Aralık
08
2008
Pazartesi

16:24

Bayram ziyaretinden bir sahne…:)

Papağan hasretimiz dindi azıcık kvaldede. Omuzuma çıktı hemen. Kafasını eğdi. Ben anladım meğer beni sev diyomuş. Bi kız bana. Kıtır kıtır kesti kazağımı : ) Evin köpeğine de wow wow havlıyo zaten cok muzip bi hayvancağız…: )

Aralık
06
2008
Cumartesi

06:10

Tosunami…:)

img 11 Tosunami...:)

Aralık
06
2008
Cumartesi

03:59

Kimse kurban kesmesin…

Kimse kurban kesmesin!!!
Nolurrr yaa, bişi yapalımda kesmesinler…
üç tarafada yazık,
kurbanlara, kurban kesip ibadet yaptıklarını sananlara, kurban kesemedikleri için üzülenlere, ha bide bizim gibi tüm bunlara üzülenlere yazık, dört etti bak…daha saysam kaça kadar gider acep…

KİMSE KURBAN KESMESİN, KAN AKITMAYALIM ARTIK ALLAH ADINA NOOOLUR.

****

Bi aksiyon vardı kafamda. Keskin bir çıkıs planlıyordum “kurban” konusunda. Yetişmedi, bu sene de kurtaramadık hayvancıklarımızı… Diğer yanda sivil toplum kuruluşu Lösev’in “Bir canı almak yerine bir canı yeşertelim” kampanyası beni mutlu etti. Eskiden aman fanatik dinciler falan denirdi, ses çıkarılmazdı. Türkiye’de artık işin adını “can almak” olarak koyan böyle kampanyaların yapılabildiğini görmek çok güzel.

Aralık
06
2008
Cumartesi

03:48

Panik atak…

Kitabı bitirdim ve tekrardan okumaya başladım..Benim doğum günüm oldu aslında, korkularımı aşmaya başladım…Panik atak nöbetleri artık korkunç olmaktan çok gücümü kendime ispat etmenin keyfine vardığım anlarım oldu..Her seferinde daha güçlendikçe o ataklar da daha çok çekiniyor bana yaklaşmaya… Bu sayenİZde oldu.. Sevgiler

Aralık
06
2008
Cumartesi

03:46

KDK hakkinda…

Ben isvecte yasiyorum ve burada en yakin arkadaslarimla en eglenceli aksamlarimiz Kuran´i Kerimin sifrelerini cözmeye calistigimiz ve o muzik programinin arkasinda yayinlanan belgeseli izledigimiz aksamlardir. Iki senden beri hayatimizi Allahin rizasina ve Kurani hayata dökmeye adadik, ve kisisel gelisme yolunda buyuk, gözle görulur adimlar attik. Insanlarin arkalarina saklandiklari “herkes beni bu sekilde kabul edecek cunku bu eksiklikler beni ben yapan kisiligimdir” gibi demeclerin nekadar yanlis ve aslinda gelismeyi engelleyen bir duvardan baska bir sey olmadigini kesfettik… tabiiki Kuranin yardimiyla oldu bu.
Bir hafta önce Turkiyede yasayan ablamdan herzamanki gibi bir kitap hediye aldim ama bu sefer bu kitab baska bir kitapti, adi Tanri´nin dogum gunu ve hediye gibi bir kabi var, simidye kadar enteresan. KItabi okudukcada yazarinin nekadar zeki bir insan oldugunu gördum. Allah bu insana pazarlama konusunda cok guzel yetenekler vermis ve bu insan bu yeteneklerini Allah adina adamis Allahin ve Kuranin imajini kurtarmak icin kullaniyor, ne mutlu ona. Tanrinin kitabinda bahsettigi Mal ve Nefs ile cihad bu olsa gerek. Kitabi daha bitirmedim ama dinimiz her turlu fikre acik oldugu icin söylenenlerin kanitini Kuran´da gördukce bunun Allah´tan bir mesaj oldugunda suphe etmeye gerek kalmiyor. Muthis bir kitap bu TDG, kisacasi beyni stimule etmek icin ve Kuranda yeni yeni sirlar kesfetmek icin mukemmel bir arac.
Yalniz benim kisisel olarak tepki gösterdigim iki konu var. Brinici konu Tanri´nin doyalogun bir parcasi olmasi. Tabiiki buna karsi herghangi bir Kuran ayeti yok yani Allah kimle nasil isterse konusabilir ama burada söylenenlere takiliyo bu sefer kafam. Acaba buRAK Bey´in yazdigi konular ve vardigi sonuclar gercekten mutlak dogrumu? Allahin bize iletmek istedigi mesaj bunumlami sinirli? Yani Allahin agzindan Kurani sinirlamak ve Kuranin mesajinin TDG adli kitabin icine sigdirmak kisisel görusume ters. 31:27 (And if all the trees on Earth were made into pens, and the ocean were supplied by seven more oceans, the words of God would not run out. God is Noble, Wise.)Ayet benim anladigim kadariyle, yazarimizinda bahsettigi mutesabih ayetlerin bir özelligidir, zamana ve mekana göre anlam vermeleri ve bu anlamlarinda aslinda cok kisisel oldugunu anliyorum. Bu yuzden Tanri´nin Dogum Gunu kitabi nekadar ustaca yazilmissada icindeki bilgiler nekadar orjinal ve ayni zamanda Kuran´dan olsada bunun sonucta kisisel bir cabanin urunu olup sonuclarininda aslinda gayet kisisel oldugunu kabul etmeli.

Ikinci nokta ise KDK kartlari, bu konuda yazacaklarim tamamen önyargilarima dayali, yazmamin sebebide aslinda bilgi adinmek. Burada yazilanlardan anladigim kadariyla kisisel devrim kartlari insanlarin zor zamanlarinda guc aldiklari ve onlara cesitli zorluklarin ustesinden gelmelerine, hayata yeni gözlerle bakmalarina yardimci oluyor. 50:45 numarali ayette (We are totally aware of what they say, and you are not to be a tyrant over them. So remind with the Quran those who fear My promise.) Buradan anladigim kadariyle Kurana inanan ve bir sorunla karsilasan insanlara Kuran´dan bir hatirlatma ile yardim edecegiz. Daha önce dedigim gibi bu kartlar hakkinda edindigim bilgi bu siteden, kartlari görmedim, ustunde yazilani okumadim, tamamen ön yargilarimla hareket ediyorum ve bunu yalnizca satisi arttirmak icin kullanilan yeni ve zeki bir pazarlama teknigi olarak gördum. Ustelik sigara paketine benzeyen bir kabin icinde…:) Lutfen biri aciklasin.

Aralık
05
2008
Cuma

11:40

Gurbet…

HEVESLE,GENCLIKLE BASLAYAN GURBET BIR GUN
HASRETE DONUSUR SENELER GECTIKCE
DIK KAZAK GIBI SARAR BOYNUNU SIKI SIKI
OYLE BIR KAPTIRIRSIN KI CALISMAYA
TOPRAK, SEVDIKLERIN CEKER VATANA
HOP ATLAYIP GIDEMEZSIN,DUNYANIN OBUR UCU
YALNIZLIGI ILIKLERINDE YASARSIN,YUDUM YUDUM
GARIPLIGI HISSEDERSIN YUREGINDE
CARESIZLIGI, GIDEMEMEYI YASARSIN
HELE DAHA YENI GELMISSEN VATANDAN
HEMEN DONEMEMEYI YASARSIN
YARADANIM HISSETTIRIR BIRSEYLER TERS GIDIYOR
HAYIRLARLA UZANIR ELIN TELEFONA
DUYACAGINI ZATEN BILIYORSUN, NE OLDU
HERSEY BIR SEBEPLE, HERSEY ALLAH,TAN
ICIN BURUK BIRSEYLER YAPAMAMAKTAN
ORADA OLUPTA FAYDA SAGLIYAMAMAKTAN
YARADANIM SUKURLER OLSUN CARESI VAR
HAMD OLSUN KARDESE, DOSTLARA
SENIN ICIN ORADALAR, SENIN ICIN VARLAR
BIRGUN DERSIN,BIRGUN EMEKLI OLDUGUMDA
ISSIZ BIR SAHILDE BELKI,BELKI BIR KULUBEDE
HAYAL EDERSIN YASLILIGIM BELKI VATANDA…….

Aralık
05
2008
Cuma

11:34

Zor durumdayım…

TDG’yi çok hızlı okuyamıyorum ve okuyup bitirmeyi öyle çok istiyorum ki. Çünkü bana yardımcı olacağını biliyorum bu kitabın. Gerçi okuduğum kısıma kadar bazı sorularıma cevap aldım. Ancak ikilem içinde kaldığım bölümler var. Biraz önce günlükteki yazını okudum ve yazmak istedim. Ben de yaradana olan sevgimden dolayı onun yarattığı herşeye sevgiyle yaklaşmaya çalışıyorum. Ancak ibadetlerini yerine getirdikleri için sürekli böbürlenen ve beni dinsiz olarak görüp küçümseyen ve bana etmedikleri zulüm kalmayan birkaç insandan dolayı çok zor durumdayım. İşyerinde yaklaşık 7 yıldır bu kişinin ve arkadaşlarının yaptıklarına katlanmaktan kendimi öyle yorgun ve çaresiz hissediyorum ki… Bir insan hele ki kendini dindar gören bir insan nasıl bu kadar kolay yalan söyleyebilir diye düşünüyorum, kaldı ki Yaradan bize şah damarımızdan yakınken ve beynimizden geçen herşeyi bilirken… Ağlamamak için zor duruyorum şuan çünkü işyerindeyim ve birazdan serviste beni ağlamış vaziyette görmelerini istemiyorum insanların. Zaten akşamları ve gece uykumda yeterince ağlıyorum. Ben bu insanlardan ve bana yapacakalarından korkuyorum ve bu korku da bir hata bunu biliyorum, ancak buna engel olamıyorum. Sadece paylaşmak istedim ve bu kişilere vicdan versin diye dua ediyorum yaradana… Sana ve tüm TDG dostlarına sevgiler:) (noktalama işaretiyle de olsa gülümseyebilmek güzel)

notu Zor durumdayım...

Okuyucumuzu üzen o kişi kimse gidip iki tane çakmak geldi, konu da tam insan sevgisi : ) Ama yok. Değişim başladı. Ona gereken cevabı okuyucumuzun kendisi verecek. Ayağa kalkacak en kısa sürede. Sevgiyle.

Aralık
05
2008
Cuma

11:29

Dona…

Sadece kitabı çok merak ettim.genellikle bu tür kitapları yabancılar yazar ve dolayısıyla sizide merak ettim.

Aralık
05
2008
Cuma

11:24

Şükran günü…

Bugun buralarda sukran gununu kutluyoruz, aslinda hergun herbir hucremizde hissettigimiz sukurun, toplu enerji olarak kutlandigi bir gun.Sofralar yemek senligine donusur ve beser olmanin verdigi tum oburlukla deliler gibi yeriz ve sukrederiz,olmiyana da nasip et dualarini gondeririz arsa. Aslinda yemek yemekle en yakindan ilgisi olmayan ama toplanmak icin vesile kilanan bu senligi tum aleme,tum canlilara sukretmenin sagladigi basamaklari gorebilmelerini, icimdeki en saf duygularimla, haddimi bilerek YUCE YARADANIMDAN ARZ VE TALEP EDIYORUM. Sevgiyle donanin, sevgiyle kalin.

Aralık
04
2008
Perşembe

14:46

Ötürü…

“Yaratılanı severim, Yaratandan ötürü..”

Yunus Emre’nin bu sözünün, Tanrı’nın doğum günü’nden sonra artık miadını dolduğunu düşünüyorum.  Yaratılanı severim, Yaratandan ötürü. Nedenmiş? Yaratan güzeldir. Ama yaratılanın kendisi de güzeldir. İnsan güzeldir. İnsan, kendi başına da sevilmeye layıktır. İnsan sevmek için Tanrı’yı sevme şartı aranamaz.

Mevlana her zaman başımın tacı olmuştur. Fakat, çok değerli bir düşünür olmakla birlikte, Yunus’u biraz marjinal bulmuşumdur. “Tanrıya olan aşkının”, tekamülün önüne geçtiğini, kişiye, hayattan, dünyadan ve insanlardan kopukluk getirdiğini gözlemişimdir.

Şu anda buradayız, bizim dünyamız burası.
Evrende bir Tanrı olmasa bile,
Yaşanmaya ve sevilmeye değer bir yer burası…

Buraya kadar, Yunus’un sözünün orijinaline itirazdı. Anlamı kaya kaya, yüzyıllardan geçerek kavuşturulduğu şu anki kullanımı var bir de. O itirazım kat kat. Bu sözün, günlük hayattaki kullanımın içinde, insan sevgisi göremiyorum. Bir çocuğa “sana babanın hatırına katlanıyorum” demek gibi. Çocuğun kendisine sevgi yok. “Körolmayasıca insana”  yaratanın hatırına katlanma var.

Hayvana “mahluk” diyen sevgiyi unutmuş dünya görüşünün, bir başka çelişkisi bu. Çünkü yaratılanı gerçekten sevse yaratandan ötürü, mahlukat demez, hayvanları da sever. Bu sözü, hep insanlardan bahsederken kullandıklarını gördüm. Nedense, “Yaratılan”la hayvanları kastettiklerini hiç görmedim. Yoksa dinciler, hayvanları Tanrı’nın yaratmadığını mı düşünüyor, o yüzden mi onları sevmiyor, bu sözün kapsamında görmüyor? E iyi de, bu “evrim teorisi”nin bakış açısı değil mi? Hayvanları Tanrı’nın yaratmadığını söylediği için evrimci ateistlere neden kızıyolar ki o zaman?

Rahim ayrı güzel,
Rahman ayrı güzel,
Hayvan ayrı güzel, Bitki ayrı güzel.
Hepsi birbirinden bağımsız güzel,
Herbiri ayrı ayrı sevilmeye değer.

Yaratanı severim ben;
YARATTIKLARINDAN ÖTÜRÜ…
sevgiyle
buRAK EMRE : )

Aralık
04
2008
Perşembe

13:49

Navigasyon…

Sitenin navigasyonu değişiyor, o yüzden eski linkler çalışmayabilir. kategori/blog2 yazıyordu daha önce. Kategori kadar dünyada sevmediğim bir başka kelime olamaz. Kurtulduk ondan. Onun yerine …/tanrinin-dogum-gunu/ geldi. Başka değişiklikler de yapıyorum. Son derece önemli bir değişim bu site içeriğimizin yönetimi açısından. En ideal navigasyon oluşana dek çalışma devam edecek. Bu süreçte herkese önerim, hatta ricam, önce açılış sayfasına www.buRAKozdemir.com a gidip, günlüğe veya haberleşme sayfasına oradan ulaşmanız. Genel olarak bu bir alışkanlık haline gelirse, bunun siteye  çok büyük katkısı olur.

imza Navigasyon...

Aralık
04
2008
Perşembe

13:41

Kitap elimde…:)

merhaba isimim burcu,kitabınız elime enteresan bi şekilde elime geçti satın almadım ama daha çok yeni tanıdığım biriyle bi sohbet içerisine girdik,konu şuraya geldi işte tanrı çok güçlü evet dedim.Peki dedi bir gün tanrı yla nette konuşsan galiba imkansız geldi bana,şuda varki beni bulmaz sanırım böyle bi şey dedim arkadaşa ayrıca saçmaladığını sırf bi şeyler biliyorum havası attığını düşündüm.Sonrasında ise bana kitabı gösterdi yalan değilmiş böyle bi kitap varmış kitap hala bende ben biraz ağır okuyan yada şöyle demeli bi cümleyi iki kerede algılıyan bi cinsim ama inan buna bu çok ama çok seri okudum inanılmaz bi şey günahkar ve unutulmuş biri olduğumu ve depresyondan hiç çıkmıyacak birisi olarak adlederken kendimi bu kitap bikitap değil ilaç oldu sanırım kalemine,yüreğine,aklına sağlık,he şunu söylemeden geçemiycem,seninle tanışmak isterim ve bu sohbeti koyu kıvamda,türk kahvesi tadında ,paylaşmak isterim saygılalar…

Aralık
04
2008
Perşembe

13:38

Yaratılış…

Her sabah ilk işim sitede ne var ne yok şöyle bir baksam güne başlayamıyorum.. bu sabah okuduklarım arasında hemen herkesin aklına gelen soruya bulduğun yanıtı, sevincini ve hemen akabindeki unutmayı sanırım pek çoğumuz yaşıyoruz. çok sevdiğim ve şimdi hayatta olmayan, rehberim olduğunu düşündüğüm bir büyüğümün yıllar önce söylediği ve aklıma kazıdığı bir söz vardı : akıl camda civadır hemen kayar ama bunlara takılma… çoğu zaman anda yakaladığımız duygular, keşifler, anlamlar… o ana aittir. yaşadığının keyfini sür ve niye sürekli benle değil diye üzülme demişti. eğer o anda yaşadıklarımızı hep yaşıyor olsaydık yaşayamazdık, insan olarak günlük hayatlarımızın ve var olmamızı yeterli bulmazdık. oysa insanın tekamülünü tamamlamak için bu hayatta adım adım, ilmek ilmek her olayda, her anda birşeyler öğrenmeye devam ederek ilerlememiz ve tam’a ulaşabilmek için hizmet etmemiz gerekiyor bunu unutma demişti. hayat bazen bizi sarsarak bazen kendi akışında devam ediyor, bizimde bu akışla hareket etmemiz ve değişikliklere özellikle gelişmelere kendimizi kapatmadan akmamız ve diğer akış gerçekleştirenlerle sürekli iletişim halinde olup (yine bana denildiği kelimelerle : akılları birbirine sürtüp parlatmaya) devam etmeliyiz ki… gideceğimiz yolu kısaltalım ve keyifli hale getirelim.
şunu biliyorum ki, insanoğlu hiç olmadığı kadar güzel bir yerde (akıl ve olgunluk olarak) bunun hikmetini anlamalı ve bu fırsatı kaçırmamız gerekli. günaydın

Aralık
04
2008
Perşembe

02:54

Dünya kıpır kıpır…

Beklemek şiirini sevip herkesle paylaşmanıza sevindim. Niyetim burayı bir nevi şiir sitesine dönüştürmek değil ama, yine de yıllar öncesinden, okur okumaz çok sevdiğim, hatta ezberleyecek kadar içime işleyen bir şiiri sizinle paylaşmak istedim.

Nerdesin

Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşığıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana “Gel” desin.

Ahmet Kutsi Tecer

Yıllar önce bu şiiri okurken tutkulu bir aşka denk düştüğünü sanırdım. Şimdi de çok farklı değil düşüncem. Ama bugünün tek farkı, artık bu aşkın bir insana olduğunu düşünmemem. Dolayısıyla sizinle de paylaşmak istedim…

Bu akşam çok sevdiğim Heroes dizisinin yeni sezon ilk bölümünü seyrederken, artık dünyanın diğer ucunda da aynı özden beslenen fikir akımlarının iyiden iyiye su yüzüne vurmaya başladığını düşündüm. Bu örneklerin tesadüf olduğuna inanmıyorum tabi ki. Bu tarz film ya da dizilerin dayandırıldığı felsefeler, toplumda filizlenen eğilimlerden, etkinliği artan düşünce akımlarından ve bunların etkisiyle şekillenen öngörülerden beslenirler. Matrix örneğinde olduğu gibi… Onlardan etkilenme sebebimizin, sadece özel efektler ya da cazibeli oyunculardan kaynaklanmadığı aşikar.:) Dolayısıyla Heroes dizisinde sarfedilen bazı cümleler, bana o kıtada ivme kazanmakta olan görüşler hakkında biraz fikir verdi. Bu tür yapımların insanlarda kırılım yarattığını ve bir kabullenişe kapı araladığını düşünüyorum. Bir hocamızın zamanında söylediği bir söz geldi aklıma; “Sanat hayal eder, Felsefe üzerinde düşünür ve Bilim gerçeğe dönüştürür…” Birbirine ne kadar anlamlı bağlanıyor değil mi? Aslında varolan, bulduğu her araçla kendini gerçekliyor, her vesile insana ulaşmanın bir yolunu buluyor. Önemli olan bakarkör olmamak. Velhasıl, gözümüzü kulağımızı açık tutalım. Belli ki farklı frekanslardan daha nice örnek, yakında bizde alışkanlık yaratacak… Tek diyebileceğim; gel artık 2009, GELl!:) (Tabi şu merakıma kalp yetireceğimden endişe duyduğum projeler eşliğinde… Nerdesin? Bekletme! Sabır… Sabır… Sabır…):)

Aralık
04
2008
Perşembe

00:02

Neden Yaratıldık… 2

Dün “neden yaratıldık?” demiştim. Cevabını okudum. Bu sorunun yanıtı bir gün gelince (ve unutmazsan) nasılsa bizimle paylaşırsın. O sırada içimden bir ses beni KDK kartlarına yönlendirdi. Kartları açtım. Ve cevap geldi: “BİRKAÇ GÜN SESSİZLİK ORUCU TUTABİLECEK KADAR ÇOK İSTİYOR MUSUN SORULARININ YANITLARINI? ÖYLEYSE MUCİZELERE HAZIRLIKLI OL. MUCİZE ALFABENİN 23. HARFİNDE:…ŞŞŞŞŞ…” Evet, bence de ..şşşş..

Aralık
03
2008
Çarşamba

23:59

Düşünüyorum da…

Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması,
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.

Kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
Deniz minareleri, midyeler,
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.

Sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar
parlak,
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?
Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz.

Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,
Korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem,
Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
Bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki.
Samimi, güvenliksiz ve silahsız biriyle göz göze gelince.

Oysa bir görebilsek bunu.
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak. Yaralansak…
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek kabuğu.
Denesek.
Risk alsak.
Yanılsak.
Fark etmez.
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
Ve kucaklaşsak yeniden.
Tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o 15 yıldan öncesi gibi.

O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokularak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi…???

hepinizi öpüyorum…
sevgiyle kalın

Aralık
03
2008
Çarşamba

23:13

Tereddütlerim var malesef…

Bizler için TDG ye aracı oldunuz. Büyük bir yük ve sorumluluk altına girdiniz. Bizler de TDG yi okuduk algılayabildiğimiz kadarıyla. Sonra KDK lar geldi, kartlarda yazılı olan metinler TDG den alınmış. Bana kalırsa TDG yi okuyan bir insanın KDK ya ihtiyacı olması demek, TDG yi özümseyememiş olması demek. Şimdi de cep matineleri geldi, KDK lar da yetmiyor demek ki. Peki cep matinelerinin işe yarayacağını kim garanti edebilir? İnsanlarız acizliği ne zaman bitecek? TDG yi okuyanlar 1.03 versiyonunda 30-40 sayfa fark için kitabın genişletilmiş versiyonunu alması bana pek mantıklı gelmiyor. Sonuçta Türkiye de yaşıoruz hayat şartları zor…buRAK abi hey şey için sana çok teşekkür ederim heyşeyin sende mantıklı bir açıklaması vardır bunda hiç şüpem yok…

notu Tereddütlerim var malesef...

Sevgili kardeş, şu andaki plan, mevcut Tanrı’nın doğum günü versiyonunun, gelecek baskı çıksa bile, satışa ilelebet devam etmesi. Onun da bir alternatif olarak hayatımızda olması lazım çünkü, 2009′da, elimizdeki mevcut baskıya “ince kitap” diyeceğiz…

Versiyon yükseltme çalışmalarımız olmazsa, ben yeni kazandığım bilgileri deniz kenarında, elimde çubukla kumlara yazmak zorunda kalırım. Kitaba yazmayı, kumlara yazmaya tercih ederim : )

Bir kere satışı gerçekleşmiş ürünler üzerinde yeni çalışmalar yapılmasaydı, hepimiz şu an Model T’lere biniyor olurduk : )

model t 300x207 Tereddütlerim var malesef...

Aralık
03
2008
Çarşamba

18:19

İlk KDK açılımım…

Eveeet buRAKcan, tarot kartlarını rafa kaldırdım, KDK ‘larımı elime aldım. Ve…
Tüm cesaretimi topladım, ve yeni gelen bir iş teklifine ne cevap vermeliyim diye korka korka KDK’na sorumu sordum. Aklıma çok yatan ama cesaret edemediğim bir işti bu. Bu krizde yeni bir işe,(ki bu iş maaşlı bir iş değil ticaret işi) girişmek doğru muydu?
Kartta “ATALET FELAKETTİR” cümlesini görünce, kendime gelmem yarım saati aldı.
Tüm cesareti mi topladım, korkuları ve krizi bir kenara attım, söylenenlere kulaklarımı tıkadım ve işi kabul ettim. Üstelik daha da cesur davranıp kendime bir hedef belirledim.Öyle böyle değil ama ciddi ciddi bir hedef…
Bakalım zaman ne getirecek.
Ben Dona’nın söylediği hiç bir şeye şaşırmamayı öğrendim buRAKcan, mucizeleri hep dışardan izledim, şimdi adım adım kendi hayatımda bunları deneyimleme sırası geldi.
Kendi kişisel devrimimi yapmak için once cesaretimi topladım, sonra da ilk adımı attım.

Bir elimde TDG, bir elimde KDK, yanımda Dona… Rahim, Rahman’dan daha ne isteyebilir ki… Sevgimle

Aralık
03
2008
Çarşamba

16:21

(İtalya’dan)… Katolik mahallesinden 1. perde…

Herkesi sevgiler diyerek selamlıyorum burdan.
Efendim, buRAK herzaman bizleri hani nerde nerde yazılar, projeler,kitaplar diye meraklandırıp duruyor ya ben de azıcık onu taklit edeyim dedim.:)
Her neyse sözü uzatmadan burda yasanan olayın şimdilik 1. perdesini aktarmak istiyorum.
2. perde icin okul direktöründen olur bekleniyor.

Siteye yazmıstım sevgili yazan yanımız buRAK ‘tan ve siz lerden fikir istemiştim bu okuldaki ders için. Belki birilerimizin aklına gelmistir KDK kartlarını neden çalıştırmadı diye.
Oysa ben kartlarımı da çalıştırmıstım amaaaaaa sizlere yazmamamıştım çıkan şeyi ..:) Şimdi yazabilirim artık..
ELİF kartı .. Gerçek istek kutsaldır, yerine getirilmesi elzemdir…. diye devam eden kart
LAM kartı … Öncelikle senin,kimse tarafından yargılanamayacagını yüzde yüz idrak etmen gerekiyor..diyen kart
MİM … MİM kartı.. onu yazının SONUNA SAKLADIM :)

Efendim sonu 9 la biten haftanın bir günü saat 9 da din eğitmeni profösör ile görüsmeye okula gittim.
Görüşme çok hoş ve olumlu gecti adamın gözlerindeki ışıltı dan anlattıklarımdan çok etkilendiği hemen belli oluyordu. Yaklaşık yarım saat görüştük son söz olarak okul direktörü ile konuşup beni derse sokmak için izin isteyeceğini söyledi.
Ve benden kendisine bahsettiğim 2 şeyi özelikle sınıfta anlatmamı istedi.
Biri *Meryem ( bizim cağırdığımız şekilde MERYEM dedi ). Onun için Kuran da ayet olduğunu islamın ona çok değer verdiğini, diğeri de Herkesin tanrısal özellik taşıdığı ( RAHMAN VE RAHIM OLMAK )kısmını.
Su anda bekleme içerisindeyim ..,
EVETTT ….
MİM KARTIM ..Sabır, monotonluğun değil heycanın konusudur.Sabır, aktif bekleyiştir. Sabır, bekleyenler için değil,hareket edenler içindir.

Ha bu arada benimde daha önce farkında olmadığım veya öyle hissedip sürekli şikayet ettiğim bir konu açıklığa kavuştu. Hatta bu konuyu çok kere burda dile getirmiştim. TDG de yazılanları iyi kavrayamak anlayamak gibi vs üzüntülerimi.
sevgili buRAK oysa ben ne çok şey öğrenmişim, ne çok şeyi kavramışım bunu o yarım saat içine neleri sığdıracağım telaşını yaşarken anladım.
Cümleler arda arkasına kesilmeksizin dudaklarımdan dökülürken Allaha şükrettim..
Böyle güzel bir şey yaşadığım için…Tabi yine sana da teşekkürler tekrar.
Selamlar sevgiler burdan

Aralık
03
2008
Çarşamba

15:00

Neden yaratıldık…?

Yıllardır cevabını merak ettiğim, bilgisine güvendiğim kişilere sorduğumda doyurucu bir cevap alamadığım, ya da “Allah bilir” diye geçiştirilen ve belki de gerçekten Allah’ın bildiği bir soru var.. TDG’yi ilk okuduğumda bununla ilgili bir bölüm göremedim. İkinciyi okuyorum. Belki bunda görürüm ancak olmama ihtimaline karşılık ve çok önemli bir soru olduğunu düşündüğüm için soruyorum. YARADAN, NEDEN İNSANLARI (VE CİNLERİ, VE BİLMEDİĞİMİZ NİCE VARLIKLARI) YARATTI? NEDEN GEREK DUYDU? Yaratıcının kendi tekamülü için olamaz çünkü O tüm bunların üstündedir diye düşünüyorum. Şimdi ya da v.103′te (eğer varsa) bunun cevabını almak mümkün mü? Yoksa, bugüne kadar olduğu gibi, “eğer bilmemizi istese, bunu açıkça bildirirdi, belki henüz bu bilginin zamanı değil, zaten bilsem ne olacak ki, yaratılmışız ve yaşıyoruz işte” diye düşünmeye devam mı etmeliyim?..

notu Neden yaratıldık...?

Şunu söylemem lazım. Bu “Niçin yaratıldık?” sorusu Tanrı’nın doğum günü’nden sonra bana en çok yöneltilen soru oldu. Tanrı’nın doğum günü ile ilgili yaptığım muhasebelerde, şu tespite vardım. Okuyucu ailemiz, tekamül etmek için burada olduğumuza ikna oldu fakat gene de Tanrı’nın neden böyle süreci oluşturduğunu,  bizleri neden yarattığı konusundaki merakı Tanrı’nın doğum günü de gidermedi. Yaklaşık 100 bin yıldır cevaplanamamış bir soru bu : )

Tanrı’nın doğum günü’nü kaleme aldığım süreçte şöyle değişik birşey yaşıyordum. Bir gece, kafamda bir bilgiye ulaşıyorum. Havalara uçuyorum, buldum buldum diye. Çok çok yüksek bir bilgi. Fakat 1 saat sonra zerre kadar birşey hatırlamıyorum. Cevabı bırak, soruyu bile unutmuşum. Ben birşey bulmuştum ona çok sevinmiştim, acaba o şey neydi diyip duruyorum. Bir türlü bulamıyorum.

Cevapları netleştiremesem de, daha sonradan unuttuğum bu bilgilerin, hayata geçirmeye hazır olmadığım çok yüksek bilgiler olduğunu farkettim. “Tanrı gene de bizleri neden yarattı sorusu?” da daha sonradan unuttuğum, tekrar erişemediğim konulardan birisi. Bir kere bu sorunun ne kadar yüksek bir soru olduğunun farkında olmamız lazım. Bu soru, Tanrı’yla birebir empati kurmadan cevaplanabilecek bir soru değil. Çok yüksek bir soru. Senin bu soruyu bir ömür soruyor olman isteniyor da olabilir. Bu sorunun sana verebileceği çok şey olabilir. Senin kuzey yıldızın bu soru olabilir. Olmayadabilir. Bilmiyorum. Bildiğim, bu soruya, aldığımda beni havalara uçuran o yanıtı iki senedir hatırlamaya çalıştığım fakat bir türlü hatırlayamadığım : )

imza Neden yaratıldık...?