Haz
03
2007

Çağrı: En iyi yazar, ölü yazardır…

İnsanlar inançlarını değiştirmek için kitap okumazlar. İnsanlar, mevcut inançlarını güçlendirmek ve mevcut bilinçlerini doğrulatmak için kitap okurlar. Mevcut inançları en çok tasdikleyen, onları ayakta tutacak yeni argümanları en güzel şekilde sunan kitap “süper bi kitap”tır. Mevcut dünya görüşüne ters gelen kitap ise “abuk sabuk”tur.

Yazarlar bu gerçeği çok iyi bilirler. Yazarlık kariyerlerinde bu yüzden “hedef inanç kitlesi” belirler ve onlara hitap etmenin yolunu ararlar. Doğal olarak… Sonuçta bu onların “ekmek kapısıdır”.

Tek tek isim vermeye hiç ama hiç gerek yok. Her kitabın bir hedef kitlesi, buluşmak istediği bir sosyal yada psikolojik bir segment vardır.

Bugün geldiğimiz noktada kutsal kitaplar -insanların inançlarını değiştirmek adına Tanrı tarafından yazılmış kutsal kitaplar- bile belli bir alıcı segmentine dönük olarak yayınlanıyor… “Yazar” herkese dönük yazsa da… Kutsal kitaplar bile “tüketim çağının en büyük entelektüel belası: hedef kitle vebası”ndan payını fazlasıyla alıyor. Varoluşun son kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim, salt Müslüman dindarlara dönük bir kitap olarak konumlanmış durumda yayıncılık piyasasında…
Kur’an-ı Kerim, sırtında bir barkod etiketiyle…

Kendini sorgulamak, kendini aşmak, kendini bulmak, inançlar arası özgür geçişin günümüzdeki adı döneklik dostlar…

– Neye inanıyorsan, ona inanmaya devam et!
– İyi de neden?
– Çünkü biz seninle ilgili planlarımızı buna göre yaptık…

Bu dediklerime bakıp, sakın yazarları suçladığımı sanmayın. İnançları, hele hele kökleşmiş inançları değiştirmek için yazmak çok ama çok zorlu bir yol. Hiç şüphesiz bu yola başkoymak için çok büyük bir tepkiyi göze almanız gerekiyor. Tepki derken “reklamın iyisi kötüsü yoktur” anlayışından hareket eden, olumsuz basın haberlerini sansasyonel fırsat olarak değerlendiren, marjinal çıkışlardan bahsetmiyorum. Ben birgün yolda yürürken birinin çıkıp sizi tak tak vurmasından bahsediyorum. Ben, bütün dünyanın sizinle alay etmesini göze almaktan bahsediyorum. Ben, adanmışlıktan bahsediyorum. Kurduğun, birçok insana ütopya olarak gelen bir hayalin üzerine canını-malını-herşeyini oynamaktan bahsediyorum.

Bu kadar deli olmadığı için asla kimseyi suçlamam ben…

Tanrı’nın doğum günü, bu anlamda “canına susamış” bir genç tarafından, insanlığın inanç alanına girmek ve orada köklü değişimler yaratmak üzere kaleme alındı. Kişinin en savunmacı olduğu, gerektiği yerde canını bile vermekten çekinmeyeceği bir alana, bu kadar gözü kapalı bir atlayış yapıyorsanız sizin de o “şeyinizi” feda etmeye hazır olmanız gerekiyor: Canınızı…

Belki biliyorsunuzdur… Ben TDGünü’nü yayınevime teslim edip askere öyle gittim. Askere giderkenki psikolojim aynen şu şekildeydi. “Döndüğümde herhalde beni çarmıha gererler. İnşallah çiviler paslı değildir. Mikrop kaparım Allah korusun…”

Şu anda ise çok önemli bir sosyal gerçeği keşfediyorum. Bu keşfimi ve mutluluğumu paylaşmak istiyorum şu an. Görüyorum ki cephe olarak gördüğünüz insanlar, sizin sonsuz-sınırsız bir cesaretle dolu olduğunuzu gördüğünde, beklediğinizin tam tersi bir davranış sergiliyorlar. Onlar sizden korkuyorlar… Hele bir de çizginizle, iyi niyetli, çıkar peşinde koşmayan, temiz ve doğru biri olduğunuzu onlara hissettirdiğinizde karşı taraf, size düşman kesilmesini beklediğiniz karşı taraf size büyük saygı duyuyor. “Karşı cephede” işler böyleyken, diğer tarafta “Tanrı’nın doğum günü’nü herkes okumalı!” diyen sizler ortaya çıkınca, insan haliyle çok ama çok duygulanıyor…

Bugüne kadar varlığınızın, Tanrı’nın doğum günü projesi için ne denli önemli olduğunu anlatabildiğimi hiç sanmıyorum. “Ben ne yaptım ki, alt tarafı bir yorum gönderdim siteye. Birkaç kişiye de tavsiye ve hediye ettim” diyebilirsiniz. Gelin ben size o kısa yorum cümlelerinin bizim için ne kadar değerli olduğunu bir örnekle anlatmaya çalışayım…

Bundan birkaç ay önce benim ve kitabımla ilgili bir suç duyurusu yapıldı. Gerekçe: Halkın manevi değerlerine hakaret… ☺ Yanlış okumadınız. Sizin “Beni Tanrıma ve İslam’a sıkı sıkıya kenetledi” dediğiniz bu kitap için bir vatandaşımız böyle bir suç duyurusunda bulunmuştu. Suç duyurusundan aklımda kalan cümlelerden biri Dona’nın Yahudilerle Müslümanlar arasında kin ve nefret görmek istemediğini anlatan bir sözüydü. Söz konusu vatandaşımız tarafından halkın manevi değerlerine hakaretin delili olarak sunulmuştu bu barış çağrısı… Buraya kadar sürpriz bir durum yok. Mevlana hakkında suç duyurusu yapıp, savcıların masasına Mesnevi ciltlerini koyan, “içinde cinsellik var yasaklayın lütfen” diyen insanlar da bizim gerçeğimiz. Bunu bilerek yola çıktık.

Hemen söylemeliyim. Benim mahkemeler konusunda bir prensibim var dostlar. Askerde, döndüğümde Tanrı’nın doğum günü’nü nasıl taşımam gerektiği konusunda yaptığım düşünme seanslarında oluşturdum ve şimdi sizinle de paylaşmak istiyorum. Eğer bir gün, Tanrı’nın doğum günü ile ilgili olarak hakim karşısına çıkarılırsam asla ve asla savunma yapmayacağım… Çünkü iyi bir yazar, savunma yapmaz. Alın kitabımı okuyun der. Yazarların savunmasını avukatlar değil kitapları yapar. Ben o cümlede onu değil şunu demek istemiştim demek zorunda kalmak bir yazara asla yakışmaz. “Ben derdini anlatamayan berbat bir yazarım” diye Taksim meydanında pankart açın, daha az aşağılanırsınız. Kelimelerimle başarısız olmuşsam, bedeli neyse öderim. Gıkım çıkmaz. Hapisse hapis, idamsa idam…
***
En iyi yazar, ölü yazardır ve bu yüzden yazarlar, kitaplarının önüne asla geçmemelidir. Yazarlık kutsal bir meslektir. Yazarlık, Tanrı’yla meslektaş olmaktır. “Kitap” diğer mecralardan çok farklı, kadim bir mecradır. Tanrı’dan ödünç alınmış bir frekanstır kitap… Ve de doğru bir kitabın satırları, kişinin ruhuna temas eder. Yazarlık, genç kızlara imza dağıtma hevesinden, egosentrik “sokağa çıktığımda herkes beni tanısın” dürtüsünden arınılarak icra edilmesi gereken mukaddes bir meslektir. Şunu unutmayın, hiçbir Shakespeare Zaga’ya çıkmaz… En iyi yazar ölü yazardır çünkü. En iyi ikinci yazar için ise nefesini tutup ölü taklidi yapabilen yazardır diyebiliriz…
***
Dönelim savcılık konusuna… Babamla dünya iyisi o savcıya gittiğimiz o gün biz masaya, sizin kitapla ilgili yüreğinizden kopup gelen o yorumlarınızı koyduk. “O vatandaşımız öyle algılamış. Bunlar da algılama… Bunlar da vatandaş…” diyerek. Tanrı’nın doğum günü’nü o gün ben değil, sizler savundunuz… Muhtemelen önemsiz gördüğünüz cümlelerinizle bunu siz yaptınız.
***
Tanrı’nın doğum günü, önce ülkemize, sonra dünyaya sevgi ve barış getirecek. Bunu ben kitabın yazarı olarak tek başıma yapmayacağım. Ben olsam da olmasam da, bu kitabın içerdiği bilgi, kıyamete kadar İslam felsefesine gerekli açılımları yaptırır, dünyanın en büyük düğümü çözülür. Bunu ben tek başıma yapmayacağım çünkü bu benim dünyam değil, hepimizin dünyası. O yüzden her ne yapıyorsak bunu hep birlikte yapacağız. Göreceksiniz…

Benim bu “dünyayı değiştireceğiz” sözümden ötürü benim deli olduğumu düşünenler karışmışsa bu satırların arasına… Onlara sözüm şudur: Bu sitede gerçekten harcanıyorlar. İnternette nefis tavla siteleri onları bekliyor…
***
Bu kitap TDGünü, bir trend halini almamışken, daha kimse adını bile duymamışken, onu herkesten önce yaşayan insanlar gerçekten çok değerliler. Bunu tüm kalbimle söylüyorum. Onlar, inanç sistemlerini yerlebir etmeyi göze alarak bu kitabı okumaya devam ettiler. Zihinlerini çırılçıplak bıraktılar ve Kur’an’ı, “ben acayip dindarım” diyenlerin bile hiç yükselmedikleri bir perdeden analiz ettiler. Ve bunun ödüllerini almaya da başladılar. Televizyon uleması… Tanrı’nın doğum günü okuyucuları, kendini İslam bilgini ilan eden o insanların hepsinden, hatta hepsinin toplamından daha iyi biliyorlar İslam felsefesini… Bana kişisel olarak ulaşan ve hayata dair paylaşımda bulunan yüzlerce okuyucumuz var ve benimle yaptıkları paylaşımlar benimle birlikte mezara gidecek. Bunları anlatmıyorum ama şunu gururla söyleyebilirim: Modern İslam felsefesi, modern hayatın zorluklarıyla başa çıkma konusunda çok iyi çalışıyor… Hayal ettiğimden de fazla…
***
Gelelim sizlere olan çağrıma… Akışa teslim olmak, bir stratejimizin olmaması anlamına asla gelmiyor. Dona, bugüne dek geçen 7 ayı, strateji ajandama “dipdalgası” olarak kaydetmişti. Ne kadar haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Şu ana kadar yaklaşık 6 bin kişiyiz… 6 bin aydın beyin, ülkemizde ve dünyamızda yepyeni bir aydınlanma çağını başlatmak için yeter de artar bile…

Dostlarım, duyduk duymadık demeyin…
Tanrı’nın doğum günü projesinde birinci faz: dipdalgası, başarıyla sona ermiştir. Dona beklenen sinyali vermiş, ikinci fazın fişeği ateşlenmiştir. Bu demektir ki artık: KİTLENİN ÖNÜNE ÇIKIYORUZ!

Yanlış anlaşılma olmasın ben televizyonlara falan çıkmıyorum. Konuştuğumuz gibi ben, “ölü bir yazarım”.
***
Herkes Tanrı’nın doğum günü’nü bir kitap zannediyor. Hayır kitap değil, o bir kader… Ve şu anda o kader size elini uzatıyor:
Var mısın? Benimle misin? diyerek…

Kitabımızı, acı çeken tüm ruhlarla buluşturmak, ruhların acısını Tanrı sevgisiyle dindirmek… İkinci fazın tek amacı bu. Yüzlerce mesaj ulaştı bana bugüne dek. “Biz ne yapabiliriz?” sorusuna bugün, ilk defa yanıt veriyorum. Gelin, kitabımızı insanlarımızla buluşturacak yolları hep birlikte bulalım. Televizyonlarda boy göstermeyeceğiz, gazetelere çarşaf çarşaf ilanlar da vermeyeceğiz. İnsanları buRAKozdemir.com’a yönlendireceğiz. Hepsi bu…

Bugüne kadar sizin çevrenize yansıttığınız sözlerinizle buralara geldik. Bugünden sonra da böyle olacak bundan eminim. Sizden farklı olarak beklediğim tek şey bu amatör çabalarımızı daha koordineli, daha sistematik olarak yürütmemiz. Bizi bilgilendirin… Çabalarınızdan haberdar olalım… Mutlu olalım herşeyden önce…
***
Stingray diye bir dizi vardı eskiden… Her bölümde birine bir iyilik yapıyor ve iyiliğinin karşılığında kişiye “birgün senden bir iyilik isteyeceğim” diyordu kahraman. Bir başka bölümde dönüp dolaşıp o kişiden, bir başkasının sorununu çözmek için “iyilik” istiyordu. Böyle bir mutluluk sistemiydi Stingray ve beni çocukken çok etkilemişti.

33 yaşımdayım ve tam 6 yıldır yazıyorum. Sizin için. Akşam Gazetesi’nde, yenibir.com’da, Yıl 2binyüz2’de, Türklerim DDO’da ve son olarak, son durak Tanrı’nın doğum günü’nde… Bu durakların birinde, zihninizde bir minik kıvılcım yakabildiysem, düşünce dünyanıza miniminnacık bir katkım olduysa belki ben de bir iyilik isteyebilirim sizden. İhtiyaç sahibi başka birilerinde yeni kıvılcımlar yakabilmek adına. Aynı Stingray gibi…

Elimizde afişler var. Ben şuralara afiş asabiliyorum diyorsanız bize yazın. Nereye asacağınızı da belirterek. İmkanlarımız, önceliklerimiz çerçevesinden değerlendirelim ve size afiş gönderelim.

Son rakamlara göre Türkiye’de internet kullanıcı sayısı 20 milyona ulaşmış… Türkiye’deki bütün gazetelerin tirajını toplayın ve bu rakamı 5’le çarpın… 20 milyon internet kullanıcısı işte böyle birşey. Benim ölü bir yazar olabilmem için yeter de artar bir rakam.
***
Kendi siteniz varsa, size Tanrı’nın doğum günü sitesinin banner’larını gönderelim. Yada bize başka fikirler önerin. Sevgiyle değerlendirelim. İçinde fiziksel olarak ben olmayayım yeter ☺
***
İlk faz dipdalgasında, buluştuk sizinle, yani çekirdek ailemizle…
Artık su yüzeyine çıkmanın, kitlelerle buluşmanı vakti geldi…
Kendi kurallarımız içinde…
Bu güzel haber için teşekkürler Dona…
Tanrı’nın doğum günü kutlu olsun…
sevgiyle
buRAK

Written by buRAKozDEMIR.com in: tanrı'nın doğum günlüğü |