Emir bey’le çok haşir-neşir olduk bir de bir arkadaşı çocuğunun adına buRAK adını verdi ya, bizim evde şiddetli bir “çocuk” rüzgarı mevcut. Gözler çocuktan başka birşey görmüyor. Bu mağaza buraya yeni mi açılmış diyorum, “Evet, çocuk reyonu bile var” yanıtını alıyorum. Ya da yürüyüşün nasıl geçti sorusuna, “Çok güzeldi, herkes çocuklarıyla gelmiş…” yanıtı geliyor. Şimdi bir deney yapiim. Bi konu atiim ortaya, o konu bir şekilde çocuğa bağlanmazsa ben de buRAK diilim : )
Sanıyorum insan nesli böyle baskılar sonucu devam ediyor : ) Az-biraz daha sonra hayırlısıyla… Bu vesileyle efendim. Çocuk konusunda damlayan birşeyler var, hem beynime hem gönlüme. Onları paylaşmak istedim dostlarımla.
Önemli olan kendininkileri doğurmak değil. Önemli olan toplumun çocuklarını doğurmak. Önce toplumun çocuklarını doğuracaksın, sonra kendininkileri…
Geçen gün çok ama çok önemli bir bilgiye eriştim. Kısa ve öz fakat çok büyük bir hayat sırrı olduğuna inandım. Büyük ipucu, tekamül sınavından bir kopya. Aşağıdaki satırı çok ama çok dikkatle okumanızı, asla aklınızdan çıkarmamanızı öneriyorum.
Altını çiziyoruz “acı” olgusuyla ilgili bu bilginin. İsterseniz büyük de yazalım.
EĞER, BAŞKALARININ ACILARINA ORTAK OLURSAN, BAŞKALARININ ACISINA DUYARLI OLURSAN, TANRININ, EVRENİN, KOZMİK MEKANİZMANIN SANA, SANA ÖZEL BİR ACI VERMESİNE GEREK KALMIYOR.
Bu hayat, mükemmel bir cennet değil ve bu yüzden mutlulukla acıyı birarada yaşamak zorundayız. Ne kadar mutlu olursan ol, acı olgusu hayatına kapıdan, bacadan, bir köşeden girmek durumunda. Her güzel şey, işte bu yüzden sonlanıyor. Çünkü insan, musmutlu olduğu zamanlarda değil, en mutsuz zamanlarında değişiyor, gelişiyor. Acı bir yıldırım. Sen de gece, o fırtınada, tekamül kumsalında yürüyorsan, o yıldırım er yada geç üzerine düşecektir, şüphen olmasın. İşte bu milyon yıllık kural, evrensel kaide değişebilir. Bu yüzden bu bilgiyi ayrı bir yere koyuyorum.
Yapman gereken şey şu. Evrende mevcut bulunan “acı frekansı”nın üzerinden geçmesine müsade edeceksin. Kendi rızanla kendini topraklayacaksın. Yoksa yıldırımlar, akbabalar gibi dönüyor tepede…
Tanrı/Evren/Kozmik mekanizma bu acı dolu elektrik akımını bizim üzerimizden geçirmek zorunda. Yoksa, tekamül olmuyor. Diğer bir deyişle: ACISIZ BİR HAYAT KONUSUNDA TANRI’NIN ELİNDEN GELEN BİRŞEY YOK…
Fakat işte birşey var. Ruhsal bir kısayol. Aklını kullanırsan, samimiyet ile buna sarılırsan, bu sistemi devre dışı bırakabilirsin. Kozmik mekanizmadaki bir “sistem açığı” bu…
Acı akımı geçsin üzerimden tamam. Tamam da bu acı benim şahsıma ait olmak zorunda mı?
İşte bu soruya olumsuz cevap veremiyor ruhani alem. Başka varlıkların, başka insanların sıkıntılarına, kendi sıkıntılarına olduğun kadar duyarlı olursan, onları kendi sıkıntın kabul eder harekete geçersen, tekamül sistematiğinde “sıkıntı yaşama” programını devre dışı bırakabiliyorsun. Üzerinden gene acı geçiyor ama bunlar “seninkiler” değil. Sen hem duyarlı bir vatandaş hem de bilge bir ruh halini aldığın için. Sokakta gördüğün bir insanın acısını kendi yüreğinde hissediyorsan, acılıların acısıyla gözlerin doluyorsa senin, sadece üzülmekle kalmayıp, kendi çapında birşeyler yapmaya yelteniyorsan, seninle neden uğraşsın yukarısı? Sen tamamsın. Hem daha iyi bir yurttaşsın hem de daha kamil bir insan.
İşte toplumun çocuklarını doğurma’nın altındaki sır da bu. Milyonlarca dünya çocuğu bu hallerdeyken, senin gözün kendi çocuğundan başkasını görmeyince, yenidoğan o çocuğu sen, kendi elinle bir imtihan nesnesi haline getiriyorsun. O çocukların acısına ortak olmadığın için, senin çocuğun acıların ortağı oluveriyor. Annelere, babalara, anane, babane, tüm dedeler… Sadece kendi çocuklarınıza yoğunlaşarak, çocuklarınıza ne kadar zarar verdiğinizi bilemezsiniz. Fırtınalı, gök gürlemeli, tekamül kumsallarına, çocuklarınızı bu şekilde asla ama asla bırakmayın. Yıldırımlardan biri onu, dolayısıyla sizi mutlaka ama mutlaka bulacaktır.
Hayvanseverler için de geçerli olan bir olgu bu. Sokaktaki kediler, köpekler ne olmuş, akşam çöplükte yemek bulabilmişler mi, sizin sokaktaki kedilerin temiz bir su içme kabı var mı? Bunlardan bihaber olarak, sadece Richie’ye odaklı bir hayvanseverlik içine giremezsin. Çünkü Richie “senin”. Ve bu yüzden ona duyduğun sevginin önemli bir bölümü “sana” geri dönüyor. Sen Richie-seversin. Hayvan-sever olman için, hayvanların bütününe dönük bir duyarlılık içinde olmalısın. Çocuk ve hayvan… Bunlar birbirleriyle çapraz bağlar içinde de olabilirler. Aşağıda kediler, temiz su bulamadıkları için böbrek hastası olurken, sen, yukarıda, suların bol bol aktığı o sırça köşkte, sen ve çocuğun nasıl güvende olabilirsiniz?
Varlıklı anne-babaların çocuklarına 7-8 milyarlık beşikler aldığını duyduğumda, aklımda ilk beliren düşünce şu olmuştu: “Çocuklarını çivili yataklara yatırıyorlar…” Çocukların bu kadar sorunlarının olduğu bir ülkede, bu kadar yüksek bir harcamayı, ne insanlara ne de kozmik sistem düzenleyicilerine hiçbir şekilde anlatamazsın. Anlatamazsın da anlatamazsın… Bu işte bir yanlışlık var ve senin çocuğun spot ışıklarının altında. Evrenin gözleri üzerinde. Eksi akımlardan akım beğen…
Mesela. 7 milyarlık o beşik yerine, 100 tane normal ölçülerde beşik alsan, 1 tanesinde kendi çocuğunu, 99 tanesinde “toplumun çocuklarını” uyutsaydın… İşte ben bir çocuğa verilebilecek bundan güzel bir “yatak” tanımıyorum. Miras bırakabileceğin bundan büyük bir servet de tanımıyorum.
“Çocuğunun üzerindeki o izolasyonu ya sen kaldır, ya da bunu ben yapmak zorundayım.”
Bunun ölçüsünün ne olduğunu sormuştum içimdeki sese. Yani ne kadar kendine, ne kadar başkasının çocuğuna? Ve şu altın oranı öğrendim. “Sağlıklı” çocuk yetiştirmenin altın oranı:
1′e 1 ölçü. Kendi çocuğuna yaptığın 1x güzelliği, 1x ölçüsünde toplumun çocuklarına da yap. Ya da tam tesi toplumun çocuklarına ne kadar veriyorsan, kendi çocuğuna da o kadar vermelisin. Çocuğunu spotların altına yatırma, şimşekleri üzerine çekme. İnsanlığın olağanüstü acılar çektiği bir çağda yaşamakta olduğumuz için. 1′e1 çok görünebilir. 1 tane 1, milyonlara bölünüyor, diğer tarafta 1 tane 1, senin elinde var 1. O yüzden hiç de az değil. Fazlasıyla yeterli.
Annelik ve babalık… Ve özellikle annelik… Dedikleri gibi kutsal. Bunu ben çok iyi bilirim. Fakat hiç kimse darılmasın, gücenmesin. Anneliklerin en ama en mukaddesi, toplum annelikleri. Babalıkların da de en kutsalı toplum babalıkları. Fiziksel annelik ve babalığın içinde hormonlarımızın bize öğrettikleri, bizi yönetlttikleri de var. Toplum anneliği ise saf sevginin ve yüksek bilginin getirdiği, sadece insanlara özel bir duygu seviyesi…
Evli fakat çocuğu olmayan muhteşem insanlar tanıdım. Bu insanların hepsi istisnasız, çok ama çok güzel insanlardı. Onlar “bizim çocuğumuz yok” dediğinde, içimden hep onları düzeltmişimdir: “Hayır senin milyonlarca çocuğun var.” Bu durum fiziksel bir durumsa, belli ki evren sana, ilgini ve sevgini tek bir, tek iki, tek üç çocukla sınırlama izni vermemiş. Çocuk verilmemiş değil, bilakis çocuğa boğulmuşsun…
Kitaplar dünyayı değiştirebilir mi? Biz ileride, sesimiz yüksek çıktığında, insanlarımıza, kanbağı ile ruhbağı arasındaki farkı anlatacağız, işte o gün, o farkındalık yayıldığında, yetimhanelerde tek bir çocuğun kalmadığını göreceğiz. “Önsipariş”… Kapış kapış… Düşünsene, doğum eziyetini by-pass ederek evren sana “öz evlatlar” bahşetmiş… Bu bilginin olduğu yerde, boşta, ilgisizlik çeken çocuk kalır mı? Yalnız buraya bir işaret koymamızda yarar var. Toplumun çocukları, evlat edinmekle sınırlı asla değil. Gidip bir çocuğu “seninkileştirmek”se gerçek eğilimin, bir zamanlar toplumun çocuğu olan o çocuk, şimdi “senin” çocuğun olur ve aynı sistem işler. Şimşekler gelip seni ve onu mutlaka bulacaktır.
Kendi çocuklarıyla ilgili çok sıkıntı çeken, sevgili dostlarımızın varlığından haberdarım, bizim okuyucu ailemizin içinde. Onlara da tek tavsiyem, koşullar ne kadar zorlu olursa olsun, o sıkıntılarının içinde, diğer çocukların sorunlarına da, kıyısından köşesinden, odaklanmanın bir yolunu bulmalarıdır. Unutmayın. Hastalıklar ve sıkıntılar bize “kendi derdimize düşmemiz” için verilmiyor… Herkesin derdine duyarlı olabilmenin ilk aşaması olarak veriliyor. Dert nedir bunu öğren 1. Acıyla dolu bu süreçte duyarlılıkların anormal gelişsin 2. Sonunda herkesin dertlerine duyarlı bilge bir ruh yani halife ol. Bu da 3… Ve güzel haber: Bu merdivene direk 3. basamaktan başlamak mümkün. Biraz gayretle. Toplumun tüm annelerine, tüm babalarına 