Nereden baÅŸlasam söze, nerden nerden… En iyisi iÅŸlerden önce, açılışı diÅŸlerden yapalım. Şöyle birÅŸey geldi başıma. Geçen seneydi, diÅŸlerden yana sorunsallarım olmuÅŸtu, günlükte de yazmıştım hatta. Dişçiye, halamın dişçisine gitmiÅŸtim. 1 sene kadar geçti. Geçen gün halama operasyonu yarım bıraktığımı, paramı da ödemediÄŸimi söylemiÅŸ oradakiler. Hayda. Operasyonu bitirdim, paramı da o gün elden doktor beye verdim. Dünyadan haberleri yok demek ki. Bize de yakın bir yer. Gidip kendim söyliyim dedim. Gittim anlattım. Amanın bi yanlışlık olmuÅŸ, özür vesaire. Halamı arayıp verdiÄŸiniz yanlış bilgiyi de düzeltmenizi istiyorum dedim. Hemen dediler. İlginç olan ÅŸu oldu. Dişçiye bu iÅŸ için evden tam çıkmak üzereyken, diÅŸimi bir daha fırçalasam iyi olur dedim. “Doktoru görmüşken, belki bir kontrol ettiririm”. Efendim, bu amaçla diÅŸlerimi fırçaladığım sırada DİŞİM KIRILDI : )
Epey enteresan bir durum. Anlamlandırması pek de kolay deÄŸil. Yıl 2102′yi berbat bir diÅŸ aÄŸrısı eÅŸliÄŸinde yazmışım. Kitabı teslim etmiÅŸ ondan sonra dişçiye gitmiÅŸim. Koca bir Tanrı’nın doÄŸum günü’nü kaleme alma sürecini, eee imkansızlıktan, düşmüş bir dolguyla, aÄŸrımasın diye günde 10 kere diÅŸ fırçalaya fırçalaya geçirmiÅŸim. O yüzden diÅŸ fenomeninin bende hep önemli bir yeri olmuÅŸtur. Bakalım bu sefer bu diÅŸin altından ne çıkacak. Aslında diÅŸ çok önceden kırılmış, dişçiye gideceÄŸim o gün kopmuÅŸ. Bu biraz daha anlamlı gibi sanki. Gene de bilemedim. Güzin Abla’ya mı yazsam acaba? “34 yaşında bir erkeÄŸim, dişçiye gideyim dedim diÅŸim kırıldı. Çaresizim ablacım… Neden neden neden?” falan desem bana “ah be oÄŸlum” diye baÅŸlayıp bana ne der acaba : ) Hayır, yarın bi gün berbere gidiyim dersem, kafam kırılmasın. Önlem alalım diye dedim ablacım.
Bu aralar neler oldu, neler yaptık buralarda… Epeydir haber vermedim. 2009 hazırlıkları… Son aÅŸamaya geldi. Åžu an kitabın trendi normal akışında. Çok hızlı deÄŸil. Kriz psikolojisi hemen kendini belli etti. Bu konuda medya kuruluÅŸlarının garip bir hevesi var. Özel bir gayret sarfedilmekte insanları kriz psikolojisine sürüklemek için. Dışarıdan bakınca bunu çok net görüyorsun. Geçen gün NTV televizyonu dayımla röportaj yapmış. Kendi sektörüyle ilgili. Nasıl gidiyor iÅŸler, “kriz” nasıl etkiledi falan filan. Dayım dışında biriyle daha röportaj yapmışlar. Dayım olumsuz konuÅŸmuÅŸ, röportaj yayınlanmış. Öbür adam olumlu konuÅŸmuÅŸ onun röportajı yayınlanmamış. İlginç. Neyse. Zaten bu medya konusuna girdikçe zaten afakanlar basıyor beni. Guinness rekorlar kitabına baÅŸvurucam. “Topluca basiret baÄŸlanması” konusunda Türk medyasının rekor tespitinin yapılmasını talep edicem : ) Nerden geldik buraya. Heh. Kitabımız ÅŸu an ortalama seyrinde gidiyor fakat biz kendi kendimize hazırlıklarımızı, çok yüksek bir talebe dönük gerçekleÅŸtiriyoruz. Bir ses “2009″ dedi, onu izliyoruz biz de, hadi bakalım. 2009… Sevgili kardeÅŸim siteyle bu kadar çok uÄŸraşıyorum çünkü önümüzdeki sene, bir sabah uyandığımda posta kutumda yüzyirmisekiz bin okuyucu mektubu bulma ihtimalim oldukça mevcut. İşte benim de kabusum bu. Bazen oturuyorum hesap yapıyorum. 1 milyon kiÅŸi okuduÄŸunda, herkesin içinden 1 soru sormak gelse, 1 milyon soru eder. 1 milyon soruyla muhattap olmuÅŸ bir adamın cevabı nasıl baÅŸlar, nereden baÅŸlar, bunu en çok da kendim merak ediyorum : ) Siteyi bugüne deÄŸil yarına göre yönettiÄŸim için, “durduk yerde” yadırgamaları gayet normal.
Sistem ve güç enstrümanları… Biz alternatif enstrümanların peÅŸindeyiz. Aslına bakarsanız, sistemin kendi enstrümanlarıyla sistemi deÄŸiÅŸtirmek, Tanrı’nın doÄŸum günü’ne asla yakışmaz. Al bütün orduların senin olsun, ben tek başıma silahsız geliyorum ve seni yıkacağım demek yakışır. Yoksa, ver bana Hürriyet gastesini bak bakalım neler oluyor 1 aya. Ama iÅŸte o zaman iÅŸin zevki olmaz. Sistem, kendi enstrümanlarıyla deÄŸiÅŸtirilirse, sadece güç el deÄŸiÅŸtirmiÅŸ olur. Gerçek ve köklü bir devrim için, egemen güç enstrümanlarının da bu meydan muharebesinde maÄŸlup edilmesi gerekir. Tanrı’nın doÄŸum günü devrimi, iÅŸte böyle birÅŸeydir. Teknolojinin bireylere sunduÄŸu standart imkanların, maksimum düzeyde kullanımı. Tanrı’nın doÄŸum günü’nün deÄŸiÅŸim enstrümanları bunlardan ibaret. Olmak zorunda. Çünkü bu kitabın özü, maharetin enstrümanda deÄŸil “nefeste” olduÄŸunu söylüyor. O zaman, saÄŸlam bir üfleme yakışır bize. “Bir üff çeksem daÄŸlar oynar yerinden” bizim sloganımız : )
Åžu DoÄŸumgünü Kitapçısı yok mu, 2008′imi yedi bitirdi. Yazı yazamadım doÄŸru dürüst. Bilgisayar kodları girdi hayatıma birden. Sürpriz diye buna denir. DoÄŸumgünü kitapçısının sipariÅŸlere cevap verebilme hızını en üst düzeye çıkarmak bir baÅŸka meÅŸgul olduÄŸum konu. Bu arada MNG Kargo’yu, kitaplarımızı yolda paramparça ettiÄŸi için deÄŸiÅŸtirdik. Parçaladığı için de deÄŸil, parçalanmış kitapların yerine yenilerini götürmek için bile para talep etmesi üzerine deÄŸiÅŸtirdik. Åžikayette bulunmadık, bir garibana faturayı kesmesinler diye. Sen dünya zararın için biÅŸey istemiyosun, adam neyin peÅŸinde. Kocca Marmara Bölge müdürü ilgili 100 liranın ödenmesi için mektup göndermiÅŸ buraya. Biz de bir mektup gönderdik. Bu parayı size ancak sosyal yardım bütçemizden ödeyebiliriz. Hesap numaranızı gönderin, yardım paketinizi alın dedik. Uzun bi süre düşündükten sonra hesap nolarını göndermiÅŸler : ) Yarın kömür yardımında bulunacağız MeNGene kargoya : )
Fillo kargoyla yapıyoruz gönderimlerimizi. Aras Kargonun kardeÅŸ kuruluÅŸu, güzel gidiyorlar ÅŸu ana kadar. Kargolama aÅŸamasında, kargo paketlerinin üzerine elle adres yazılması çok bela bir iÅŸ. İzledim baktım, süreç orada çok yavaÅŸlıyor. Amerika’dan beklediÄŸim paket oydu iÅŸte. Etiket yazıcısı. Ama öyle bildiÄŸin gibi etiket yazıcılarından diil. Teknoloji harikası birÅŸey. KartuÅŸu mürekkebi yok. Etiketi ısıtarak yazıyor. Enter’a bastıktan 0.1 saniye sonra çıkıyor etiket. Çok şık bir etiket. Üzerinde doÄŸum günü kitapçısı logosu var. Altta, hatıra maksatlı bu kitaplar “12 Kasım 2008 saat 14.37 paketlenmiÅŸtir” yazıyor. Bu meselenin makrolarını Hollandalı bir kardeÅŸle beraber yaptık. Adı, adresi, hepsini otomatik olarak faturadan alıyor. SaÄŸ taraftaki printerden fatura çıkarken, soldaki printer’da etiket çoktaaan hazır bekliyor. Of. DeÄŸmeyin keyfime. Tasarımı da acayip ÅŸirin biÅŸiy. Evet ısırmalık. Bu aygıtı gözüme kestirdim fakat 650 lira… Ugh! Buna bütçemiz yok, beyaz adam! Napim napim. Cihazla aramda da duygusal baÄŸ oluÅŸtu. Katmam lazım bünyeye. Ebay’e bir girip bakiim dedim. Aynı cihaz orada 100 dolar! Okuyucu ailemizden birinden istesem de bana gönderse. Mail kutuma girdim. SaÄŸolsun yazdığım dostumuz hemen ilgilendi. E, Amerika’dan madem paket geliyor. BiÅŸeyler daha isteyelim. Rakamlar korkunç uygun. Ekstra bellek yani RAM söyledim benim Mac’e. 4 GB’a çıktı kendisi : ) Ondan çıkan 2GB RAM’i de nurtopuna taktım. İki bilgisayar da fiÅŸek gibi oldu. BaÅŸka ne alsam. Benim eski laptopum. Hani ÅŸu altına radyatör takıp soÄŸuttuÄŸum. Onun adaptörü bozuktu. Servis kablosunu deÄŸiÅŸtirmek için 50 lira almıştı. Baktım ebay’de 30 dolara orijinal sıfır adaptörünü satıyorlar. Bir tane ondan. Bir tane pil. O da 20 dolar. Burada bulsan 200 lira en az. Sonra bir de radyatör yerine altına termal soÄŸutucu bir bez. SoÄŸuttu gerçekten de. Sonra baÅŸka ne istemiÅŸtimm… Hatırlayamadım ÅŸimdi. Sanıyorum bunlar vardı pakette.
Paketi almak için gümrüğe gittiÄŸimde gümrük memuru ilginç sorular sordu. Napıcaksın bu etiket yazıcısını dedi. Ben etiket basacağım dedim. Dostumuz pakete bi kutu vitamin hapı koymuÅŸ. Memur kutuyu aldı eline ve bana ÅŸunu sordu:” Bunları ülkeye sokmak için Tarım Bakanlığı’ndan izin aldın mı?”
Bu sorunun altındaki niyeti algılayınca, etiket yazıcısıyla ne yapacağımı aktardım kendisine. “Biz YAYINCILIK yapıyoruz, abonelerimize göndereceÄŸimiz yayınların etiketlerini basacağız”. Bunu dedikten 16 salise sonra imzalayıp paketimi teslim etti. Yayıncılık epey saygıdeÄŸer bir meslek olmalı : )
200 lira kadar gümrük bedelini ödeyip aldım yavrularımı. Bu arada paketin Türkiye’ye gelmesi noktasında beklediÄŸimizden yüksek bir rakam çıktı karşımıza. Dieyçel 250 dolar kadar bir rakam çıkarmış dostumuza. O da ne yapsın, vermiÅŸ kargoya. Ugh! Bu iÅŸten zarar etmeyelim sakın beyaz adam. Fakat bak ÅŸu Allah’ın iÅŸine. Bizim paketi Dieyçel alıp, gezdirip, gerisin geri dostumuza getirmesin mi. Sistemsel bir hata. Bir iÅŸaret mi acaba? Hayırdır inÅŸallah. MeÄŸer dostumuzun komÅŸusu Nancy, Dieyçel çalışanıymış da haberimiz yokmuÅŸ. Tesadüf konuÅŸmuÅŸlar. Ayol benim hesabımdan yollarız demiÅŸ. 70 dolar : ) Yemin ediyorum seni Allah gönderdi Nancy : )
Bütün paket herÅŸeye karşın yarı yarıya ucuza mâl oldu. Süper oldu. Çünkü bu ara çok feci ödemelerimiz var. Hani bizim ÅŸu senetlerimiz var ya, her biri birer otomobil parası. Üçüncüsünü de ödedik bu ay. 1 tanecik kaldı. KDK matbaamıza KDK’larımızın ödemesini yaptık ÅŸimdiden. Bir otomobil parası. Benim eski 8.50 BMW’den bir akrabamıza borcumuz varmış. Onu ödedik. “Bir otomobil parası”. Aralıkta da çok fena ödemeler var, evet bir otomobil parası : ) Lu ayı da selametle geçirirsek çok rahatlayacağım. Bunları ÅŸu yüzden mutlulukla anlatıyorum. Bunları hep TDG ödedi.
Beni geçmiş hayatımdan yana rahatsız eden yegane şey, inziva sürecimde ajansın biriktirdiği vergi borcu idi. Onu da geçen hafta gidip, anlaşma vararak formüle ettirdim. Taksitle ödeyip onları da temizleyeceğiz. Çok rahatlatacak bu beni çoook. Şu kıvır vızır işler. Hayatım boyunca gol yediğim işler, hep bunlar oldu. Neyse şimdi oturttuk sistemi.
Bu noktada. KiÅŸisel maÄŸarasında inzivaya çekilecek olanlara duyuru. MaÄŸaraya çekilmeden önce bankalara 1 kuruÅŸ bile borcunuzun olmadığından emin olun. Ondan sonra hayattan çekin elinizi ayağınızı. Benim eski ajansta 500 lira limitli bir kredi kartımız varmış. Varlığını bile unutmuÅŸum. Hayvanların mamasını aldığımız bir kart. 100-200 lira bir bakiyesi kalmış. Katlana katlana. Geçen gün zorla tahsil edilmiÅŸ. Yarım otomobil parası… Faiz iÅŸlettikçe iÅŸletmiÅŸ, iÅŸlettikçe iÅŸletmiÅŸ. Bir kere bile bana haber vermek yok. Her gün sitesinde iÅŸlem yapıyorum. Telefonuma kampanya mesajları gönderir. Ama karanti bankası böyle bir borcun katlanmakta olduÄŸunu söylemez. Gerçekten bu insanlık dışı bir, vahÅŸice bir davranış. Kimbilir insanlara neler neler yapıyor bu bankalar. Adam intihar ediyor. Kimbilir adama neler yaÅŸatıldı, hayatı nasıl alt üst edildi. Bunları bilmiyoruz hiç. Anapara ve düz faizin dışındaki, parayı kendilerine helal etmedim. Sen nelerle uÄŸraşıyorsun, o para kazanmak için nasıl sinsi yolların peÅŸinde. Sana üretimin için kredi verse mesela, onun faizini alsa, sonuna kadar helal olsun. Sonuçta bir deÄŸer üretilmiÅŸ olacak ve o da bundan payını alacak. “Finans” sektörü zaten bu demektir. Tefecilik denilen mesleÄŸin çıkış noktası da hizmettir. Bir kiÅŸinin, bir kuruluÅŸun anlık sıcak para ihtiyacını karşılar, onu finanse edersin. Ve bu derdi çözmenin komisyonunu alırsın. Ekonomi çarkı döner. O çark döndükçe finans çarkını da döndürür. Fakat bugün, bu noktada hiç deÄŸiliz. Finans sektörü, sıcak para ihtiyacının kendisi haline gelmiÅŸ durumda. Bu düzen, bu yönüyle de iÄŸrenç bir düzen. İçimden bu duruma isyan ettiÄŸim günlerde, Amerika’da Mortgage krizi meydana geldi. Bu fikirde olan sadece ben deÄŸilmiÅŸim demek ki : )
Paracıklar oralara buralar gitti hep. Bize kalmadı mı hiçbirÅŸey. Kaldı efendim. IPHONE TÜRKİYE’DE : ) Yuppiii. Ayfoncuyuz ezelden. MutteÅŸem ötesi bir aygıt. Ve benim sistemime inanılmaz oturdu, oturuyor, oturacak. Bu terlik tam benlik durumu hasıl oldu. Geçen fırtınada yürümek muhteÅŸem diye bir baÅŸlık atmıştım hani. İşte o baÅŸlığı fırtınada yürüyor olduÄŸum sırada attım : ) Yürürken siteye yazabilen teçhizata kavuÅŸtum yuppi. Bence siz de epey yuppi : ) GiriÅŸlerin altında “Yazan: Yolda”yı görürsen anla ki, ben hareket halindeyim. Bilgisayarın başından kalkamadığım için yanıbaşıma bilgisayar verdiler diyorum : ) Bu ayfonn hepimizinn. Ha kimseye dokundurtmam o çok ayrı bir konu, prensip diyelim : )
Efendim bulunduÄŸum yerin harita bilgisini, 1 metre sapmayla olarak bile girebiliyorum artık siteye. Bugün olmasa da yarın çok iÅŸe yarayacak bir “enstrüman”. Ayfonuma kılıf aldım, saat gibi koluma takıyorum. Zaten saat takmak bana çok anlamsız geliyordu. Adam 18. yüzyılda koluna baktığında da saati görüyordu, 21. yüzyılda sen bakıyorsun, gene saat. Efendim 12/24 mü olsun AM/PM mi? Hah çok lazımdı. Saatlerin artık sadece saati göstermesi çok büyük eksiklik. Hava durumunu göster, maillerimi göster hatta film göster bana. Kuru kuru saat gösterme. Zamanı gösteriyosun, gösterdiÄŸin zaman da zaten izafi. Ne anladım ben o iÅŸten. SonsuzluÄŸun içinde saatler hiçbir zaman üçü dört geçmiyor. Dostlar alışveriÅŸte görsün : )
Teknoloji bizi nereye götürüyor… Efendim nihayet geçenlerde gerçekleÅŸen 3G ihalesi sonrası, bu teknoloji devreye girdiÄŸinde, ayfonumuzun kamerasından bütün dünyaya televizyon yayını yapabiliyor olacağım. Nasıl “enstrüman” ama. Kolumda bir kanalde bir ateve gezdiriyorum. Ben televizyona çıkmadıkça, kolumdan bir televizyon çıkmaya baÅŸladı : )
Zaten benim çok heyecanladığım PROJE 1 de yaklaşık olarak bunlarla ilgili. Çok geciktirmeden Ocak ayında açıkıyorum artık. Diyomuşum bi de : )
Åžaka ÅŸaka. Proje Bir’i açıklıyoruuum. Hemen, ÅŸimdi ÅŸu 1,2,3,4 hepsi. Patırt diye.