May
24
2009

Müzik ve yazı…

Geçen defaki Tanrı’nın doğum günü sürecinde daha çok meditatif müzikler dinleyerek yazıyordum. Ya da bana nedense çocukluk hüznümü hatırlatan Joan Baez’in Diamonds and Rust’ı gibi parçalar yankılanıyordu kulaklığımda. Şimdi öyle değil. O kadar yüksek tempolu gidiyor ki herşey, bu sefer en sert gothic rock parçalar anca karşılıyor ruhumun ritmini…

Gece çalışırken kan ter içinde uyuyakalmışım. Balkonun kapısı da kedigiller yüzünden açık tabi. Üzerimde bir tshirt. Gece bir ayaz vurmuş üzerime. Titreme kriziyle uyandığımı hatırlıyorum. İnsanın zatüre olma sürecini birebir canlı yaşadım. Ciğerlerinin kasılması. Bitkinlik. Yükselen o soğuk ateş. Ne yaparsan yap diyet de biraz zayıf düşürüyor insanı. Neyse ki kıyısından döndüm. Zamanında uyanmışım. Bu arada Bahar sen uyurken parmakların tıkır tıkır yazmaya devam ediyor diyo, çok gülüyorum.

Ateşimin 38 küsürlerde gezinmesiyle kurtardım. Ateşimin yükseldiği gün en verimli yazma performansımı gerçekleşmesine de şaşırdım. Şeytan azapta gerek. Zaten sabaha karşı her türlü önleme karşın gözlerim kuruyup da yolda kaldığım anlarla ilgili bir çözüm ürettim. Kolumdaki bol miktar bulunan kol kıllarından bi tanesini bi çekiyorum… Faltaşı gibi açılıyo, gözlerden bilinç fışkırıyor yemin ederim. Üstüne azıcık da yaş süzülüyor, gözler gıcır gıcır oluyor. Süper oluyor. Kollarım epey epile olacak bu gidişle :) Neyse onu anlatıyordum. Ateşim yüksek, vücudum bitkin, koltukta yatarken bile yorulduğum bir andayım tam. İşte böyle bir anda bir başlıyor bilgiler akmaya… Fırlıyorum koltuktan. Nereye koşacağımı şaşırıyorum. Not mu alıyım, yazmaya mı başlıyım. Yok yok. Acele koyu bi kahve. Başağrım geçsin, yazmaya oturiim hemen. Hani dolu taneleri önce yavaş yavaş ve tek tek düşer ya. Ve sonra da patır patır her yerden ses gelmeye başlar ya. İşte heyecandan zıplaya zıplaya kahvenin demlenmesini beklerken, dolu yağmura dönüşmüş oluyor çoktan. Teslim olup koltuğa oturdun mu oh derin bir nefes… Nefeslenmelerin bittiyse başlayabilir miyiz artık diyen bir ses sonra da.

Ve sonra tarifsiz hisler silsilesi. Kulağımda yeni keşfettiğim Therion müzikleri… Bangır bangır. Bilgisayarın kulaklığa verdiği müzik seviyesiyle yetinecek durumda değilim. Ufacık tefecik bir de kulaklık amfim var. Yarısına kadar açtın mı kafandaki kulaklık hareket etmeye başlıyor. Şiddetli müzik hoşgeldin. Dolu bitip de ortalık sakinleyince okuyorum akan bilgileri … O zaman da başlıyorum mutluluktan dansetmeye. Off. Çok acayip şeyler oluyor diyorum. Kimse anlamıyor ki beni… Ooof of…

:)

sevgi ve şakayla karışık

Written by buRAK in: tanrı'nın doğum günlüğü |