Memleket… (Kimse göndermedi, ben yazdım : )
Dostlarım, Tanrı’nın doğum günü piyasaya çıkalı yaklaşık 6 bin saat oldu. Topu topu 6 bin saat oldu ama, biz, siz, hepimiz yaklaşık 1 milyon saattir TDG okuyoruz. Zamanın kendisinden daha hızlı ilerliyoruz biz…
Bu aralar sizlerden benim kişisel mail’ime ve kişisel kulağıma çok sayıda “topluca TDG okuyoruz” haberi geliyor. 5-10-15 kişilik gruplar halinde, Türkiye’nin herhalde her ilinde TDG okuma günleri düzenleniyormuş. Herkesin kendi kabuğunda geliştirdiği özel bir eğilimin, gerçekte genel olması en çok hoşuma giden de bu. Hepimiz kendi kabuğumuzda yaşadığımızı zannediyoruz ama aslında tek-bir ve bütün bir kabuğun içinde yaşıyoruz.
Ben “biz”i tek bir kişi olarak görmeyi öğreniyorum son günlerde. Hepimiz tek bir bütünün parçasıyız. Okuyanlarımızla, okumayanlarımızla. Okuyanlarımız bizim vicdan frekansımız. Okumayanlarımız hatta bendenize kimi ortamlarda demediğini bırakmayan dostlarımız da “biz”in bir parçası. Onlar, medeni medeni dururken bir anda trafikte cinnet geçiren yanımız. Hepimiz biriz ve her ne yapacaksak onu bu tek-bir ve bütün olan kabuğumuzun içinde başaracağız.
Issız bir adanın dünyasını değiştirmek çok kolay olurdu. Zor olan, daha doğrusu zor görünen bu biraradalığın içinde bu değişimi yaratabilmek. İşte biz bunu başaracağız dostlarım. Hep birlikte.
Bu arada söylemek istediğim birşey var. Birşey için özür dilemek istiyorum. Bana gelen sevgi dolu mesajların sonu genel olarak yüzyüze görüşmek/tanışmakla bitiyor. Bunlardan çok büyük bir mutluluk duyuyorum lakin daha sonra bu mutluluk kendi içimde minik bir hüzne dönüşüyor. Çünkü ne yazık ki ben bu çağrılara karşılık veremiyorum. 2. fazda ve 3. fazın ilk yarısında fiziksel olarak dostlarla buluşmak maddesi yok. Çok isterim ancak benim isteğimin dışında nedenlerden ötürü yok. İnziva hayatımın halen devam etmesi gerekmekte ve bu nedenle davet edildiğim yerlerin %99.9′una katılamıyorum. Bu konuda herkesten çok çok özür diliyorum.
Tanışma konusunu hayatın akışına bırakmak aslında en güzeli. Mesela Aslıhan hanım eczacıymış, eczanesinin adresini göndermiş, birgün ona beklemediği bir anda benim göz damlamı almak için sürpriz yapacağız. Biraz yolumuzu uzatacağız ama olsun : ) Aslıhan hanım Blephamide stoklarınıza hep hazır olsun, ne olur ne olmaz..
Gelelim başlıktaki “memleket” konusuna… Malum yaz geldi. Değişim borusu Sur’a üflendi ve bu nedenle bizler sıcaktan patlıyoruz. Yüksek enerjinin yarattığı harareti yaşıyoruz hep birlikte. Bunalıyoruz elbette ama bana inanın yaşadığımız tüm sıkıntılar yaşayacağımız herşeye değecek. Yeter ki biz, hayatın ve olayların uzayda başıboş yüzdüğü yanılgısından kendimizi bir kurtaralım. Herşey ve hepimiz bir yere doğru sürükleniyoruz, sıcakların en büyük tehlikesi bana sorarsanız bu gerçekten bihaber terlemek…
İşte bu yaz günleriyle ilgili size bir önerim olabilir. Memleket… Yıllık izninizi bu yaz farklı değerlendirmeyi bir düşünün istiyorum. Memleketinize gidip, TDG’yi orada okumak… Yurtiçinde, yurtdışında hatta belki arka sokağınızda… Hayatınıza damgasını vurmuş bir yöre… Hatırlamak yada memleketiniz olarak anmak istemediğiniz bir yer bile olabilir burası. Hiç gitmemiş de olabilirsiniz. Belki de hiç gitmediğinizi zannediyorsunuzdur. Annenizin, babanızın, ananenizin, babanenizin evi mesela. Yada mesela hiç hoş anılarınızın olmadığı üveyanne-üveybaba evleri… Hayatınızda olumlu-olumsuz simgeleşmiş mekanlara gidip TDG’yi orada okumak size, hiç beklemediğiniz kadar iyi gelebilir.
TDG’nin “geçit” olma özelliğiyle gittiğiniz o yerde tanışabilir ve çok ilginç yerlere son derece makul fiyatlarla : ) yolculuk etme şansına erişebilirsiniz. Tıpkı toplu okuma gibi, memlekette okuma fikrini de şu tatil döneminde -gerekirse 1-2 güne de sıkıştırarak- gerçekleştirmeye çalışın. Gittiğiniz yer, kendinizi bulacağınız kişisel mağaranız olabilir. Ve unutmayın mağaralar en sıcak havalarda bile çok serin olurlar…
sevgiyle
buRAK