Eyl
26
2007

Türküm, doğruyum, TARTIŞKANIM…

90lı yıllarda başladık… O yıllarda, tartışma programları Türkiyemizde önemli bir iş gördü. Farklı fikirlere “tahammül” konusunda çok ciddi sınavlar verildi. Herkes, herkesin konuşmaya hak sahibi olduğunu gördü öncelikle. Aynı anda bağırıldı, çağırıldı, yeri geldi yumruklar konuştu. Taraflar birbirlerine sözle üstün gelmeye çalıştı, durdu. Sözünü kesti, sözünü yükseltti. Tansiyon her zaman yüksek oldu. Hararetli tartışmalar, insanımızdan yoğun ilgi gördü. O yıllarda…
İslam kelimesi, yetiştirip büyüttüğümüz bu tartışma kültürümüz içinde her zaman için önemli bir izlenirlik unsuru oldu. Bu dalgadan İslam da nasibini aldı. Dini konular tartışıldı bol bol. Bir konuda farklı düşüncelerin olabileceğinin idrak edilmesi açısından, yararlı da oldu. Dine dayalı kültür, fikirlerini değiştirmeye yanaşmasa da, en azından tartışmaya açtı. Öyle yada böyle, bir gelişme katetti.

Ya sonra? Sonra şöyle birşey oldu…
Her cılk, birgün mutlaka çıkar.
buRAK

Gelinen noktada, tartışmacılıkta maksatlar fazlasıyla aşılmıştı artık. Fikir dünyamız, kaosla döşenmişti. Tekseslilikten, çoksesliliğe geçmiştik geçmesine de… Lakin duramamıştık istediğimiz yerde. Çokseslilikte inemeden, kendimizi “her kafadan bir ses” istasyonunda buluvermiştik.

NBC televizyonunu izleyen bir Amerikalı, ömrü hayatında hiçbir zaman günah nasıl çıkarılır, hangi günahlar çıkarılabilir-hangileri çıkarılamaz, kiliseye hangi ayakla girilir gibi tartışmalar görmemişti ama bu toplum, bu kadar açık bir dinin incik cıncık her detayını tartışır olmuştu. Bir gözü seccadede, bir gözü televizyonda tuhaf bir Müslüman modeli yetişiyordu. Televizyon uleması denilen sözde bir otoritenin ellerinde.
Elektronik ilmihallerdi onlar…

Tartışmanın araç değil amaç olduğu günlerdeydik artık.
Hiçbirşey bizi durduramıyordu.
Artık günler günleri, biz birşeyleri tartıştığımız sırada kovalıyordu.
Misal; Türkiye ile Suriye ülkelerinin sınırında, İsrail ülkesine ait yakıt tankları bulunuyordu ansızın, birgün.
Ne alakaydı? Neler oluyordu?
Hiçbir zaman bilemiyorduk. Meşguldük çünkü, kadın giyimini tartışıyorduk. Gözümüz konfeksiyonculuktan başka hiçbirşeyi görmüyordu.

….

90′lı yılların tartışma kültürü, televizyonda belli başlı kişilerin karşı karşıya gelmesi ve kitlelerin de bu sahneleri izlemesinden oluşuyordu. Bir bakıma şifresiz maç yayınlarıydı bunlar… Ezeli rekabet: Laikler Dincilere karşı… Gibi.

Ve geliyoruz 2000lere. 10 milyondan fazla internet kullanıcısının var olduğu bir ülkeye… Haber sitelerinin yorum bölümlerinde, haldır-huldur hatta pata-küte tartışmalar… Forum sitelerinde kavgalar, kıyametler. Chat’te başlayan bir tartışmanın, sokakta buluşup kana bulandığı tek MSN versiyonu herhalde biz Türklerin elindeydi.

İnternetin yeni çağa ait bir teknoloji olduğu doğrudur. Fakat biz Türklerin tartışma kültürünün temelini, 90ların o kavgalı-gürültülü TV sahnelerinin oluşturduğu daha doğrudur. Türk toplumu tartışmayı, barışçı değil kavgacı Türklerden öğrenmiştir… Bugün yaptıkları, televizyondan öğrendiklerini klavye başında uygulamaktan başka birey değildir. O günlerde ekranlardan inmeyen üç-beş saldırgan proto-tip, çoğalmış, kitleselleşmiş, akın akın internete akmıştır.

2000lerin her kafa başına bir ses düşen, sonsuz kaotik günlerine gelinmiştir artık.
Ve böylesine tartışmacı bir toplumda günlerden bir gün,
hiç beklenmedik bir anda, hiç umulmadık bir şekilde
Tanrı’nın doğum günü çıkagelir.

- Bu da nereden çıktı şimdi?
- Ne yapacağız biz bunu?
- Karalayalım hadi.
- Olmuyor.
- E iyi, tartışalım o zaman…

Türk insanının artık, tartışma kültürüyle bir yere varamayacağını öğrenmesi gerekiyor.
Geçen 20 yıl boyunca, tartıştığı hiçbir konuyu çözümleyemediğini farketmesi gerekiyor.

Okuyucularımızdan …gül, bir mektup göndermiş.
Sitede kitabın içeriğini tartışmaya aç, niye kaçıyorsun diyor özetle.
Ben de kendisine ve böyle düşünmesi olası tüm dostlarımıza,
Kur’an’daki “tartışmasız” en çok sevdiğim ayeti gönderiyorum;

Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız,
O DA ONUN BEYNİNİ DARMADAĞIN EDER.
Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir…
Kur’an-ı Kerim Enbiya Suresi 18. Ayet

Biz buraya, tartışmak için değil,. tartışmalara nokta koymak için geldik dostlarım.

Tartışma kültüründe fikirler, maça çıkar. Ve o maçlar hep 1-1 biter.
Biz mi?
Biz, o stadyumları yerlebir etmek için buradayız.

Tartışma, tekamül zararlısıdır. Bilgiyi, bilgeden uzak tutar. Kazanma dürtüsüyle icra edilen birşey olduğu için. Hiçkimse kaybetmek istemez…

Tekamül yolunda öğrenmenin sırrı “kaybetmekten” geçmektedir oysa. “Kazanırsan” benlik duygun perçinlenir, kendini geliştirmezsin, eski bilgilerine daha sıkı sarılır hale gelirsin. Kaybedersen gelişirsin, kazanırsan yerinde sayarsın. Bu yüzdendir ki, bu ülkede tartışmalardan hayırlı sonuçlara, çözümlere ulaşıldığı görülmemiştir. Maça çıkar gibi çıktıkları için. O sandalyelere gol atma dürtüsüyle oturdukları, karşı tarafı sıkıştırınca kend tribünlerine dönüp kol hareketleri yaptıkları için…

Zeka, tartışmada öne çıkmaktır.
Deha ise tartışmaya son vermektir.

Ne dün, ne bugün ne de yarın. Hiçbir tartışmanın, hiçbir fikir dalaşının içinde yokuz.
İsteyen kendi arasında girsin, biz yokuz.

Hakikat, tartışılmaz bir gerçektir.
Tanrı’nın doğum günü, hakkındaki hükmü kamu vicdanı verecektir…
Zamanı geldiğinde…

4. Faz geri-sayım’da geri saymakta olduğumuz şey Kader Gecesi’dir…
Toplumumuzun vereceği kararı bekliyoruz hep birlikte.
9 Ekim itibariyle, adım atacağımız 5. fazın ne olduğuna Türk milleti, o gecede karar verecektir.
Bize düşen beklemek, sabretmek, dua etmektir.
sevgiyle
buRAK

Written by buRAKozDEMIR.com in: tanrı'nın doğum günlüğü |