Miraç, Kadir ve A’raf fazı…
Miraç ve Kadir… İki aynı noktadan başlayan iki ayrı hareket… Önce MRC… Sonra KDR… Dikey Miraç, peşinden yatay Kadir… Bu sıralamayı aklından hiç çıkarma: Önce Miraç, sonra KDR… İkisi de birer devrim, ikisi de şiddetli birer devinim.
Miraç dikey yükseliş… Yerden yaradanına doğru… Düğümlerini çöze çöze… Rahman’la Rahim olanın kucaklaşması… Herşeyi ve herkesi aradan çıkartırcasına… Önce 1 olmak hemen ardından 0′a doğru yola koyulmak… Miraç dikey yükseliş… Yaratılanın yaradanına sert çıkması… Tüm itirazlarını yüksek sesle sunması O’na. Ama aynı zamanda ona kulak vermesi. Yaratılanın yaradanına cevap hakkı tanıması… Bilgelik ve deha eliyle Rahman’ın Rab maskesinin düşürülüvermesi… Tanrı’nın masumiyetini yeniden kazanışı… Nicedir beklenen yanıtların geri dönüşü… Büyük buluşma… Sevinç gözyaşları… Tanrı’nın doğum günü…
Miraç dikey yükseliş, mağarada geçen… İnzivanın mürüvvetine erdiğinde biten… Mutlu son, büyük başlangıç…
Ali’nin meşhur noktası… İşte Miraç, o noktanın biraz yukarısı… Yükseliş ama eninde sonunda Ali’nin noktasına geri dönüş… Haritaların şu anda buradasınız uyarısına, tekamül noktasına geri dönüş … İşte o nokta, Ali’nin bugünkü değil o günkü noktası… Tekamüle erdi Ali, artık bir çizgi oldu… En yukarılara doğru… İslam’ın ilk indigosuydu Ali. Gençliğiyle Muhammed’i tamamladı. Hem de ne güzel tamamladı…
Yukarılara doğru sıçradın, havada kalmak, kuşlar gibi özgürce kanat çırpmak istedin ama gene Ali’nin noktasına gerisin geri düştün. Kötü haber: Yaşadığın sürece yukarılara giden bir çizgi değil, kesik bir nokta olacaksın. İyi haber: Sen öğrendikçe o nokta daha yukarılara çizilecek. Tekamül çizelgelsine hoşgeldin…
Yukarıdan aşağıya gelişinde, belki mutsuz oldun, anne karnındaki yatağından kaldırılmış bir bebek gibi isyan ettin ağladın belki. Tüm bu sıkıntı yaşaman içindi. Gözün aydın, artık hayattasın. Yaşıyor olmasaydın böyle hıçkıra hıçkıra ağlayamayacaktın. Ağlıyor olman var olduğunu gösterir ve inan bana bu gülümsemeye değer bir haberdir.
Miraç’tan döndüysen şimdi sıra bu yeni bilgilerle yeni Kader çizgisini çizmeye geldi…
Miraç yukarı ve nihayetinde aşağı doğru bir çizgiydi. 1′den 9′a uzanan tekamül çizelgesinin bir yerlerinde… O yukarı doğruydu, işte bu KDR çizgisi de yana doğru uzanan, sonsuz yatay çizginin ta kendisi. Miraçtaki ruhsal yükselişini, dünyevi devrimlere dönüştürme aşaması… Miraca yükseldin, ruhsallaştıkça ruhsallaştın ama sonunda Ali’nin noktasına geri döndün. Kadir gününe hoş geldin. Kişisel Miraç, cennette geçiyordu. Geçici, prefabrik, kişisel bir cennette. KDR ise cehennemde geçiyor. Korkma. Cehennem gördüğünü devrimlerle cennete çevirmek… Rahman cenneti cehenneme çevirdi demişlerdi. İşte bu düzeni Rahim olan değiştirecek. Cehennemi cennete çevirerek. Bu cehennemden korkma. Bilgelerin hükmettiği yeni bir diyar burası… Miraç’ta hayalperesttin, uçtukça uçtun. İşte şimdi KDR’desin. Ayağının yere, hem de çok sağlam basacağı uçsuz kızgın topraklardasın.
Şimdi kişisel devrimlerin zamanı… Bilge insan, bildirilen insan, geldiğin bu nokta artık yapaBİLME FAZI. Bu faza dikkatli bak. Bilmeyenlerin yapıverdiği dünya düzeninden, bilebilenlerin yapabildiği yeni çağa geçişin adı bu, yapabilme fazı.
Aldıklarını vereceğin gün bugün… Anaç kedinin bebek kedilerini emzirmesi… Herşey bir yana kendi sağlığı için… Bilginin, meyveye dönüşmesi. Ağacın, dallarına asılacak meyve avcılarını göze alırcasına cesurca meyve vermesi.
Tıkandın mı, düğümlendin mi, ilerleyemiyor musun, yoksa kapana mı kıstırıldın? Al kalemini, beyaz kağıdını. Çizmeye başla tekamül çizelgeni. Bulunduğun noktayı geçmişten takip eden çizgileri kesip at, at ki durduğun nokta yukarı doğru giden bir çizgi olmaya hazır olsun.
Bilebildiklerinle bu kadar yapabildiysen, ancak o zaman yeni bilmeleri istemelisin. Bilmek, sorumluluktur. Yeni bilişler istediğinden eminsen, o zaman da aç kendini. Nuranı güneş enerjisiyle tazele. Mağarana sığın, Miraç yoluna uzan. Sor ve yanıt al. Tekrar sor, tekrar yanıt al. Aklına yatmadıysa tekrar ve tekrar sor. Tam olana kadar. Yanıtlarını aldın mı, kalma o mağarada artık. Ashab-ı Kehf’sin sen, hayatın içine karışmalı, yapabilmeye başlamalısın. Etraf zalim krallarla dolu olsa da sen en büyük uyanışın evladısın.
Miraç öğrenmek, Kadir ise yapmak. Kâdir olmak. Miraç ve Kadir: Tekamülün iki saç ayağı. Miraç ve Kadir, öğrenmeye kâdir olmak, yani yapaBİLME fazı.
Ve bu ikisinin arasında geçen, daha doğrusu geçmek bilmeyen, bilebilen ruhun bir türlü yapabilmediği o meşum faz aralığı… A’raf fazı… A’raf fazı, seçim zamanı…


**
Aynı ders kitaplarındaki anlatımlar gibi. Öğrendiklerinizin ışığında, aşağıdaki egzersizleri çözün der melekler de adama. Matematiği en iyi ben bilirim ama bu problemi çözemem dersen, matematikçi değil siyasetçi olursun. Fanatik düncü olursun yada şöhreti büyük bir dünadamı. İslam bir teori değil, başlıbaşına bir pratiktir. Onun teorisi Tanrı katında yapılmıştır zaten. Buraya uygulanması için gönderilmiştir. Sen üzerine ahkâm kes diye değil. Üniversitesi de olmaz İslam’ın. Sevginin fakültesi olur mu? Ben sana soruyorum olur mu? Sevginin kürsüsü olamazsa İslam’ın da olmaz. Çok istiyorsan İslam üniversitesi, okulun amblemi olarak bi tane eşşek çizersin. Üzerine kitapları yığarsın. Anca o zaman olur İslam üniversitesi. Kayıt yaptıracak bi sıpa bulabilirsen tabi. “Her yıl yüzlerce eşşek mezun ediyoruz…” dersen anca o zaman kurabilirsin İslam üniversitesi. Vay sen bize eşşek mi diyorsun? Valla ben demiyorum güzel kardeş. Allah’ın kitabı diyor. Benzetme onun. Sen güzeller güzeli eşek canlısına benzetildiğinde, eşek buna itiraz etmiyorsa sana ne oluyor? Bu da ayrı bir konu. İslam’ı kendi küçük dünyasıyla sınırlayan, İslam felsefesini bir madde, kendisini de o maddenin dağıtıcısı haline getiren dünadamlarının hepsi benzetilmelere zaten şimdididen hazır olsun. Onlara günahlarını toplum önünde yaşama cezası verildi. Tevbelerini de içlerinden kısık sesle değil, her zamanki çok çıkan sesleriyle yapmak zorundalar. Dinadamı dinadamı tamam da, acaba hangi dinin adamı?
Kimi insanlar bu işi şaka zannediyor. İnsanlık bilinç değiştiriyor dedikçe biz. Bilgiyi, teori zannettikleri için bilinci de kağıt üstünde birşey zannediyor ve küçümsüyorlar. İnsanlığın bilinç değişimlerinin ne denli “gerçek” olduğunu anlamaları için onlara şöyle anlatalım. Öyle çok uzaklarda değil oldukça yakınlarda. Gazetelerin üçüncü sayfaları, şeyhlerini bıçaklayan müritler, bana bunu neden anlatmadın denilerek linç edilen din insanlarının haberleriyle dolu olacak. İşte biz, insanlarınızı serbest bırakın derken, onlara özgürlüklerini verin derken, onların kendi iyiliklerini de düşünüyoruz. İnsanların özgür iradelerini elinde tutan iradelere gene söyleyeceğimiz şey de budur: Elinizdeki bombaları derhal bırakın!
Kimse kimseyi öldürmese, herkes herkesi sevse. Keşke. Ama sen gel de bu teorini gençlikleri, hayatları elinden alınmış insanlara anlatmayı bir dene… Bilinç devrimleri, en bilinçsiz görünen kalabalıkları da içine alır. Onlar da yaşarlar, asla dışında kalmazlar. Onların bu yeni bilinci yaşayış şekillerindeki tek fark şudur: Coşkuları olsun kızgınlıkları olsun. ONLAR KONTROL EDİLEMEZLER. ”
İslam, neden dinadamı sınıfını istemez? İstemediği sınıf ruhbanlıkla sınırlı değildir. Ben “İslam’da ruhban sınıfı yoktur” diye yazan dinadamı yazısı gördüm. Bu nasıl bir kendini müstağni görmedir, bu nasıl bir kendine toz kondurmamadır. Yazı yazmak büyük günahtır, Allah yazı yazanları kahretsin gibi bir yazı düşünün… Hiçbir farkı yok. Ruhban kelimesinin arkasına sığınıyorlar, ruhban dediğinde senin aklına Hırıstiyanların ruhban okulları gelsin diye. Onlara göre peygamber, İslam’da “rahiplere yer yoktur” demiş oluyor: ) Müslümanlar da mesajı alıyorlar hemen. Ey rahipler, evinize dağılın. İslam’da size yer yok : ) Gittiler mi? Gittiler. Oh be dinimizi rahiplerden arındırdık. Artık, o rahiplerin yerini biz doldurabiliriz…
Madem hadisler üzerinden gidiyorsun, o zaman hadisin tamamını okusana: “Her peygamberin bir ruhbanlığı vardır. Bu ümmetin ruhbanlığı da Yüce Allah’ın yolunda mücadeledir.”
Aradaki farkı görebiliyor musunuz? İslam teori değil pratiktir, diye diye bas bas bağıran bir peygamberin sözleri üzerine inşa edilmiş bir “teori”… İslam bir teori olacaksa, ancak Mao’nun dediği gibi olur:
Pratisyenlik, insanı teorisyen yapar…
Bu olabilir. Deneyimlere dayalı çıkarımlar, çıkarsamalar olabilir. Binyıllık kulaktan kulağa çıkarımlarla deneyimler yaratmaya çalışmak, akıl dışıdır. Peygamberin bu hadisini, “İslam’da evlenmesi yasak” bir ruhban sınıfı yoktur olarak açıklayanlara da tebrikler. Bu dehayı, hayırlı işlerde kullanmayı öğrendiler mi tamamdır…
İslam’da ulemalık yoktur. İslam’da bilir kişiler yoktur. Çünkü İslam’da öğrenen kişiler vardır. Bu konu İslam için bu yüzden çok önemlidir. İslam’ın İslam’ı sözde emanet alanlar eliyle rayından çıkarılmasıdır.
Din adamı mı olmak istiyorsun? Normal bir hayat kurarsın kendine. Yaşar yaşar öğrenirsin. Herkes gibi. Sıradan bir hayatın olursa, ancak o zaman sıradan insanlara faydalı olabilecek kazanımların olur.
İslam asla ve asla kişilerin kendisini bir meslek olarak ele almasını istemez. İslam ancak teorikleştirilirse meslekleştirilebilir. Bu insanlar da zaten onu meslekleştirerek teorileştirme yoluna gitmekteler. İslam dışında bir mesleğin olacak. Ekmeğini çıkartabileceğin ölçekte. Ben yazarım. Olmaz. İslam yazıyorsun çünkü. Televizyonda program yapıyorum da olmaz orada İslam sattığın için. Kurnazlık yok. Bundan böyle İslam registered trademark. İslam, artık hakları sende olmayan bir marka. Yerli yersiz kullanıma müsade yok. İslam dışı bir alanda bir meslek sahibi olacaksın. Namuslu bir meslek. İlla göstereceksen İslam bilgini orada uygulayarak göstereceksin. İslam bir teori değil bir pratiktir ve ne kadar bildiğin, ne kadar çözebildiğinde saklıdır. Bak adam dünadamı, parti kurmuş. Ne doğru bir iş yapmış. Teorisinin notunu, pratiği üzerinden verebil diye yapmış bunu. Ne kadar oy alabiliyorsa, işte Kur’an’dan anladığı da o kadar.
Tekamül ezbere dayalı bir sistem asla değildir, hiç olmamıştır. Peygamberler bu yüzden ezber bozan adamlar olmuşlardır. Tekamül, uygulamalı bir bilim olduğu için. Uygulanamayan bilişlerin değeri hiçlikle eşdeğerdir Allah’ın not defterinde.
Güzel Kur-an da bunu anlatır durur. İslamsal tekamül, iki ana doğrultuda gerçekleşir. Yukarı ok Miracı gösterir, yanal ok ise Kadir’i…
Güzel Kur-an’ın Arı suresi, 68. Ayeti;
“Rabbin balarısını VAHYETTİ. Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin”. BU, “68 kuşağı” arının MİRAC’ıdır. Ve işte bu da onun KADİR’idir: “Onların karınlarından türlü renklerde şerbet çıkar, onlarda insanlar için şifa vardır”.
Vahiy ve sonuç: Miraç ve Kader…
Vahiy, sezginin ta kendisidir. Kendine dön. Farkındalığını yükselt. Sezgilerine kulak ver. Kaderin sana ne söylüyorsa, kendi iradenle git ve kaderini gerçekleştir. İşte hepsi bu.


**
İslam aleminin Kadir gecesi… Ramazan’ın yirminci, yirmialtıncı, belki de yirmiyedinci gecesi… Acaba, İslam’ın bu en önemli gecesi neden muallaktadır? “Yüce” alimler neden bu kadar temel bir bilgiyi bilemezler? Ve sorulması gereken daha kritik bir soru: BİR PEYGAMBER KUTSAL BİR KİTABIN NE TARİHTE İNDİĞİNİ ÜMMETİNDEN NEDEN GİZLER?
Elbette gizler. Gizler çünkü kişisel bir bilgidir. Çünkü o gece Muhammed’in kendi Kadrinin gecesidir. Önemli olan günün tarihi değil, o gecedeki özdür.
Muhammed’in Kadri… Toplumdan ve yerleşik düzenden kendini koparış, ruhsal sancılar, isyanlar, acılar ve hüzünlerle dolu bir inziva süreci. Ermek anlamındaki Miraca yükseliş. Vahyin önce Muhammed’i iyileştirmesi. Vahyin ağaca şifa vermesi. Ve ardından Muhammed’in kişisel Kadri. Vahyin artık meyveye dönüşmesi. Kişisel vahyin artık sosyal bir Kur’an, “okunan” olması.
İşte Kadir tarihindeki gizem ve Muhammed peygamberin küçük sırrı… Acaba gerçekten de peygamberler sır tutar mı? Hem de nasıl tutarlar… Onlar, itham ve iddialara cevap verememe pahasına sır tutabilecekleri için seçilmişlerdir. Elçi, ağzından laf kaçırmayan kişidir. Muhammed bu kadar ketum olmasaydı, karşımızda bilgili, tutarlı ve oldukça sağlam bir ulema sınıfı bulabilirdik. Ve onları aşmamız çok zor, hatta imkansız olabilirdi. Şimdiki gibi, aslen komedyenlik yada şiirler üzerinden drama oynayan zayıf kişiler bulamazdık. Bilmedikleri halde bu kadar çok konuşuyorlar. Ya bir de herşeyi bilselerdi?
İsa, ne gün doğduğunu saklayamamıştı. Ellerinde doğduğu için… Bu net bilgi, İsa’nın doğum gününün alabildiğine sembolleştirilmesini beraberinde getirmişti. İsa tecrübesinden hareketle Muhammed de, yeniden doğduğu o kutlu günün tarihini kimselere ama kimselere vermemişti. Bir milyar Müslümanın, İslam’ın en büyük mukaddesi olan Kur’an’ın doğum tarihine atfedebileceği değeri varın siz hesab edin. Kadir günleri bu yüzden biraz buruktur İslam gecelerinde. Muallak bırakılışın kırgınlığı vardır üzerinde. Ulemanın “o gün de olabilir şu gün de” fetvalarına karşı pasif bir kızgınlık içerir.
İslam dini, Muhammed isimli bir insanın nasıl muhteşem bir insan olduğunun anlatılıp durması maksadıyla gönderilmemiştir. Gerçek Kadir günü de gerçek İslam literatüründe bu yüzden gizli bir bilgidir. Herkesin kendi Kadrine varabilmesi için. İslam, gerçek ve tam ve tek kişisel devrim dinidir.
Kişisel devrimlerle dolu bir tekamül, İslam’ın kişiden beklediği budur. Ancak kişisel devrim yolu tıkalıysa, Rab B planına başvurur. Ölüm-doğum-ölüm-doğum… En güzel olan, kişinin bulunduğu koşullar içinde yeniden doğuşunu gerçekleştirebilmesidir. İslam aleminin gerçek Kadir gecesi tüm bir ömürdür. Devrimlerle dolu bir ömür… Kur-an’ın, yaşamaktan kastettiği budur…
Güzel Kur-an’ın Kadir suresi 3. Ayeti:
Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.
Bin ay, 83 yıla tekabül eder. Yaklaşık bir insan ömrüne…
Melekler ve ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için inerler.
Güzel Kur-an’ın Kadir suresi 4. Ayeti.
Melekler yeryüzüne inmek için bir yıl beklemezler. Bahsedilen iniş, en yüksek farkındalık katından yani Miraç’tan dünyevi dünyaya bir iniştir. Miraç’tan Kadir’e, bilgiden eyleme bir geçiştir. Bilmekten yapmaya varan o kutlu yoldur. Gerçekten kâdir olduğun gün tekamülde basamak atladığın gündür.
Muhammed’in Kadrinin günü, tüm bilgelerin kadir gününü temsil görevini görür. Bu anlamıyla, öncü ve toparlayıcı bir roldür. Muhammed’in o gün iftarını açarken yediği hurma, bugün senin karnını doyurmuyorsa, kendi mideni kendi yiyeceklerinle dolduruyorsan, kendi kadir gününe de kendi devrimlerini sığdırmalısın.
Muhammed öncü ve devrimci bir roldür. Kabalistlerin, İsa’yı çobanlaştırmak yoluyla Hıristiyanları sürüleştirir. Toplumları sürüleştiren prangaların bir gün kırılacağı ve bunun Ahmet isimli biri eliyle gerçekleşeceği müjdelenmiştir. Muhammed orijinal İncil’den bu yüzden çıkarılmıştır. Adı yüzünden değil, namı yüzünden…
Tarihin müjdelediği bu en büyük devrimcinin takip edenlerinin bu denli tutucu bir kimliğe büründürülmesi, kelimelerle tarif edilmesi zor bir çelişki gibi görünse de bu, kesinlikle geçici bir durumdur. Patlayıcı gaz açıkhavaya salınırsa uçar, kaybolur. Ama o gazı bir tüpün içine sıkıştırıp saklı tutarsan, ateşleyici mekanizma devreye girdiği anda patlar. Büyük bir şiddetle.
Devrim ve değişim farkı… Değişim zamana yayılır ve bu nedenle az ama kesintisiz bir enerjiye ihtiyaç duyar. Örneğin Hıristiyan batı, birazcık açıklıkla zaman içinde önemli değişimler geçirebilmişler, ihtiyaçları olan rönesanslara imza atabilmişlerdir. Hareketin kendi kinetik enerjisi, değişimi gerçekleştirmeye yetebilir. Hareket halindeki arabanın dinamosunun ürettiği enerjiyle, farların yolu aydınlatması gibi.
Devrim, ise enerjinin biriktirilmesi yoluyla, belli bir tarihe endekslenmiş bir patlayış, bir fırlatılıştır. Enerjinin sıkıştırılması ve biriktirilmesi esasına dayanır. İçinde ne kadar çok biriktirirsen, patladığında da o denli büyük bir patlama elde edersin. İslam alemi binyıldır gerilen olan bir oktur. Çok ama çok yakın tarihlerde, birkaç yıllarla ifade edilebilecek tarihlerde, İslam yayının içinde yüzyıllardır biriken o enerji, serbest kalacak, ülkede ve bölgede çok ama çok büyük değişimler yaşanıyor olacak. Hiçkimseye sürpriz olmasın. Dünya tarihinde hiçbir ok bu kadar çok gerilmemişti…
Rüzgarın şiddetinden cami minarelerinin yıkıldığı,
bir tek cami minarelerinin yıkıldığı bir kadir gecesinin ardından
tüm İslam insanlarına