…
TDG ile tanışalı 2 hafta oldu. Keşke 2 sene önce tanışsaymışım. Tanrı’yı ve insanları gerçekten sevmeye 2 sene önce başlardım o zaman…
Ekim
30
2008
Perşembe
23:49
TDG ile tanışalı 2 hafta oldu. Keşke 2 sene önce tanışsaymışım. Tanrı’yı ve insanları gerçekten sevmeye 2 sene önce başlardım o zaman…
Ekim
30
2008
Perşembe
22:56
Yaklaşık bir haftadır çok şaşkınım.Odamın heryeri gökkuşağı.İlk 8 yaşındaki yeğenim farketmiş gösterdi.Gündüzde oluşuyor gecede.Şu an 4 tane dikey 1 tane yatay gökkuşağı var odamın içinde.Telefonumla görüntülemeye çalıştım ama olmadı.Ben mi abartıyor ve şaşkınım,yoksa gerçekten şaşılacak bir durum mu?Bildiğim kadarı ile gökkuşağının oluşması için yağmur damlası ve güneş ışığı olması gerek.Tdg ailemizden veya sevgili buRAK benim şaşkınlığımı giderirseniz sevinirim.Bir haftaya kadar bu evden taşınıyoruz.Alıştım renklere bürünmüş odama.Ayrılık zor olacak.Bütün ailemize rengarenk kucak dolusu sevgiler…
Ekim
30
2008
Perşembe
21:03
TDG kitabını büyük bir çoşku ile okuyorum.bundan yaklaşık 8 yıl önce neale’in tanrı ile (daha çok zihinsel olarak)kurdugu iletişimin bir sonucu olarak ortaya çıkan 5 kitaplık bir serisini okumuştum.ve o andan itibaren tanrı il,hayat ile ve diger bir çok sorumun karşılıgını tam olarak amış ve büyük bir içsel huzura ermiştim.tanrının sevgi oldugunu(tabii bizimde)-2001 yılının şubat ayında -ögrenmiştim.fakat aklımda hep bir soru vardı çözümlenmemiş,o da islamın kitabı Kur-an dı.senin sayende o konudaki sorumda böylelikle çözülmüş oldu.bunun için sana çok tşk ederim kendi adıma.yakında KDK yide alacagım.çünkü buna uzun zamandır kendi kişisel ihtiyaçlarımla ilgili çok ihtiyacım var.benim sana sormak istedigim bir sorum var sana,şu sıralar dünya dışı,üstat,ya da kendilerini başka isimlerle lanse eden bir çok varlıgın kanalr yoluyla tekamül üzerine,özellikle 21 aralık 2012tarihinde insanoglunun bir çogunun isa bilincine yükselecegini söyleyen birçok yazı var.ben şahsokudugumda birçok cümlenin karşısında büyük bir coşku hissediyorum.en önemliside inandıgım tanrının birebir aynı ifadelerinin kullanılmasıdır ve tekamül süreci hakkında yazılanlarında benim bildiklerime ve inançlarıma tam ibet ettigidir.bu konudaki fikrini çok merak ediyorum.keşkeümkün olsada msn de seninle görüşebilsek…ha bir de unutmadan isa’nın gelişini sabırsızlık ve heyacanla bekliyorum. çanak antenim var bu arada ha haha.şunuda belirtmeden geçemeyecegim,kitabı okurken sık sık agladım.ama mutluluktan.nameste sevgili buRAK.seni takip etmeye devam edecegim.beni hem güldürüyor hem de bilgilendiriyorsun,sevgi frekansımı yükseltiyorsun.çok çok çok tşk ler.edirneden sevgilerimle.
Ekim
30
2008
Perşembe
21:02
Merhaba, etkisinden kurtulamadığım bir rüyayı paylaşmak istiyorum 2 gün önce gördüğüm.
Annemlerin oturduğu apartmanın bahçesindeyim. Gökyüzünde bir anormallik seziyorum. Başımı yukarı kaldırdığımda ışıklar görüyorum, ufo gibiler. Gördüğüme inanamayıp biraz daha geniş baktığımda bu ışıkların bir yüz oluşturduğunu görüyorum, bir portre, tam tepeden bize bakan. Sakallı genç bir erkek yüzü. Başında dikenli tacı olsa bildiğimiz İsa figürüne çok benziyor. Geldiler diyorum kendikendime, geldiler. Çok büyük bir heyecan, kalp çarpıntısı. Hızla eve çıkmak istiyorum. Apartmana giriyorum, elektrikler kesik, merdivenden çıkıyorum. Ev 4. katta. Ben çıkmaya çalıştıkça merdivenler aşşağı iniyor gibi. En sonunda kapının önündeyim. Kapıyı çalıyorum, annem açıyor. Ben heyecanla anlatmaya başlarken, annem her şeyi bilir gibi beni sessizce salona alıyor. İçerisi kalabalık. Herkesin önünde bir telefon, fax, laptop gibi bişeyler var. Ve salonda dolaşan ceviz büyüklüğünde ışıklar, havada uçuşuyorlar. Çok huzurlu bir ortam, herkes sessiz, ışıklarsa çocuklar gibi. Evlere kadar girdiklerini düşünürken, annemin kuzeni ölmüş olan babasıyla telefonda konuşuyor. Ve meğersem bu herkesin önündeki cihazlar felan diğer ölmüşlerimizle konuşmak içinmiş. Ben ruhlarla iletişime geçtiğimizi anlıyorum artık. Ve kuzenin babası diyor ki; korkmayın, biz iyiyiz, artık vakit geldi.
İşte böyle..Rüyalar, rüyalar.. Düşlediklerinden ayrı mı, sarmal mı? Düş kelimesini hem rüya için hem hayal için kullanırız. Düşleriz olur ya, bazen düşümüzde gördüklerimiz olur, bazen düşler düşler rüyamıza sokarız, orada olur. Ama bişekil olur.. Düşlediklerimize hayırlısıyla olsun deriz. Rüyalara ise gerçek olma ihtimalinden belki de ürperir, hayrolsun diye anlatırız.
Hepimize hayrolacağını hissettiğimiz zor günler geçirmekteyiz. Buradan okuduğum hikayeler benimkiyle o kadar benzer ki, çok bir şey söyleyemeyeceğim TDG’ den sonram için. Yalnızca sezgilerimle geldiğim şu yaşımın, çocuklara söylenir ya hani, koca bir Afferin!-i. Hem takdir için söylenir, hem de bi yaramazlık yaptıklarında kırmadan kızmak için. Tam böyle işte. Hissettiğim bu. Yaşam-ım için bir hediye, öncesi ve sonrası için. Teşekkürler..

EH, hediyelerin yanına, verilenden iliştirilen bir kart gibi oldu benim için, bazen hediyeden daha değerli, tam kalbe yerleşen birkaç söz ya da cümle gibi. TDG’yi okuduktan hemen sonra geldiğinden ve doğaya olan sevgimden böyle hissetmem.
KDK’lar ise; biraz mesafem var-dı diyemeyeceğim, hala var sanırsam En yakın arkadaşım heyecanla gelip bana çektirdiğinde, çıkan tam bir cevaptı soruma karşılık. Aynı soruyu tekrar sorup çektiğimde bir farkla 2 kart yine aynı çıkmıştı. 6859’da 1’in matematiğini anlayamadım sevgili buRAK. Kıt matematiğim 20 kart varsa bu 20’de 1 olmaz mı diye soruyor? Cevaplarsan çok sevinirim. buRAK’n notu:kitapçigin okunmadigini tespit ettim : ) Okunmus olsaydi icses 20′de 1 olmaz mi diye sormazdi. Kitapcik iyice okunmadan kartlarin calistirilmasini hicbir sekilde tavsiye etmiyorum. KDK’y tekrar bastigimizde kutunun yanina bu konuda bir uyari da koyacagiz. Lutfen yolgösterici kitapcigi okumadan kullanmayin. 
Ekim
30
2008
Perşembe
20:56
Tanrının dogum gunu isimli kitabı bir arkadaş onermişti, alacağım dedim ama bir turlu almaya fırsat bulamadım. Belki de 6 ay sonra misafir ettigim bir arkadaşım bana kitapla geldi ve bana hediye etti :) yani kader beni kitapla ve seninle birşekilde, herşekilde buluşturdu. Yani olacak olan olacaktır. Çok faydalandim, çok keyif aldım, her arkadaşıma öneriyorum. Bilmeni istedim sadece, teşekkürler… ve çoğalıyoruz degil mi?
Ekim
30
2008
Perşembe
20:55
Dün gece bitirdim,bitirir bitirmezde bugünü düşünmeye başladım.anladımki okuduğum bi kaç gecenin bana öğretisi,bana hissettirdikleri,okumadığım gecelerde eksiklik olacaktı.keşke biraz daha olsaydı,keşke biraz daha farklı yaklaşımınıza şahitlik edbilseydim.yüreğinize,yaklaşımınıza tanrı zeval vermesin.bu konsept fikiri nasıl doğdu,bu bilgi paylaşımı stratejisini nasıl seçtiniz?benimle paylaşırsanız minettar olurum…./Konya
Ekim
30
2008
Perşembe
20:16
Dünya değişiyor, hem de akıl almaz bir hızla…
Bırak 50 sene önceyi, 10 sene önce bile imkansız denen şeyler gerçek oluyor.
“Obama’nın, Iowa’da elde ettiği başarıdan sonra yaptığı konuşmasına, son yılların ‘en iyi, en etkili siyasi konuşması’ yorumu yapıldı.
‘Onlar dediler ki; bugün hiç gelmeyecek’ sözü ile başlayan konuşmanın; Martin Luther King’in, ‘Bir hayalim var’ diye başlayan ve zencilerin derisinden dolayı yargılanmayacağı günlerin hayalini kurduğu konuşmaya atıfta bulunduğu dikkatlerden kaçmadı.
Başkanlığa giden yolda ilk zaferi elde eden Obama, ‘İşte o gün geldi.’ dedi.”
Yukarıdaki yazıyı internette okuduğumda “Onlar dediler ki; bugün hiç gelmeyecek” cümlesi beni çok etkiledi.
Dünyanın değiştiğini, dönüştüğünü, geliştiğini görmek için, 9’ların önce çogunluğunu, sonra egemenliğini görmek için sabırsızlanıyorum.
“Sana aylar once bir yazı yazmıştım buRAKcan ve demiştim ki: Biz çok şanslıyız, Kur’an-ı Kerim’deki sırların, şifrelerin açığa çıkmasına tanık oluyoruz”
Öyle büyük bir duyguyla yazmıştım ki o yazıyı sana, ama şimdi o zamanki duygularım hafif kaldı.
Neler yaşanacak daha ve nelere tanık olacağız kestiremiyorum. Ve tüm zorluklarına rağmen biz aslında çok özel bir devirde yaşıyormuşuz. Yükümüz ağırmış ama ödülümüz de büyükmüş. Bunu şimdi daha iyi anladım,
2009 ve sonrası için artık benim de teselli cümlem bu oldu.
Onlar dediler ki; bugün hiç gelmeyecek”
Ekim
30
2008
Perşembe
15:57
Ne diyorsun buRAK?? Aslında Obama çok ilginç bi sentez. Baba Müslüman, anne Hristiyan. Baba zenci, anne beyaz.Baba Kenyalı,anne Amerikalı. Yani hem siyah, hem beyaz, hem Müslüman, hem Hristiyan, hem Amerikalı, hem Afrikalı…

Bi bakıyim dedim köşe yazarları bu işe ne diyorlar diye. Dedikleri şu: “Derin Amerika’nın Müslüman bir zencinin seçilmesine izin vereceğine inanmıyoruz”. Bunu Ahmedinejad söyledi sizden önce, dalga geçtiniz adamla ayakkabasının arkasına basıyor diye. İran halkı çok doğal olarak şokta. Amerikan saldırısı beklerken, Amerikanın başına bir Müslüman’ın geçiyor olmasına inanamıyorlar. Üstüne bir de Ali’nin, o güzel Ali’nin sözleri orta yere serilmesin mi?
Derin Amerika Obama’yı seçtirmez. Onlara soran olursa tabi : ) Ben diyorum ki, en derin Amerika ne derse o olur. En derin Amerika ne diyorsa o oluyor. İçimizdeki ses bize 2009 dedi durdu başından beri. Ben de burada, 2009 diyerek geçirdim 2008′i : ) Kimi manyak mıdır nedir sesleri arasında. Gel gör ki daha şimdiden ortalık hem de fena köpürmeye başladı. Aynı köşe yazanlarına bakıyorum “yoksa kapitalizm çöküyor mu?” diye yazıyor. Birisi bu köşe yazarlarına dünyanın nereye doğru gitmekte olduğunu söylese iyi olur : ) Hesapta onun bize söylemesi lazım. Bize haber verememeleri bir yana, olacak olanlar karşısında hayretten ölmelerinden endişeliyim : ) Gariplerim, o kadar kısıtlı bir pencereden bakabiliyorlar ki tarihi. Gücünü toplayıp zıplıyor, azıcık görüyorsa görüyo duvarın arkasına. Bizse tarihi tepeden gören çok yüksek bir ağaca çıkmışız, ağzımızı şapırdata şapırdata elmamızı yiyoruz : )
2009 diyebiliyorum, başka bir şey diyemiyorum efendim. Bi sürü şey yazmıştım silmek zorunda kaldım. Uçtuu gitti hepsi. Ağacın talimatı böyle. Hele bi dinleme. Odunu yersin kafaya bir anda. 2009 için de “Bekleme, hareket et” var. Geçen günkü “çocuklar üzerine” yazısı ekstra önemli. 2009 kasırgasından korunmak isteyenler için önemli ipucu dedim ve kestim hemen. Ağaç sallıyor bizi. Boğazımızda kalabilir sonra elma. Bu konulara girmemizi neden engelliyor. Sizin işiniz değil, sosyal devrimlere burnunuzu sokmayın, enerjinizi kendi kişisel devrimlerinize ayırın diyor bizim elma ağacı : )
Ekim
30
2008
Perşembe
15:14
Sırt ağrısından kıvrandığımız bir 29 Ekim’i geride bıraktık. TDG’ler balkonda duruyordu sıra sıra. Rutubetlenebilirler gibi geldi ,içeri taşıyim şunları dedim. Epey de kitap. İndir kaldır derken çıtırt. Ondan yazamadım. İlginçtir. O ağrıyla çalışabiliyorum fakat yazı yazamıyorum. Epey hayırlı bi projenin startını verdim site için, epey uğraştım. Fakat yazı yazamadım. Şunu farkettim. Ben yazı yazacağım zaman, aşırı bir şekilde içime odaklanıyorum. Sadece içsesimi dinliyorum onca gümbürtüye kulağımı tıkayarak. İşte o zaman da bu ağrı sinyallerini 1 değil 1000 olarak duyuyorum. Hani doktorun steteskopunu alıp, ağzını dayayıp bağırırsın da adam sağır olmanın kıyısından döner ya öyle işte : ) (evde denemeyiniz)
29 Ekim gününde bir de bilgisayarımın işletim sistemi çökmesin mi. Dosyalarım gözümün önünden film şeridi gibi geçti. İşletim sistemleri çökmüş Mac’leri eskisinden de iyi olarak geri döndürmeyi öğrendim 29 Ekim gecesi… Saat gibi oldu. Diğerleri çöksün de, düzelteyim diye bekliyorum dört gözle : ) Bu arada bir not. Mac aşkıyla, hayatın PC gerçeklerini birleştirdim. Mac’lerimin içinde birer de PC çalıştıyorum artık, tutmayın beni.
Ananem hemen hergün bizde. Doğumgünü Kitapçısı’nın personeli : ) Gelirken yürüyerek geliyor gece olunca ben ona eşlik ediyorum yürüyerek. Ama artık arabamız var : ) Söylemedim. KDK’ların çıktığı günlerde, hastanede Emir’i beklerken arabamız oldu. Hem de çok anlamlı bir şekilde. Benimle yaşıt antika arabamızın 5 sene süren restorasyonunu bitirmiş babam, bize verdi arabayı. Ne zamandır gördüğüm yok arabayı bir baktım, çok güzel olmuş. Daha açık söylemek gerekirse bayıldım. Ayağımızı yerden kesti işte. Ananemi de gece arabayla bırakıyorum, ooh değmeyin keyfime.
29 Ekim paragrafından ananeme neden geçtim? Tontonun bir anısını nakletmek için. Ata’yla ilgili… Karadeniz’in bir köyündeler, ilkokul öğrencisi bizimkisi. Bir gün kapı açılıyor, içeri Atatürk giriyor. Girmekle de kalmıyor, tahtaya kaldırıp soru soruyor bizimkine : ) Ne soruyu hatırlıyooo, ne de verdiği cevabı haliyle : ) Çok maviydi gözleri diyo. O günler gerçekten de, bir değişik günlermiş. Anlatınca eminim siz de çok şaşıracaksınız. Sene 1930′lar… Yer köy yeri. Orta okulları yok. Babaları, ananem ve kardeşi için şehirde ev tutuyor. OKUSUNLAR DİYE. Öğrenci evi, 1930′lu senelerde…
Nasıl bir ruh, nasıl bir heyecan varsa artık memlekette… O gün bugün kıyaslaması yapınca, her Türk karamsarlaşıyor haliyle. Haksız da değiliz. Atatürk tadı, bu toplumun damağında hem de çok fena kalmış. Sonra gelenler çok mu kötü. Hayır değil. İyiler, hatta belki başarılılar bile. Ama deha değiller. O başka bişey. Deha. Bağımlılık yapar adamda, üstünden 70 sene geçer halâ burnunda tüter böyle.
Bir de, dehanın yanında adam baştan aşağı erdem. Adanmış, tırnağından tepesine. Siviller yerini dolduramamış evet. Fakat askerler de onun gibi olamamışlar aynı şekilde. Cephede, kamuflajlı Mustafa Kemal resmini alıcaksın, koyacaksın ekranının soluna. Yanına da, askerleri ölürken kendi golf oynayan kuvvet komutanını getireceksin. Bir sola bakıcaksın. Bir de sağa. O sırada mazeretini dinleyeceksin: “Ne yani kendim mi gitseydim cepheye!” dedikçe o, sen iyisi mi biraz daha sola bakıcaksın. Cephede kıvrılmış uyumuş bir resmi vardır Gazi’nin. Üstünü örten parkaya sımsıkı sarıldığı. Bir o fotoğrafa bakacaksıııın, bir de golf arabalarına. O sırada Genelkurmay’dan resmi açıklama gelecek. “Haberler yıpratma amaçlı, komutanımız masum. HABERİ YOKTU Kİ OLANLARDAN, SÖYLEMEMİŞTİK” diyecekler. Başlıycaksın kafanı duvarlara vurmaya… İşler böyle yürüyor bizde, manyaklık sende deniliyor özetle. Manyaksın ya, vuracaksın kafanı tabi. Bir sol duvara, bir sağ duvaraa. Önce sağa sonra sola vurup geçiniz. Başınızı…
Nereden nereye gelmiş bu toplum böyle? Ve daha kötüsü nereden nereye gitmekte? Deha beklemiyoruz tamam da, yani bu kadarı da biraz fazla değil mi? Bu arada ben göreve talibim. Versinler komutanımızın cep telefonunu. Buradan kendisine mesaj atıp operasyonları haber verebilirim. TELEVİZYONDAN İZLEYİP.
Gördüğünüz gibi sırt ağrısı çok fena karamsarlık yapıyor…
Geçenlerde matbaaya gittim otobüsle. Otobüsten indim fakat aradaki yol biraz uzun. Taksiye bindim. İşin ilginci. Giderken Diyarbakır’lı kürt bir taksici kardeşimle gittim. Gelirken ülkücü bir taksiciyle : ) İkisiyle de çok iyi anlaştı bizim Tanrı’nın doğum günü penceremiz.
Türkiye ile ilgili iki tane şey söyleyeceğim. Golf toplarına bakarak söylüyorum ki Türkiye’yi gerçekten de Allah koruyor! İkincisi de şu. Öyle ilginç ki bu ülkenin sorunları. Çözümleri de belli ki, o kadar minik. Olacak. Bir tane toplu iğne eksik sanki. O toplu minik iğne değecek minicik bir yere ve düzelecek herşey. O minik iğne sanıyorum Tanrı’nın doğum günü. Bizim toplumumuzda, bizim bireylerimizde, bizim işletim sistemimizde ufacık bir program hatası var. O kodu düzelticez ve bırak Türkiye’yi bütün dünyada yani bütün network’te işler yoluna girecek. Kodlama hatasının bulunduğu satırı da verelim buradan. Din=gericilik yazılı satırı, din=ilericilik olarak değiştirince biz, sen seyret ondan sonrasını. Bu iğneyi batırma onuru, Tanrı’nın doğum günü’ne ayrılmış. Neden bu işlere soyunan bir sürü başka insan değil de biz? Cevabı bir başka soruda gizli: Ben ne biliyim : ) İğneyi kendilerine saplayıp, toplumu çuvaldızlarla delik deşik ettikleri için olabilir belki. Tahmin sadece. Yoksa ben bilmem.
Hani kimi insanların içinden canavar çıkar ya. Medeni medeni geldiği o klas restoranda, yemeği istediği gibi gelmediğinde, içinden canavar çıkar, o luyiz-viton sahibi bi anda çeşmebaşı çirkefi olur, şaşar kalırsın ya. İşte bunun tersi olacak bizim ülkemizde. İnsanlarımızın içinden birer melek çıkacak. Hep söylediğimizi tekrar edelim bir kere daha. Kit-le-ler bi-zi çok-ama-çok şa-şır-ta-cak. O-lum-lu an-lam-da…
Bu arada, okuyucu ailemiz göndermiş, İzmir’den bize bir hediye paketi ulaştı. İçinden bi sürü şey çıktı. Daha doğrusu içinden herkes için birşey çıktı. Bir tek benim için birşey çıkmadı ve çok isyan ettim bu duruma : )) Bahar’a elle örülmüş muhteşem bir şal. Emir efendi için astronot kıyafetleri falan filan. Kutu elimde kalakaldım. Napiim, içi hava dolu ambalaj naylonlarına odaklandım, onları sahiplendim ben de. Bunlarla güzel ambalaj olur dedim. Şaka bir yana çok teşekkür ettim. Bahar ve Emir adına tabi : ) Allah sahiplerine bağışlasın efendim (rica ve sitem kipi karışımı : ) İtalya’dan bana gelen yabanmersini reçelimi yerim ben de : ) Sırt ağrısına da iyi gelir belki : ) 
Ekim
29
2008
Çarşamba
10:21
Ekim
28
2008
Salı
12:49
(Hep diyorsun ya, Amerika’da nefes alıp veren “Biri” var diye… Bu O’mu yoksa…)
Hz. Ali onu mu işaret etti?
İran Obama’yı konuşuyor.. “Kıyametten hemen önce, uzun boylu siyah bir adam batıda iktidarı ele geçirecek. Dünyanın en büyük ordusunu komuta edecek.”
28.10.2008 09:57
ABD’de 4 Kasım’daki başkanlık seçimlerinin Demokrat Parti adayı Barack Obama’nın geçmişi çok tartışıldı. Kenyalı bir Müslüman babanın oğlu olan ve göbek adı Hüseyin olan Obama’nın da Müslüman olduğu iddialarının sonu gelmedi. Şimdi de İran’da Mehdi’nin habercisi “Büyük Savaşçı” olduğu iddia ediliyor.
Amerikan Forbes dergisindeki habere göre, ilginç gelişme, yarı resmi bir internet sitesinde 17′nci yüzyılda yazılmış “Işık Okyanusu (Bahar El Enver) adlı kitabın yayınlanmasıyla başladı. Kitapta Hz. Ali’ye atfedilen şöyle bir söz yer alıyor: “Kıyametten hemen önce, uzun boylu siyah bir adam batıda iktidarı ele geçirecek. Dünyanın en büyük ordusunu komuta edecek. Üçüncü İmam’dan (Hz. Hüseyin) işaretler taşıyacak. Şiiler onun bizden olduğuna şüphe etmesin.”
Birçok İranlı şimdi Obama’yı konuşuyor. Onlara göre Barack Obama bahsedilen ‘Büyük Kurtarıcı’.
Bunun yanı sıra “Barack Hüseyin” Farsça’da “Kutsanmış Hüseyin” anlamında. İsmi Fars alfabesiyle O-BA-MA diye hecelendiğinde, “O bizden biri” anlamına geliyor.
Ekim
28
2008
Salı
12:48
güvercin tüyü havada uçtu uçtu ve avucuma kondu.Şaşkınım mutluyum.çok kötü günler yaşıyor,zihmimin içinde dönüyordum.Bu günden sonra her şey değişecek.Artık korkmuyorum.KDK kartlarımda eksik çıkınca kendimi sizlerden hissetmiyordum. İçimde küskünlük oluşmuştu. şimdi yeniden mutluyum.

Bazı kartlar eksik, bazıları ise fazla çıkabiliyor nadiren de olsa. Sizin için ilk biz kart çekmişiz demek ki : )
Ekim
28
2008
Salı
12:46
KDK satışı yapıyorum. KDK kartlarımız Sayısal loto makinanısın üstündeki rafta
Süper kartlarla birlikte.Süper kartlar çocuklar için. Sevgiyle biz.
Ekim
28
2008
Salı
12:46
öncelikle artık kedi deyince aklıma KEDİYE geliyor önce ,onu söyleyeyim.müthiş bir birleştirme olmuş.
ben evde sevmememe rağmen(öyle öğretildiği için) kızım bir evcil hayvan sahibi olsun istiyorum.çok kıskanmışımdır hep kedisi olanları ama hep dışarıya ‘ıyyy’ tınısını vermişimdir lafı geçince.
az evvel internete girip kedi cinslerine bakayım dedim.ne farkettim biliyor musun? gözlerine bakamıyorum..ne kadar içli ve anlamlı bakıyorlar.Aman Tanrım benim için şok oldu.Çoğu tanıdığım insan bu kadar manalı bakamıyor.niye yazdım bilmiyorum.Galiba çevremdeki herkes kedi adını bile duyunca benle aynı sesi çıkardığı ve etrafımda kedisever bir seni tanıdığım için.ohh rahatladım.burası bedava terapi alanı gibi oldu :)
Ekim
28
2008
Salı
00:20
Güler misiiin ağlar mısın. Birşeyi farkettim demin. Epey ilginç bir “yazar kariyeri” oldu benimkisi : ) Bir eserimizi felsefe kategorisine koymuşlar. Bir tanesini roman bölümüne TDG’yi). Bir tanesi mizah’ta. Bir tanesi “Türk edebiyatı”. Ve şimdi KD Kartları. Bilin bakalım hangi kategoriye? FAL VE BÜYÜ :D
“Fal ve büyü” satışlarında KDK 1 numaradaymış bu arada : )
Ekim
27
2008
Pazartesi
12:11
Bugün içinde. Sevgiyle :)
Ekim
27
2008
Pazartesi
00:10
KDK İNANILMAZ.AYNI SORULARA AYNI KARTLAR GELİYOR.ÇOK İLGİNÇ.HEP KADER GECESİ KARTINI ÇEKİYORUM.NE YAPMAM GEREKTİĞİNİ BİLMİYORUM.YARDIM LÜTFEN.
Ekim
26
2008
Pazar
23:30
Sevgili buRAK, tefekkür ve zikir konularında internette araştırma yapıyordum az evvel. Bugünlerde, insan aklını nasıl daha kapsamlı ve doğru kullanabilir, bu kapasiteyi artırmanın yolları nelerdir soruları ile uğraşıyorum. Çünkü, içinde yaşadığımız ezberci ve taklitçi sistemden payını yeterince almış, beynini hakkınca kullanmayı aslında hiç öğrenmemiş biri olarak, kendimdeki farklılaşmayı zaman kaybetmeksizin nasıl harekete geçirebilirim, bende hangi formül tutar bunu bulmaya çalışıyorum. Bugüne kadar olduğum kişi olarak yola devam etmek istemiyorum. Kendime haksızlık etmek istemem, ama daha farkındalığı yüksek ve kendi hayatı üzerinde etkin biri olmak istiyorum artık. Sezgilerimi dinlemeyi bilmiyorum bence. Sezgilerimi ayırt etmeye çalışırken, içerden o kadar çok ses yükseliyor ki bazen, karmakarışık bir hale geliyorum. Olayları çok yönlü görebilme gayreti, konunun paydaşlarına adil davranabilmek adına duygularımı işin içerisine karıştırmamaya çalışmak, ama her türden duygunun fikirlerimde hüküm sürmek üzere üzerimde yarattığı baskı, dogmatik kalıplar, başkalarının bakış açılarından soyutlanamamak, önyargılar, detaylar arasında kaybolmama ve pek çok zaman bütünü kaçırmama neden oluyor. Sadeleşmek yerine, daha da karmaşıklaşıyorum çoğu zaman. Sezgilerimin sesini ayırt etmemi zorlaştırıyor bu kaos. Daha da çok, olumlu olumsuz duygularımın, umutlarımın sesini karıştırıyorum sezgilerimle… KDK kartlarını aldım. Sanırım onları yordum bile… Demişsin ya “bir sorun varsa sendedir”… Dolayısıyla cevaplar da… Aslında soru sormayı bilmek bile bir netlik gerektiriyor… Soruyu ve’lerden, ya/ya da’lardan, ama’lardan kurtarıp öz bir cümleye indirgeyebilmek… Bu da ne istediğini bilmekle bağlantılı… Ne istediğinse ruhunla ve onun konuşma dili sezgilerinle… KDK giriş kapısıysa, soruların o kilidi çeviren anahtar… Ben bir an önce daha arı, daha rafine birine dönüşmek istiyorum. Bu anlamda tefekkür ve zikir kavramlarını çok iyi anlamam gerektiğini sanıyorum. Bir yazında, yazarken çok farklı bir boyuta geçtiğinden, her şeyi çok daha yüksek bir akılla gördüğünden ve o boyut sonrasının ölüm isteği uyandırdığından bahsetmişsin. Tasavvur etmeye çalıştım. Öyle bir bilgiyle bu dünyada yola devam edebilmek, bu geri dönüş bana çok cesurca geldi. Sen seçilmişliğin verdiği o cesaret kapasitesiyle donatılmışsın. Ama ben senin gibi değilim. Senin kadar cesur olmayı isterdim, ama henüz değilim. Kartlarımdan birinde “Bugüne kadar hayatın zor olduğuna inandırıldın. Zorlanmak, yaşama sanatını bilmemenin bir sonucudur…” diyordu. Pek çok sebeple bu o kadar doğru ki… Hayata, yaşamaya karşı o kadar korkular geliştirmişim ve o kadar kaçak oynamışım ki bu oyunu, düşkırıklığına uğrama korkusundan koyduğum kotalarla duygularımı bastırmış, çok çabuk karamsarlığa düşer, isteklerimden çok çabuk vazgeçer hale gelmişim. Hatta istememeyi öğrenmişim en çok… İçimdeki iniş çıkışlar öyle yorucu ki bazen… İçinden çıkamadığım her kaos, önce boğazıma bir yumru, sonrasında da gözlerime yaş olarak hücum eder oldu son yıllarda. Ve herbiri içimde ayrı bir tortu bıraktı sinsice… Atalet, bu yolda en tanışık olduğum kavram oldu, belki bir tür tepkisellik ve küskünlükle… Sezgilerime ulaşamadığım ve ruhuma dokunamadığım sürece, hayatı istediğim gibi hakkınca yaşayamayacağımın ve iç huzurumu inşa edemeyeceğimin farkındayım. Elbette ben de kişisel devrimimi yaşıyor ve yavaş yavaş değişiyorum. Farklı bir bilinç boyutuna geçiyorum, en azından arzuluyorum. Bazı noktalarda eskiye oranla çok daha esnediğimin farkındayım. Çeşitli nedenlerden kaynaklı olarak mesafe koyduğum din kavramına, her geçen gün ilgi ve eğilimim artıyor. KDK kartlarına 17 Ekim’de sahip olduktan sonra, ilk Kur’an’ıma da 22 Ekim’de sahip oldum. İçimde çocukluğumun erken yaşlarına kadar uzanan, baskılara tepkisellikle ördüğüm, ama artık yıkılması gereken duvarlar var. Bütün bunlar olurken, uzun zamandır kendimi yaşamamış olmaktan kaynaklı, nefsimin gram tatmin olmamış, görmezden gelmeye çalıştıkça büyümüş açlıkları var ki, o da beni başka yönlere çekiştiriyor. İşte benim bünyede bunlar yaşanıyor… Bütün bunların arasından sağ salim, aklı selim ve arınmış olarak çıkmayı umuyorum. Beni yanlış bulduğunuz, uyarmak istediğiniz konular varsa, duymayı içtenlikle isterim. Allah hepimizin hakkında hayırlısını versin…
Yürekten sevgilerimle…
Ekim
26
2008
Pazar
23:29
Kitabı hala okuyorum dusune dusune hazmederek kımı zamanda aynı enerjıde yükselen kendım gibi bir dolu ınsanın yorumlarını okuyarak..tuhaf bırşey bu..öyle hemen tahlil yada tarif edilmiyor..kdk dun aldım..çok sevdiğim arkadasıma da aldım..zaten son 3 adet kaldıgını söyledı kasıyer..resmen koşarak eve geldım bır öncekı gecede uyumamıstım zaten sabah olsa da gıdıp alsam dıye:)tanrı bana göster kendını dedı..artık vaktı geldı demek kı..ne desem boş hiçbir söze sıgmayacak bu hısler..ve içim çok acıdı okutmayanlar bölumunu okuyunca..onların yazdıklarına degıl,senın onları burda yayınlayacak kdr buyuk olman..aydınlık olman ve onların hala karanlıgı secıyor olmalarına..ne dıyeyım artık bu erdemıne..dedım ya ne desem boş..şşşş….sessiz:)
Ekim
26
2008
Pazar
23:23
harika olmuş kartlar .. tılsımı sıcaklığı kendi içinde , ne güzel .. iyi yüraklerden sunulmuş bizlere.. tüm bunlar için teşekkürler..
Dün kafama birşey takıldı fazla ilgilenmem ama nasıl olduysa, şeytan ayetleri diye bişeye takılıverdim .. duymuşluğum vardı biraz da araştırdım , kafamda ki olguların yanın da pek sıska kaldı bu ortaya atılan fikir.. senin de fikirlerini almak isterim bu konuda ..
Kendine ve sevdiklerine özen göstermeye devam etmen dileğiyle..
Ve aynı noktada buluştuğum Tanrı’nın Doğum Günü okuyucuları..Hepinizi sonsuz sevgiyle kucaklıyorum :)