Tem
29
2007

Birol’dan… Çok yerinde tespitler…

Tartışma ve ikna üzerine, Sevgili TDG’ci dostlarım, “Gerçek”in bir yönü bize dokunur ve bilincimizi bir daha asla eskisi gibi olamayacak şekilde değiştirirse, sevinmemiz ve coşkuya kapılmamız doğaldır. Bulduğumuz bu güzel şeyi paylaşmak istememiz de. Ancak tartışma ve ikna çabası diğeriyle değil bizle ilgilidir aslında. İçmizde ki şüpheyi “diğerine” yansıtmak daha kolaydır. “O”nu ikna edersem şüpheye karşı bir zafer kazanmış gibi olurum. Forumlara girmem, aslında ilk kez bir yere yazı yazıyorum çok uzun süredir. Bu yüzden buRAK’ın yazma geregi hissettiği durumun detaylarını bilmiyorum. Yine de ikna çabasının niteliği ve yönü bir an için göz ardı edilirse birbirini ikna etmeye çalışan kişiler birbirine şaşılacak kadar benzer. Aslında her iki taraf ta kendisini ikna etmeye çalışıyordur. Birinde değiştirilecek bir yönü zafer çığlıklarıyla fark ettiğimizde, bu basitçe ve sıklıkla bizim kendi benliğimizin, değişimi gerektiren ve gerçeği çağıran bir parçasından kaçma çabası olabilir. O zaman tartışmaya girdiğinizi, ikna etmeye ya da edilmeye çalıştığınızı fark ettiğiniz an şu soruyu sorun: “ben bu durumu da kapsayacak bir farkındalık düzeyine nasıl ulaşabilirim, bana emanet edilen gerçeğe nasıl daha yakın olabilirim?”. Cehalete karşı en yapıcı tavır “O” nun da bir gün öğreneceğini, “Gerçek”in bir gün ama hazır olunca, “O”na da dokunacağını bilmekten kaynaklanan sabır ve şefkat olabilir. Sabırsızlık sıklıkla gizli inaçsızlığın işaretidir.

Yok “benim gerçeğim –ki aslında TDG düzeyinde “herkesin Gerçeği” olmayan bir şeyden bahsedilemez- burada ya da bu kişide çalışmaz sa?” türünden bir şüphe içinizde uyanırsa, içinize, ama korkuyla değil küçük bir çocuğa hissettiğiniz şefkatle dönün, kendinize “ne den korkuyorsun diye sorun ve gelen soruyu gerçeğin ışığında korkusuzca yanıtlayın. Yapabildiğimde ben de çok işe yarıyor. “ Kötülükle savaşmayın, iyiliği güçlendirin” ilkesini binlece farklı düzeyde çeşitleyebiliriz: “ Yanılsamayla savaşmayın gerçeği güçlendirin.”, “ Nefretle savaşmayın, sevgiyi güçlendirin.” “Cehaletle savaşmayın bilgeliği güçlendirin.”, “Hoşgörüsüzlükle savaşmayın hoş görüyü güçlendirin” vb… Gerçeğe ve onun kaynağı olan Tanrı’ya güvenmemiz gerekir. Aslında en ikna edici olan şey ikna etmeyi hiç amaçlamayan şeydir. Ne midir? “Sabah kalktığımızda kim olduğumuzu bilerek sokak kapısını açmak, fırıncıya bu bilinçle günaydın demek, dolmuşa bu bilinçle yol vermek. Bu bilinçle seçmek ve yaşamak. Hayatımız Gerçek’in en dolaysız kanıtıdır. Gözlerin –çoğunlukla- göremeyeceği ama hiç bir kalbin asla görmemezlik edemeyeceği ışıklı izler bırakırsınız hayata. Ve “diğeri” o izleri görür her gün, ta ki bir gün bir evde, bir arabanın arka koltuğunda ya da bir kitapçıda, üzerinde aynı ışığın parladığı bir kitap görene kadar.Ve artık ikna olmuştur. Sevgilerimle… Birol

Written by buRAKozDEMIR.com in: tanrı'nın doğum günlüğü |