Şub
16
2009

Selam sevgi herkese…: )

Görüşmeyeli epey zaman oldu. Aylar yıllar oldu. Du bakıyim sana şöyle bi. Hiç değişmemişsin : ) Bu arada bu laf, kişisel devrim penceresinden bakınca hiç değişmemişsin lafı hakaret gibi bi şey. Vay sen bana nasıl hiç değişmemişsin dersin al sana al sana. Geçen eski bi arkadaşımı aramak geldi içimden. İnzivaya çekildim malum, haberi yoktur, ona kırgınım zannetmesin dedim bi aradım. Birkaç sene geçmiş aradan. Konuştuk güzel güzel. Fakat ona şunu söyledim konuşmanın sonunda: Hiç değişmemişsin ama, herşey hep aynı?! Sanıyorum o da farkındaydı…

Müsaade fazı’ndan sonra gelen mesajlara bakınca biraz merak olmuş gördüğüm kadarıyla. Şurada iki satır gizem yaratalım dedik, ona da müsade yok : ) Ne olurdu 8 ay sonra yazıyor olsaydım neler yaptığımı : ) Ağız tadıyla mağarama bi girip çıkıcam, yok, müsade yok. Ama en çok hoşuma giden, en çok güldüğüm şu oldu. Müsade istediğim yazıdan sonra yüzlerce müsade geldi. Müsade seniiin, bekliyoruz yeni kitabımızıııı, yolun açık olsuuun. Buraya kadar süper. Müsade mesajları, 1 hafta 10 gün sonra özlem mesajlarına dönüştü : ) E ama ben bunun için müsade istemiştim…: ) Sevilmek, sevmek böyle işte. O  yüzden, gizem yaratmadan biraz haber havadis bildirip, sonra tekrar ‘müsaade isteyeceğim’ dostlarımdan.

Sessiz olmak bu işin olmazsa olmaz kuralı. Dostlarımın benden haber alamaması kadar, benim de kendimi ifade edememem bir kısıt benim için. Fakat bu kısıt, kitap sürecinde ateşleyici güç oluşturuyor. Sessiz olup birikmek lazım öncelikle.

Neler oldu neler bitti geçen günlerde. Öncelikle kedilerimiz yeni yuvalarına kavuştu. Çok sevildikleri yeni aileleriyle buluştular. İki kardeş birbirlerinden ayrılmadılar, bu çok güzel oldu. Okuyucu ailemizden, çok güzel insanların evine gittiler. Kedilerimiz İzmir’e gittiler. Kalbim Ege’de kaldı özetle. İyi ki de kaldı. Yazları orman evleri varmış, oraya gidip kalıyorlarmış, bu sevincimizi katladı tabi. Bakın kafiyeli oldu: Sütlaç, Zilli artık İzmirli…:)

Emir 8 kilo oldu geçen süreçte. 4 aylık bi bebeğin 8 kilo olması çok olağan değilmiş : ) Bir pehlivanın ayak sesleri bunlar resmen…:) Eskisi gibi öyle uzun uçuşlar yapamıyoruz. 8kg. Kule de insan, onun da canı var. Kısa mesafeli uçuyoruz onun yerine : ) Geçen gün ilk defa kahkaha atmaya başladığını gördüm. Bakıcısı bişeyler yapıyo, o da nasıl kahkaha atıyo… Çok şaşırdım. Bi resmini koyalım bu arada unutmadan Emir efendinin. İlerde karşılaştığınızda ‘Elimizde büyüdün kerata’ dersiniz : )

Ağır senet ödemelerimiz vardı hani. Sonuncusunu önümüzdeki hafta ödüyoruz şükürler olsun. Unutulmaz Çiçek Abbas filmi vardı. Orada Abbas, kendi kırmızı minibüsüne sahip olmuştu, kazandığı paralarla gidip senetlerini geri alıyodu aynı bizim hesap : ) Önümüzdeki hafta kuş gibi hafif olacağız hayırlısıyla. Gelen paralar konusunda biraz kaderciyiz. Ne çıkarsa bahtımıza şeklinde. O kadar bilgisayar programları yaptım, şu vadesi gelen alacaklar üzerine iki satır bişey yapamadım. Adaaaam sen de boşver dedim. Terapi gibi geldi. İşte yumurta kapıya dayanınca, aklımıza diyenarı arayıp bu ay bize ne kadar ödeme yapacaksınız öğrenebilir miyiz demek geldi. Niyeki dediler. Biz de böyle böyle bi senedimiz var da. Ona göre finansal planlama falan yapalım (Yalan. Amaaan boşver Dona düşünsün diyecektim sadece kapa parantez : ) Diyenar senediniz ne kadar dedi. Biz de şu kadar dedik. Aa dedi diyenar. Şu işe bakın bu ay tam o kadar ödeme yapmayı planlamışız size : ) Yaşasııın : )

Yeni elektronik oyuncaklar bakabilirim kendime demek oluyor bu. Bi tane oyuncak var ki, rüyalarıma giriyodu. Epılın yeni leptopları. Acayip bişi. Fakat çok para. Ama acayip bişi. Fakat çok para. Yahu çok acayip bişi diyorum. Gel gör ki çok para. Şekilde görüldüğü gibi böyle çatıştım kendimle : ) Yeni kitap, yeni laptop diyorum. ‘Çok paraaa’ diye bi ses içimden. Bi yandan da TDG’yi yazdığım ilk bilgisayarımı çok seviyorum. Antika olsa da. Hani şu kendinden kombili olan : ) Bi çalıştır, bütün apartmanı ısıtsın. Onunla yazarım artık ne yapiim diyorum. Fakat ekranı da iyice sarardı. ‘Çok paraaaa’. Hele şu ödemeler varken böyle birşeyi aklından geçirmen bile inanılmaz aslında. Acayip bişi ama. Bi de bu diyenar telefonu yok ortada o zaman. Fakat içimden bi ses de, hiç susmadan korkma al diyor. Yok dedim. Almayacağım. Eskisiyle yazacağım. Bakınız buradan sonrası çok önemli. Bu kararı verdikten sonra, klavyenin ok tuşları vardır ya hani. İşte o oklardan toprağa bakanı çıktı yerinden. Aşağı ok. Hayırdır inşallah dedim. Tamir edilmek üzere güzelce paketleyip kargoya teslim ettim bilgisayarı. Ve ne oldu dersiniz. Yolda ekranı kırılmış… Eh artık mecburdum, başka hiç şansım olmadığı halde almak zorundaydım o bilgisayarı : ) Amerika fiyatlarıyla buldum bi yerde. Hemen bizim burda. Gittim dedim ki, bu bilgisayarı istiyorum fakat şu an param yok. Yayınevlerinden aldığımız çeklerden birini vererek alabilir miyim. Hani çocukken bakkala gidersin cebindeki bütün (bozuk) paraları tezgaha döküp, ‘Bana bu kadarlık şeker’ dersin ya. Aynen öyle : ) Normalde hayatta olmaz fakat adamlar olur dedi. Oleeey. Kriz mi ne öyle bişey varmış. Anlamadım ondan kabul etmişler : ) Eeeeee nası söylesem, şu an bu satırları yeni mekbukpıro’m ile yazmaktayım, saygılarımı sunarım : ) İki tane aldım. Bir dostum da istiyordu. İkisini birden çekle aldım. O da kendisininkinin parasını bana hemen nakit ödemesin mi : ) Bir de ekranı kırılan bilgisayarla ilgili sigorta şirketinin bir ödeme yapması söz konusu olacakmış. Bu işten çok kazançlı çıktım. Ama gerçekten de. İçimdeki sesin dediği gibi: Acayip bişi : )

Bu arada kriz demişken. Bizim eve temizliğe gelen bir Kezban hanım vardı. Daha önce anlattım mı bilmiyorum. Bi gün evde oturuyorum. Bir ses yukarıdan. Ü Ü Ü R Ü … ÜÜÜÜÜÜÜ… Ama bu? Horoz sesi? Amanın evde horoz var. Nası girdi eve? Efendim meğer Kezban hanımın süpersonik cep telefonunun zil sesiymiş. Ama nası gerçek gibiydi ses. Cep telefonu da hani çok gelişmiş bişey belli ki. Ekolayzerli : ) Bu kadar içe dönük bir kadının bu kadar agresif bi melodi seçmesi de ayrı bi konuydu. Yani böyle ağzına vur lokmasını al bi görüntü içindesin. O sırada telefonun bi çalıyo ki. Drakula olduğunu falan öğreniyoruz. Öyle bi tezat. İşte o Kezban hanım gelmiyor artık. Zam yapmış kendisine. Haberleri falan izlemiyolar muhtemelen. Ekonomide kriz mi kereviz mi ne bişey çıkmış. Ve çok takdir ettim, bunlar gizli bir networkmüş meğer. Masonik bir örgüt gibi. İstanbul’da temizlikçi kadınlar bi gecede gündeliklerini 80 liraya çıkarmışlar : ) Ü Ü Ü R Ü … ÜÜÜÜÜÜÜ… : ) Bi hesap yaptım. Dedim ki üniversite bitirmiş insanlar kazanmıyor böyle bir para. Bu haksızlık. O yüzden bütün Kezban hanımlara kapattım evi. Zaten evde yabancı bir enerjinin çok da hoşuma gittiği söylenemez. Fakat evde de 3 kedi. Yumak halinde tüyler. Çözümü buldummm. Teknoloji sen herşeye kadirsin. Fakir diye bi markanın tüyleri almak üzere özel olarak geliştirilmiş bir şarjlı süpürgesini buldum. 100 lira. Mucize bir alet. Hayvan besleyen herkese tavsiye ederim. Çok pratik bişey. Ev artık tertemiz. Hanımefendimize de temizliği sportif bir faaliyet olarak değerlendirmesini ve zevk alarak yapmasını önerdim. Hele o makinayla, günde yarım saat. Sonuç tertemiz bir ev. ‘Ayda bir camlar için’ isterim mutlaka diyor. Şu an camlara teknolojik bi çözüm arayışındayım aklınızda olsun. Acaba diyorum arabadaki gibi silecek mi taksam : ))) Süper bi fikir olabilir. Askerde çok cam sildim gerçi. Ben bile yapabilirim. Çok zevkli bişeydir cam silmek. Genç insanların temizlikçi kadın gibi yöntemlere başvurmasını hiç sıcak bakmadım. Aciz bir görüntü gibi geliyor nedense.

Bi gün bizim evde şöyle bişey oldu. Bi baktım Red Kit çizgi filmlerindeki gibi bir toz ve tüy yumağı evde arz-ı endam eyliyor. Bu nedir diye sordum. İki gün sonra kadın gelecekmiş, o yüzden besliyomuşuz onu evde, bunu öğrendim. Hmmm… Temizlik isterim diye kavga çıkaracak halim yok. Naptım. Yukarı çıktım. Viledalarımı hazırladım, elektrik süpürgesi önden bi başladım evi temizlemeye. Ama nası temizlemek. Foşur foşur. Sana da Kezban hanıma da hiç zahmet vermek istemem dedim. Birkaç saatte temizledim evi. Bahar oturduğu yerde yazık öyle bi mahçup oldu ki. Ama ev de mis gibi oldu. Mesajımı da güzellikle verdim. Hem de böyle çarpa çarpa : ) Ondan sonra yoluna girdi işler. Bi kere çalıştığım bi ajansta ekibimdeki bi stajyere masa vermemişlerdi. Stajyer diye küçümsediler muhtemelen. Öyle mi? Kendi masamı ona tahsis ettim. Eşyalarımı topladım, panoya kendi resimlerini astı o derece tahsis yani. Sonra pılımı pırtımı toplayarak genel müdürün odasına gittim. Elimde bir sandalyeyle. Hayırdır buRAK? dedi. Ben de ‘Benim masam yok. Senin masanı paylaşmaya geldim.’ Pis pis ‘Mahsuru yoktur umarım?’ diye sorduktan sonra da ekledim: Maşallah çok da büyükmüş, ikimize de yeter sen üzülme…: ) Eeeee, 10 dakika içinde stajyer arkadaşıma bi masa tahsis edildi : ) Stajyerin masa sorununu, genel müdürün masa sorunu haline getirebilirsen, bütün masalar emrine amade : )

Hani daha önce cep matineleri konusunda, bi gün gece yarısı birilerini zırzır mesajlarla uyandırıcam ama dur bakalım demiştim. Eeeee sonunda başardım. Gecenin ikisinde okuyucularımıza bir haftalık müfredat bir anda gidiverdi. Gece insanlar uykudayken. Mesajlardan bazıları da uykuyla ilgili bu arada. ‘Uyan uyan. Biliyo musun uyku aslında ruhsal bi süreç. Heh tamam şimdi uyumana devam et’ gibi oldu resmen. Ne diyelim. Pardoooon. Nasıl başardığımı da halen biliyor değilim. Sistem hep zamanında gönderirken o gruba bi anda yığıvermiş mesajları hayret. Gece ikide dostlarımı bilmeden uyandırdığım sırada, son yılların en yüksek frekans akımına maruz kalmıştım. Zamanlama gerçekten çok ilginçti. Ne diyelim efendim. Devrim yaratacak mesaj, sistemde durmaz demişler. Kim demiş bilmiyorum : )

Bu arada kötü haber. NASA gözlüklerimin camları çizilmiş : ( Bu işte kedi milletinin parmağı varsa, korksunlar benden. Muhtemelen çok tatlı oldukları için kızamam gene ama olsun, korksunlar : ) Herkese tavsiyem evlerinde balık, kedi, köpek, kuş, tilki maymun hatta HOROZ bişey beslesinler ve içlerinden birinin adını mutlaka YAŞASIN koysunlar. İnsana bu kadar güzel enerji veren bir başka şey olamaz. En kızgın olduğun anda bile Yaşasın dedirtiyo sana : ) Süpersonik bi sistem. Bi dostumuzun kedisinin adı Şarloymuş. Çok severim zaten Charlie Chaplin’i. Bu isme de çok bayıldım. Nerden aklıma estiyse artık. Neyse Şalo beni andı kesin.

Efendim müsadenizle çekiliyorum huzurlarınızdan. Beni merak etmeyiniz. Çok iyiyim. Çok işim var sadece. Çok güzel bir işim var : ) O yüzden kabuğuma çekildim. Hepinizi pek çok seviyorum. Küçüklerin elciklerinden, büyüklerimin gözlerinden öpüyorum. Bütün kötülere de ‘Van Minıt, Van Minıt’ diyorum : )

Bu müsaade fazıyla ilgili sloganımız şu olsun. Hani böyle siteye girdiniz, ses yok soluk yok, az biraz hüzünlü bi görüntü. O zaman hep aklınıza şunu getirin. Hiç unutmayın:

‘özlem iyi birşeydir…’

imza Selam sevgi herkese...: )

 Selam sevgi herkese...: )

Written by buRAK in: tanrı'nın doğum günlüğü |