Ekim
15
2008
Çarşamba

17:45

TDG / KDK…

Sevgili buRAK,bu yazdigim kacinci yazi bilmiorum ama hissetiklerim su ki,ilk duygularimi burada biz le paylasirken TDGmi yeni bitirmistim ,gozlerimden yaslar akiyordu ve tarih 18 eylul 2007 idi.1+8=9/eylul 9.ay/ve 2+0+0+7=9 ;)vee simdi daha bilincli bir sekilde KDKlarim elimde!soruma odaklandim ve kartlarimi cektim.Yine gozlerim yasli, tuylrim diken diken,bogazimda kocaman bir dugum!..bu yasadigim muhtesem bir duygu!..Karsimdaki resmi,hayatimi gayet net goruyorum!.Kizkardesimin hayatina dair coook onemli kararlar almasi gerekiyor ve KDKlari birbirine yakin sorularla cekiyor ve hep ayni kart!KAPIYI SEC!!!!bu gercekten ama gercekten inanilmazzz!.Tskkrler buRAKCIMMMM,Tskrrler TANRIIIMMMM!Sevgiyle..

Ekim
15
2008
Çarşamba

16:43

Firefox 2′deki ekran görüntümüzü rica ediyoruz efendim sevgiyle…

Ekim
15
2008
Çarşamba

16:41

Yine “Çesitli”…

Merhaba hepimize :)

Dayanamadim, kendimi tutamadim, yanlis anladiysam da önceden affola. Su “mefhum” kelimesi. Eger “anlam” veya “algi” olarak kullanilirsa zaten “meFhum” olarak yazilacak yani ben bir yanlis görmedim. Ukalaligimin devami olarak, arapçada FHM kökünden gelen MeFHum, anlam, anlamak, anlayis vs gibi kelimeler türetiyor (fehim, tefhim, tefahüm vs…).
Mefhum ise, VHM kökeninden, ve “kuruntu” gibi bir anlama geliyor. Onun da akrabalari çok baska anlamlara gelebilir, genelde “korku” bazli (vahim, vehamet…). Bu da arapçanin tuhafliklarindan hhde :)

Ikinci konu, sitenin son görüntüsü. Mac (OS 10.3.2) ve Firefox (2.0.0.17) ile hiç hos sonuçlar vermedi. Geçen hafta gayet iyidi, simdi her sey karman çorman :( Safari’de baktim simdi, orasi da öyle.

Son olarak arapçaya tekrar dönecegim, geçen gün evsahibimiz buRAK’in da dedigi gibi, iranli olmam nedeniyle arapça kelimelerden etkilenmiyorum, karsimdaki istedigi kadar benden çok bildigini bu sekilde kanitlamaya çalissin, kafami 3-5 arapça kelime ile karistiramaz. Bu bence bugün, islamin kimi kesimlerin elindeki oyuncaga benzedigi bir dönemde, çok önemli oluyor. Ve diyorum ki, üsenmeyelim, hepimiz biraz da olsa arapça ögrenelim. Elimiz güçlenir, kafamiz da sismez :)

Hepimize sevgi gönderirim efendim…

Ekim
15
2008
Çarşamba

14:23

MeVhum…

buRAK Kardeşim duyuru başlığı altında Mefhum yazılmış editör olarak:)bildiriyorum.Selamlar,sevgiler..

notu MeVhum...

Yazarlık hayatımın karabelası oldu bu mefhum-Mefhum kelimesi : ) Yıl 2binyüz2 baştan aşağı “Mefhum”. Editöre sormuştum neden düzeltmediniz diye, sizin kelime oyunlarınızdan biri zannettim dedi : ) Bir dokun bin ah işit. Sonra bir başladı yakınmaya, sizin kitabınıza editörlük yapmak çok zor. Her kelimede acaba bunu bilerek mi yaptı, bu bir espri mi, icat mı diye düşünmekten mahvoldum dedi kadıncağız : ) Mefhum mefhum diye şartlıyorum kendimi. Yazarken Mefhum çıkıyor. Olmuyor olmuyor yapamıyciim : )

notu MeVhum...

Ben siteyi kuriim en iyisi. Ben Mefhum yaziim gönlümce, siz onu mefhum okuyun. Şimdi deneme yapıyorum. V ile yazıyorum. (Her zamanki gibi : )Mefhum.

Ekim
15
2008
Çarşamba

03:00

Kedicikler…

Bizim de mucize ve tüysü isimli iki kedimiz vardı.. dünya güzeli.. mucize panter gibi slim bir kara kedi:) tüysü oyuncakdan bozma tüylü tüylü bir kara kedi.. pek bir doğurgan çıktılar maşallah , bir ara ikisi aynı zamanda doğurdu.. Tüysünün ilk doğumundan bir torunda biz de kalmıştı.. üzerine sokakta bir kedinin doğurup bıraktığı 2 günlük 2 yavru ( ki onlarda kapkaraydı:)) eklenince oldu mu sana evde 13 kedi:) oldukça eğlendik bu durumla( her zaman olmasada:)
13 kedimiz vardıı:) bunların 11 tanesi kara kediydi.. evimiz zemin kat olduğundan merdivan altında kalıyorduk:) vee kırık bir aynamız vardı:)

mucize bu kalabalıktan sıkılıp terketti bizleri bir gün.. ( hep özgürlüğüne düşkündü zati) tüysü dünyanın en üçkağıtcı en işini bili kedisi saltanatını ilan edip teker teker herkesin gitmesini bekledi.. sonra yayıldı da yayıldı.. 2 sene içinde 4 defa doğurmaktan kikiriğe dönmesi ve bizim artık kedi ile birlikte pire de besle haline gelmemiz yüzünden:) ameliyat oldu.. nisan başıydı.. ameliyatından sonra havalar ilk defa düzeliyordu.. ben gece masa bişeylerle uğraşırken dışarı çıkmak istedi.. memnuniyetle hadi bakalım takıl kafana göre diye yolcu ettim kendisini.. yaklaşık bir saat sonra köpeklerin kavga sesleriyle zıpladım, cama gitim. tek görebildiğim tüysü cüğümün peluş kuyruğu oldu. Ahh parçaladılar kediyi diyen komşunun sesi.. gitti bizim bebiş..

kızamadım da köpeklere… köpek di onlar nihayetinde.. hem tüysü de bir gün güvercin yakalayıp yemişti.. böyleydi düzen … özlerim güzel kızlarımmııı çok çokk..

Ekim
15
2008
Çarşamba

02:23

Alo D&R ve dahası…

Az önce bir kez daha telefonla bana en yakın D&R’ı taciz ettim. KDK kartlarının gelip gelmediğini sordum. Dün aradığımda, telefonu açan kişinin kartlardan gram haberi yokken ve ancak sisteme girerek bilgi verebilmişken, bu sefer açan arkadaş sormadığım halde sizin adınızı da vererek cevapladı beni. “Bu hafta içinde gelecek. Aslında şimdiye kadar gelmesi gerekiyordu ama…” diyerek, adeta mazeret belirtti. Soruları cevaplayış hızından anladığım kadarıyla, belli ki bu soruyla fazlasıyla muhatap olmaya başlamışlar.:)

Öyle bir dönemden geçiyorum ki, sanki Araf’ta gibiyim. Ne düne aitim, ne de yarına dair… Herkesten uzak durmak istediğim, kendimi eve kapattığım, şartlar izin verse bunu çok daha uzun bir zamana yaymak istediğim bir kendini bulma, kendini dinleme ve dinlenme sürecindeyim. Yıllardır bu şansım olmamıştı. Reelde neyi beklediğimi bilmediğim tuhaf bir bekleyiş bu. Yarına dair tek bildiğim, artık hayatımın asla aynı olmayacağı… Birkaç hafta önce, aynı günde hayatıma dair en önem verdiğim bağlarımdan ikisi, adeta bir neşter darbesiyle koptu. Bunlardan birisi, ekonomik krizin pençesine erken düşen ajansımdan pek çok arkadaşla birlikte çıkarılmamdı. Krizin bırakın ülkemizi, dünyayı silkelediği bir dönemde ayazda kalmak gibiydi manzara ilk bakışta… Bu, şiddetli güvence ihtiyacıyla yerinden kıpırdamaya cesaret edemeyen kişiliğime yapılan kaçınılmaz bir müdahaleydi. İşimi seviyor muydum? Hayır… En azından içinde bulunduğum sistemdeki yapılış şekliyle, adeta ruhumu törpülüyor, kişiliğimi silikleştiriyordu… Fazlasıyla pasifize olmuştum. Kendime güvenim azalmıştı. Her gün bir önceki sıkıntılı rutinin devamı gibiydi. Sadece arkadaşlıkların katlanılır kıldığı bir ortamdı, ama bunun da mutsuzluğumu maskelememden öte bir yardımı olmuyordu artık. Aslında kötü bir ayrılış hikayesi yaşanmadı. Hatta özürle ve onore edici sözlerle uğurlandım. Ama bu yine de karşı karşıya kaldığım koşulları değiştirmiyordu. Diğer mesele, çıkarılma mevzusunun hemen öncesinde, iş hayatımdan farklı bir konuda yaşadığım, ne siz sorun ne de ben söyleyeyim türünden açıklaması zor bir durumdu. İlk anda bünyemi fena halde hırpalasa da, aynı gün bu çıkarılma olayıyla birleşince, beni tuhaf bir metanet duygusunun içine sürükledi. Biliyorum ki tesadüf değil bunlar. Yolumun sizinle kesişmesinin tesadüf olmaması gibi… Bir yanıyla acı da verse, belli ki beni özgürleştirecek bir müdahaleydi bu. Biliyorum emir büyük yerden.:) Kişisel devrimime zorlanıyorum. Benim bir şeyleri değiştirmek adına hiç cesaretim yoktu çünkü. Bu kendi gerçeğimle yüzleşmem için çok kritik bir dönemeç. Bugünlerde en büyük dayanağım sizsiniz. Taşıdığım sükunet halinde, sizin payınız tartışılmaz. Lütfen günlüğe yazmaya ara vermeyin. Az ve öz, ne gelirse içinizden yazın. Her gün birilerinin içten bir bekleyişle baktığını ve hayatına dair çıkarımlarda bulunduğunu bilerek… Yükünüz ağır, ama gönüllü olduktan sonra kaldırılamayacak hiçbir ağırlık yok şüphesiz. Sizin gönüllülüğünüz ise tartışılmaz…:) Çok sevdiğim bir söz vardı; “İnsan her istediğini elde edebilir, ama neyi isteyeceğini seçemez.” Siz ne istediğini bilen şanslı ve özel insanlardan birisiniz. Yazmak sizin aracınız ve hayatınızı çok anlamlı kılıyor. Ben de kendi hayatımı anlamlı kılmak için, gerçekte ne yapmak istediğimi, benim için olanı, O’nun yolunda bana vasıta olacak aracı bulmalıyım. Bulduğumda, çok daha hızlı ve şevkli yol alacağıma inanıyorum. Son olarak, yarınımla ilgili doğru kararları almak için bu kartların yol göstericiliğine çok ihtiyacım olacak. Bu kararlar, biliyorum ki geleceğim, dünyadaki sınavım için son derece belirleyici… Yanı sıra, kartların en doğru zamanda elime geçeceğine inanıyor ve sabırla bekliyorum…

Sözümü bugünlerde en sık ettiğim duayla bitirmek istiyorum; “Allahım beni yanılgılardan koru ve her şeyin aslını göster. Yanlış yollardan sakın ve dosdoğru yoluna ilet.”

Yürek dolusu sevgilerimle…

Ekim
15
2008
Çarşamba

01:00

Duyuru… Yeni kitap projesi DDD…

Şimdi sıra DDD’ye geldi. Sitede epey önemli yazı birikti. Bu yazılardan kurgulanacak olan DDD isimli yeni kitabımızın startını verdik. Yılbaşından önce çıkmasını hedefliyoruz efendim. imza Duyuru... Yeni kitap projesi DDD...

Ekim
15
2008
Çarşamba

00:55

Duyuru… Benim kol gitti…:)

Sağ kolum efendim. Klavye sporlarından dolayı iptal oldu. Yedek parçası olsa keşke. Sanıyorum içindeki yaylar attı : ) Mouse hayatıma bundan sonra sol elimizle devam edeceğim. Bu önemli gelişmeyi duyurmayı borç bildim : )

Ekim
15
2008
Çarşamba

00:51

Duyuru… KDK… Yedek parça satışı…:)

Sanıyorum “satış sonrası destek” veren dünyanın tek kitapçısı bizdik : ) Şimdi bir de yedek parça satışına başlıyoruz. Efendim KDK’larımız güzel hoş, herkesler yanında taşıma arzusunda, sistem çalışıyor herşey yolunda. Fakat bu kutular aşınmaya meyilli zamanla. Sert bir kutu yapsaydık bu kadar tatlı olamayacaktı. Sigara kutusu esprisini de hayata geçiremeyecektik. KDK’ların uzuunca bir süre ben test ettim malumunuz. Orada şunu gördüm. Sigara kutularıyla ilgili şöyle ilginç bir gözlemim oldu. Eski ve sağlam bir sigara içicisi olarak : ) Sigara kutuları hep pırıl pırıl, hemen hergün yenisini alıyoruz çünkü : ) Bir hafta-on gün sürekli elinde dolaştır en baba sigara kutusu bile dağılıyor.

Bu deneyimden hareketle, KDK’ların üretiminde bazı düzenlemeler yaptık. Özellikle kutuda, olabilecek en kalın kağıdı kullandık. Daha kalını bükülemez, kutu olamazdı o noktaya kadar gittik. Üzerine yaldız kaplama yaptık ki, bu da normal baskıya kıyasla çok daha güçlü bir malzeme. Mürekkep değil bir tabaka. VE bu tabakanın üzerini koruyucu selefon maddesiyle kapladık. Matbaacılar sitesinde, orada kaç gün hep bunlarla uğraştık. Ve sonunda benim beklediğimden de bu şirin şeyler çıktı ortaya. Ebadına göre o kadar ağır oldu ki kutular. Bir örnek size. Normal koli ebatlarındaki herhangi bir KDK kutusunu yerden tek bir insanoğlunun kaldırması mümkün olamıyor.

Bunları neden anlatıyorum. Şimdi kimse yanında ayırmak istemiyor kartlarını fakat bir yandan da “ya aşınırsa” endişesi var. Elinizi korkak alıştırmayın efendim. Güzel güzel gezdirin kartlarınızı. Aşınırsa, tek başına kdk kutularından istersiniz, göndeririz. Yeni baskı yapılınca, kutuları fazla basarız. Kutuyu kesilmiş ve katlanma yerleri hafif bükülmüş, katlanmaya hazır, tabaka halde göndeririz mektup olarak. Gayet ekonomik bir biçimde, aşınmadan gelir temiz temiz. Ondan sonrası Origami, kağıt katlama sanatı : ) imza Duyuru... KDK... Yedek parça satışı...:)

Ekim
15
2008
Çarşamba

00:28

Duyuru… KDK D&R’larda…

Bugün sipariş geldi ve kutu kutu KDK’lar Diyenar’lara doğru yola çıktı. Yarından itibaren – bi saniye saat mefhumum biraz şaşkın şu an. Saat 00.22 olduğuna göre düzeltiyorum:- Dün sipariş geldi ve kutu kutu KDK’lar Diyenar’lara doğru yola çıktı. Bugün itibariyle Diyenar’lara gelmeye başlar. Bundan sonra top artık sizde : )

Ekim
14
2008
Salı

22:22

Akşam Gazetesi’nde bu haftasonu çıkacak yazım…

Özel mailini bilmediğim için attach yapamadım. Bu haftasonu Akşam Brunch ekinde çıkacak bu yazı.

Tanrı’nın Doğumgünü
Hasan “Sonsuz” Çeliktaş

Aslında hemen herkesin duyduğu bir kitap, “Tanrı’nın Doğumgünü”. Okuyanı çok, ama kitabın hedeflediği kitle düşünüldüğünde daha yolun çok başında. Ben, kitap çıktıktan 2 sene sonra okudum, geç mi kaldım? Tam zamanında olduğunu düşünüyorum, ama şunu da belirteyim ki hiç okumadan rastgele açıp çeşitli sayfaları okumamın da etkisi büyük bunda. Çünkü başından başlamadığınızda, TDG anlaşılmıyor ve onun frekansını yakalayamıyorsunuz. Ayrıca böyle bir kitabın “güzel, mükemmel, çok kötü, harika, olağanüstü” gibi değerlendirme tanımlarıyla ifade edilebileceğine de inanmıyorum. Okuyanlara sorduğumda da bazılarının “çok güzel bir kitap” tanımlamasını yapıp, yollarına devam ettiğini görünce şaşırıyorum. Yahu Tanrı karşınıza çıkıyor ve size çat çat çat yaradılışın tüm sırlarını açıklıyor, üstüne üstlük aklınızdaki soruların nerdeyse tamamını yanıtlıyor ve sizin ne kadar değerli bir varlık olduğunuzu anlatıyor. Biz de kendimizi zihnimizin en büyük illuzyonlarından olan “tanımlama”ya kaptırıp, “çok güzel bir kitap” deyip rafa kaldırıyoruz onu. Peki hayatınızda neler değişti bu kitabı okumakla? Bunun değerlendirmesini kendileri yapar artık.
TDG de o kadar parlak ve saf bir ışık var ki karşımızda, insanın alışması biraz zaman alıyor. Beni çarpan zaten sadece bilgiler de değildi kitapta. Kelimelerden akan ve insanın ruhunu titreştiren enerji, Tanrı’nın yanıbaşımızda olduğunu bilmenin hissi -ki yıllardır spiritüel konular içinde olmakla birlikte, içsel olarak kendimi yalnız hissediyordum- beni kendimden geçirdi. Evet, “Evren”le iletişimdeydik, ama Tanrı uzakta bir yerlerdeydi, “erişilmez”di. Onun parçaları olduğumuz bilgisini biliyordum, ama bir türlü bu yalnızlık hissinden kurtulamıyordum. Tüm bu yıllar boyunca ben kendimi yalnız hissederken, O, benim yanıbaşımdaymış ve bunu gözden kaçırmışım. Bilgisini bilmiyor muydum, biliyordum; “O, içimizde; yanımızda vs.” zaman zaman yoğun hissettiğimde olmuştu, ama sonrasında hep o bilindik yalnızlığa dönüyordum. Ama TDG ile birlikte “kaynama nokta”mı yaşadım. (Bugüne kadar ki tüm bilgiler ruhumun suyunu 99 dereceye kadar getirmişlerdi, ama 100 dereceyi geçirtmek TDG’ye nasip oldu.) Bundan sonra hiçbirşeyin aynı olmayacağını biliyorum.
Benim kafama takılan noktalarda destek aldığım bir sistem vardır yıllardır: Osho Zen Tarot. Bu kartlarla aramda öyle bir bağ oluşmuştur ki evrenle irtibat kurmak istediğimde, eğer ruh halim de içsel sesimi duymaya müsait değilse, kartlarıma başvururum. Bugüne kadar beni yanılttıklarını hiç görmedim. TDG ile ilgili de Zen Tarot’un fikrini almak istedim açıkçası. Çünkü ben kitaba yoğun şüpheyle yaklaştım ve sürekli sorgulamaya devam ettim. Kartlarımdan bana TDG’yi anlatmalarını istedim ve her zaman ki gibi beş kart çektim. Bir tane de önüme atladı ve hadi sen de gel diyerek aldım onu da. Ortadaki kart, ana karttır yaptığım açılımda. Herşeyin temelinde olanı, durumu anlatır. Benim sorum “TDG nedir?” idi karta ve kartı çevirdiğimde on dakika sadece o karta baktım durdum. Diğerlerini çeviremedim bile, o kadar şok içindeydim. Destede 74 kart vardı ve “devrim”i niteleyen sadece tek bir kart “Dönüşüm-Transformation” önümdeydi. Bu kart, toptan bir yenilenmeyi sembolize ediyordu. Ama bu bir değişim süreci değildi, ölüp de yeniden dirilmeyi, yani bir nevi kıyameti ifade ediyordu. Bu kartla karşılaştığınızda, hayatınızda çok büyük değişimler olacağını bilirsiniz, ama öyle böyle değildir bu değişimler ve Zen Tarot, TDG’yi “devrim” olarak nitelendiriyordu, tıpkı kitabın kendisinde ifade edildiği gibi. Şok hafifleyince, soldaki kartı açtım ki bu içsel dünyayla ilgili bir sorunun kartıdır: “TDG, iç dünyamıza dair neyi işaret ediyor?” Bu kart “Yük-Burden”dı. Sırtına binmiş ve ona sürekli şunu yap, bunu yap diyen bir “soylu”yu taşımak zorunda kalan ama artık tükenmiş bir adam vardır bu kartta. Dünya koşullarının ve yanlış yorumlanmış ve çarpıtılmış öğretilerin, insanların üzerinde nasıl bir ağırlık yarattığının ve birilerinin de onların üzerine binip, kendi keyiflerini sürdüklerini ifade ediyordu bu kart. Sonraki kart ise “Peki bu yükleri üzerimizden atmamız, bizlere neyi kazandıracak?” sorusunun yanıtını içeriyordu. Bir çevirdim ki “Masumiyet-Innocence” çıktı. İnsanlık olarak üzerimize o kadar “binildi” ve “bindirildi” ki, masumiyetimizi unuttuk. Dünyaya gülücükler atan o bebek, “büyümek” adı verilen süreç adına, kendisinden kopartıldı ve o güzel masumiyetini unuttu. TDG’nin de altını çizdiği devrimin amaçlarından birinin de, insanlığa masumiyetini yeniden yaşatmak olduğunu bildiğim için bu kart açılımında D’ona’nın parmağını hissetmediysem ne olayım! dedim kendi kendime. (D’ona mı kim? Bkz. TDG lütfen!) Dördüncü kart ise açılımın bize ne yapmamız gerektiği konusunda önerisiydi, yani bunlar olup biterken biz ne yapmalıyız sorusunun yanıtıydı. “Sessizlik-silence” çıktı. Yani “gürültü patırtının içinde bile sükunetle dolaş” diye başlayan tapınak yazıtına göndermeydi bu. Her zaman dinginliğini, sessizliğini koru diyordu kartlar. Son kart ise tüm bu sürecin bize neyi kazandıracağını anlatacaktı. Çıkan kartın resmini görmenizi isterdim. Kart “Consciousness-Bilinç”ti. Tanrısal bilinci temsil eden karttı bu. Yaşamımıza, tanrısal bir bilinçle bakmaya başlayacağımızı, tanrısallaşacağımızı anlatıyordu bu kart.
Kısaca bu açılım TDG’nin tüm anlatmaya çalıştığın bana birebir özetliyordu. Küçük dilimi yutacaktım demiyorum, zaten TDG’yi okurken gitmişti o vücut parçası. Bir de altıncı kart var demiştim, soru şöyle geldi; Dünya hayatımıza nasıl yansıyacak bu süreç? “Abundance-Bolluk” kartı geldi. Dünyanın keyfini çıkartan, bolluk bereket içindeki bir adam resmi vardır kartın üstüne. Mesaj açıktı gayet. Altı kart bana bakar, ben de hayranlıkla onları izlerken içimde bir vesvese belirdi. Dedim ki, “D’ona sensen eğer bir kart daha çekerim ve Kaynak-The Source çıkar.” İçimden “Önünde bunca görünen varken beni böyle mi sınayacaksın?” diye bir ses duydum ve kartı çektim. “Budala-The Fool” kartı çıktı. “Pardon, bir daha olmayacak!” dedim ve hemen kartı yerine koydum.
Velhasıl kelam, insanlık tarihinin en büyük devrimini yaşamaya hazır olun ve TDG’yi, hakkında ne düşünecek olursanız olun, mutlaka okuyun!

Ekim
14
2008
Salı

11:32

Yeni siteyi kaybettim hükümsüzdür…:)

ben yanlışlıkla ”tık” ladım sağdaki eski site butonunu – bilmeden – ve durum hiç hoşuma gitmiyor, bu mudur tekamül mantığı buRAK?Ben yeniyi istiyorum,istiyorum,istiyorum ve dönemiyorum :((
Neyse çok yoğun olduğunu biliyorum (birde bununla mı uğraşacağım diyebilirsin dersen de haklısın)
şunu belirtmek için yazıyorum benim anladığım tekamül anlayışı bu değil
(bu arada KDK kartlarını rüyamda almışım ne kadar etkilendiysem:) en yakın zamanda sipariş ediyorum)
sevgi ve saygılarımla….

notu Yeni siteyi kaybettim hükümsüzdür...:)

Şu linki kaydediniz bir köşeye. Buna tıklayınca hokuf pokus yeni site : )

http://www.buRAKozdemir.org/kategori/blog2/?wptheme=yeni+site

Ekim
14
2008
Salı

03:48

Duyuru… Diyenar…

Diyenar’larda KDK bulamadık mesajlar epey fazla. Diyenar, kartlarla ilgili biraz geride kaldı.  O yüzden Diyenar’lara gittiğinizde hani-hani demekte, sıkı sıkı tembihlemekte yarar var. Diğer kitapçıların siparişi oldukça iyi. Sevgiyle. Dındın dın. (duyurunun kapanış anonsu)

Ekim
14
2008
Salı

03:43

Duyuru… Kişisel Devrim Kartları dökümanı…

Kartlarımız için hazırlanan tanıtım dökümanına ulaşabilirsiniz. Adres tarifi veriyorum. Siteye girdin. KDK ilanın tıkladın. 3 boyutlu intro sayfasına geldin. Hah işte o sayfadaki KDK kutusunun üzerine tıklayınca açılıyor döküman. Bu arada bu döküman, hep beraber oluşturduğumuz onbinlerce kişilik duyuru listemize gönderilmeye başlandı bile. Sevgiyle.

Ekim
14
2008
Salı

03:30

Günlüksüzlük…

evet..günlükleri okuyamıyorum..okuyamıyorum..okuyamıyorum
nereye tıklayacağımı..nerede durduracağımı bilemiyorum..kısıtlı bir internet bağlantısı içindeyken ha bire oynayıp duran giriş kelimeleri bulup tıklamakta zorlanıyorum ve çoğu kez siteye giremeden vazgeçip bırakmak durumunda kalıyorum..çok mu aradınız bu uygulamayı..halbuki eskisi daha rahattı..sadece “günlük”ün üzerini tıklatmak yetiyordu..ahhhhh ahhhh ne yapmalı.. ne demeliyim..işte böylesi bir çaresizlik..umarım bir faydanız olur bana..bunun olurunu bulma adına..
okumak istiyorum çünkü..ilginize ve bilginize.

notu Günlüksüzlük...

Biraz uğraştırdı beni. Günlüğün görüntüsünü yandan istediğiniz gibi seçebilirsiniz. Yalnıııız… Bir tam gece uğraştım olmadı. Eski siteyi seçtikten sonra, fikir değiştirdim ben yeni siteyi istiyorum olayı olamıyor. Gördüğünüz gibi, sitemiz tekamül mantığında çalışıyor. Gemileri yakıcaksın çaresi yok : ) İyi düşünün, iyi taşının derim : )

Ekim
14
2008
Salı

01:02

KDK…:)

Tanri'nin-dogum-gunu

Ekim
13
2008
Pazartesi

14:23

Duyuru… Kredi kartı…

Şu an itibariyle kredi kartıyla sipariş artık mümkün. Güzeldünya’nın garanti alışveriş sitesindeki mağasında Doğumgün kitapları olarak ayrı bir kategori açtık. Buradan, Doğumgünü Kitapçısı’yla aynı fiyatlara KDK siparişi verebilirsiniz. Kredi kartına olan talebi bir süre değerlendireceğiz, çok rağbet görürse kendi sipariş sitemizin içine bankayla anlaşarak sanal pos entegre edeceğiz. O tarihe kadar, kredi kartıyla sipariş için www.garantialisveris.c… adresini veya doğrudan bu kdk linkini kullanabilirsiniz.

Ekim
12
2008
Pazar

14:06

Hasta yatağında bir Tanrı’nın doğum günü hikayesi…

_Görüş_

Hiç kaşındınız mı.?Öyle sinek ısırığından falan bahsetmiyorum.Histeri halinde hırş hırş hırş bir kaşınma bu.Öyle ki yolasınız,yırtasınız,kazıyasınız gelir neresi kaşınıyorsa.
Hayır tahmin ettiğiniz gibi bir pirelenme hikayesi olmayacak bu.Pire olması için dua ettiğimiz ama pire olmayan  gerçek bir hikaye…

Bundan yaklaşık 4 yıl öncesi deli gibi çalıştığım,kendimi unuttuğum dönemler…İş kalabalık,ev kalabalık,hayat kalabalık….
Tuttu beni bir kaşıntı ama nasıl,yaşamayanın anlayacağı türden değil.Bütün gün kar kar kar kaşınıyorum.Gündüz sahneye çıkıyorum,öğlen kuliste kaşınıyorum,akşam evde keseleniyorum,gece yatarken kaşınıyorum.Ne yapsam ne sürsem fayda etmiyor,Allahım deliricem….

Tabii ki sülalece ordan burdan duyulan  tüm şamanik  otacı ilaçlar deneniyor,Hiçbirşey yok…Aynı tas aynı hamam sevgili izleyiciler kırt kırt kırt…

Ben bu kaşıntılı halimle barıştıktan yaklaşık 2 ay sonra sağ ayağım çarpıyor gözüme.Minik bir pembelik.Minnacık miniminnacık,hatta şirin bile sayılabilir.Bir başak burcu hassasiyeti ile yaklaşıyorum olaya,bir elime büyüteç alıp bakmadığım kalıyor.Kesin kanaate varıyorum.Çarpmışım berelenmiş….Kesin kanaatlerim ve ben sonra kafayı duvarlara vuruyoruz ama….

Yaklaşık bir ay öyle_böyle geçiyor.Pembelik kırmızıya dönüşüyor.Olayı şişmanlığa bağlıyorum hemen,kolay geçmez tabii geniş arazi geyikleri yapıyorum evde.Geyiklerim  de pişman oluyor sonra..

Zamanla kırmızılık mosmor bir hal alıyor.Panikliyorum ama çaktırmıyorum.Yakın zamanda dedemi kaybetmişim cilt kanserinden…Kondurmamaya çalışsam da bir paranoyaklık sarıyor bünyeyi…
Soluğu Öğretmen hastanesinde alıyoruz annem ve ben.
Kolay,sıra beklemeden şak diye çıkıyoruz dermatoloğun karşısına.Kocaman bir ışıklı aletle bakıyor amca.Amca egzama diyor.5 kişiden 1 inde görülür.Alın şu şu merhemleri sürün.
İçim rahatlıyor kuş gibi çıkıyoruz hastaneden.Annemin de bana çaktırmadan aynı endişelerde olduğunu o an anlıyorum.

_İnkar_

O hastane,bu hastane şu hastane,salak sulak bilinmez uydurma tedaviler….Yok egzamaymış,yok dermatitmiş…Bir sürü ilaç,bir sürü savunma sistemi çökertgeçi….
Bir çaresizlik hali…

Bir gece ağrı var normal,yanma var normal..
Sabah bir uyanıyorum ki üç senelik garip dostlarımla tanışıyorum.Açık yaralar….
Bir gecede açılan ve pek sevdiğim kendimi,alien yavrusuna çeviren bir garip haller.Şok hali….
Artık kanser olduğuma emin oluyorum…Anlayamadığım bu kadar gelişmiş teknoloji ile hiçbir hastanenin buna teşhis koyamaması.
Her şey gibi acıya da alışıyor bünye.
Nasıl ve ne çarelerle alıştığını hiç anlamıyorum ama alışıyor.İnsan vücudu girdiği hali anında benimsiyor.
Yaralar gece be gece büyüyor,ne yapsak ne etsek bilemiyorum.O kadar çaresizim ki…Bir doktor bununla biz baş edemeyiz diyor_ki içlerinde ilk kez biri doğruyu söylüyor_
İzmire gidin,diyor orada bir üniversite hastanesi tavsiye ediyor.Hemen izmire gidiyoruz.

_İşkence_

İzmirde hastanelerde acil dermatoloji girişi olmadığı için bizi bekletiyorlar.Birinin “inanmıyorsanız gelin bakın,daha ne kadar acil olabilir” diye bağırdığını hatırlıyorum.Galiba annem.O kadar uzaktan geliyor ki sesi…
Bir anda kendimi 10 tane doktorun garip bakışları altında buluyorum.Bir uzaylı incelermiş gibi bakıyorlar.Bilmediğim kelimeler havada uçuyor.Evet bir şeyim var ama ne olduğunu bilmiyorum.
Bilmeyince daha çok korkar insan.Dibine kadar korkudayım.Korku..

Hemen yatırıyorlar beni hastaneye.Bembeyaz çarşaflar.O kadar unutmuşum ki beyaz çarşafı ben.Yaralarım aktığı için hergün değişen lacivert çarşaflarım vardı.
.Bembeyaz çarşaflar kirlenecek diyorum içimden..Yazık diyorum…İnsanın kendine bakıp kusma isteği duyması bu olsa gerek.Kendimden tiksiniyorum.Musluktan sızan su gibi akıyor ayağım..Damla damla ruhumu bırakıyorum akan irinle  bembeyaz çarşaflara….

Patoloji alınıyor.Bekliyoruz.Bekleme sürecinde hiçbirşey yapılamaz.Bekliyoruz..Nihayet bir zaman sonra geliyor sonuç
Bx:Necrobiosis Lipoidica

Yazıyor.Ne ki şimdi bu?Geçici mi_?Kalıcı mı?Ölüyo muyum?Nedir?

Ölmüyorsun ama sürünüyorsun.Kalıcı tabir bu.Yedi milyonda bir görülen neden olduğu bilinmeyen,nasıl geçtiği bulunamamış bir hastalık.Tedavisi bulunamayan…En nadir şekli de yaralar şeklinde görülmesi.Bir gecede yaraya bulanıyorsunuz.İki senede geçmiyor.Böyle bir şey…..

Ertesi gün vizit yapıyor hocalar.Tedavi şeklim anlatılıyor.Pansuman iyi güzel.Lazer tedavisi süper.Geçecek yani.Kalbimden bir milyon kuş havalanıyor.İyileşeceğim.Kolaymış diyorum.
Bir pansumanın ne kadar acı vereci olacağını bilmiyordum Henüz……..

Hemen oynaya zıplaya pansuman odasına gidiyorum.
İki doktor var.İki kişiye ne gerek var ki altı üstü pansuman.Biri neşter çıkarıyor.Onlar bisturi diyorlar.Çeşit çeşit sargı bezi pamuk bıçak ürkütücü ne varsa her şey seriliyor ve tabi ki küratör.
Doktor küretaj yapıcaz korkma diyor.Ne alaka ne kürtajı diyorum hiçbirşey anlamıyorum…
Küretajın manasının kazıma oldugunu ve sırf kürtaj için kullanılmadığını bilmiyorum…
Henüz……..
Yat diyorlar.Küfür edebilirsin,şarkı söyleyebilirsin,duvarı yumruklayabilirsin,bağırabilirsin…İyi de niye?????

Yat diyorlar yatıyorum.Derken Bedenimden ruhuma bir bıçak giriyor.
Kesmeye başlıyorlar beni.Canlı canlı uyuşturmadan.
Nasıl bir ses çıktıysa benden annem fırlıyor kapıdan içeri “napıyosunuz kızıma “diye.
Böyle geçecek ancak diyorlar.Annemi yukarı kantine çıkarıyorlar galiba.Güçlükle anımsıyorum.
Serviste herkes kapısını kapatmış o sesleri duymamak için.
Sonradan öğreniyorum.
Kıtır kıtır kıtır kesiyorlar beni.

ALLAHIM BU ACIYI HAKEDECEK NE YAPTIM BEN?
NE YAPTIM?

Bitecek,şimdi bitecek az kaldı diyerek avutuyorum ama bitecek gibi değil.Epidermisi yok edip altından yeni doku gelmesini bekleyecekmişiz.Söylerken ne cici.Ne kadar kolay.Epidermis.Küfür dağarcığımın gelişmesi pansuman günlerime rastlar….

İzmir bana kabusu hatırlatır hep bu yüzden.
İşimi kaybettim.
Sahnemi kaybettim.
Saçlarımın hatırı sayılır bir kısmını kaybettim.
Bacaklarım bir uzaylı yavrusuna benziyordu.
Beyazlığımı kaybettim.
Arkadaşım olduğunu sandıklarımı…
En önemlisi
Allaha güvenimi….
Yukarıya küstüm.İnacım olmasına rağmen tavır aldım.Ölümlü bir insana bu kadar acı çektirilmesi adaletsiz buluyordum.Hani o hassas terazi.?
Bana sadece terazinin topu düşmüştü,onla idare ediyordum 

_Sabır külliyatı_

Pansuman zamanları haricinde mutluydum aslında.Mutlu olmaya çalışıyordum beni kesmedikleri sürece.Zamanla hastanede bir eküri kurdum.Yaş ortalaması 50 civarı bir arkadaş grubum vardı Lazere girdiğimde vıngırdayan yeni çıkan hücrelerime bakıp isim takıyordum,halay çektiklerini falan düşünüyordum.
Ruhum hariç her şey yolunda gözüküyordu.
İki ay boyunca beni kesmelerine izin verdikten sonra bir devrim yaptım.

_Neden bana acı çektirmelerine izin veriyordum ki?_

Bir pansuman sırasında Dr a bırakın dedim ben yapacağım.Acı çekeceksem ben çektireceğim.Kendi kendimi ben KESECEĞİM!
İnsanın kendi kendine zarar vermesi duygusunu dibinin dibine kadar yaşadım.Teoride zarar değildi tabii ama dışardan fena halde öyle gözüküyordu.Dr ların dediğine göre kimse denememiş daha önce böyle bir şeyi.
Sepetlediler beni ve ben de hayır demedim çok sıkılmıştım çünkü.Taktik basitti.Kendimi kese kese iyileşecektim,öyleyse bunu evde yapabilirdim.
O günden bu yaza kadar kendi kendime yapılacak her müdahaleyi kendim yaptım.Günde 4 iğne,serumla yıkanma,pansuman,kesme biçme,aklınıza ne geliyorsa.

Kendi kendime zulmetme lüksü bendeydi ve sadece bende olacaktı!

Her şey gibi buna da alışmıştım.Yüzyıllardır denize giremiyordum,Kişisel temizliğimin ayak kısmı sadece ıslak hijeynik mendilden ibaretti,kendime böyle acaip bir yaşam kurmuştum.Rollpor ları bilen bilir(Yapışkanlı streil bez).Bir seferde 20 rollporla ayağım sarıyordum.Dolayısıyla dışarı akma olayını çözmüştüm.Hayatıma kaldığı yerden devam ettim.Eve en sık aldığınız şey sizin domates ise benim rollpor du ve tabii ki bedava değildiler.
Maddi olarak ailemi bitirmiştim…

Tekrar çalışmaya başladım.
Çok yoğun bir tiyatro sezonu geçirdim geçen sene.Üstüne yetmedi bir de film çektik.Bu halimle bunları yaptığıma hala inanamıyorum.Alışma olayını abarttığımı kabul ediyorum….ama para kazanmam gerekiyordu ve işimi çok özlemiştim.

Ufak ufak ağrılarım oluyordu,her zamanki gibi ciddiye almıyordum.Geçer geçer geçer….Zamala hergün apranax içer olmuştum.Evde en sık kullanılan olmaya başlamıştı apranax.Bitince panik oluyordum.Eve gelen herkes alışmıştı.Koltugunun altına ekmek alır gibi apranax almaya başladılar gelirken..
Sonra günde 2 ye çıktım..Sonra 4 e…
Uyanıp ilaç içmekten ve sonra tekrar uyumaya dönmüştü hayatım.Uyanıkken ağrılar dayanılmazdı çünkü.Banyo yapamamaya başladım.
Oturduğum yerde çürüyordum.
Ağlıyor uyuyor ağlıyor uyuyordum…..
Birgün yine kişisel bir devrim yapıp banyo yapmaya karar verdim.Banyoya girdim ve suyu açmamla küvete çökmem bir oldu.Su sanki asitti ve değdiği heryeri yakıyordu.Bayılmaya bir adım kalmıştı ve şükürler olsun annem evdeydi.Çığlığıma koşmuş ve beni ban
yodan yatağa götürebilmişti.Hemen yaraları kapatmalıydım yoksa acıyorlardı havayla temas ettikleri zaman.Daha nasıl acıyacaklarını bunun bir üst kademesini bilmiyordum…….
Henüz………..

Pansuman için elimi ayağıma götüememle musluk açmışım gibi ayağımın yarısı yere aktı.Bunu görmeyenler için fantastik geliyordur muhtemelen ama bunlar birebir yaşandı.Ayağımın içi havuz gibi boşaldı yere.
O an sanki bir patlama bir gına hali…
O an dedim ki böyle bir acı olamaz…
O an dedim ki ANNE,ÖLÜYORUM…………
Halbuki ölmek kolaydı.Zor olan yaşamaktı…..
O an ölmeyi diledim.İyileşmek ölümden bile uzakta duruyordu.
Böyle yaşayamayacağım dedim.
Ölmeliyim…..
Bu acının sonundaki tek huzur ölüm gibi duruyordu ve gitgide yaklaşan bir şeçenekti….
Bana bunu yaşatan herkimse herneyse neticesini de göstermeli ve huzurla ölmeme izin vermeliydi!

Annem dedi ki”Korkma kızım melekler seninle.Tanrı seninle”

NEREDE dedim.TANRININ MELEKLERİ NEREDE???
NERDE ANNE,NEDEN BENİ BIRAKTI???

Tüm gücümle bağırıyordum sinir krizi gibi ruhsal bir krizdi.Yukarıya tüm sitemimi tüm tavrımı kusup ağladım,ağladım,ağladım…….
O an şalterleri indiren bir an oldu.

O an yukarda olsaydım meleklerin de ağladığını görebilirdim sanırım.

Sinirsel ve ruhsal depreşmelerimin geçmesi için ilaç almaya başladım.İntihar etmeme izin verilmiyordu.Her seferinde tuhaf bir şey çıkıyordu ve erteliyordum düşünceyi.Madem ölmeyecektim,izin vermiyorlardı o halde beni düzeltmek zorundalardı.
Dear God fix me ve no pain no gain zikri yapıyordum.10 cümlemden biri bunlardı.

_Döngü_

Yaklaşık bir hafta Türkiyedeki bütün hastanelerle (özel_üniverste_klinik)yazıştık,telefonlaştık.Hepsi söz birliği etmişçesine aynı şeyi söyledi.Biz sizi tedavi edemeyiz,üzgünüz!Türkiyede sizi tedavi edecek olanak yok.vsvsvs

Tam umutlarımın tükendiği an bir doktor ismi aldık.Dünyaca ünlü bir dermataolgun asistanlığından profluğa yükselmiş,iyileştiremediği yokmuş miş muş muş.Artık kimseye hiçbirşeye inancım kalmamıştı.
İnternetten sitesine girdim bulunduğu hastanenin.
Sıfatına baktım.
Dedim ki bu mu beni düzeltecek haydi canımmmmm.Yamamoto yerlisi kılıkı bir resmi vardı ve tırsmıştım.
Ne yazık başka çarem yoktu.
Bin çeşit torpille randevu listesine ertesi güne yer bulduk.

Şişli saat 6:30

Ertesi gün şişlide muayenehanedeydik….
Bekleyin Cem hoca sizi içeri alacak birazdan.
Zorlukla odasına kadar yürüdük.AÇ dedi açtım bacağımı.
Siz dedim Cem bey siz benim son şansımsınız…,
Baktı baktı..Bana bir milyon yıl kadar uzun gelen bir süre sonra
HALLEDERİZ GENÇ KIZSIN BİŞEYİN KALMAZ dedi.
O an yaşadığımı Dünyaya ait hiçbir kelime ifade edemez.
Kapıdan denizaltı girse umurumda diildi.Hallederiz demişti boru mu koskoca Proftu adam.Hallederiz diyodu.Halledicekti.Beni düzelticekti.Geri kalan hiçbirşey umurumda dildi.
Şişli sokaklarında topallayarak seken ve mutluluktan ağlayan o manyaklar bizdik evet.Annemle ben….Hakkımızda ne düşündükleri umurumuzda diildi.Geçecekti.
Galiba yukarıya yaptığım sitemler etkili olmuştu…

Ertesi gün Cerrahpaşadaydık.Yatacaktım yine.Dermatoloji servisine girdik.Yatacağım odaya geldik 103.
Hayatımda bu kadar kasvetli biryer görmemiştim.Girmemle çıkmam bir oldu.Burda kalamam dedim.Sanki başka şansım varmış gibi.Döndüm dolaştım.Kafama vura vura 10 adıma 10 adım iki kişilik çilehaneme girdim.

_103_

103 numara benim kişisel mağaramdı,tabii bunu sonra anladım.Tek farkı biriyle paylaşıyor olmamdı.
Bu sefer her işin çakalı olmuştum.Prosedür konusunda zorlanmadım.Lakin kimseyi tanımıyordum ve akşamları kapıyı üzerimizden kilitliyorlardı.İlk defa bir hastanede böyle bir uygulama gördüm ve sinirimden çatladım.Her gece kilitlenmek kabus gibiydi.Gibi ne ki düpedüz kabustu.Özgürlük konusunda 6 yaşında tek başında uçağa bindirilen ve izmire yollanan biri için kilitlenmekten öte bir kabus olamazdı….
İkinci gün vizitte açıklama için Dr lar toplanmıştı.Alışkın olduğum bir manzara.Ne anlatacaklarını bekliyordum.Beni nasıl iyileştirebilecekleri hakkında en ufak fikrim yoktu ama şunu biliyordum HAYIRLI BİR HAYALLERİ VARDI….
Aynı benim gibi…..

Islak pansuman,permasol ve ışın tedavisi…Pansumanın her türlüsüne alışkındım korkmadım.Işın tedavisi…işte bu ürkütücüydü….
Pansumancı geldi elinde bir kova.Destur bismillah bu ne şimdi?
İçinde mor bi sıvı.Güzel kokuyordu.Batır dedi ayağını.
Batırmamla magmaya kadar inip geldiğimi hatırlıyorum.
Böyle bir acının,böyle bir ızdırabın tarifi olamaz.
Çığlıklarım karşıdaki ameliyathaneden duyuluyordu.İlk 5 gün hayatımın net en kötü günleriydi çünkü kovadaki şey sıcaktı ve ben havayla bile temas ettiremezken sıcak suya sokuyordum ayağımı…

Serviste hemşireleri konusurken kulak kabartmıstım.Pansumancı söyledi parça parçaymış,çok kötüymüş,kokuyomus diyorlardı.Kim demiştim saf saf.Ölü görmüş gibi olmuşlardı.Benmişim konustukları…

Yaklasık herseyı toplasan 2 saat süren bir pansumandı.Kendime gelmem ise 5 saati buluyordu.Yemekler berbattı.İnsanları tanımıyordum.En yakın muhabbetim pansumancı Hüseyinleydi…

Dermataolji servisleri tuhaftır.Ufacık sivilcesini dert edinip yatan da olur kanser olan da…Ortası yok gibidir.Kendi hastalıgımın evrenin en korkunc hastalıgı olduguna o kadar emindim ki çıkıp dolaşmamıştım bile………

Yanımda manyak bi hatun yatıyodu.Sivilcelerinden yattığı için benim varlığım onu dehşete sürüklüyordu.Oldukça kapalı bi hatundu.Bir gün dedim ki abla yanıyorum,
daha bu ne ki cehennemde yanacaksın demişti.

O an kayışı kopardım ben zaten…Bu insanlarla konuşulmazdı ve konuşulmamalıydı da…
Birgün başhemşireye şöyle dedi.Bu kızdan rahatsız oluyorum kokuyor…Hayatımda daha nasıl ve ne kadar utanabileceğimi bilmiyorum.
Hijyen konusunda titiz bir başak burcu insanının daha kötü ne duyacağını bilemiyorum.
Yapacak bir şeyim yoktu ki.YARA BU VE KOKUYORDU….Elimden gelse..Gelmiyordu ve bu lafı yemiştim ama hala daha yarım şişe parfümle geziyorum…Koku takıntım oldu orada….

Kendimi kitaplara mecmualara vermiştim.İki günde tuğla kadar kitaplar bitiriyordum.İçimdeki acıyı unutmanın tek yolu yoksaymak ve okumaktı.
Sürekli okuyordum.Herkes alışmıştı bu vaziyete.
Bir akşam aktüel i aldım elime.Sersem sersem karıştırıyordum.Sayfayı çevirdim ve o sırada Allah da bana bir sayfa çevirmişti….
O sargılı mumya halimle nasıl zıpladım,nasıl telefonu elime aldım nasıl annemden kitabı istedim bilmiyorum.İşin tuhaf kısmı daha bir cümlesini okumadan ve resmine dahi bakmadan bunu yapmıştım.
O gün 150 kere annemi aradım aldın mı aldın mı aldın aldın mı aldın mı….

_Hediye kitabı_

Ertesi sabah şafak söktükten sonra annem geldi 

Elinde bir hediye kitabı….
Bu benim hediyemdi.
Benim kitabımdı.
Benim Doğum günümdü.
Tanrı’nın doğum Günüydü!

Soluksuz okuyordum.Dona Tanrım ın oturum açtığı sayfada ise dedim ki….
Sonunda…Sonunda Tanrı ve mekeleri bana da geldi
Sesimi duydular….

O günden sonra Dr ların iyileşmem için biçtiği en az 6 aylık dönem gözlerimden uçtu gitti.
İyieşeceğimi ayağa kalkacağımı biliyordum.
Tanrı gelmişti.Tanrı söylemişti….
İnsanüstü bir biçimde acıyı içime işletmemeyi başarmaya başladım.
Acı yüzeysel düzlemde kalıyordu,ben uçuyordum…
Yerlilerin kendilerine nasıl şiş soktugunu anlamaya başlamıştım.
Tefekkür acıyı saymıyordu,kabul etmiyodu.

Allahın olduğu düzlemde acı yoktu….

Herkesin mucize olarak nitelendirdiği iyileşme sürecim aslında ruhumun iyileştiği mucizeydi.

63 gün…
6+3=9 

63 gün sürdü tedavi.Drlar inanamıyordu.Tamam iyileşirsin dedik ama…bu kadar hızlı..
Tıbben imkansız…
Umurumda değildi.İmkansız diye bir şey yoktu ki.

Bir ayın sonunda ev izni verdiler bana.Kitabın sitesine girdim.Yazara ne yazsam diye düşündüm.
Acıtmanın manası yoktu.Coşkumu anlatmalıydım ama nasıl.Kısa sayılacak bir mail attım…
Ertesi hafta kendimi gördüm….siteyi okudum ve dedim ki bu insanlarla tanışmalıyım…..

10 dakika geçmeden msn listemde onlardan biriyle konusuyordum.
Ertesi hafta onlardan biriyle yemek yiyordum….
Ertesi hafta şüphesiz iman ediyordum……

63 gün sonunda hastaneden çıktım..  
Ertesi gün 4.fazı gördüm
09.08.07 de….
Ertesi gün Miraç kandiliydi 
Miraç kandilinde herkesin kendi Miracına çıkmaya çalıştığını anladım.

Herkes için şüphesiz kitabın bir anlamı var.ÖZEL bir anlamı.
Herkesi iç sesiyle buluşturan,herkesi tamamlayan…
Benim için Tanrının doğum Günü ve buRAK özDEMİR hayattır.
Aldığım nefesin ANLAMA KAVUŞMASIDIR.
Bu iyileştiğim için şükran değil,Tanrının hala yanımda olduğunu bilme sevgisidir.
Bu hücrelerime kadar hissettiğim Allaha inanma değil,
Allah sevgisidir.Allaha inanıyorum demek bile ardında bir düalite barındırır. İnanmama seçeneğini  hep arka tarafta saklı tutmaktır 

Şimdi anlıyorum ki ;
Tanrı hep oradaydı göremeyen bendim.
Teslimiyette değildim.
Tanrıya inanıyordum ama GÜVENMİYORDUM.
Tanrıya saygı duyuyordum ama SEVMİYORDUM.
Taşıyordum ama OKUMUYORDUM.
İmanlıydım ama KORKUYORDUM.

Teşekkür etmek,şükran duymak,minnettar olmak  başta Allaha,Tdg ne ve buRAK a hissettiklerim yanında gazozun içindeki kabarcık gibi kalır ve gazozun tümünün tarifi çok zordur…
İşte asıl bunun kelimelerle tarifi olmaz…
İnsan her şeyi yazarak anlatabilir ama bu noktada aciz kalır.

_Son nokta_

Tanrıyı hissetmiyorsanız bu Tanrının orda olmamasından değildir.
Gözlerimizle baktığımızdandır.
Oysa ki gözler göremez,
Ruhuyla bakmalı insan!….

Ekim
11
2008
Cumartesi

14:24

19 ekim 2006-29 ekim 1923…

/Sevgili bir dostumuz epey ilginç, kimin aklına gelir türünden bir hesaplama yapmış/

“2006-1923=83 yıl=1000 ay hepimize sevgiler…”

Ekim
11
2008
Cumartesi

03:44

Kedi sağlığı üzerine…

tam olarak bir bucuk gundur web sahifemize bakamadim bi baktim az once bi suru seyler olmus bitmis… Emir bebek istanbulun sonbahar havasini solumus bir guzel, millete de antreman olmus bu nefes alma oh daha ne olsun…

Olen kediler bolumunu okurken icim bir fena oldu… Parazit enfestasyonundan kivranip olen hele en cok da ona yandim… Bu durum yavru yani henuz immun sistemi tam oturmamis sokak kedilerinde maaalesef SIK gorulen bir durum…

Bahar’in ilac almasi ve ucunda elinizi kolunuzu parcalatmak durumu olmasina ragmen geri kalanlara ilac vermeniz degeri bicilmez bir guzellik…

Veterineriniz kesin soylemistir ama ben yine de hani oldu da gozden kactiysa diye ufak bir not ilistirmek istiyorum bu parazit tedavisiyle ilgili!!! Ozellikle bolgede cok yogun parazitli hayvan varsa, yavrularin parazit tedavisi cok dikkatli yapilmali!!! Ortada kas yapalim diye goz cikartmak gibi tehlikeler olabilir!!!

Soyleki efenim; yavrunun icindeki butun parazitleri oldurelim!!! Parazitlere oluuuuum diyip oldukca genis etki spektrumlu antiparaziterler kullanildiginda;

1.    Olen yetiskin parazitler kisa bir sure icinde ilacin etkisiyle felc olur ve parsaktan guruh halinde koparlar ve bu kopan parazitler mide ve barsak yollarinda tikaniklik yaratabilir!!! bu gozden kacmamali…

2.    Cok fazla miktarda  parazitin bir anda barsaklardan kopmasi- kopan yerlerde kanamaya yol acar ve bu kanama agir enfestasyon durumlarinda yine hayvana zarar verebilir… asiri kanama anemi ve bu durumun ucunda olusabilecek shock durumu hayvanin olumune neden olabilir!!!

3.     Bu ve daha abartip yazmak istemedigim durumlarin yapilan parazit tedavisinin istenmeyen ama ciddi tehlikeli yan etkileri oldugunu genelde ilac firmalari prospektuslarina yazmak istemezler ve durum hekimlerin de gozunden ve dikkatinden kacar bazan…parazit uygulamasini takiben olen cok yavru kedicik haberi aldigim icin bilirim!!! uzuuun seneler boyunca ilac firmalarinda bu tur ilaclarin pazarlama ve satis konularinda calistigim icin ve hatta en son buyuk bir ilac firmasinda bu ilaclardan birisinin PM’i iken yoneticilerle yaka paca kavgalara tutusup sonuc olarak isimden oldugumdan, bu konuda hayvan severleri ve sahiplenenleri uyarmayi boynumun borcu bilirim!!!

Cozum olarak yada bu tatsiz durumlarin yasanmasini kismen de olsa engelleyebilmek adina bir iki onerim var…

Parazit tedavisine mumkunse dar spektrumlu- etki alani dusuk olan ilaclarla baslamak…

yani verdiginde hayvanin icindeki butun kurtlari kuzulari doken bir ilactan ote, tedaviyi basamaklara ayirip yapan ilaclari peyder pey  vermek (bu durum yavru ve henuz bagisiklik sistemi cok iyi gelismemis kedi ve kopekler icin en uygun olanidir)… ama biliyorum ki bu sokak hayvanlarini da iki haftada bir yakalayip ilaclamak cok zor!!! Efenim eger mumkunse tabiki… hatta mumkunse en guvenli yol, yavru kedilerde kullanimi guvenli olan iyi bir pire ilaci kullanmak yavrular cok bebekken…benim en sevdigim ve yavru kedilerde en guvenli oldugunu bildigim, goz bebegim Frontline Spray diye bir ilac var!!! yavruyken kediyi bir spreyliyorsun iki ay boyunca bi tane pire zarar veremiyor yavrucagiza!!! boylece pirelerden gelen ic parazitlerin yolu da kesilmis oluyor… Bu ilacin damlasini yavru kedilere ve kopeklere yapamiyorsunuz… en az 6-8 haftalik olmalari lazim!!!

yetiskin sokak yada ev kedi ve kopekleri bir cok ic parazite karsi genelde immunite gelistirirler… Bu bagisiklik sistemi ile dogal olarak muhtesem bir sekilde korunurlar… Ancak yogun pire kene istilasi yada baska hastaliklara yakalanirlarsa ve immun sistemleri zayiflarsa, ic parazitler problem olusturebilir…

Yetiskin sokak yada ev kedi ve kopeklerinde ic parazit tedavisi yapilirken en genis etkili ilaclarin secilmesinde buyuk faide vardir… Bunlar denisik isimde tabletler olarak satilir… Kist asisi diye yapilan ignenin efenim etki spektrumu oldukca dusuktur mesela!!! Yetiskin ve sadece evde yasayan bir kediye uc ayda bir getirin kist asisi yapmamiz lazim diyem meslektasimi da asarim :))) Ama sizin ev ozel bir ev oldugundan- her uc ayda bir yeni bir elaman ilave oldugundan gang’e , sizin alti ayda bir falan minik tabletler vermeniz faideli olabilir…

Bir de onemli durumlardan bir tanesi, yogun parazitli hayvanlarla ugrasirken kendinizi sadece CIRMIK VE TIRMIKLARDAN degil ayni zamanda parazitlerden de korumanizi siddetle tavsiye ederim… bolgede epey parazit yumurtasi vardir ve bu yumurtalar miniminnacik olduklarindan tikkat edilmesinde faide vardir…

kisa yazacam dedim ama cosup uzatmisim bayagi… :) bunlari hayvansever ve zookeeper ‘lar oldugunuzu bildiimden yazmak istedim sahifedeki yazilari okuduktan sonra…

bir de o sokakdaki Kangal ile nooldu durum? en can alici yerinde noktalar var!!! girdinizmi birbirinize? Kangallar cok efendidir benim bildigim!!! ruhunu aninda scan eder adamin ve eminim daha onceki havlamalari gelip boynuna sarilmak istemesindendir… parmakliklar ardindaydi hep tabi ve sevilmek istiyordu…

sevgiyle sadece Ozdemir ailesiyle paylasmak istedim bu bilgileri … Hekim arkadaslar-ablalar-abiler bu tur bilgileri ve bilgilendirmeleri halka direkt anlatan kisileri ve yayin organlarini pek sevmezler bilirim…