İstanbul…
Belimiz halen dogrulamadi. Kızılay’a doktora gittik mecburen, muayene bile etmeden tomografi istemesi hic hosuma gitmedi… Bosver dedim, civi civiyi soker olayi bunun uzerine cikti.
Yeni yil oncesi matbaamizi degistirdik. 2 yildir kitabimizi basan matbaamizla yolu ayirdik. Nedenine gelince. Cok cici insanlar. Fakat tdg’nin artik bir mal olarak gorulmesi ve isin rutine girmesinden şikayetimiz vardi biraz. Kitabin teslimi bir ayi bulabiliyordu. En onemli kismi bize heyecan lazim heyecan. Surasini soyle yapsak nasil olurlar lazim.
Velhasil uzun arastirmalar sonrasi yeni matbaamizla anlastik. Bu arada size ilginc bi bilgi. Yeni matbaa cok saygin bir matbaa olmakla birlikte, tesisleri bi gezdik ki acayip dindar eserler basiliyor : ) Yani onca namaz ilmihallerinin arasinda Tanri’nin dogum gunu… 2009 oncesi ilginc bir fotograf oldu.
Bu arada güzel haber. Hani benim çok sevdiğim bir kitap kağıdı çeşidi vardı. Bi türlü edinememiştik. Güzel haber şu ki, artık kitaplarımız o kağıda basılacak : ) Bir başka güzel şey de. Çok değil azıcık, koleksiyon amaçlı, 300 tane kadar hard cover Tanrı’nın doğum günü sipariş vermiş olmamız. Bayılırım. Amazon kitapları kitapları gibi sert kapaklı TDG’lerimiz gelecek. Eski matbaada bi türlü basamadığımız minik TDG baskılarını da artık basabileceğiz. Bu da güzel bir başka haber.
Babamla gittik matbaaya. Tanrı insanı İstanbul trafiğinden korusun… Otobusle. Çok merak ediyodum, metrobüse de binmiş oldum. Nası buldum. Bi kere bunların normal körüklü otobüsten pek farkı yok. Bunlar kiralık olanlar. Asıl uzun olanlar değil. Kandıramazlar beni. Şu an keramet, yolun boş olmasında. Jiiüüvv diye gidiyorsun. Yanda arabalar beklerken. Bu arada bu tercihli yol meselesi İngiltere’de de gündem olmuş. Meşhur Top Gear programının sunucusu, “Fakirler gidecekleri yere neden benden önce gitsinleri ki?” demişti. Ayyynen öyle. “Fakirler” artık jiiüüvv diye ışınlanacak, mersedesler trafikte bekleyecek. Yeni dünya düzeni : )
Otobüste dönerken bir vatandaşımız beni çok güldürdü. Babamı da. Çok komikti. Olay şu. İçerde camlar kapalı. Şöför kaloriferi çalıştırıyor. Vatandaş pişmiş durumda. Şöför bey alo malo hiç ses yok şöförden. En son babam şöförün tepkisizliğine kızdı kalkıyodu, baba dur buradan söyle ne söylüyosan dedim. Bi bağırdı adama. Töbe. Bunun üzerine herkes bağırmaya başladı adama. Neyse o da herkesin kendisine bağırmasından hoşlanıyo olmalı ki, yoğun istek üzerine havalandırmayı açtı. Buraya kadar birşey yok. Komik olan o bağırmaların arasında bir vatandaşımızın işin içine siyaseti sokmasıydı. Şöför kaloriferi kapatmadığı için şöyle bağırdı kendisi: NE BİÇİM BELEDİYE BU!
Yani otobüste giderken baktın sıcak oldu, direk belediye başkanını arıycaksın. Sana vantilatör getirecek. Meşgulse biriyle gönderecek. Yalnız daha asıl sürprize gelmedik. Babam vatandaşa seslendi: “Kardeşim konunun belediyeyle ne alakası var?” Evet efendim. Asıl bomba bundan sonra patladı. Nükleer bomba. Vatandaşımız, belediyenin kötü olduğunu anlatmak için bize şu örneği verdi bağırarak: “Zaten bu metrobüsler de tersten gidiyor. Yanlış otobüs alıyolar. Hiç bakmıyolar mı alırken?”
: D
Bilmeyenler için, ters gidiyodan kastedilen şu. Gidiş soldan, geliş sağdan. Ters yapmışlar. Neden, yolcu peronlarını yolun ortasına koyabilmek için yönleri değiştirmişler. Kapılar içeri doğru açılsın diye. “Alırken bakmıyolar mı bunlara?” kısmı sırtımın ağrısını ikiye katladı : D
Otobüsten indik. Bir kırtasiyecinin önünden geçiyorduk ki, kendimden geçtim bir an. Hani şu küçük kitapçıklar projemiz vardı. İşte o kitapçıklar için renkli baskı kağıdı istiyordum fakat istediğim rengi bir türlü bulamıyordum. Bekliyoduk öyle. Bir bakarsın ki vitrin ağzına kadar o renk kağıtlarla dolu. Ve %70 indirim var. Ve arabamız yok. Ve eve bi dünya uzağız. Ve benim sırtım ağrıyor… Bu projeyi ne kadar istediğim sınamadan geçirildi resmen : ) Sonuç? Dünya kadar renkli kağıt var şu an evde. Rüya gibi. Çivi çiviyi söker diye boşuna dememişler: )