Eki
15
2008

Alo D&R ve dahası…

Az önce bir kez daha telefonla bana en yakın D&R’ı taciz ettim. KDK kartlarının gelip gelmediğini sordum. Dün aradığımda, telefonu açan kişinin kartlardan gram haberi yokken ve ancak sisteme girerek bilgi verebilmişken, bu sefer açan arkadaş sormadığım halde sizin adınızı da vererek cevapladı beni. “Bu hafta içinde gelecek. Aslında şimdiye kadar gelmesi gerekiyordu ama…” diyerek, adeta mazeret belirtti. Soruları cevaplayış hızından anladığım kadarıyla, belli ki bu soruyla fazlasıyla muhatap olmaya başlamışlar.:)

Öyle bir dönemden geçiyorum ki, sanki Araf’ta gibiyim. Ne düne aitim, ne de yarına dair… Herkesten uzak durmak istediğim, kendimi eve kapattığım, şartlar izin verse bunu çok daha uzun bir zamana yaymak istediğim bir kendini bulma, kendini dinleme ve dinlenme sürecindeyim. Yıllardır bu şansım olmamıştı. Reelde neyi beklediğimi bilmediğim tuhaf bir bekleyiş bu. Yarına dair tek bildiğim, artık hayatımın asla aynı olmayacağı… Birkaç hafta önce, aynı günde hayatıma dair en önem verdiğim bağlarımdan ikisi, adeta bir neşter darbesiyle koptu. Bunlardan birisi, ekonomik krizin pençesine erken düşen ajansımdan pek çok arkadaşla birlikte çıkarılmamdı. Krizin bırakın ülkemizi, dünyayı silkelediği bir dönemde ayazda kalmak gibiydi manzara ilk bakışta… Bu, şiddetli güvence ihtiyacıyla yerinden kıpırdamaya cesaret edemeyen kişiliğime yapılan kaçınılmaz bir müdahaleydi. İşimi seviyor muydum? Hayır… En azından içinde bulunduğum sistemdeki yapılış şekliyle, adeta ruhumu törpülüyor, kişiliğimi silikleştiriyordu… Fazlasıyla pasifize olmuştum. Kendime güvenim azalmıştı. Her gün bir önceki sıkıntılı rutinin devamı gibiydi. Sadece arkadaşlıkların katlanılır kıldığı bir ortamdı, ama bunun da mutsuzluğumu maskelememden öte bir yardımı olmuyordu artık. Aslında kötü bir ayrılış hikayesi yaşanmadı. Hatta özürle ve onore edici sözlerle uğurlandım. Ama bu yine de karşı karşıya kaldığım koşulları değiştirmiyordu. Diğer mesele, çıkarılma mevzusunun hemen öncesinde, iş hayatımdan farklı bir konuda yaşadığım, ne siz sorun ne de ben söyleyeyim türünden açıklaması zor bir durumdu. İlk anda bünyemi fena halde hırpalasa da, aynı gün bu çıkarılma olayıyla birleşince, beni tuhaf bir metanet duygusunun içine sürükledi. Biliyorum ki tesadüf değil bunlar. Yolumun sizinle kesişmesinin tesadüf olmaması gibi… Bir yanıyla acı da verse, belli ki beni özgürleştirecek bir müdahaleydi bu. Biliyorum emir büyük yerden.:) Kişisel devrimime zorlanıyorum. Benim bir şeyleri değiştirmek adına hiç cesaretim yoktu çünkü. Bu kendi gerçeğimle yüzleşmem için çok kritik bir dönemeç. Bugünlerde en büyük dayanağım sizsiniz. Taşıdığım sükunet halinde, sizin payınız tartışılmaz. Lütfen günlüğe yazmaya ara vermeyin. Az ve öz, ne gelirse içinizden yazın. Her gün birilerinin içten bir bekleyişle baktığını ve hayatına dair çıkarımlarda bulunduğunu bilerek… Yükünüz ağır, ama gönüllü olduktan sonra kaldırılamayacak hiçbir ağırlık yok şüphesiz. Sizin gönüllülüğünüz ise tartışılmaz…:) Çok sevdiğim bir söz vardı; “İnsan her istediğini elde edebilir, ama neyi isteyeceğini seçemez.” Siz ne istediğini bilen şanslı ve özel insanlardan birisiniz. Yazmak sizin aracınız ve hayatınızı çok anlamlı kılıyor. Ben de kendi hayatımı anlamlı kılmak için, gerçekte ne yapmak istediğimi, benim için olanı, O’nun yolunda bana vasıta olacak aracı bulmalıyım. Bulduğumda, çok daha hızlı ve şevkli yol alacağıma inanıyorum. Son olarak, yarınımla ilgili doğru kararları almak için bu kartların yol göstericiliğine çok ihtiyacım olacak. Bu kararlar, biliyorum ki geleceğim, dünyadaki sınavım için son derece belirleyici… Yanı sıra, kartların en doğru zamanda elime geçeceğine inanıyor ve sabırla bekliyorum…

Sözümü bugünlerde en sık ettiğim duayla bitirmek istiyorum; “Allahım beni yanılgılardan koru ve her şeyin aslını göster. Yanlış yollardan sakın ve dosdoğru yoluna ilet.”

Yürek dolusu sevgilerimle…

Written by misafir in: tanrı'nın doğum günlüğü |