Eyl
02
2007

Ben de güvercin tüyü buldum…:)

Hava biraz fırtınalı bizim burda. İstanbul’u tepeden görüyoruz. Endişeli gözlerle izliyorum aşığı olduğum memleketimi. Uçuşuyor herşey. Güvercinlerim için tedirgin edici bir hava dedim kendime. Nasıl görünebilirler ki bu rüzgarda…

Kafanı sol tarafa bir çevirirsin, bizim balkonun teğeti olmuş yadigar çam ağacına bir bakarsın. Üzerinde bir güvercin tüyü… Dallardan birine öyle bir sıkıştırılmış ki… Fırtınada sallanmadan duruyordu. Mutlu oldum tabi.

Bu arada bizim çamın hikayesini de paylaşmalı artık.

Bu eve ilk taşındığımız günler. Yerleşme faslı tüm hızıyla devam ediyor.
Bir an oturduğum sandalyede daldım gittim. Adı geçen ağaca karşı…
- Ne kişilikli bir ağaç… Acaba bir ismi var mıdır?
Bir cevap doğdu içime;
- Maazullah…

Ne demek acaba? Mazallah der gibi. Ama yok Maazullah dedi eminim.

Evde dört kişiyiz. Kendime gelip onlarla paylaştım. Böyle böyle oldu. Maazullah ne demek bileniniz var mı?
- Allah Allah ne demek acaba? Hiç duymadım…

Neyse, İnternet bağlansın eve girer bakarım anlamına dedim ve geçtim.
3-4 gün sonra internet geldiğinde, bu sefer evde üç kişiyiz.
Bizim baldız hatırlattı.
- buRAK baksana Maazullah ne demekmiş?
- Sahi iyi hatırlattın, bi bakiim…

Google’dan bir sözlük sitesine düştüm. Anlamı bulunamadı diyor. Fakat sitede kocaman bir reklam var.
Kocaman bir ağaç…
Bu yetmez dedim bana.
Daha gelişkin bir kaynak buldum. Anlamına kavuşmuştum Maazullah’ın…

Maaz ağaç demekmiş efendim.
Maazullah; Allah’ın ağacı…

Büyük bir başağrısı başladı bende. Ben yukarı çıkıyorum, uzanacağım dedim. Belli ki birşeyler yaşanacak. Çıktım ve nitekim… Sonra anlatırım. Özetle, o evde güvende olduğumuza ve güvenliğimizin nasıl sağlandığına birebir şahit oldum. Devlet başkanlarından daha iyi korunuyorum sözümüz de o gün gördüklerimin bir ifadesidir. Tehditler had safhadaydı o ara malum. Eğitimli bir K9 köpeği vardı almayı düşündüğümüz. Niko…

- Köpeğe ihtiyacın yok, biz buradayız…
Tosun’u getir sen, bu evde seninle yaşamayı haketti o…

Anlayacağınız bu olay Tosun’a yaradı : )

İşte bugün Maazullah’ın sırtında görünce kuştüyünü, epey bir rahatladım.

Yalnız artık bu evden taşınmamız gerektiği söylenmekte. Taşınmak en sevmediğim şeydir. Lakin çaresi yok. Bugün ararım evsahibini, yarın ararım mazeretlerine son vermem gerekiyor artık. İvedilikle. Ben böyle yaptıkça bir sürü şey olmaya başladı. Gözüme gözüme sokmaya başladılar işaretleri. En son da bu dakkabaşı elektrik kesilmeleri… Başka başka bi sürü şey…

Güvercinli işaret bekliyor insan haliyle. Evde birkaç gün yoktuk bir ara. Sessizlik günlerinde. Eve bir geldik ki, evde ölü siyah bir kuş… Tosun’un işi besbelli. Fakat çok garip bir duygu. Tosun’a kızmak hiç gelmedi içimden. Normalde ısırasım gelir. Fakat bu hayvancık, nedense o duyguyu uyandırmadı bende. Değişik bir enerji hissettim…

Aynı günün sabahında uyandığımda başucumda ölü bir yarasa yatıyordu. Tosun’un işiydi. Ama sadece Tosun’un işi değildi, ondan emindim artık.

Taşınacağımız kesinleşmişti. Ama muhit yada şehir hakkında bir bilgim yoktu. Mesajın “taşınıyoruz” kısmını net olarak aldım, koltuğuma oturdum, nurtopunu aldım elime. İki tane ev ilanı gelmiş… Kardeşim göndermiş. Tarabya’da iki tane ev. Bahçe katı, yeşillikler içinde. Kirası da oldukça uygun. Hmmm… dedim. Kapattım bilgisayarı. Televizyonu açtım. Haberler var;

(Tarabya taraflarını şehire bağlayan) – Büyükdere caddesi 10 günlüğüne kapalı olacak. İstanbullu isyan halinde…

Nereye taşınmayacağımızı da öğrenmiştim artık. Hala da bilmediğim şey, nereye taşınacağımız.
Kısmetimiz gelir bulur bizi, bunu biliyorum. Tabi ben gücümü toplayıp evsahibimiz Nesrin Abla’yı arayınca.
İlk adımı ben atıcam. Bu kadarını biliyorum artık…
sevgiyle
buRAK

Written by buRAKozDEMIR.com in: tanrı'nın doğum günlüğü |