Eyl
01
2009
23:12

Öretmenim öretmenim…

Kitabınızı bugün 3. kez bitirdim. Elinize, gönlünüze sağlık. Bu defaki okuyuşumdan sonra iyice inandım ki bu kitap size hakikaten vahyedilmiş ve Kuran’ın son tefsiri. Kitapta da bahsedildiiği gibi araştırma ve inceleme ile bu kitabı yazabileceğinize inanmıyorum. Her okumadan sonra ve bilhassa bugün kitabı bitirdiğimden beri içim öyle bir ilahi aşk ile dolu dolu kaynıyor ki bu bile kitabın gerçekliğini anlatıyor. Anlamadığım ise böyle bir kitap nasıl olur da bu kadar az yankı yapar. Bu da mı ilahi program gereği. Bundan sonra başka kitap yazdınız mı bilmiyorum ama  keşke olsa da okusam diyorum. Reklamcılığı gerçekten bırakıp kitap yazmaya devam edebildiniz mi diye merak ediyorum. Çünkü kitaptaki söyleşinizde öyle demiştiniz.
Ben 67 yaşında emekli öğretmen bir bayanım. İyi ki bu yaşımda sizin kitabınızı okumak nasip oldu. bunun için Tanrıya ve size çok teşekkürler. Sağolun, varolun.

Bundan öncesi, test yayındı. Herşey şimdi başlıyor. Binlerce yılın sistemi, değiştirmek için birkaç senecik sabretmeli. Gündeme her çıkış, aynı zamanda gündemden de iniştir. O yüzden, gündem mekanizmasına meydan okuyarak ilerlemek zorundayız. Bizi oraya onlar çıkarırsa, bizi oradan onlar indirirler. Oraya onlar olmadan çıkarsak, bizi ‘gündemden’ hiçbir kuvvet indiremez. Herşey pek güzel olucak.

Bir de not. Tanrı’nın doğum günü için ‘Yasaklatıldı, toplatıldı’ söylentileri epey yayılmış. Bir süre için kendimiz kitap basmayı durdurduk. Aynı anda hem eski hem yeni versiyonu basacak maddi imkânımız olmadığı için, kitabımızı nadasa yatırdık. Güneş topladık epeyce. Tanrı’nın doğum günü’nü yasaklayacak bir güç? O güçleri biz yasakladık asıl :)

sevgiyle

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ağu
20
2009
11:42

Güzeller güzeli…

Resimdeki bu güzel, Pamuk, benim birkaç sene önce trafik kazasında vefat eden küçük kuzenimin kedisi. Yadigar ve ailenin sevgilisi. Bu kadar güzel huylu bir güzel, az bulunur. Ailenin sevgilisi fakat evde artık bir astım hastası olduğu için yuva aranıyor Pamuk’a. Aşılarıyla, herşeyiyle sapsağlıklı. Ailesi, bundan sonrasında mama ve aşı gibi tüm masraflarını karşılamaya da hazır. Yeter ki, Pamuk onu en çok sevecek ailesiyle buluşsun. Taliplerimiz efendim, bir kutu baklava yaptırıp (çikolota da olabilir) editor@buRAKozdemir.co… a gönderebilir, Allah’ın emri peygamberin kavliyle oğlumuzu benden isteyebilir. Gençler birbirini sevdiyse hiç zorluk çıkarmak niyetinde değilim :)

pamuk

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Ağu
08
2009
01:09

Günlük www.tanrinindogumgunu.com da devam ediyor…

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
30
2009
03:04

Doga olayi…

Muhtesem bir doga olayina taniklik ettik az once… Gece 4 itibariyle bekleyisimiz meyve verdi ve bir anne su kaplumbagasinin yumurtlamasini izledik… Karanlikta sessizce… Kambur bir insan gibiydi. Bunlar kara kaplumbagalari gibi degiller, manevra yetenekleri buyuk. 1.5 metre olanlari da varmis. Dogum yaparken agzina kocaman bi tas aldigini gormusler. Saniyorum acisi icin…

Birazdan gunes dogacak burada. Sansimiz yaver giderse, carettalarin yumurtadan cikip suyla bulusmalarini izleyecegiz. Nefes kesen gelismeler buRAKozdemir.com‘da…:)

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
26
2009
10:19

Caretta…

Kumların altında caretta caretta yumurtaları. Kumların üstünde de ben ve Tanrı’nın doğum günü. Mutluluk diye buna denir :) Suya girdikten sonra saatlerce çıkmıyorum. Özlemişim denizi. Yalnız kulaklarıma sanıyorum epey bir su kaçtı. Bahar’ın dediklerinin çok azını duyuyorum. Genelde dediği herşeyi olumluyorum :) Ormanın denizle buluştuğu bi yer burası. Kerata keratalar da ayrı bir güzellik oldu. Sabaha karşı kalkıp sahile inip, denizden gelen kaplumbağaların kumu yarım metre kazıp yumurtalarını nasıl bıraktıklarını izliycez. Aşağıda hayat olduğunu bilmek, buraya çok kutsal bir atmosfer getirdi. Bende değişen birşey yok. Buraya geldiğimiz iyi oldu, daha uzun saatler çalışabiliyorum böylelikle :) Herşey pek çok güzel. Ters giden tek şey, halen yazdıklarımı okuyacak hale gelemedim. Yeni yazımlardan sıra gelmiyor bir türlü. Heyecan üst seviyede :) sevgiyle, buRAK

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
13
2009
19:05

Önsipariş…

Yeni TDG için siteden önsipariş olmayacak. Kitaplarımızı kitapçılarımızdan alabileceğiz. Bana sorarsanız vaktidir, kitapçınızı yavaştan kurmaya başlayabilirsiniz. Birkaç tur çevirdiniz mi, tırrrr diye dönmeye başlar, kitabın çıkmasına anca yetişir. Söyleyin ki ‘kırmızılı’ TDG’lerden ayırsın size de.

Doğumgünü Kitapçısı’nı yeni TDG konusunda safdışı bırakmayı kararlaştırdım az önce. Kitap çıktıktan çok sonra ancak devreye girebilir. Bunun nedenlerini söyliyim hemen. İki aydan fazladır hiçbir dağıtımcıya kitap vermiyoruz. DGK, hergün telefon yağmuru altında. Dağıtımcılar, kitapçılar, diyenar şubeleri vs. Böyle bir jest yapmak istedim, kitapçılarımıza hareket getirelim biraz. İkinci neden, bizim bu kadar yüksek adetle bireysel satış yapacak kapasitemiz yok. Benim printerlar dayanmaz o kadar etikete. Paket, kargo vs. altından kalkılamaz. Elhamdülillah Hayvanım’da burası ne hale geldi, kırmızılı TDG’yi düşünemiyorum bile :) A bu arada EH son birkaç yılın en çok satılan şiir kitabı olmuş :) Şiire ilginin çok az olduğu bir ülkede, EH’nin böyle bir işi hem de fabl gibi ölü bir türle birlikte başarmış olması, mutluluk verdi. Fakat düzyazıyı hiçbirşeye değişmem :) KDK2 ile birlikte hayvankartları da aynı anda basmayı planladım kafamda gene az önce. Hareketli günler bizi bekliyor.

Her yaz düzenli bir şekilde yaşadığım sendrom, bu yaz da başıma gelmiş durumda. ‘Gene yaz geldi, bu yaz Bahar’ı nasıl kandırıcam sendromu’ :) Bu sefer kandırmiyim gidelim bir yere diyorum. İkileme düştüğüm nokta şu. Kitabı çıkarıp mı gitmeli, kitabı çıkarmadan, şöyle sakin kafayla kendim bi okusam diyerek önceden mi gitmeli. Yüzerken kitap okuyan birisini görürseniz şaşırmayın sonra :)

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Tem
12
2009
11:24

Bilgisayar çökertmesi…

Yeni macimi çökertmeyi başardım. Harddisk uçtu. Bilgisayarlarımın içindekilerin kopyasını dakika dakika yedekleyen bir sistemim var. Olmaması direk intihar sebebi :) Neyse, herşey yolunda. O kadar yüklendim ki bilgisayara, günahı yok. Bu arada amerikadan açık artırmaya girip, bulunmaz bi fiyata incecik yeni mac laptoplardan kaptım bi tane. Reklamı şöyleydi. Adama postadan zarf geliyor, zarfı açınca içinden bu kerata çıkıyor, o kadar ince gerçekten :) Şimdiden sonra çift bilgisayarla çalışmaya karar vermiştim. Aynı mouse ve klavyeyle iki bilgisayarı idare ediyorum çok zevkli oluyor. Mouse cursoru ekranın sol tarafında sınıra gelince, sınırı geçtiğinde suya atlamış gibi bi efekt yapıyor ve cursor öbür bilgisayara geçiyor. Yükü bölüştürmüş oluyorum böylelikle. Neyse efendim. Yeni TDG’yle ilgili farkettiğim birşeyi paylaşarak ayrılıyorum.
Yeni TDG felsefe ve çıkarımdan daha ziyade bilgi içerikli. Taak tuuk baam güüm böyle sesler geliyor okurken :) Hani kitap okuyorum rahatsız etmeyin var ya. Tam tersi. Hani gece okursan komşu kapıya gelebilir, gece vakti ‘tadilat’ olur mu kardeşim diye : ) Bir bilgiye, çook kritik bi bilgiye ikinci bi paragraf açamıyoruz öyle düşünün. Normalde o bilgiden 28 ciltlik dev eser çıkar :) Bin sayfa, işte böyle sıkıştırılmış bin sayfa. Eee belki de 1.100… Okurken pazularımız da gelişecek :) Audio TDG’nin Amerika’dan mikrofonu geldi. Vokal mikrofonu. Kitap çıktıktan sonra Kişisel Devrim Kartları 2′yi hemen hazırlayacağım. 1 ve 2 birarada kullanılacak. İhtimaller 42 x 42 x 42 olucak :) sevgiyle buRAK /olay yerinden

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Haz
21
2009
15:23

250…

Şu ana kadar eklenen yazılar bilgiler 250 sayfayı buldu. Ve şu anda kitabın en heyecanlı yerindeyim, bu muhteşem günleri kesmeye hiç niyetim yok :) 350′de bırakıyorum efendim söz. Ramazan Ağustos’taymış. Ramazan’dan önce elinizde biliniz. Ne kadar önce orasını bilememekteyim. Bu gecikmeyle ilgili birşeye güveniyorum. Kitap çıktığında herkese herşeyi unutturacak :)

Bir esmaülhüsna açılımı var……. Ben o satırlar sırasında çıldırmadıysam bir daha hiç çıldırmam sanıyorum. Bahar jaws gibi etrafımda. Soramıyor da. Benim bi prensibim var. Görecekse herkes aynı anda görmeli. Yanımdan geçerken ekranı kapatıyorum bu nedenle. Okuma keyfi bölünmesin diye, ondan tashih için ön okuma falan da istemeyeceğim. Kontrol edicem kendim, sonra direk baskı. Redaktörlerle maceramızı biliyorsunuz zaten. Bu kitabı versek, kendini aramaktan yazım hatalarını hayatta bulamaz :D Tuş hataları maille sizlerden geliyor zaten. bir de onunla vakit kaybetmeyelim. Bir Zulkarneyn, bir yecuc mecuc açılımları var……. Bir felak suresi var…… Bir ‘Allah’ ne demek var…… Bir UFO’lar var…… Neler var neler…… Daha önce dostlarım Tanrı’nın doğum günü’nü dostlarına takdim ederken ‘bu kitap…’ diyorlardı. Kitap kelimesinin bu kadar kifayetsiz kaldığını hiç görmemiştim. Ortaya yeni çıkan bu cismi nasıl tarif edicez ben de bilmiyorum. Sevgiyle.

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Haz
18
2009
16:59

Kişisel Emir Kartları…:)

Emir

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Haz
13
2009
15:03

Uf o…

Dün ve bugün gündem UFO… En sevdiğim konu :) Artık tanımlanabilen uçan nesneler… sevgiyle

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Haz
09
2009
17:03

İnsan…

Yazdıklarından ötürü insanın kalbi sıkışabilir mi? Benimki sıkıştı… Çok fena hem de. Anlatması zor. Bana hak vereceksiniz. Sevgiyle.

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Haz
05
2009
00:24

Audio TDG…:)

emir1

Aylar önce birimiz -kimimizdi hatırlamıyorum-  birşey yazmıştı. Kocam bizim kitabı okumuyor, sesli kitap olsa ne güzel olur falan filan… Daha önce de çok geldi sesli kitap önerisi. En son o mail gelince kararımı verdim. Evet efendim ufukta audio TDG gözüktü. Yeni versiyon çıktıktan hemen sonra çalışmalara başlamalı. Boş duranı Allah sevmez demişler. Seslendirme konusundaki düşüncem ise şöyle. Teatral, oynanmış bir şey yerine Tanrı’nın doğum günü’ne daha doğal birşey yakışır gibime geliyor. Benim kendim okumam gibi. Yukarıdaki çalışma odasının ses izolasyonunu yapıp prefabrik bi stüdyo yaptık mıydı tamamdır. Birkaç da neşeli fikir var kafamda :) Kitabımızı bitirelim ondan sonra.

Resimdeki keratayı dişsiz zannedebilirsiniz. Zannetmeyin çünkü iki adet dişi ucundan kendini göstermiş :) Burnumda tütüyo kerata. 15-20 gündür görmüyorum. Burnumun dibinde şu keratayı mıncıklamaya gidemeyişimden varın siz hesaplayın yoğunluk katsayımı. Sevgiyle efendim. Hep bu resimdeki gibi gülmeli insan. Sevgiyle.

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Haz
03
2009
21:14

Balinalar ve müzik…

O kadar balinalarla haşır neşirim ki bu aralar. Bir dostumun gönderdiği bu link çok iyi geldi. Bayılacağınızdan eminim. sevgiyle

http://www.optuswhalesong.com.au/

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
Haz
03
2009
13:53

Zul…

Geçen gece televizyonda bir Türk sanat musikisi performansına denk geldim. Çok iyi geldi. Tatlı tatlı dinlerken, çat diye elektrik gitti. Çalışmaya devam ettim ben de, fakat laptopun pili bitme noktasına geldi bu sefer de. Saat sabaha karşı 3-4. Uyumam söz konusu olamaz, çivi gibiyim. Bir tane fenerim var. Aldım onu, kafamı yasladığım yere koydum. Elime de küçük bir Kur’an’ım var, askerdeyken almıştım. Başladım fener ışığında okumaya. Derken O geldi. Sevinçten havalara sıçradım. Nicedir beklediğim, işin içinden bir türlü çıkamadığım, sitede de konusu geçmiş olan ZULKARNEYN bilgisi geldi. Hem de ne bilgi. Bir haftadır kağıda dök dök bitmiyor. Yerde ararken gökte bulmak buna diyorlar herhalde :) sevgiyle

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
May
29
2009
23:13

Yeni versiyon…

Yeni versiyon çıkana kadar, eski versiyonun tekrar basılmamasına karar verdim dostlarım. 1 ay kadar piyasada kitap sıkıntısı yaşanabilecektir çünkü kitaplar hemen hemen tükenmiş durumda. Gemileri yaktık iyice. Daha iyi böyle. Ara ara, kitaba eklenenler konusunda bilgi vereceğim. Yer kaldığı ölçekte, ‘örtü’ gibi yazılar kitapta, yeni versiyonlarıyla yer alacaklar. Birçok kişiden sorular istemiştim. Soru-cevap konusu, benim kontrolümde yürümüyor. Yani, zihnim  içeride yer alan konubaşlıklarına hakim değil. Çok sürpriz konular, hiç düşünmediğim konular giriyor. 20-25 sayfa sadece Dona’nın anlatımıyla Cumhuriyet tarihi var… Bugün içinden geçmekte olduğumuz siyasi süreç konusunda müthiş rahatlattı beni. Bugün dedim ki, haldır haldır yazıyorum olmaz, oturup kendim okuyacağım tadını çıkaracağım biraz… Sonra da şöyle demek zorunda kaldım. Bunları okuyunca hazdan pelte gibi oluyorum. En iyisi ben yazmaya devam ediyim :)

Aklıma gelenlerden, Daha önce günlükte konusu geçmişti, kitapta Eşcinsellerle ilgili şok açıklamalar var. Öyle böyle değil. Kitabı okurken küçük dillerimizi bağlamamız gerekebilir. Bu yeni bilgilerde çok farklı bir zekâ katmanı var. Herkesin geçmiş 19 Mayısı kutlu olsun ben kaçtım :)

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
May
24
2009
14:28

Müzik ve yazı…

Geçen defaki Tanrı’nın doğum günü sürecinde daha çok meditatif müzikler dinleyerek yazıyordum. Ya da bana nedense çocukluk hüznümü hatırlatan Joan Baez’in Diamonds and Rust’ı gibi parçalar yankılanıyordu kulaklığımda. Şimdi öyle değil. O kadar yüksek tempolu gidiyor ki herşey, bu sefer en sert gothic rock parçalar anca karşılıyor ruhumun ritmini…

Gece çalışırken kan ter içinde uyuyakalmışım. Balkonun kapısı da kedigiller yüzünden açık tabi. Üzerimde bir tshirt. Gece bir ayaz vurmuş üzerime. Titreme kriziyle uyandığımı hatırlıyorum. İnsanın zatüre olma sürecini birebir canlı yaşadım. Ciğerlerinin kasılması. Bitkinlik. Yükselen o soğuk ateş. Ne yaparsan yap diyet de biraz zayıf düşürüyor insanı. Neyse ki kıyısından döndüm. Zamanında uyanmışım. Bu arada Bahar sen uyurken parmakların tıkır tıkır yazmaya devam ediyor diyo, çok gülüyorum.

Ateşimin 38 küsürlerde gezinmesiyle kurtardım. Ateşimin yükseldiği gün en verimli yazma performansımı gerçekleşmesine de şaşırdım. Şeytan azapta gerek. Zaten sabaha karşı her türlü önleme karşın gözlerim kuruyup da yolda kaldığım anlarla ilgili bir çözüm ürettim. Kolumdaki bol miktar bulunan kol kıllarından bi tanesini bi çekiyorum… Faltaşı gibi açılıyo, gözlerden bilinç fışkırıyor yemin ederim. Üstüne azıcık da yaş süzülüyor, gözler gıcır gıcır oluyor. Süper oluyor. Kollarım epey epile olacak bu gidişle :) Neyse onu anlatıyordum. Ateşim yüksek, vücudum bitkin, koltukta yatarken bile yorulduğum bir andayım tam. İşte böyle bir anda bir başlıyor bilgiler akmaya… Fırlıyorum koltuktan. Nereye koşacağımı şaşırıyorum. Not mu alıyım, yazmaya mı başlıyım. Yok yok. Acele koyu bi kahve. Başağrım geçsin, yazmaya oturiim hemen. Hani dolu taneleri önce yavaş yavaş ve tek tek düşer ya. Ve sonra da patır patır her yerden ses gelmeye başlar ya. İşte heyecandan zıplaya zıplaya kahvenin demlenmesini beklerken, dolu yağmura dönüşmüş oluyor çoktan. Teslim olup koltuğa oturdun mu oh derin bir nefes… Nefeslenmelerin bittiyse başlayabilir miyiz artık diyen bir ses sonra da.

Ve sonra tarifsiz hisler silsilesi. Kulağımda yeni keşfettiğim Therion müzikleri… Bangır bangır. Bilgisayarın kulaklığa verdiği müzik seviyesiyle yetinecek durumda değilim. Ufacık tefecik bir de kulaklık amfim var. Yarısına kadar açtın mı kafandaki kulaklık hareket etmeye başlıyor. Şiddetli müzik hoşgeldin. Dolu bitip de ortalık sakinleyince okuyorum akan bilgileri … O zaman da başlıyorum mutluluktan dansetmeye. Off. Çok acayip şeyler oluyor diyorum. Kimse anlamıyor ki beni… Ooof of…

:)

sevgi ve şakayla karışık

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
May
24
2009
09:30

Eğlence yaratıcılığın kızkardeşidir…

Benim kafam

Çekirdek yerken 

daha iyi çalışıyorsa bu, 

Çekirdeği

Şirket menfaatlerine

Hizmet eden bir

Demirbaş yapar.

Eğer, 

çalıştığın iş, 

yürüttüğün proje,

bulunduğun toplantı,

sana,

sıkıcı,

rutin,

heyecansız geliyorsa

Ve buna karşın

Sen hiçbirşey yapamıyorsan

Bil ki

sana büyü yapılmış!

Ağır ol,

işadamı-işkadını sansınlar büyüsü…

buRAK özDEMİR 2003
[Fazlaca resmi ve kısır geçen bir beyin fırtınasının, masanın ortasına dökülen bir kilo çekirdeğin sonrasında müthiş üretken bir toplantıya dönüşmesinden sonra çizittirildi.]
yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
May
21
2009
14:19

Gri kedi yuvadan uçtu…

Mecaz anlamda değil. Balkondan bahçeye atlamak suretiyle özgürlüğü seçti. Şapka çıkardık biz de. Marti hikayesini de böylece hatırlamış oldum. Uçtu uçmasına da, gözü burada. Balkonun aşağısında uyuyor sürekli. Buraya bakıyor sürekli. Tamam da kendimi parçalatmaya pek niyetim yok bu sefer. Aşağıya burada alıştığı kedi kutusunu sarkıttım. Geldi geldi, benden günah gitti…

Görüşmeyeli yaz geldi. Çiçekler, kuşlar cıvıl cıvıl burada. Bizim apartmanın yıkılacağı söyleniyordu. Fakat iptal olmuş proje. En çok da buradaki ağaçlar için sevindik. Yaz gelince haliyle ben de masamı balkona kurdum. Ve gündüz de çalışabiliyorum artık. Cep matinelerinde bugünle birlikte son 4 gün. Üçüncü kuşağa bi sürpriz yapıp hepsini yeni versiyondan seçtim. Bi de matbaacılarla görüştüm. Yeni kitapla ilgili istediğim güzellikleri anlattım. Kitap görüntüsüyle de muhteşem ve benzersiz olacak. Kara kara düşünüyolar nasıl yapacaklarını. Düşünsünler bakalım, ben de yazmaya devam edeyim : )

Aklıma geldi birden… Yeni kitapta ‘büyü’yle ilgili dehşet verici bir bilgi var. Merak ettirmek gibi olmasın :)

sevgiyle

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
May
21
2009
03:28

Plaj Şemsiyesi Marti’nin Özgürlük Hikayesi…

Şimdi, size Maldiv’lerde dile dile yayılmış bir bir halk masalı anlatacağım. İlginçtir, Maldiv adaları diyince akla hep deniz, güneş ve kum gelir. Oysa, orada müthiş bir kültürel zenginlik vardır. Gidenler iyi bilir. Birazdan anlatacağım hikaye, ben anlatıyorum diye söylemiyorum müthiş bir hikaye. Bir kumsal masalı olmasına rağmen, dokunaklı bir mesajı var.

Efendim hikayemiz, Maldiv’in ünlü Rosemba kumsalında geçmekte. Dünyanın tek kaplıcalı kumsalı olan Rosemba,  insanların taptıkları bir ortamdır. Bir insan kendini kuma gömdüğünde, kumun altında kendisine masaj yapan doğal bir jakuzi bulduğunda tapmaz da ne yapar? 

İşte bu müthiş, daha doğrusu dışarıdan öyle görünen ortamda büyümüştür Marti. Bir plaj şemsiyesidir o. “Büyüme”sinden kasıt da, kumsal müşterilerinin onun boyunu bir uzatıp, bir kısaltmasıdır. Anlayacağınız, gerçekte ne uzayan ne de kısalan bir hayatı vardır plaj şemsiyesi Marti’nin. Doğma büyüme Maldiv’lidir ve cennet gibi bir ortamda cehennem hayatı sürmektedir. 

Mutsuz bir şemsiye çocuktur o. Tek ideali, tek rüyası gömüldüğü kumdan kurtulmak ve bir sörf yelkeni olmaktır. Yıllardır seyrettiği o denizin nerelere uzandığını o kadar merak ediyordur ki oysa… Özgür olmak. Tek isteği budur. Kavurucu Maldiv güneşinin altında kendisi sıcaktan erirken, aşağısında uzanan zengin kadınları soğutma görevini yerine getirmiştir hayatı boyunca. 

Hem mutsuz olduğu bir işi yapmakta hem de dimdik ayakta durmak zorundadır. Çünkü, gölgeliği biraz sarktığı anda, aşağıdakilerden biri onu yönetime şikayet edecek ve Marti’yi depoya kaldırtacaktır. Bu da sörf yelkeni olma hayalinin karanlığa gömülmesi demektir. İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte kollarını uzatırcasına kasmaktadır kendini. Zavallı plaj şemsiyesi Marti. Özgürlük uğruna sabretmektedir o… 

Diğer plaj şemsiyeleri onunla bol miktarda dalga geçmekte ve onu deli etmek için ona martı demektedir. Masalımızın idealist kahramanı bu plaj şemsiyesi, bir gün özgürlüğe hayatında hiç olmadığı kadar yaklaşır. Ayağına pranga gibi vurulan su bidonuna benzer tüp, birgün sürtünme yüzünden delinir. Delinince damlata damlata su kaybetmeye başlar. 2 ay sürer içindeki suyun boşalması. Marti, kimsenin bu durumu farketmemesi ve tüpü değiştirmemesi için dualar etmektedir. Tüp boşalınca, prangalarından kurtulacak ve serbest kalacaktır zira. Hava karardığı anda, kendini Maldiv’in sert gece meltemine bırakacak ve denize açılacaktır. 

Herşey yolunda gitmektedir. Sonunda tüp boşalır, akşam olur ve sert rüzgar sahneye çıkar. Marti, denize doğru yaklaşır. Yavaş yavaş… Sessizce. Tıpkı bir sörf yelkeni gibi. Denize 3 metre yaklaşmıştır artık. Çığlık atmamak için kendini zor tutmaktadır. 

İşte tam o anda plaja, 120 kilo ağırlığında bir adam gelir. Şezlongunun üzerinde soğuk sandviçini unutmuştur. Marti’ye ilişir gözü. Durumu farkeder ve görevlilere ihbar eder hemen. İnsaniyet namına. Kumsal sorumlusu derhal gelir. Marti’yi boğazından tuttuğu gibi o karanlık şemsiye mezarlığına götürüp atar. Yıllarca orada kalır zavallı şemsiye. Birgün kumsala çıkacağının hayalini kurarak. O gün bir türlü gelmez. Maldivlerde müebbet hapis yatmaktadır artık o. Öldüğünden kimselerinin haberi bile olmamıştır…

[Kıssadan hisse: Tutsaklığın öyküsü, insanı etkiler, hüzünlendirir. 

Kendi özgürlüğünün yasını tutuyor olduğu için.

İnsan Marti’lerde kendisini görür.]

buRAK özDEMİR 2003

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |
May
13
2009
23:52

Yol haritası…

Selam sevgi yeniden… Sırra kadem basmak var ya. İşte ben sırra KADİM bastığım günlerdeyim. Herşey muhteşem gidiyor. Bazı şeyler netleşmeye başladı bugün itibariyle. Bir kaç konuyu birden aydınlatmak niyetindeyim. Öncelikle yeni kitabımızın çıkış tarihi belli oldu gibi. Bu ihtiyar gözlerim müsaade ettiği ölçüde. Tabi ilerledikçe şöyle bir ikilem ortaya çıkacak. Muazzam bilgiler açığa çıkıyor ve artık bunu bi yerde kesmek gerekecek. İşte bu kesme işaretine hazır mıyım değil miyim bilmiyorum. Çünkü gerçekten ama gerçekten herşey muhteşem ilerliyor. Bakalım belki beraber karar veririz çıkışına. Ya da belki sürpriz yaparım. Siteye girdiğiniz anda bir anda kitabın yeni yüzü sitede ailemizi karşılar. burası Tanrı’nın doğum gün-lüğü, burada herşey mümkün :)

Bu sessizlik sürecinde gazete ve televizyonlarımızdan pek çok davetler geldi. Gazetelerimizden bir tanesine söz verdim gibi oldu. Pek sevdiğimiz bir isim olduğu için ancak kitabın çıkışından sonrasına söz vererek çıkabildim işin içinden. 

Şu sessizliği yarmak fena fikir gibi de gelmedi açıkçası :) Gitmeden önce. Nereye gitmeden. Kitabı çıkardıktan sonra, fazla geciktirmeden Amerika’ya uzun soluklu bir seyahat gözüküyor. Ve evet. İngilizce Tanrı’nın doğum günü için. Gidelim, oranın havasını suyunu soluyalım. Orada yazalım İngilizce’sini. Ben oradayken Türkiyemiz de ancak silkinip şoku üstünden atmış olur :) 

Daha önce kitabı yazarken fosur fosur sigara içiyordum. Şimdi yeni dönemde, beynimin sigaradan duman çekip yazı yazma koşullanmasını ortadan kaldırdığım için çok memnunum. Daha önce bir de yazmaya başlamadan ananemin sokağındaki bakkala gider, cipsti çikolataydı gecelik deyim yerindeyse tıkınmalık şeyler alır, ne zaman kafam dursa böyle şeylerle kendimi ödüllendirirdim. 

Şu an ise aynı zamanda diyet yapıyorum :) Kilolarımı veriyorum, form tutuyorum bir yandan. Yürüyüşlere, piskiletlere devam. Bi de tennis oynuyorum evde. Oyuncağımızın adı Wii. 

Babaanemin amcasının Süleyman Nazif olduğunu söylemiştim daha önce. Süleyman Nazif’le ilgili çok ilginç şeyler hissediyorum. Üslubunu çok yakın hissediyorum kendime nedense. Geçen gün kitapları ne acaba diye bakarken bir kitabının adını gördüm, dondum kaldım. Sahaflardan bulup sipariş verdim. Adını söyleyince bana hak vereceksiniz. Hz. İsa’ya açık mektup…

İngilizce TDG konusunda da şöyle bir karar verdim. Bu kitabı Türkçeden ingilizceye çevirmekse, doğrudan İngilizce yeniden yazmak. Kendim. En doğrusu böyle olacak. Benim kafa biraz daha büyüyecek, öyle görünüyor. Ama olsun. Düşünüyorum da ben hayatım boyunca beynime hiç acımadım. Hep çok zorladım, çok yüklendim, yapamam gibi bi kelimeyi ilk defa burada bu şekilde sarfediyorum. Boş kaldıkça aynı anda iki şarkı dinleme egzersizi yapıyordum : ) Neyse lafı uzatmadan kitabımın başına döneyim. Hayırlısıyla. Kitabımızın çıkış tarihi yüksek olasılıkla HAZİRAN bu arada :) 

sevgiyle

yazan: buRAK burası: tanrı'nın doğum günlüğü |