijinaline itirazdı. Anlamı kaya kaya, yüzyıllardan geçerek kavuşturulduğu şu anki kullanımı var bir de. O itirazım kat kat. Bu sözün, günlük hayattaki kullanımın içinde, insan sevgisi göremiyorum. Bir çocuğa “sana babanın hatırına katlanıyorum” demek gibi. Çocuğun kendisine sevgi yok. “Körolmayasıca insana”  yaratanın hatırına katlanma var.

Hayvana “mahluk” diyen sevgiyi unutmuş dünya görüşünün, bir başka çelişkisi bu. Çünkü yaratılanı gerçekten sevse yaratandan ötürü, mahlukat demez, hayvanları da sever. Bu sözü, hep insanlardan bahsederken kullandıklarını gördüm. Nedense, “Yaratılan”la hayvanları kastettiklerini hiç görmedim. Yoksa dinciler, hayvanları Tanrı’nın yaratmadığını mı düşünüyor, o yüzden mi onları sevmiyor, bu sözün kapsamında görmüyor? E iyi de, bu “evrim teorisi”nin bakış açısı değil mi? Hayvanları Tanrı’nın yaratmadığını söylediği için evrimci ateistlere neden kızıyolar ki o zaman?

Rahim ayrı güzel,
Rahman ayrı güzel,
Hayvan ayrı güzel, Bitki ayrı güzel.
Hepsi birbirinden bağımsız güzel,
Herbiri ayrı ayrı sevilmeye değer.

Yaratanı severim ben;
YARATTIKLARINDAN ÖTÜRÜ…
sevgiyle
buRAK EMRE : )

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ara
05
2008
11:24

Şükran günü…

Bugun buralarda sukran gununu kutluyoruz, aslinda hergun herbir hucremizde hissettigimiz sukurun, toplu enerji olarak kutlandigi bir gun.Sofralar yemek senligine donusur ve beser olmanin verdigi tum oburlukla deliler gibi yeriz ve sukrederiz,olmiyana da nasip et dualarini gondeririz arsa. Aslinda yemek yemekle en yakindan ilgisi olmayan ama toplanmak icin vesile kilanan bu senligi tum aleme,tum canlilara sukretmenin sagladigi basamaklari gorebilmelerini, icimdeki en saf duygularimla, haddimi bilerek YUCE YARADANIMDAN ARZ VE TALEP EDIYORUM. Sevgiyle donanin, sevgiyle kalin.

yazan: misafir burası: tanrı'nın doğum günlüğü |