Öğretim görevlisi yanımızdan…
Örtü yazınızı okudum ve baştan sona kadar tam olarak katılıyorum. Gene mükemmel bir şekilde planlamış ve akışı içerisinde olması gereken noktaları tam olarak vurgulamışsınız. Ellerinize sağlık, çok teşekkür ederiz.. Ancak, eklemek istediğim, örneklemek istediğim bir kaç şey var. Bu şekilde, neden bu yasağın aslında yasak değil de, özgürleştirici bir yasa olduğunu anlatabilmem mümkün olacak.Universitede öğretim görevlisiyim. Tam 17 yıldır… 90 yıllar içindeyiz, bir öğrencimiz vardı. Daima gülen bir yüz, arkadaşlarıyla çok güzel bir iletişim içinde, kot pantolonu ve tişortu üzerinde. Bizlerle de her konuda gelir konuşur, tam bir gençkız. Okulun ilk yılı, programlama öğrenmek herkes için kolay değil, başarısız oldu bir-iki önemli dersten, sınıfı tekrar etme durumuna düştü. Yaz tatili dönüşünde gördüklerime inanamadım. Neredeyse ellerinin ucuna kadar örtecek şekilde uzun kollu, yerlere sürünerek giden bir pardesü ve başında türban. Odama çağırdım “Ne oldu ? “ dedim. “Nerden çıktı bu kıyafet?”. “Sınıfta kalınca” dedi ve anlattı: “Babam seni okutmayacağım dedi. Param yok dedi. Ama eğer bu kıyafeti giyersem ve onlarla birlikte hareket edersem babamın arkadaşlarından biri bana burs vereceğini söyledi, ailemde de genelde kapanmış kişiler vardır, ben kendimi şimdiye kadar kapanma konusunda hiç hazır hissetmiyordum, ama şimdi artık hazırım, bu nedenle kapandım…” İçim cız etti. Bu öğrenci için “aklını başına topla, kendini ziyan etme” sözleri nafile. Çünkü okuyamayacak öbür türlü.. Mezun olunca ekonomik bağımsızlığını alır eline ve o zaman değişir dedik. Başörtüsü zaten serbest, okula devam etti. Peki sonra ne oldu? Arkadaşları ile iltişimi kesildi, çünkü onlarla birlikte gezmesi yasaklandı. Boş zamanlarının çoğunu abla evlerinde, gecelerinin ve akşamlarının pek çok kısmını, dini olduğu söylenen, ama Kur’an’nın dahada önüne konulmuş olan şu meşhur kitabın eğitiminin verildiği ve bu sayede NURlandırıldığı tarikat evlerinde geçirmeye başladı. Geceleri uykusuz ve ders çalışamayınca, aralarında daha önceden benzer eğtimleri almış abla ve abileri tarafından üniversite ile ilegili derslere çalıştırıldığı halde, (ki bu derslerde boş kalan diğer tüm zamanlarını doldurmuş oluyordu) çift dikiş giderek son dönemine geldi.. Bu süre içerisinde en önemli değişiklik, o artık hep gülümseyen yüzün yerini hep durgun ve hiç kimsenin gözlerine bakmaya cesareti olmayan, başı önünde gezen bir yüzün almasıydı.. Yazın staj yerini bu grup ayarladı ona. Hep hanımların olduğu bir ortamda bir staj yaptırıverdiler. Son döneminde bir gün geldi, tarikat içerisinden, hiç tanımadığı, sanırım kendinden 15 yaş büyük biriyle nişanlandırılmıştı. Bir genç kız olarak hem heyecanlı, hem şaşkın, hemde ne yapacağını bilemez bir üzüntü halinde.. Mezun oldu.. Evlendirildi.. Bir süre belki hep hanımların olduğu bazı yerlerde çalıştımı bilemem.. Sonra izini kaybettim.. Bir daha hiç bizleri aramadı…Bu olayda çıkarılması gereken notlar şunlar:1. Bu kızımızın ailesi kendisine lise hatta üniversitenin başlarında başörtüsü konusunda hiç baskı yapmamışlardı. Başarılı olsa idi belkide hiç takmayacaktı. Ancak, ailenin önünde çevre baskısı ile bu baskı bir seçenek haline gelmiş, ya da getirilmiş ve baskı sonradan bu şekilde uygulanmıştır.2. Başörtüsüne sıcak bakmayan kızlarımız bile tarikatler ve Nurculuk eğitimleri sayesinde Allah’tan çok korkar hale getiriliyorlar ve nasıl oluyorsa, kendilerini bile tümü ile unutabiliyorlar. Gözlerini kimseye bakamayacak, yönlendiremeyecek kadar korku ve utanç içerisine sokuluyorlar. O örtü başa geçirildikten sonra, eğitim kurumu olan ünicversitelerde ki öğretmenlerin bile bu konuda yapabileceği pek bir şey kalmıyor.3. Bu kişilerin pek çoğu xxx kitabını, Kur’anın önünde, xxx ise Hz. Muhammed’in önünde görürler. Bunu itiraf edebilenlerin dışında, bir de kandırılmış ve bilmeden buna hizmet eder hale getirilmiş, Hz. Muhammedin ve Kur’anın yolununda olduklarını sanan, ve gözleride bağlanmış bir grup var.4. Tarikat-siyaset-ekonomik olarak var olabilme üçgeninde kısılmış bu kesimde genç kızlarımız üniveristeye gitseler bile sonuç değişmiyor. Gene evlendiriliyorlar (çoğunluk kendi seçiminin dışında biriyle) ve çalıştırılmıyorlar. Ancak, siyasi erk sahipleri, kamu alanında çalışma potansiyeli olanları, örneğin, doktorluk, öğretmenlik, savcı-hakim-kaymakam şimdilik kendi amaçları doğrultusunda potansiyel bir güç olarak kullanmakta. Yani onlar şimdilik çalışsın diye istenilmekte..(incelerseniz, tarikat bağlantılı öğrencilerin hukuk-kamu yönetimi-öğretmenlik ve tıp alanlarına özellikle yönlendirildiklerini göreceksiniz.)Bir başka örnek ile devam edeceğim.. 1999-2000 yıllarına ait bir örnek. Gene bir kaç kızımız var, türbanlı. Bunların hepsiyle konuştum. Çoğunluğu, ben de istemiyorum ama hocam, babam zorluyor, abim zorluyor, çevrem zorluyor diyorlar. Başımı açarsam babam beni öldürecek diye korkanı bile var.. Bir-ikisi ise konuşmaya dahi yanaşmıyor. Yoğun tarikat baskısı altındalar ve hatta militanlaştırılmışlar.. Dinin militanı olurmu? Siyasete araç edilirse olur.. Müslümanlara müslümanlığı yeniden öğretmeye çalışan ve öğretmenlerine, arkadaşlarına sadece kendisi gibi giyinmediği için “sizler kafirsiniz” diyen müslüman olur mu? Olur, eğer siyaset kendisine uygun bir şekilde yeni bir din yaratmış, ama buna hala müslümanlık diyorsa, ve bu dini yaymaya çalışıyorsa, elbette ki diğer insanlar onun dininden değildir ve ona göre kafirdir. Bu söylemleri sürdüren 2 öğrenci de türbanlarını çıkartmayı redettiler ve uzun süreler sonunda, her türbanlı girdikleri ders için açılan disiplin soruşturmalarında da itirazlarını devam ettirerek okuldan atıldılar.. Fakat diğerleri ne yaptı biliyor musunuz? Başlarını açtılar. Ve “Çokl Şükür” dediler. Çünkü çıkan o yasa o baskı altında bulananlar için kurtuluş yasası oldu. Ailelerini okumak istiyorum, benim hakkımı yemeyin, başımı şimdi açayım, sonra örterim diyerek ikna ettiler. Bu kişiler, mezuniyet sonrası işe girdiler. Ekonomik bağımsızlık onları güçlendirdi. Aileleri baktılar ki kızlarının başı açılsa bile namusu duruyor, kızlarının başarısı onlarında hoşlarına gitti, ve baskıyı arttırmadılar. Kiminin babası mezun olunca tekrar örtünmelerini istedi, ama bunun savaşını verecek kadar güçlenmişlerdi. Tarikat bağlantısı olanlar bile, tarikat bursu ile okuyanlar bile, başları açıldıktan sonra pek çoğu, terikatlerin o boğucu baskısından bir miktar uzaklaştılar ve yüreklerine ekilen o korkuyu ve utancı aştılar.Bu olayda çıkarılması gereken notlar şunlar:1. Aile baskısı altında başlarını örtenler için, üniversitelerdeki başörtüsü yasağı bir sınırlayıcı olmaktan çok, bir cankurtaran olmaktadır. Öyle ki, şimdi de öğrencilerimiz var. Dışarıda türbanlılar, ama okulda türbansız. Ve ilk geldikleri günlerdeki gibi utangaç, gözler önde, korku ile hareket eden insanlar olmaktan, en azından okul sınırları içerisinde iken kurtuluyorlar. Çevreleri ile iletişim kurabilir hale geliyorlar. Sonra bir de görüyorlarki, hiç de söylenildiği gibi değil. Başlarını açnca kimse onlara yan gözle bakmıyor, ve başı açık olan diğer kızlar ve öğretmenler de namuslu insanlar. Onlara anlatıldığı gibi ahlaksız ve Allahsız değiller…2. Siyasetin ve tarikatlerin emrinde militan olmuş kişiler için, okulda bulunmak sadece kendi inançlarının yayılmasını sağlamak üzere kurulu bir oyunun parçası olmanın ötesine geçmiyor, geçemiyor. Bu öğrenciler okusalar da okumasalar da, sonunda o bilincin baskısı altında evde oturtuluyor ve evlendriliyorlar. Tek yapmalarına izin verilen şey, daha küçük olanların abla evleri ve abi evlerinde eğitilmelerine yardımcı olmaları. Tarikat zincirleri içerisinde yapabilecekleri görevler varsa onları yapmaya yöneliyorlar. Bu nedenle, bu kişiler için başörtüsü ile birlikte simgeleri empoze edemeyecekleri bir ortamda bulunmalarının anlamı olmadığı için okutturulmuyorlar, üniversite mağduru olma nedenleri başlarını açmak istememeleri değil, başörtüsü ile propaganda yapma olanakları olmadığından, kendilerine daha fazla yatırım yapılmak istenilmiyor olması…Bakın, sorun masumane bir şekilde başını örtmüşlerin mağdur edilmişliği sorunu değil.. Sorun, Müslümanlık adı altında empoze edilmeye çalışılan, siyasi otoritenin kendi hakimiyetini en ağır şekilde ortaya koymasına destek olacak yeni bir siyasi dinin empoze edilmeye çalışılması olayı. Tıpkı İran’da, tıpkı Afganistan’da ve diğerlerinde olduğu gibi.. Bu işin kaymağını yemek ise emperyalizme kalıyor. Üretmeyen ama tüketen, düşünmeyen ama birbiriyle sürtüşen, toplumun yarısının söz hakkının olmadığı, geri kalan yarısınında çoğunluğunun para ile satın alındığı en kolay yönlendirilecek toplumlar yaratmanın yoludur bu.. Laiklik söyleminden daha öte bir şeyden bahsetmek lazım… Bağımsızlık ve özgürlüklerin yok edilmesi… Sömürgeleşmek.. Ya da daha fazlası..Bunun çözümü yanlış olan türbana izin vermek, o kızlarımızı mağdur olarak düşünmekle olmuyor.. Bunun çözümü, başörtüsünün dinin bir gereği olmadığını en açık şekilde ortaya koyacak ve toplumuna hakikatleri anlatmaya çalışacak bir iktidardan, bir hükümetten geçiyor. Atatürk’ün o dönemde bunu başarmış olmasının en büyük nedeni, iktidar olarak o iradeyi sunabilmiş olmasıdır. Eğer iktidar olanlar, bu yanlışı özellikle destekliyor, maddi, olarak kaynak ayırıyor, o mantıktakileri besliyor ve yüceltiyorsa, ve hatta halk eğer o düşünceye sahip değilse, iş yapamaz, para kazanamaz, hizmet alamaz hale getirilmiş ise, siz sadece kzıları eğiterek (isterseniz tümünü üniversitede okutun) bu sorunu aşamazsınız. Çünkü hedeflenen kzların okuması değildir..Türban serbest bırakıldığı zaman:1. Tarikatlerin, başların örtülmesi için burs vermesinin önüne geçebilecek bir yasanız var mı? Başörtüsünün burslar yolu ile süratle artacağına inanıyorum. Oluşan ekonomik kriz döneminde, para bulabilmek için kızlarının başının örtülmesi için baskı koyacak ailerler, ya da sırf okuyabilmek için bunu istmeeyerek de olsa kabul edecek o kadar çok genç kızımız var ki.. Sonrası ise onların tümü ile kaybedilmesi.. Kendi ayaklarının üzerinde durmayı bir daha asla başaramıyorlar..2. Baba veya çevre baskısı ile başımı örtmek zorunda kalıyorum, örtmezsem dövecekler, hatta öldürebilirler diye yakaran kızlarınızı koruma altına alacak ve onları “başlarını örtmeme özgürlüğü” tanıyacak bir yasanız var mı? Bir yürütme programınız var mı? Yasama ve yürütme milletmeclisinin elinde, sadece yasa ile olmuyor, yürütme ne durumda?3. Erkek öğretmenlerden ders almak istemiyoruz diye tutturacak üniversiteli kızlara, sınıfta öğretmen soru sorduğunda “konuş kızım, bu senin özgürlüğün, merak etme, günahta değil, kimse de seni öldürmez” diyecek bir eğitim modeliniz var mı? Bunu yasa ve yürütme ile destekliyor musunuz? Ya da tam tersi, bayan öğretmenleri red eden, sınıfta onları aşağılamayı seçen erkek öğrenciler için ne yapacağız? (arkadan bunlar gelecek.. disiplin soruşturmaları yeterli değil, o mentalite ile başaçıkabilmek önemli..)4. Bu gün dershanelerin %70 inde (okul olmadıkları için kimse karışmıyor..) tezgahlanarak haftanın belli günlerinde tarikat merkezlerinde verilmekte olan eğitime dur diyen bir yasanız, bir iradeniz var mı? (başka bir konu belki ama OKS nin kalkmasini herkes istiyordu. Kalktı, şimdi ne oldu, 6. 7. 8. sınıflarda sınav yapıp, onunla lise puanı hesaplamaya başladılar. Bunun amacı ne idi biliyor musunuz? İmam Hatiplere 6. sınıftan itibaren alamadıkları için, tam ergenlik çağında beyinlerini yıkayamadıkları çocukların, sınava hazırlanmaları için 6. sınıftan dershanelere yollanmalarının, bu sayede, oralardan da hem para kazanmanın hemde tarikat eğitimlerini dershaneler aracılığı ile verebilmenin yolunun açılması. İnceleyin dershaneleri ve içler acısı durumu görün.. Çocuklar nasıl korkutularak ailelerinden bile soğutuluyor ve inanç sahibi yapılıyorlar..) Ta oralarda başlayan bu türban baskısına şimdi bile dur diyen bir yasanız var mı? 18 yaşından önce kızların başörtüsü örtmeme özgürlüğünü koruyabilen bir yasa? Aile baskısına dur diyebilen bir yasa? (ama bunu baskı olarak görmeyen bir zihniyete sahip, sadece dini inanış diye tanımlıyan bir iktidarsa hükümet olanlar, bu sorunun anlamı bile kalmıyor değil mi?)Oldukça uzun bir yazı oldu. Daha yazılabilecek pek çok şey var.. Daha eklenecek pek çok şey var. Ancak bu bir gerçek ki, sınırların tümü ile kalkması ve yasakların olmaması gerektiğine inanan bir kişi olarak, türban özgürlüğü olarak sunulan şeyin, aslında toplumun ve özellikle kadınların özgürlüğünün ellerinden alınmasına yönelik bir adım olduğuna inanıyorum. Hem de bu özgürlük kısıtlaması, öncelikle o tümü açık olan ailelerden değil, maddi sıkıntı içerisinde bulunan veya cahil, dinini tam bilmeyen ama dindar olarak nitelenen ailelerimizden başlayacağıdır. Daha sonra da zaten azınlıkta kalan diğer kesim bir şekilde sindirlmeye ve yok edilmeye çalışılacaktır. İzleyin bakın, ekonomik baskılar ile bu yönelim zaten başlatılmıştır. Türban özgürlüğü olarak sunulan şeyin ISLAM’ım tam karşısında olduğunu ve kendi inancıma göre yeni bir SİYASİ DİN empozesi olduğuna inanıyorum. Öncelikle siyasetçilerimizin, sonra burokrasimizin İSLAM konusunda hakikatler öğrenmesini ve toplumun da sizin yazınızda vurguladığınız gibi hakikate dönmesini diliyorum.. Yalansız, takiyyesiz, sevgi ve barış ile….Yüreğinizin ışığı hayatınızı sevgi ile aydınlatsın…