Tem
30
2007

Köşedeki o kitapçı..

Bizim evin burada köşede bir kitapçı var. Bizim semtin entelektüel ambarı diyebilirim… Dükkanın önünde, geceleri içeri aldığı bir kitap vitrini vardır. Ve ben de hergün o vitrinin önünden geçerim. Yazar psikolojisi işte. Gözucuyla süzerim hep acaba bizim TDG geldi mi buralara diye. Ve nedense de hiç görmem : ) Bu tarz bağımsız kitapçılar kendi içlerinde, kendi usulleri, kendi seçimleri olan müesseselerdir. İçeri girip de kendi kitabımı hayatta soramam, acayip utanırım.

Önceki gün eşimle köşedeki o kitapçının önünden geçmekteyiz. Benim gözler refleks olarak tabi sağa doğru hamle yapmıştı ki solyanımdan “Tanrı’nın doğum günü! Tanrı’nın doğum günü!” diye bir ses geldi. Sesin sahibi zıplıyodu : ) Ben gözucumla dönene kadar eşim kafasını çoktan çevirmişti. Yazar tribi yok nasıl olsa.

En tepeye koymuşlar gıcır gıcır bir TDG’yi. 5. baskı… İçeri girip sorucam dedi. Bunu duymamla birlikte kendimi sokağa attım hızla. Yerin dibine girmemek için. Kalbim sıkışıyor öyle böyle değil. Koş koş muhteşem bir kitap diyor! diyen ikinci bir ses. Ohhhh… Bizi anlayan biri…

Tanınır olmaktan hiç hazzetmem. Çünkü ben girdiğim bir ortamda görünmez adam olmak isterim. Güneş gözlüğümün arkasından insanları, bana bakmayan insanları gözlemlemek en büyük besin kaynağımdır. Yüzler sana dönerse, bu besin kaynağın kesilir. (Bakınız En iyi yazar ölü yazardır yazısı)… Yalnız tanınmanın benim için tek cazibesi şudur. Tanıştığın herkese kendini tanıtmak, kendini ifade etmek, nasıl biri olduğunu, neler yapmaya çalıştığını anlatmak zorunda kalmamak. Bunu isterim. Bu benim yolumu açar. Kim sorusunu pas geçersek ne? sorusuyla doya doya uğraşabiliriz.

Dükkana girdim. 70 yaşlarında bir amca. Gel evladım seni tebrik edeyim diyor. Okumadım, göz attım ama muhteşem birşey bu. Ve TDG’yi kadim özelliklerinden bağımsız, yayıncı gözüyle bir kitap olarak nasıl algıladığını tarif etmeye başladı ki, bunları duymak da çok hoşuma gitti. Sofi’nin dünyası’ndan sonra felsefeyi bu kadar sevdiren başka bir kitap çıkmamıştı… Bu kitabın tanıtımını çok iyi yapmalıyız diye de ekledi. Ben 1 kişiyim canım amcacığım. Bu kitabın tanıtımını 10 bin kişi üstlendi. Herşeyi onlar yapıyorlar dedim. Güldü, çok doğru dedi. Gene de çık bir yere konuş dedi. Aktüel’e konuştum bol bol dedim. Hah tamam yeter harika dedi. Ben en merak ettiğim soruyu sordum. Kitaptan nasıl haberin oldu? O da cevap verdi. Kızım geldi Amerika’dan. Benden bu kitabı istedi, aldı ve gitti. Hmmm… İndigoların sözleri anaları babaları üzerinde ne kadar da etkili. Aynı Dona’nın dediği gibi…

Yanaklarından öptüm onu, dükkandan çıktık. Saçmasapan bir saplantının daha sonuna gelmenin keyfiyle : )
Dönüşte, aynı vitrinde iki TDG birden vardı…

Written by buRAKozDEMIR.com in: tanrı'nın doğum günlüğü |