Bir dostumuz göndermiş… Bir masal…
Aşağıdaki hikaye bizi anlattığına inandığım güzel bir alıntı hikayedir, iyi okumalar…
Masal bu ya, zamanın birinde, mekanın birinde, bir ülke varmış. Bu ülkede yaşayan insanlar, bir kaç bilge hariç, hem hırsız hem unutkanmış.
Bu ülkedeki insanlar, sürekli birbirlerinin malını çalarmış. Çalarlarmış ama, çaldıklarını hemen unutuverirlermiş. Çaldıkları malların kendilerinin olduğunu zannederlermiş, kendilerinin ise çok dürüst insanlar olduğunu zannederlermiş. Bu ülkede herkes dürüstlükten bahsedermiş.
İnsanlar, kendinden bir mal çalındığında ilkten hemen kızarmış ama sonra bu olayı unutur, o mal kendilerine hiç ait olmamış gibi hatırlarlarmış. Böylece herkes herkesten mal çalmasına rağmen kimse üzülmez, kimse kavga etmez ve bütün insanlar çok dürüst bir toplumda yaşadığına inanırmış.
Masal bu ya, bu ülkede kral, en başarılı hırsız ve en büyük yalancı olanlar arasından seçilirmiş. Halkın oylarıyla seçilen kral, seçildikten sonra, en başarılı hırsız ve en büyük yalancı olduğu için seçildiğini unutup, sürekli dürüstlük ve namus üzerine nutuklar atarmış. Kral, halkın ve devletin malını sürekli çalar, ama bir süre sonra çaldığını unutur, bir kez daha çalarmış. Kral da, halkı gibi unutkan olduğu için, her gün hırsızlık yaptığını unutup kendini dürüst bir insan olarak görürmüş.
Halk birbirinden sürekli çalarken, aynı mallar sürekli yer değiştirdiğinden kimse aslında fakirleşmezmiş. Ama kral halktan çaldığında, kralın kalesi iyi korunduğundan ve halk kaleye giremediğinden, kralın malı sürekli artar, halkın malı sürekli azalırmış. Kral çaldığını unuttuğu için, mallarının atalarından miras kaldığına inanırmış.
Halk, kralın kendilerinden çaldıkları yüzünden sürekli fakirleşmesine rağmen, bir önceki günü hatırlamadıklarından, kendilerinin gittikçe fakirlediklerini farketmezlermiş. Bu durum asırlarca devam etmiş.
Masal bu ya, günün birinde bir yabancı gelmiş bu ülkeye. İlk bir iki gün pek durumu anlamamış, ama sonra bu ülkede yaşayan insanların nasıl hırsız ve unutkan olduğunu farketmiş. Kendisi de hırsız olan bu yabancı hemen ülkesine dönüp hırsız arkadaşlarına bu ülkeden bahsetmiş.
Yabancı hırsızlar paralı askerlerden oluşan küçük bir ordu kurup, bizim hırsız ve unutkan insanların yaşadığı ülkeyi istila edip kralını teslim almışlar. Kralın ve ülkenin bütün malını mülkünü alıp ülkelerine götürmüşler. Bizim kral ve halkı ilkten bu işe kızmışlar ama ertesi gün olanları unutmuşlar. Yaşadıkları ülkenin hep böyle fakir olduğunu ve komşu hırsız ülkenin de dost ve dürüst insanların yaşadığı bir üke olduğunu düşünürlermiş.
Bütün bu olanları başka ülkelerde yaşayan hırsızlar da duymuşlar. Bizim ülkeden nasıl kolayca mal çalındığını görüp müthiş heyecanlanmışlar. Herkes başlamış planlar yapmaya. Ama bu yaptıkları planlar diğer hırsızların da kulağına gidiyormuş.
Bütün hırsızlar gizlice plan yapıyor ve diğer hırsızların dikkat etmediği bir anda bizim ülkeye saldırmayı düşünüyormuş. Herkes ajanlarını karşı tarafa gönderip, karşı tarafın saldırı planlarını öğreniyormuş. Bütün hırsızlar, birbirini kollamaktan bir türlü bizim ülkeye saldıramıyormuş. Bizim yalancı ve unutkan ülkenin halkı ve kralı da sanal bir güven hissi içinde mutlu mutlu yaşıyormuş.
Yıllar geçmiş ve yabancı hırsızlar sabırsızlanmaya başlamış. Kolayca alabilecekleri mallar ortada duruyor, ama onlar bir türlü alamıyorlar… Sonunda bir araya gelip kendi aralarında anlaşmaya varmışlar. “Madem bu ülkenin malları ne bize ne size yar olamıyor, en iyisi ortak olalım” demişler. Böylece hep birlikte bizim ülkeye saldırmışlar. Her biri, anlaşmalarına uygun şekilde, kendi payına düşen malı her gün yavaş yavaş ülkesine taşıyormuş.
Bizim hırsız ve unutkan ülkenin halkı ve kralı da bu gelen yabancılara ilkten kızıyor, ertesi gün olanları unutuyormuş. O nedenle, ülkelerinde bulunan yabancı hırsızları, kendilerini ziyarete gelmiş dostları zannediyorlarmış. Bu durum senelerce devam etmiş ve günün birinde bizim ülkenin bütün malı mülkü tükenmiş.
Halk çalacak mal bulamadığı için şaşkınmış. Tanrıya, “bizim gibi dürüst insanlara bu yaptığın hak mı?” diye hesap sormaya başlamış halk. Kral da kızgınmış Tanrıya. “Ben halkımı iyi yönettim, komşu ülkelerle iyi ilişkiler kurdum, kimseye kötülük yapmadım, niye bir türlü zengin olamadık ?” diye yakınıyormuş.
Hem halk, hem kral, sıkıntı ve yokluk içinde Tanrıya dua etmeye başlamışlar. Mal kalmadığı için, hırsızlıkla vakit harcamadıkları için (çalışıp üretmeyi bilmiyorlar zaten) dua etmeye çok vakit bulabilmiş halk.
Ve sonunda Tanrı bu ülkenin halkına acıyıp… onlara hafızalarını geri vermiş…