Maya takviminin sonuna dair…
Bir blog keşfettim. Son dönemde mayalar, maya takvimi vb konulara ilgi duymaya başladığımdan olsa gerek elimi nereye atsam, internette hangi sayfaya tıklasam kendimi bir şekilde bu konular üzerine okurken buluyorum. Seninle de paylaşmak istedim. Uygun görürsen belki sitede ki dostlarımızla paylaşmak isteyebilirsin diye düşündüm…

Sevgili dostuma çok teşekkür ediyorum ne zamandır değinmek istediğim bir konuyu açtığı için. Gönderdiği linke tıkladım. Sayfa, “Galaktik” bilmemneler diye başlık attığı anda beni kaybetti. Böyle anlaşılmaz, insana uzaklık hissi veren, gereksiz teknik kelimelendirmeleri oldukça zararlı buluyorum. Galaktik dediğin anda insan zihnini uzaya gönderirsin. Oysa mistisizm dünyada geçer. Araba kornalarının çaldığı, trafiğin sıkıştığı, manava gittiğin, yolda yürüdüğün, tuvaletten sonra ellerini yıkadığın bugünün gerçek dünyasında geçer gerçek spiritüelizm…
Son dönemde çok sık duyuyoruz. Maya takvimi Maya takvimi… Ben bir tane takvim tanıyorum. O da MİLADİ takvim. Geleceği öngörebilmek için kimselere, hele hele geçmiş toplumlara hiç ihtiyacımız yok. Ben de şunu sorarım o zaman. Maya’lar geleceği bu kadar iyi görüyordularsa, şu anda neredeler? Kendi sonlarını neden görememişler?
Gelecekle ilgili öngörülerine itimad edeceğimiz, rüşdünü ispatlamış tek bir insan varsa, onun adı Muhammed’dir. Bin küsur sene önce dedikleri, İsa’sı, Deccal’i, Mehdisi, medeniyetlerin kardeşliğiyle, haber verdiği herşey bugün tıkır tıkır işlemektedir. Kadim bilgilerin tek kadim takvimi Kur’andır çünkü.
Ve bilinmesi gereken, bugünün medeniyetinin hiçbir konuda “Maya” medeniyetinden daha az gelişmiş bir yönünün olmadığıdır. Dünya hep ileri gider çünkü. Ve bu iğrenç dünya düzeninin değişeceğini öngörebilmek için adının “Esteban” olması gerekmez. Çok fazla da değil, birazcık kafası çalışan bir insan, 6-7 dakikalık bir düşünce egzersiziyle, bugünden sonra dünyanın nereye doğru yol alacağını öngörebilir.
Gelelim takvimin ne dediğine. Herkes 2012 diyor. Biz de ısrarla 2009 diyoruz. Ben neden bu masadan 20 saat kalkmıyorum? Neden parmaklarım kilitleninceye kadar klavyemi tıkırdatıyorum? Dostlarımız neden dillerinde tüy bitinceye kadar insanlara “Tanrı’nın doğum günü” diyorlar? 1,2,3 ve 4′ü anlattığımda görüleceği üzere. Neden yeni proje üstüne proje, neden daha çok insana ışık tutmaya çalışıyoruz? Neden neden neden? ÜÇ SENE RÖTAR YAPMAMALARI İÇİN. Çünkü 2012′yi bekleyenlerimizi bekleyen tek birşey var: Telafisi imkansız bir hayal kırıklığı. Çünkü onlar 2012′yi “beklediler”. Harekete geçmediler. Ve bu yüzden en çok odaklandıklarını söyledikleri şeyi, 1000 gün ıskaladılar…
Ne dedik hep. Hayat gerçekten de sürprizlerle dolu… Kambersiz düğün olmaz derler. Gel gör ki en büyük İslam devrimi Tanrı’nın doğum günü gerçekleşiyor ve “İslami” kesim bu düğünde yok. Yok dememiz yanlış. Olmamayı seçtiler çünkü onlar.
Spritüel kesimlerin “2-0-1-2″nin 2012 yılında gerçekleşeceğini zannetmeleri ve bu yüzden 2009 şölenini kaçıracak olmalarını, İslami kesimin İslam devriminin dışında kalmasına çok benzetiyorum. Her ikisi de Tanrı’nın Rab sıfatıyla imza attığı travma yaratıcı sürpriz manevralardır. Altından kalkacak sabrı da verecektir elbet.
2012′ye atfedilen ne varsa bunların hepsinin 2009′da olacağını bu vesileyle ilan ederim. Gören gözlere özel elbette. Daha önce yaptığımız bir tarif vardı. Televizyon’da İsa’yı gördüğünde, ay dizim başlıyor diyip kanal değişterecek insanlar”… Onların neler olup bittiğini farketmesi pek mümkün görünmüyor. Onlar bugün nelerin yaşanmakta olduğunu, yarın tarihçilerden öğrenecekler.
2012′de hiç mi birşey olmayacak? Elbette olacak. Vücut ısısıyla sarj olan cep telefonları çıkar kesin. Olay istiyorsan al sana olay.Bizim epıl, (benimki gibi) radyatör derecesinde ısınmayan laptop üretmeyi nihayet başarır. Çok güzel yeni otomobiller çıkar. Arabaların kadranları 400 km’lerer kadar çıkar, buna karşın gerçek hayatın trafiğin akış hızı 4 kilometrede seyreder. Bu tip şeyler. Ha bi de doğalgaza zam gelir kesin. Magazinler devam eder vesaire. Sıradışı birşeyler? Gökten zembille İsa inmez. Sokaklarda Aztek bilgeleri yürümez. Saçları uçuşmuş jöleli gençliği görürüz onların yerine herzamanki gibi. 2011′den yada 2013′den farklı olacak olan bir sene varsa o yıl 2012 değil 2009′dur. Bugünden sonra geleceğin bütün seneleri sıradışı olacaktır zaten. Şayet özel bir yıl arıyorsak,o yıl, dananın kuyruğunun kopacağı yıldan, 2009′dan başkası olamaz. 10, 11, 12, 13, 14′ler bir yana, 09 bir yanadır Tanrı’nın doğum günü takviminde.
Bütün düğüm, kişisel devrimlerde gizli olmaya, daha büyük bir şiddetle devam eder. 2009 itibariyle: Ya değişirsin ya değiştirilirsin. Seçim tamamen senin. Kendi kişisel devrimine imza atmakta gecikenlerin, bakın atmayanların demiyorum, atmakta gecikenlerin, tanrı ile iletişimleri acı frekansı üzerinden gerçekleşir. Kişisel devrim, birçoklarımızın zannettiği lüks bir konu asla değil. “Büyük adam” olmakla hiç ilgisi yok. Kişisel devrim, hayatta/ayakta kalmakla ilgili bir ölüm-kalım meselesi. Balonundaki ağırlıkları attın attın, atamadın şu dağa çarpıp, yere çakılacaksın. Konu bu kadar net. Konu bu kadar yakın.
Mayalar, Aztekler, Mu’lar, Atlantis’ler… İnsanın bu gibi fantastik konulara merak salmasının hiçbir mahsuru olamaz. Geleceğin arkeolojik kazılardan çıkmayacağını bilmek şartıyla. Şayet bizler spiritüel yolda, geleceği geçmişte aramaya devam edersek, köktendinci “Müslümanlara” itiraz etmeye hakkımız, hem de hiç olmaz.
Yazının başındaki mesajı gönderen sevgili dostumuzun karşısına bugünlerde sürekli “2012″ olgusu çıkıyormuş ya. Acaba diyorum. Bunun nedeni, 2008′in son çeyreğine varmış olmamız olmasın sakın?
