Durumlar…
İlk kez bebek arabası sürdüm. Çok zevkli. Güzel de bişey almışlar, dağ tepe dinlemedik, trophy yaptık küçük Emir’le. Bugün hayatımda ilk defa üçüz kedi gördüm. Dev gibi, tıpatıp aynı 3 kedi. Padişah gibi oturuyolardı yan yana. Çok değişik bir ve çok güzel bir görüntüydü.
Bu ara kedilerden yana çok üzüntülüyüz. Sokaktaki ahaliden 4 kedimiz sizlere ömür. En sevdiğim gri kediyi otomobil ezmiş, birini yağmurda yüzüste yatmış ağlıyorken bulduk gece yarısı. Manzarayı hiç anlatmıyiim. Çok fenaydı, doktora götürdük, uyutuldu hemen. Bu tarifsiz manzaranın nedeni parazitmiş. Parazit kapmış ve o parazitler içinde büyüdükçe büyümüş. Ve aynı bölgedeki diğer hayvanlara da bulaşırmış. Bunun bir tableti varmış, ondan bolca temin edip hepsine yedirdi Bahar. Bir tane gözdemiz var bi o yememiş. Takviye birlik olarak ben de gittim. Yakaladım, her tarafımı paramparça etti kerata. Diğer iki kediciğimizi ise sokağa dadanan köpekler boğmuş. Bunu duyduğum için nevrim dönük kaç gündür. Tam biz kitap taşırken dışarı bir çıktım ki iki tanesi sıkıştırmışlar bir tanesini. Sopayla kovaladım fakat bu sırada bir anda 7 tane oldular. Elimizde sopayla kalakaldık tabi : ) Sonra kovalamaya devam. Bi gün Yeniköy’de fıstığı çıkarmışım çişe. Gene olabilecek en münasebetsiz zamanı seçmiş sıkışmak için. Uyuklaya uyuklaya çıkıyoruz dışarıya. Evin arka tarafı çok yüksek bir kayalık. Dibi de çalılık. Fıstık bu çalılıklarda “birşey” kokusu alıyor. Israrla oraya sürüklüyor beni. Uyuklaya uyuklaya gidiyoruz. Ve sonuç… O gece karanlığında, çalıların içinden bir anda 25-30 sokak köpeği çıkmasın mı? Tasmanın ucundaki fıstık, oltanın ucundaki yem gibi oldu. O kadar kocamanlar. Hareket etmiyorum. Ne yapacağımı düşünürken. Fıstık bunlara hırlamasın mı? “Kızım suss” diyorum ağzım kapalı vaziyette. Geri geri giderek hürmetlerimizi sunup ayrılıyoruz olay mahallinden : )
Bu arada bir kangal maceram var eskilerden. Hisar’da oturduğum günler. Karşımızdaki evin bahçesinde devasa bir Sivas Kangal var. Hayallerimin köpeği. Arabaya inip-binerken görüşüyoruz. Ve havlıyor sürekli. Ben alttan alıyorum tabi. Bi güne bi gün ters bi laf etmişliğim yok, kendisine herhangi bir saygısızlığım hiç yok : ) Kimileri geçerken cöö falan yapıyo Sivas Kangal’a. Ben onlardan değilim. İyi ki diilim. Ben o evden taşındıktan yıllar sonra, birkaç sene önce o sokağa yolum düştü. Gece vakti. O yoldan yürüyorum. Fakat yerler buz. Daha doğrusu cam. Kayarak gidiyorsun. Buzun üzerinde nerdeyse nefes bile almadan yürümeye çalışıyorum. Sokakta hafif karanlık. Bir tane sokak lambası var o da ileride. O hassas yürüyüş sırasında kafamı bir kaldırırım ki, 20 metre ileride, bizim dev Sivas Kangal oturuyor. Artık nasıl olduysa demirlerin öbür tarafına geçmiş. Sokakta serbest. Ve ben ona doğru yürüyorum. O kadar zor duruyorum ki, durursam kesin düşeceğim. Düşmeyedebilirim, havada kapabilir beni. Fakat devam edersem de, yürüdüğüm çizgi hayvanın 1 karış yanından geçiyor. Çizgimi değiştirmem imkansız, geri dönmem imkansız, durmam hiç imkansız : ) ….