Oca
15
2008

Banu’dan mektup var…

BENİM KARDEŞİM,

A.Ö.
Başlarda oyun arkadaşım
Ortalarda bacağıma kurşun kalem saplayan hınzır
Sonlara doğru, beni sokaklarda takip edip babama yaptığım yaramazlıkları okuyan ispiyoncu
A.S.
(Yani Annemin Ölümünden Sonra)
Elini sıcak sobaya her değdirdiğinde yardımına koştuğum yaramaz
*
36 yaşında, evliyim ama çocuğum yok…
Hep düşünürüm, annem beni 19’unda doğurmuş…
Ben o yaşta…. o-h-oooo… daha çocuktum…
Öyle miydim gerçekten?
Yoksa 18 yaşımda, 15 yaşında bir oğlan çocuk sahibi mi olmuştum?
Sanıyorum ikincisi…
Kendimi, 33 yaşında dev bir oğlan çocuk annesi gibi hissediyorum. Ve bir annenin hiç yapmaması gerekeni yapmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Sıcak sobaya eli değip, canı yanmasın diye hala oğlumu korumaya çalışıyorum.
Acaba iyi bir anne olamayacak mıyım?
*
Kafamda listelerle dolaşmam.. Ben senin için neler yaptım, sen benim için neler yaptın? Kim önde, kim geride? Hayal kırıklıklarımı içime atarım. Ne klasörler açar, ne içine dosyalar halinde bu olayları not eder, bir arşiv tutarım… Anneler de böyle değil midir? Karşılıksız verirler. Aldıklarında ise haddinden fazla sevinirler.
Bu yüzden, sadece kardeşimin bana verdiklerinin listesini yapabilirim.
- Onun sayesinde, kendimi aradığım günlerde, bir radyoda program yapmaya başladım.
- Onun sayesinde, bir gazete ekinin genel yayın yönetmeniyle tanıştım. Bu tanışıklık sayesinde de bir röportaj ve kitap yazma teklifi aldım.
Hayatımın dönüm noktasıydı o kitap.
- Sonra yine onun sayesinde, hayatımın aşkı olan erkeğe kapılarımı açtım. O ısrar etmeseydi, bu harika erkekle tanışma fırsatını kaçıracaktım. Ve haliyle hala kentli-kariyerli ve bekar kadınlardan biri olmaya devam edecektim. (Düğünümde, kardeşim zannediyorum dansetmekten 3 kilo kadar kaybetmişti.)
- Sonra sonra, yayınevi kurmayı hayal ettiğim günlerde, bu süreci hızlandıracak teklifi yaptı. Yeni kitabını benim yayınevimden çıkaracaktı. İşte böylece doğdu Güzeldünya Kitapları. İsim babası yine kardeşimdi.

Evet, bugün bir yol ayrımındayız. Bu geçişi, en sağlıklı biçimde nasıl sağlayacağız, bunları konuşuyoruz.
Kitapla ilgili düşüncelerimi bugüne kadar yazma fırsatı bulamamıştım. Bir şeyler beni hep tutmuştu…
İkili meclislerde hep söyledim; Tanrı’nın Doğum Günü’nde yazılı olanların altına imzamı atarım.
Fakat şunu da bilirim.
Dona’yı hiç tanımıyorum. Karşı karşıya gelmişliğimiz, konuşmuşluğumuz yok. Bu tanışıklığa hiç ihtiyacım yok. Bana göre kardeşimin de yok. Çünkü böyle bir eseri üretmek için buRAK özDEMİR’in dehası tek başına yeterli. O deha, daha 28 yaşında yazdığı ilk kitabıyla, Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinin genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün köşe yazısına konu olmuştu. (Benim de gururum!) 28’inde bunu başaran, 32’sinde pekala Tanrı’nın Doğum Günü gibi müthiş bir esere imza atabilirdi. Ülkemin buRAK gibi “fikri hür vicdanı hür” gençlere çok ihtiyacı vardı…
Evet,
Bu kitap için ben çok emek harcadım. Başka bir kitap olsaydı bunu yapabilir miydim? Kardeşimi yarı yolda bırakabilir miydim?
Hayır,
O, askerde vatanına olan borcunu öderken, kitabı son haline ben getirdim ve yayına hazırladım. İş kitabı matbaaya teslim edince bitiyor, en zor aşamayı geride bırakıyorum diye düşünürken, asıl işin o zaman başladığını gördüm. Ortada müthiş bir kitap vardı, dağıtımcılar üzerine atlamalıydı. Zamanda asla geri gitmek istemediğim, akıllara zarar günler… Beni bile pes etme noktasına getirmeye ramak kalan günler…
Çok uzatmayacağım… Bir şekilde, kitabı ait olduğu yere, çok satanlar listelerine taşıdım. Bunun için kendimi kutluyorum.

Ve geldiğimiz bu noktada görüyorum ki kardeşim artık büyüdü. O artık 15 yaşında değil ve bir anneye ihtiyacı yok. (Belki hiçbir zaman da olmamıştı. Ama işte hormonlar!!! Kendini anaç bulmayan, bir çocuğa nasıl kol-kanat gerileceğini bilmediğini düşünen ben, aslında 18 yaşımdan beri annelik yapıyordum!)

Şu an hem benim, hem de Güzeldünya Kitapları için yeni bir dönem başlıyor.

Kendimle ilgili ilk planım, gerçek bir anne olmak.. Sizlerin de dua desteğiyle, 2008 yılında kendi çocuğumu dünyaya getirmek istiyorum… Bir ruhun, içimde bedenlenmesini hissetmek, onun dünyaya geliş sancısına ortak olmak… Onun dünyayı tanıyışına şahit olmak, ona rehber olmak… Tüm bunlar beni heyecanlandırıyor.

Güzeldünya Kitapları olarak ise, rengarenk bir tablo çizmek istiyorum… Çünkü inanıyorum ki dünya bütün renkleriyle birlikte güzel… Bu yüzden ben gökkuşağının tüm renklerini ahenkle kullanmalıyım. Güzeldünya’nın kitapları su gibi her eve akmalı, ışık ve sevgi yaymalı…

Sizler de ışık ve sevgiyle kalın…
Banu

Written by buRAK in: tanrı'nın doğum günlüğü |