29 Ekim ve yabanmersini…
Sırt ağrısından kıvrandığımız bir 29 Ekim’i geride bıraktık. TDG’ler balkonda duruyordu sıra sıra. Rutubetlenebilirler gibi geldi ,içeri taşıyim şunları dedim. Epey de kitap. İndir kaldır derken çıtırt. Ondan yazamadım. İlginçtir. O ağrıyla çalışabiliyorum fakat yazı yazamıyorum. Epey hayırlı bi projenin startını verdim site için, epey uğraştım. Fakat yazı yazamadım. Şunu farkettim. Ben yazı yazacağım zaman, aşırı bir şekilde içime odaklanıyorum. Sadece içsesimi dinliyorum onca gümbürtüye kulağımı tıkayarak. İşte o zaman da bu ağrı sinyallerini 1 değil 1000 olarak duyuyorum. Hani doktorun steteskopunu alıp, ağzını dayayıp bağırırsın da adam sağır olmanın kıyısından döner ya öyle işte : ) (evde denemeyiniz)
29 Ekim gününde bir de bilgisayarımın işletim sistemi çökmesin mi. Dosyalarım gözümün önünden film şeridi gibi geçti. İşletim sistemleri çökmüş Mac’leri eskisinden de iyi olarak geri döndürmeyi öğrendim 29 Ekim gecesi… Saat gibi oldu. Diğerleri çöksün de, düzelteyim diye bekliyorum dört gözle : ) Bu arada bir not. Mac aşkıyla, hayatın PC gerçeklerini birleştirdim. Mac’lerimin içinde birer de PC çalıştıyorum artık, tutmayın beni.
Ananem hemen hergün bizde. Doğumgünü Kitapçısı’nın personeli : ) Gelirken yürüyerek geliyor gece olunca ben ona eşlik ediyorum yürüyerek. Ama artık arabamız var : ) Söylemedim. KDK’ların çıktığı günlerde, hastanede Emir’i beklerken arabamız oldu. Hem de çok anlamlı bir şekilde. Benimle yaşıt antika arabamızın 5 sene süren restorasyonunu bitirmiş babam, bize verdi arabayı. Ne zamandır gördüğüm yok arabayı bir baktım, çok güzel olmuş. Daha açık söylemek gerekirse bayıldım. Ayağımızı yerden kesti işte. Ananemi de gece arabayla bırakıyorum, ooh değmeyin keyfime.
29 Ekim paragrafından ananeme neden geçtim? Tontonun bir anısını nakletmek için. Ata’yla ilgili… Karadeniz’in bir köyündeler, ilkokul öğrencisi bizimkisi. Bir gün kapı açılıyor, içeri Atatürk giriyor. Girmekle de kalmıyor, tahtaya kaldırıp soru soruyor bizimkine : ) Ne soruyu hatırlıyooo, ne de verdiği cevabı haliyle : ) Çok maviydi gözleri diyo. O günler gerçekten de, bir değişik günlermiş. Anlatınca eminim siz de çok şaşıracaksınız. Sene 1930′lar… Yer köy yeri. Orta okulları yok. Babaları, ananem ve kardeşi için şehirde ev tutuyor. OKUSUNLAR DİYE. Öğrenci evi, 1930′lu senelerde…
Nasıl bir ruh, nasıl bir heyecan varsa artık memlekette… O gün bugün kıyaslaması yapınca, her Türk karamsarlaşıyor haliyle. Haksız da değiliz. Atatürk tadı, bu toplumun damağında hem de çok fena kalmış. Sonra gelenler çok mu kötü. Hayır değil. İyiler, hatta belki başarılılar bile. Ama deha değiller. O başka bişey. Deha. Bağımlılık yapar adamda, üstünden 70 sene geçer halâ burnunda tüter böyle.
Bir de, dehanın yanında adam baştan aşağı erdem. Adanmış, tırnağından tepesine. Siviller yerini dolduramamış evet. Fakat askerler de onun gibi olamamışlar aynı şekilde. Cephede, kamuflajlı Mustafa Kemal resmini alıcaksın, koyacaksın ekranının soluna. Yanına da, askerleri ölürken kendi golf oynayan kuvvet komutanını getireceksin. Bir sola bakıcaksın. Bir de sağa. O sırada mazeretini dinleyeceksin: “Ne yani kendim mi gitseydim cepheye!” dedikçe o, sen iyisi mi biraz daha sola bakıcaksın. Cephede kıvrılmış uyumuş bir resmi vardır Gazi’nin. Üstünü örten parkaya sımsıkı sarıldığı. Bir o fotoğrafa bakacaksıııın, bir de golf arabalarına. O sırada Genelkurmay’dan resmi açıklama gelecek. “Haberler yıpratma amaçlı, komutanımız masum. HABERİ YOKTU Kİ OLANLARDAN, SÖYLEMEMİŞTİK” diyecekler. Başlıycaksın kafanı duvarlara vurmaya… İşler böyle yürüyor bizde, manyaklık sende deniliyor özetle. Manyaksın ya, vuracaksın kafanı tabi. Bir sol duvara, bir sağ duvaraa. Önce sağa sonra sola vurup geçiniz. Başınızı…
Nereden nereye gelmiş bu toplum böyle? Ve daha kötüsü nereden nereye gitmekte? Deha beklemiyoruz tamam da, yani bu kadarı da biraz fazla değil mi? Bu arada ben göreve talibim. Versinler komutanımızın cep telefonunu. Buradan kendisine mesaj atıp operasyonları haber verebilirim. TELEVİZYONDAN İZLEYİP.
Gördüğünüz gibi sırt ağrısı çok fena karamsarlık yapıyor…
Geçenlerde matbaaya gittim otobüsle. Otobüsten indim fakat aradaki yol biraz uzun. Taksiye bindim. İşin ilginci. Giderken Diyarbakır’lı kürt bir taksici kardeşimle gittim. Gelirken ülkücü bir taksiciyle : ) İkisiyle de çok iyi anlaştı bizim Tanrı’nın doğum günü penceremiz.
Türkiye ile ilgili iki tane şey söyleyeceğim. Golf toplarına bakarak söylüyorum ki Türkiye’yi gerçekten de Allah koruyor! İkincisi de şu. Öyle ilginç ki bu ülkenin sorunları. Çözümleri de belli ki, o kadar minik. Olacak. Bir tane toplu iğne eksik sanki. O toplu minik iğne değecek minicik bir yere ve düzelecek herşey. O minik iğne sanıyorum Tanrı’nın doğum günü. Bizim toplumumuzda, bizim bireylerimizde, bizim işletim sistemimizde ufacık bir program hatası var. O kodu düzelticez ve bırak Türkiye’yi bütün dünyada yani bütün network’te işler yoluna girecek. Kodlama hatasının bulunduğu satırı da verelim buradan. Din=gericilik yazılı satırı, din=ilericilik olarak değiştirince biz, sen seyret ondan sonrasını. Bu iğneyi batırma onuru, Tanrı’nın doğum günü’ne ayrılmış. Neden bu işlere soyunan bir sürü başka insan değil de biz? Cevabı bir başka soruda gizli: Ben ne biliyim : ) İğneyi kendilerine saplayıp, toplumu çuvaldızlarla delik deşik ettikleri için olabilir belki. Tahmin sadece. Yoksa ben bilmem.
Hani kimi insanların içinden canavar çıkar ya. Medeni medeni geldiği o klas restoranda, yemeği istediği gibi gelmediğinde, içinden canavar çıkar, o luyiz-viton sahibi bi anda çeşmebaşı çirkefi olur, şaşar kalırsın ya. İşte bunun tersi olacak bizim ülkemizde. İnsanlarımızın içinden birer melek çıkacak. Hep söylediğimizi tekrar edelim bir kere daha. Kit-le-ler bi-zi çok-ama-çok şa-şır-ta-cak. O-lum-lu an-lam-da…
Bu arada, okuyucu ailemiz göndermiş, İzmir’den bize bir hediye paketi ulaştı. İçinden bi sürü şey çıktı. Daha doğrusu içinden herkes için birşey çıktı. Bir tek benim için birşey çıkmadı ve çok isyan ettim bu duruma : )) Bahar’a elle örülmüş muhteşem bir şal. Emir efendi için astronot kıyafetleri falan filan. Kutu elimde kalakaldım. Napiim, içi hava dolu ambalaj naylonlarına odaklandım, onları sahiplendim ben de. Bunlarla güzel ambalaj olur dedim. Şaka bir yana çok teşekkür ettim. Bahar ve Emir adına tabi : ) Allah sahiplerine bağışlasın efendim (rica ve sitem kipi karışımı : ) İtalya’dan bana gelen yabanmersini reçelimi yerim ben de : ) Sırt ağrısına da iyi gelir belki : ) 