Ekim
26
2008
Pazar

23:16

Çocuklar uzerıne…

Sevgili buRAK yukardaki baslıklı yazını okudum ve uzerınde uzun uzun dusundum. Ilk defa bır konu uzerınde senınle %100 hemfıkır olmadıgımı uzelerek soylemek istiyorum.
Anne olmanın bız kadınlara Tanrının ozel bır armaganı oldugunu dusunuyorum. Ve butun kadınlarında bunu tadması gerektıgını soyluyorum.
Anne olan bır kadın gercekten dıger cocuklara karsı daha once olmadıgı kadar hassas daha duyarlı oluyor. Zaten ıcımızde var olan bu tıp duygular daha cok acıga cıkıyor o zaman. Cocuklarımızla bırlıkte buyuyor onlarla bırlıkte daha olgunlasıyoruz. Almadan vermeyi, karsılıksız sevgıyı, beklentisiz askı onlarla yasıyoruz hep.
Kendı cocuklarımızın olması baska cocuklar ıcın gonullu anne ve baba olmamıza engel olmamalı ama.Cok uzaklarda yasayan veya yanımızda burnumuzun dıbınde sevgıye, bakıma, hatta oyuncaga ıhtıyacı olan cocuklar olabılır. Bunu da hıc akıldan cıkarmamak gerekıyor. Onlara ulasmanında cok cesıtlı yolları var. onları arastırıp bulmak gerekıyor.
Mesala benım yasadıgım ulkede herkesın evıne unıcef den yardım ısteklerı posta yoluyla gelir. Onların asısı , suyu yemegı ıcın yardım ıstenır. Veya yıne bazı yardım kuruluslarından mektuplar gonderılır gonullu aıle olmak ıstermısınız dıye. Okullarda ozellıkle yenıyıl ıcın evde artık cocuklarımızın oynamadıgı oyuncaklar toplanır, ve buna benzer bır cok aktıvıte yapılır.
Kısaca sunu soylemek ıstıyorum anne baba olmak gercekten yasanılması gereken ozel bır tecrube ve ınsanın tekamulune de cok yardımcı oluyor. Ozellıklede sabır konusunda..:)
sevgılerımle

Ekim
26
2008
Pazar

23:14

biraz dikkatmiş..:)

Sevgili buRAK, “günlüksüzlük” kaldım deyip ciyak ciyak feryat ederken geçen günlerin birinde.. aslında bunun ne kadar kolay olduğunu farkettim henüz .. “aman tanrım”.. şimdi ne demeliyim :) telaş , panik, heyecan, yalnız kalmışlık gibi hezeyanlar içinde çabalarken farkedememişim..şimdi sakin çabasız tıklamalarla herşeyin ne kadar akışkan olduğunu gördüm..”günaydın” der gibisiniz :) olsun.. kendimi böyle yakalamışken paylaşmadan edemedim.. evet eskiye değil yeniye “merhaba”..olması gerektiği gibi..
sevgi ve ışıkla kalın

Ekim
26
2008
Pazar

23:14

İnsan…

buRAK ben bır açev gonullusuyum(anne çocuk egıtım vakfı)ve okuma yazma bılmeyen yetıskınlere okuma yazma ogretıyorum gonullu olarak..bu programa bu sene dahıl oldum ben.benım ıcın ınanılmaz bı deneyım ve degısımdı..kdk kartlarının elıme gectıgı gun basladım ben bu ıse ..hatta eşim o gun rahatsızlandı..ve ben bu nıyetle hemen kartları actım..ınanılmazdı buRAK ..sankı benı gordulerde ,yanımdalarda ..ben bı kez daha şok oldum..çıkan kart soleydı !sevap karsılık beklemeden yapılan sevap..iste yaptıgımda tam anlamıyla buydu..şimdı 21 kisılık sınıfım olustu ve bana uöut bagladılar ogrencılerım..sana bu duyguyu anlatamam..yuregım ,ruhum kalbım buyudu daha sımdıden..tesekkurler allahım

Ekim
25
2008
Cumartesi

14:01

Bizim kartlarımız çok iyi çalışıyor…

Bir haftadır farklı olaylar gelişse de aynı kişi ile ilgili sorduğum sorulara aldığım cevap mim kartında hiç değişmedi.Sessizlik orucu dedi her zaman, her zaman şşşş dedi kartlar bana.Nasıldır anlayamıyorum.Nasıl bir çekim var bu kartlarda gerçekten inanılmaz diyorum.Kartları kontrol ettim tek tek eksik ya da fazlalık yok ama bana aynı kişi ile ilgili soruların hepsinde aynı kart geliyor, nasıl çekersem çekeyim kartları…

Ekim
24
2008
Cuma

18:38

Çocuklar üzerine…

Emir bey’le çok haşir-neşir olduk bir de bir arkadaşı çocuğunun adına buRAK adını verdi ya, bizim evde şiddetli bir “çocuk” rüzgarı mevcut. Gözler çocuktan başka birşey görmüyor. Bu mağaza buraya yeni mi açılmış diyorum, “Evet, çocuk reyonu bile var” yanıtını alıyorum. Ya da yürüyüşün nasıl geçti sorusuna, “Çok güzeldi, herkes çocuklarıyla gelmiş…” yanıtı geliyor. Şimdi bir deney yapiim. Bi konu atiim ortaya, o konu bir şekilde çocuğa bağlanmazsa ben de buRAK diilim : )

Sanıyorum insan nesli böyle baskılar sonucu devam ediyor : ) Az-biraz daha sonra hayırlısıyla… Bu vesileyle efendim. Çocuk konusunda damlayan birşeyler var, hem beynime hem gönlüme. Onları paylaşmak istedim dostlarımla.

Önemli olan kendininkileri doğurmak değil. Önemli olan toplumun çocuklarını doğurmak. Önce toplumun çocuklarını doğuracaksın, sonra kendininkileri…

Geçen gün çok ama çok önemli bir bilgiye eriştim. Kısa ve öz fakat çok büyük bir hayat sırrı olduğuna inandım. Büyük ipucu, tekamül sınavından bir kopya. Aşağıdaki satırı çok ama çok dikkatle okumanızı, asla aklınızdan çıkarmamanızı öneriyorum.

Altını çiziyoruz “acı” olgusuyla ilgili bu bilginin. İsterseniz büyük de yazalım.

EĞER, BAŞKALARININ ACILARINA ORTAK OLURSAN, BAŞKALARININ ACISINA DUYARLI OLURSAN, TANRININ, EVRENİN, KOZMİK MEKANİZMANIN SANA, SANA ÖZEL BİR ACI VERMESİNE GEREK KALMIYOR.

Bu hayat, mükemmel bir cennet değil ve bu yüzden mutlulukla acıyı birarada yaşamak zorundayız. Ne kadar mutlu olursan ol, acı olgusu hayatına kapıdan, bacadan, bir köşeden girmek durumunda. Her güzel şey, işte bu yüzden sonlanıyor. Çünkü insan, musmutlu olduğu zamanlarda değil, en mutsuz zamanlarında değişiyor, gelişiyor. Acı bir yıldırım. Sen de gece, o fırtınada, tekamül kumsalında yürüyorsan, o yıldırım er yada geç üzerine düşecektir, şüphen olmasın. İşte bu milyon yıllık kural, evrensel kaide değişebilir. Bu yüzden bu bilgiyi ayrı bir yere koyuyorum.

Yapman gereken şey şu. Evrende mevcut bulunan “acı frekansı”nın üzerinden geçmesine müsade edeceksin. Kendi rızanla kendini topraklayacaksın. Yoksa yıldırımlar, akbabalar gibi dönüyor tepede…

Tanrı/Evren/Kozmik mekanizma bu acı dolu elektrik akımını bizim üzerimizden geçirmek zorunda. Yoksa, tekamül olmuyor. Diğer bir deyişle: ACISIZ BİR HAYAT KONUSUNDA TANRI’NIN ELİNDEN GELEN BİRŞEY YOK…

Fakat işte birşey var. Ruhsal bir kısayol. Aklını kullanırsan, samimiyet ile buna sarılırsan, bu sistemi devre dışı bırakabilirsin. Kozmik mekanizmadaki bir “sistem açığı” bu…

Acı akımı geçsin üzerimden tamam. Tamam da bu acı benim şahsıma ait olmak zorunda mı?

İşte bu soruya olumsuz cevap veremiyor ruhani alem. Başka varlıkların, başka insanların sıkıntılarına, kendi sıkıntılarına olduğun kadar duyarlı olursan, onları kendi sıkıntın kabul eder harekete geçersen, tekamül sistematiğinde “sıkıntı yaşama” programını devre dışı bırakabiliyorsun. Üzerinden gene acı geçiyor ama bunlar “seninkiler” değil. Sen hem duyarlı bir vatandaş hem de bilge bir ruh halini aldığın için. Sokakta gördüğün bir insanın acısını kendi yüreğinde hissediyorsan, acılıların acısıyla gözlerin doluyorsa senin, sadece üzülmekle kalmayıp, kendi çapında birşeyler yapmaya yelteniyorsan, seninle neden uğraşsın yukarısı? Sen tamamsın. Hem daha iyi bir yurttaşsın hem de daha kamil bir insan.

İşte toplumun çocuklarını doğurma’nın altındaki sır da bu. Milyonlarca dünya çocuğu bu hallerdeyken, senin gözün kendi çocuğundan başkasını görmeyince, yenidoğan o çocuğu sen, kendi elinle bir imtihan nesnesi haline getiriyorsun. O çocukların acısına ortak olmadığın için, senin çocuğun acıların ortağı oluveriyor. Annelere, babalara, anane, babane, tüm dedeler… Sadece kendi çocuklarınıza yoğunlaşarak, çocuklarınıza ne kadar zarar verdiğinizi bilemezsiniz. Fırtınalı, gök gürlemeli, tekamül kumsallarına, çocuklarınızı bu şekilde asla ama asla bırakmayın. Yıldırımlardan biri onu, dolayısıyla sizi mutlaka ama mutlaka bulacaktır.

Hayvanseverler için de geçerli olan bir olgu bu. Sokaktaki kediler, köpekler ne olmuş, akşam çöplükte yemek bulabilmişler mi, sizin sokaktaki kedilerin temiz bir su içme kabı var mı? Bunlardan bihaber olarak, sadece Richie’ye odaklı bir hayvanseverlik içine giremezsin. Çünkü Richie “senin”. Ve bu yüzden ona duyduğun sevginin önemli bir bölümü “sana” geri dönüyor. Sen Richie-seversin. Hayvan-sever olman için, hayvanların bütününe dönük bir duyarlılık içinde olmalısın. Çocuk ve hayvan… Bunlar birbirleriyle çapraz bağlar içinde de olabilirler. Aşağıda kediler, temiz su bulamadıkları için böbrek hastası olurken, sen, yukarıda, suların bol bol aktığı o sırça köşkte, sen ve çocuğun nasıl güvende olabilirsiniz?

Varlıklı anne-babaların çocuklarına 7-8 milyarlık beşikler aldığını duyduğumda, aklımda ilk beliren düşünce şu olmuştu: “Çocuklarını çivili yataklara yatırıyorlar…” Çocukların bu kadar sorunlarının olduğu bir ülkede, bu kadar yüksek bir harcamayı, ne insanlara ne de kozmik sistem düzenleyicilerine hiçbir şekilde anlatamazsın. Anlatamazsın da anlatamazsın… Bu işte bir yanlışlık var ve senin çocuğun spot ışıklarının altında. Evrenin gözleri üzerinde. Eksi akımlardan akım beğen…

Mesela. 7 milyarlık o beşik yerine, 100 tane normal ölçülerde beşik alsan, 1 tanesinde kendi çocuğunu, 99 tanesinde “toplumun çocuklarını” uyutsaydın… İşte ben bir çocuğa verilebilecek bundan güzel bir “yatak” tanımıyorum. Miras bırakabileceğin bundan büyük bir servet de tanımıyorum.

“Çocuğunun üzerindeki o izolasyonu ya sen kaldır, ya da bunu ben yapmak zorundayım.”

Bunun ölçüsünün ne olduğunu sormuştum içimdeki sese. Yani ne kadar kendine, ne kadar başkasının çocuğuna? Ve şu altın oranı öğrendim. “Sağlıklı” çocuk yetiştirmenin altın oranı:

1′e 1 ölçü. Kendi çocuğuna yaptığın 1x güzelliği, 1x ölçüsünde toplumun çocuklarına da yap. Ya da tam tesi toplumun çocuklarına ne kadar veriyorsan, kendi çocuğuna da o kadar vermelisin. Çocuğunu spotların altına yatırma, şimşekleri üzerine çekme. İnsanlığın olağanüstü acılar çektiği bir çağda yaşamakta olduğumuz için. 1′e1 çok görünebilir. 1 tane 1, milyonlara bölünüyor, diğer tarafta 1 tane 1, senin elinde var 1. O yüzden hiç de az değil. Fazlasıyla yeterli.

Annelik ve babalık… Ve özellikle annelik… Dedikleri gibi kutsal. Bunu ben çok iyi bilirim. Fakat hiç kimse darılmasın, gücenmesin. Anneliklerin en ama en mukaddesi, toplum annelikleri. Babalıkların da de en kutsalı toplum babalıkları. Fiziksel annelik ve babalığın içinde hormonlarımızın bize öğrettikleri, bizi yönetlttikleri de var. Toplum anneliği ise saf sevginin ve yüksek bilginin getirdiği, sadece insanlara özel bir duygu seviyesi…

Evli fakat çocuğu olmayan muhteşem insanlar tanıdım. Bu insanların hepsi istisnasız, çok ama çok güzel insanlardı. Onlar “bizim çocuğumuz yok” dediğinde, içimden hep onları düzeltmişimdir: “Hayır senin milyonlarca çocuğun var.” Bu durum fiziksel bir durumsa, belli ki evren sana, ilgini ve sevgini tek bir, tek iki, tek üç çocukla sınırlama izni vermemiş. Çocuk verilmemiş değil, bilakis çocuğa boğulmuşsun…

Kitaplar dünyayı değiştirebilir mi? Biz ileride, sesimiz yüksek çıktığında, insanlarımıza, kanbağı ile ruhbağı arasındaki farkı anlatacağız, işte o gün, o farkındalık yayıldığında, yetimhanelerde tek bir çocuğun kalmadığını göreceğiz. “Önsipariş”… Kapış kapış… Düşünsene, doğum eziyetini by-pass ederek evren sana “öz evlatlar” bahşetmiş… Bu bilginin olduğu yerde, boşta, ilgisizlik çeken çocuk kalır mı? Yalnız buraya bir işaret koymamızda yarar var. Toplumun çocukları, evlat edinmekle sınırlı asla değil. Gidip bir çocuğu “seninkileştirmek”se gerçek eğilimin, bir zamanlar toplumun çocuğu olan o çocuk, şimdi “senin” çocuğun olur ve aynı sistem işler. Şimşekler gelip seni ve onu mutlaka bulacaktır.

Kendi çocuklarıyla ilgili çok sıkıntı çeken, sevgili dostlarımızın varlığından haberdarım, bizim okuyucu ailemizin içinde. Onlara da tek tavsiyem, koşullar ne kadar zorlu olursa olsun, o sıkıntılarının içinde, diğer çocukların sorunlarına da, kıyısından köşesinden, odaklanmanın bir yolunu bulmalarıdır. Unutmayın. Hastalıklar ve sıkıntılar bize “kendi derdimize düşmemiz” için verilmiyor… Herkesin derdine duyarlı olabilmenin ilk aşaması olarak veriliyor. Dert nedir bunu öğren 1. Acıyla dolu bu süreçte duyarlılıkların anormal gelişsin 2. Sonunda herkesin dertlerine duyarlı bilge bir ruh yani halife ol. Bu da 3… Ve güzel haber: Bu merdivene direk 3. basamaktan başlamak mümkün. Biraz gayretle. Toplumun tüm annelerine, tüm babalarına imza Çocuklar üzerine...

Ekim
24
2008
Cuma

16:39

İzmir…

İstanbul’da yaşayan bir İzmirli olarak oralarda neler oluyor :) ile ilgli şöyle bir düşüncem var.Tarihine bakıldığında İzmirden gelen geçen medeniyetler ve insanlar hepimizin malumu.Yaşadığımız zamanlarda meşhur adıyla ” Gavur İzmir “:) Sürüye bir türlü dahil edilemeyen, hemen hemen tüm Türkiye’de etkili olmuş ” xxx formülünün tuturulamadığı şehir..Yahu birşeyler hep yanlış anlaşılıyor diye düşünen ama kendileri yanlış anlaşılan.. kendilerine olan güvenin, içlerinden gelen kahkahanın etkisiyle ışıldadığı için sevenlerce güzel sevmeyenlerce “fa…şe” :) kadınların yaşadığı şehir..bireysel ve toplumsal devrimlere olan ihtiyacın farkında olan bir çok insan toplu halde yaşıyor İzmir’de sanırım. Birşeylerin yanlış olduğunu bilen ama gittiğimiz yoldan memnun olmayan , ülkesinin geri kalanına gittikçe yabancılaşan. Çok hevesli ve çok sorusu var İzmir’in diye düşünüyorum.. Aynı sezgilerle ve istekle TDG da buluşan biz gibi.. hepimize sevgiler..

Ekim
24
2008
Cuma

16:35

Farz…

Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. TDG’ yi büyük bir zevkle okudum. (Tekrar okuyacağım, o ayrı)Sizin ‘Farz’lar hakkındaki düşüncelerinizi bilmek istiyorum. Uygun olduğunuz bir zaman yazarsanız memnun olurum. Selam ve saygıyla.

notu Farz...

Tanrı’nın doğum günü’nden geçmiş, artık bilen birisi olarak bu soruyu hiç sormadığınızı farz-ediyorum efendim : )

Ekim
24
2008
Cuma

16:26

Zeitgeist 2…

link

Ekim
24
2008
Cuma

16:25

KDK…

Uzun zaman oldu yazışmayalı…Öncelik’le Emir’e ömürler boyu sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum.Her şey gönlünüzce olsun. Biz 2 gündür şoktayız buRAK’çım…Eşim ile Cumartesi sabahı kartlar elimize ulaştığı andan itibaren dışarıya çıkamadık…Bu kartlar süper çalışıyor…Tüm samimiyetimle kah ürperdik, kah ağladık,kah sımsıcak gülümsedik birbirimize, Dona’ya ve Sana… Bu kartlar TDG’den sonra bir daha yepyeni ufukları görmemize vesile oldu Kardeşim.Ve daha yapacağımız nice keşiflerde yanıbaşımızda olacaklar, hissediyorum… İyi ki varsın.Seni çok seviyorum… Sevgi ve saygılarımla,

Ekim
24
2008
Cuma

16:24

ŞAŞKINIZ!!!!

Sevgili buRAK TDG ile geçen sene tanıştık.(eşim ve ben)bizim beynimize yüreğimize öylesine sindiki işte bu dedik!canına ruhuna sağlık.bu arada kdk’ları merakla bekledim.eşim bugün getirdi.odaklandığım soruya aldığım cevap karşısında kalakaldım.eşimle paylaşınca oda denedi.sorusunu sordu cevabı aldı sonra yine denemek istedi kartları karıştırdık ve neoldu dersin?gene aynı kartlar gelmez mi?bunun olmasının 6800 kusürda bir olacağını söyleyince ben gene aynı soruya odaklanmıştım demez mi???????Resmen dumur oldum kaldım.verilen mesajlar bu kadar mı cevap olur,en azından bizim için.şaşkınım,mutluyum.iyiki bu yola çıkmışsın varlığına ruhuna sağlık kardeşim.sevgiyle kal :-))

Ekim
24
2008
Cuma

16:01

Ben…

“BEN” den bahsetmeyeceğime dair kendime söz vermiştim; sözümü tutarım hep; ama bazen bazı şeyleri bozmak lazım…
Geçmiş: Ağustos 2007 de TDG’yı ilk elime aldığımda (henüz satın almamış, ne yazarı, ne yazılanlar konusunda-birkaç cümlenin dışında- bilgim yokken; cümle içi sıralamanın yeri değiştirilebilir) arada sırada yaptığım; mantık dışı ve tamamen duygusal bir deneme yapmıştım; tıpkı kart çeker gibi… Rasgele bir sayfa açtım; bir bölüm ve bir cümle çıktı karşıma, daha sonra içine düşeceğim durumu anlatan bir cümleymiş meğerse BU. Ardındaki cümleyi ve Dona’nın yorumunu okudum sonra. Şaşkın bir halde, biraz da dudak çizgilerimi yukarı çekerek kapattım TDG’yı. Sonra bu yorumu okuduğumu bile unutmuşken; birde baktım takılıp düşmüşüm içine bu olaylar yumağının…

Bugün: İşte Ruhum bu yumağa şekil vermemi istiyor, eğer dünyada yaşayacaksan; kendine dikkat etmelisin, sen değerlisin diyor. Oysa ben hiçbirşey istemediğimi söylemiştim ona;’Sen zincirlere bağlanmayacak kadar özgürsün, korkma.Sen güçlüsün,her sonuca katlanabilecek kadar güçlü’diyor.
Korktum çünkü; Tanrısallıktan uzaklaştım, Tanrısallıktan uzaklaşıp, zincirlere vurulduğumu, Unutmak için çaba gösterirsem; özgürleşeceğimi, korkumun geçeceğini sandım; ooOlmadı. Ruhum göz kırptı bana, bir ipucu verdi; sen kaçıyorsun dedi. Kaçtığımı biliyor ama inanmak istemiyordum aslında…
Kaçmak (geçen gün rüyamda %100 kaçtığım gösterildi) çözüm değilmiş.
Ama kalmalı mı yım, gitmeli mi, devam etmeli mi, bırakmalı mı,dinlemeli mi, zorlamalı mıyım, yoksa hiç karışmamalı mı, konuşmalı mı, susmalı mı yoksa sormalı mı, herşeye karşın istemeli mi.
İşte bunun için; gidip KDK alacağım; bir de KDK’yı deneyeyim, belki yardımcı olur “bu konuda” bana. Hiçbir kitap, hiçbir kimse, hiçbir yazı, hiçbir paket (hediye) hiçbir vb. yardımcı olamadı şimdiye kadar “BANA”. TDG da karşıma çıkan, o yorumda anlatılanlar lazım bana.

Ekim
24
2008
Cuma

16:00

Amanın… Hemen düzelttik…:)

Merhaba buRAK,
KDK geldi. Ellerine sağlık. Çok şık olmuş ayrıca :))
Mail’de “Kitaplarınız bugün yada yarın kargoya..” “yada” ayrı yazılır biliyorsunuz.
Çok çok sevgiler…

Ekim
24
2008
Cuma

15:39

Çok rica… Yazım karakteri…

Güzel mektuplarımızı gönderirken sitemizin yazım karakterine göre gönderirsek çok makbuleye geçer. Mesela. Baştan sona büyük harf. Olmaz, ben hasta olurum, tansiyonum çıkar. Titizliğimiz malum : ) Bunları tek tek küçük harfe çevirip öyle koyuyorum siteye. Çevirecek zamanım olmayınca da bekliyor bir köşede, kalıyor. Bir de başlıklardaki stilimiz de şu. İlk harf büyük. Sonrası küçük. Cümle bitince bas üç noktayı. Üç nokta ile son kelime arasında boşluk yok bi de : ) imza Çok rica... Yazım karakteri...

Ekim
24
2008
Cuma

15:35

Tanrının tarlaları… (E ama hani müziği?)

Bu sabah çalıştırdığım kartlarda susma orucuna girmem gerektiği çıkmıştı ve hemen başladım son kartta ise hayalin hazır yazıyordu….bir saat önce yeniden aldım kartları elime ve odaklanıp bundan sonra gitmem gereken yolu sordum…müziğe gerimi dönmeliyim yoksa sıradan hayatıma devammı etmeliyim diye…tanrı biliyor ki yaşadığım kötü deneyimler ve o kimliği üzerimden sıyırıp çıkarmış olmamdan dolayı müziği işaret eden bir kart çıkmaması için dua ettim bi yandan….ama çektiğim kart tokat gibi çarptı yüzüme…müziğe küskündüm ya bu kimliği üzerimden soyunurken,bana ”barışsana” kartı çıktı…sendeledim koltukta oturmama rağmen,moralim bozuldu hatta…sonra gitarıma baktım,üzerindeki toza….elime aldım isteksizce biraz gezindim tellerin üzerinde…sonra kendimi yatağın üzerinde bağdaç kurup oturmuş,kucağımda girtarımla,yatağımın kenarında duran komidinin üzerindeki kitabın en arka boş sayfasını karalarken buldum…kelimeler ve melodi aynı anda döküldü büyü bozulmasın diye nasıl çaba harcadım anlatamam…:)heyecan,panik,korku,sevinç,hüzün karmakarışık oldum o anda ama durmamalıyım dedim ve durmadım….yaklaşık 10 dakika sonra sözü ve müziği bana ait bu şarkı çıktı ortaya…bizden başka kimseyle paylaşamazdım ilk önce.,dumanı üzerinde hala sıcak sıcak tütmekte fırından yeni çıktı….:) tanrının tarlaları

Değişir herşey.sen değişmesende inatla
Saklanacak bi yer yok artık,
Bulursan hiç durma kaç…
Duyuyormusun?
Dipten gelen o sesleri,
Tüm maskeler indi,
1000 yıllık oyun burda bitti.

Yolumuz çok uzun ama
Önümüz apaçık istersen….

Tanrının tarlalarına düşler ekeceğiz
Budur ancak kuruluş yolu
Sevgiyle büyüyeceğiz…

Tanrının tarlalarına sevgi ekeceğiz
Yağmurla sulanırken
Birlikte büyüyeceğiz……

Sevgiyle:)

Ekim
24
2008
Cuma

14:59

Brunch…

19 ekim tarihinli akşam gazetesini aldım. TDG ile ilgili yazı yoktu. Yoksa vardı da ben mi göremedim. sevgiyle biz.

notu Brunch...

Akşam gazetesi’nin Brunch isimli ekinde çıkmıştı yazı. Biz de ancak bir bakkalda bulabildik, diğerlerinde yoktu. Bu aynı zamanda, parayla ayrıca da satılabilen bir dergi ilavesiymiş. Fakat artık bunun bir önemi kalmadı. Bakın şu kaderin cilvesine ki, o sayı meğer Brunch dergisi’nin kapanış sayısıymış… Epey bir insan işten çıkarılarak derginin yayın hayatına son verilmiş. Kırk yılın başı basında bizim için bir yazı çıktı, o yazı Tanrı’nın doğum günü’nün doğum, derginin ise son gününe denk geldi : )

Ekim
24
2008
Cuma

14:53

KDK…

kdk kartlarınızı izmirde nereden satın alabilirim? Teşekkürler.

notu KDK...

TÜm D&R Şubelerinde ve Remzi Kitabevi İzmir şubesinde kesin bulursunuz. İzmir ve Adana ile ilgili kısa bir KDK hikayesi nakledeceğim. Ben yokum burada. Diyenar düzenli sabah siparişlerini gönderiyor. Kartlar ve kitaplar kargoya veriliyor. Fakat akşamüzeri oluyor. D&R merkezinden cayır cayır bir telefon geliyor.

- Çok acil KDK göndermeniz lazım.
- Yarın kargoya verelim.
- Hayır olmaz. Acil lazım. Taksiyle gönderin.
- Tamamdır. İyi de neden bu acele?
- İzmir… Kişisel Devrim Kartları’na İzmir’den aşırı talep var…

:)
Acaba İzmir’de neler oluyor o sıra? Bu hareketlilik nasıl oluştu? Çok sevgili dostlarımız var İzmir’de, acaba onlar çok mu çalışıyor bu ara, başka bir nedeni mi var yoksa bu yerel-enerjisel bir manzaranın mı eseri?

Bu arada şöyle enteresan duraksamalar yaşanmış sipariş sisteminde. “E ama biz bu adrese göndermiştik. Acaba gitmemiş mi?” Biraz araştırma. Evet adres aynı fakat isim değişik. Apartman komşuları : ) O kadar çok olmuş ki bu “aynı adres” durumu. İnsanlar iş arkadaşlarına, apartman komşularına tavsiye etmişler. Aynı sokak alımları bile varmış : ) Çok hoşuma gitti bu durum. “İzmir etkisi” diyelim en iyisi buna. Paylaşabileceğim başka bir veri de şu. Kitabevleri olsun, Diyenar’lar olsun hepsi çok satıyor kartlarımızı. Ama en çok Doğumgünü Kitapçısı satıyor : ) DGK projemiz, yavaş yavaş istediğimiz yere gelmeye başladı. Daha bu hiçbirşey değil, kafamızdaki tilkiler bu arada birbirlerine çarpmaya başladı, o kadar çoklar yani : )

E ama iki ilimizin KDK hikayesini anlatacaktım, hani Adana? Adana bu hikayenin şurasında efendim. İzmir, KDK’larını taksiyle getirtirken, sevgili bir dostumuz Adana Diyenar’da neden kartlar yok anlamında bir soru yöneltmekteydi. Sanıyorum Adana’nın sorusunun cevabı İzmir’in içinde saklı : ) Bilmem anlatabiliyor muyum : ) imza KDK...

Ekim
23
2008
Perşembe

16:29

İnternet…

Evde internet bağlantımızda sorun var. Aslında epeydir var. Sitede işlem yapmak dakikalar alıyor. Babamla denemeler, uğraşmalar, sonunda bir arıza olduğunu tespit edebildik. Olması gerekenden 40 kat yavaşlamış, bağlanma hızımız 1990′ların hızında şu an : ) Servisi geldiğinde hızlanacağız hayırlısıyla. Bunu neden anlatıyorum. İnternet hızımız yükselir yükselmez Proje 1 ve Proje 2′yi açıklayacağım da ondan : ) imza İnternet...

Ekim
22
2008
Çarşamba

16:23

Yeni site tekrar hayırlı olsun, bu kaçıncı hayırlama bilemicem :)

Ekim
22
2008
Çarşamba

15:32

Kdk aldım..

bende 19 ekim tarihin de ki tarihten haberim o esna da yoktu, kdk mı bi D&R dan edindim..kartlar güzel olmuş..tebrik ederim..yaratıcı olmak başka bişi canımm..bye

Ekim
22
2008
Çarşamba

14:44

Bayıldım bu sloganlara… Bunları nereye koysak nereye koysak…

KDK larımı aldım Ankamall D&R’dan… Raflarda gıcır gıcır sigara paketleri gibi duruyordu. Acaba dedim herbirine sigara paketlerindeki gibi değişik sloganlar mı koysaydık. İşte sigara paketleri üzerindeki bazı sloganların KDK karşılıkları için birkaç öneri:

“Sigara içmek öldürür”
KDK okumak yaşatır.

“ Yasal Uyarı: Sağlığa Zararlıdır”
KDK sağlığa yararlıdır.

“Hamile iken sigara içmek bebeğe zarar verir”
Hamile iken KDK okumak bebeğe yön verir.

“Sigara içmek size ve çevrenizdekilere ciddi zararlar verir”
KDK okumak size ve çevrenizdekilere ciddi açılımlar getirir.

“Sigara içmek yüksek derecede bağımlılık yapar, başlamayın.”
KDK okumak yüksek derecede bağımsızlık yapar, hemen başlayın…. :))))