Haz
03
2007

Umut iyi birşeydir…

Umut iyi birşeydir…
buRAK özDEMİR

Az önce bitti film… Harika birşeydi. Adını söylemeyeceğim. Çünkü bu bana, filmin sonunu anlatma özgürlüğünü verecek. “Umut tehlikeli birşeydir”… Buna inanan, bunu yaşayan, ümitsiz bir kalabalığın ortasına düşmüş yetişkin bir yaramaz… Hayata bu yazının başlığındaki gibi bakıyor. Bunun mücadelesini veriyor. Mücadele ne kelime… Bu yolda dayak yiyor, aşağılanıyor hatta tecavüze uğruyor. Defalarca…

Yaşadığı onca şeye karşın bu adam tek birşey biliyor; “Umut iyi birşeydir”. Ortasına bırakıldığı o karanlıkta, bir yolunu bulup, Mozart dinliyor. İşkence görmeyi göze alarak… Haftalar geçip de, kalabalığın arasına döndüğünde ona “Değdi mi?” diyorlar. “Çektiğin ceza birkaç dakikalığına o berbat müziği dinlediğine değdi mi?”

Ben o müziği birkaç dakika dinlemedim. Kalbimdeydi… Beynimdeydi… Beni cezalandırdıkları sırada ben içimden Mozart’ı dinliyordum. Müzik… Onu dinleme hakkınızı elinizden kimse alamaz…
Umut iyi birşeydir.

Bu yaramaz ruhlu Mozart aşığı, lağımların içinden yüzdü durdu ve sonunda tertemiz sularla buluştu. Gördüğüm en güzel “mutlu son” filmiydi… Kendimi doğrulanmış hissettim. Ve bundan daha önemlisi olumlu düşüncenin “atası” olarak kabul edebileceğimiz Polyanna’daki eksik şeyin ne olduğunu sonunda buldum: Zeka!!

– Hayırlı bir hayaliniz varsa…
– Bunu ayakları yere sağlam basan bir projeye dönüştürecek bir zekaya sahipseniz…
– Ve de en önemlisi; Sizi, lağımlı sularda yüzdüğünüz sırada hayata bağlayıp, sizi daracık-sıkışık o tünelde, bedeninizi olmasa da ruhunuzu ayakta tutacak “umudunuz” varsa, rahat olun, dünyadaki bütün pis artıkların döküldüğü “o” yere doğru gitmektesiniz: Tertemiz sulara…

Tanrı’nın doğum günü sizlerle buluşalı, yaklaşık 6.5 ay oldu. Yazdığım şeyi yayınevine teslim ederken, Meleklerim sağolsunlar hayatımı film şeritleri halinde gözümün önünden geçirdiler. “Lağımla dolu bir tünelin içine girmek üzeresin. Emin misin? Hazır mısın?” …cevabım; “Hazır mıyım bilmiyorum ama emin olduğumdan eminim” olmuştu.

Benim korku tüneline girmem size İnternette bir gün şöyle bir paragrafla karşılaşmak olarak yansıdı: Elif, Lam, Ra… Bu harflere dikkatli bakın. Yakında onlar dünyayı değiştirecekler…

“Allah Allah… Gençten bir çocuk acayip acayip laflar ediyor. İslam’ı dünyaya sevdirecekmiş. Medeniyetler Savaşı tezine, karşı bir projeyle İki Denizin Kardeşliği projesiyle çıkıyormuş. Bak bak… Bunu modern zamanların Kur’an tefsiri olduğunu iddia ettiği kitabıyla yapacakmış… Kitabın adı da acayip birşey. Tanrı’nın doğum günü! Haşa! Sümme haşa! Tanrı doğmamıştır, doğurulmamıştır! Neler saçmalıyor bu çocuk!”

Tuhaf bir arka kapak yazısı olduğunda sizinle hemfikirim. Nasıl olmam ki? Benim hayatım baştan aşağı tuhaftı zaten. Oldum olası… Ömrüm haldır haldır birşeye hazırlanmakla geçti… Neye hazırlandığımı bilmeden. İnsanları, hayvanları, bitkileri hep sevdim. Sokakta bir köpeği severken, sevgimin ona iyi geldiğini görmek beni ağlamaklı hale getirmeye her zaman yeter. Herkesi ve herşeyi severim yani. Ama bu dünyadan da nefret ediyorum! Spritüelizme sonuna kadar inanıyorum. Ama evinde birbiri ardınca tütsüler yakıp, kendini meditasyonlara adayıp, kendinle ve hayata fazla barışık olmayı da kendi kendimize söylediğimiz bir başka yalan olarak görüyorum. Öyle huzursuz, mazlumların o kadar çok mağdur edildiği bir dünyada yaşıyoruz ki, bu kadar huzurlu olmaya inanın bana hakkımız yok. Kendimizi paralamadan, huzursuz kalabilmenin yollarını bulabilmeliyiz. Bu bize, evren için, insanlık için birşeyler yapma enerjisi verir. İşte bunun için, sadece bunun için meditasyon yapmalı insan.

Bu düzende bir yanlışlık var. Böyle olmamalı. Bunların hepsi değişmek zorunda. Bu sıkıntılar bizim kaderimiz değil, olmamalı da. Neden? Çünkü; “Umut iyi birşeydir”.

33 yıl, yediğinin tadını almadan, yaşadığının hazzına varmadan “hazırlıkla” geçmiş bir ömür benimkisi. Hep şunu düşündüm durdum “hazırlık” yıllarım boyunca; “Benim beynimde dünyayı değiştirecek bir güç var. Bunun farkındayım. Beni acaba kim keşfedecek? Beynimi birşeye adamalıyım. İyi de o şey ne olacak? Ben bir hayalim. Ama bir gün, yemin ederim bir gün gerçek olacağım…”. Hayat gerçekten sürprizlerle dolu. Beni, benim sevgili Tanrımın keşfedeceğini hiç ama hiç düşünmemişti o müthiş beynim!

Herkes kendi içinde Tanrısıyla konuşur. Kimisi ona şükreder. Kimisi anlamını bilmediği kelimelerle ona dua eder. Kimisi de ona içinden başkaldırır hatta küfreder… Kimi insan ise Tanrısına sadece sitem eder. Benim de bir Tanrım var elbet ve bizim de aramızda birşeyler geçiyor. Doğal olarak… Ben kendimi -yüzde yüz sürpriz birşekilde- onun insanlar tarafından doğru anlaşılmasına, yeryüzündeki Tanrı imajının değişmesine adadım. Benim Tanrım beni işe aldı, bu projeme sponsor oldu. İçimdeki o, volkanlar dolusu dünyayı değiştirme arzuma ortak oldu. Ve bana kendimi adadığım, dünyevi beklentilerden tümüyle arınarak çıktığım bu zorlu yolda çok ama çok sağlam bir dayanak verdi; Bugüne dek saklı kalmış gerçek İslam özü… Bunu bulmayı bana evet, küpeli, Maserati hastası, rock müzik hastası olan bana nasip etti. Yüzde yüz sürpriz bir biçimde…

Elif, Lam, Mim… Bu harflere dikkatli bakın. Çünkü onlar yakında dünyayı değiştirecekler… Gerçekten… Gerçekten onlara iyi bakın. Onlar dünyayı gerçekten değiştirecekler. İster inanın, ister inanmayın. İster bana destek olun, ister köstek… İsterseniz benim kendini peygamber zanneden bir manyak olduğumu düşünün, isterseniz de beni iyi niyetli ama fazla hayalci bir genç olarak görün. Bunların hiçbirinin benim için bir önemi yok. Çok ama çok hayırlı bir hayalim var… Kişisel reklama inanmadığım için sıfatını boş bırakacağım ….. bir zekam var. Geriye bir tek şey kalıyor bana gereken:
Umut iyi birşeydir…

Bu yazıyı neden yazıyorum? Aslına bakarsanız neden yazdığımı da tam olarak bilmiyorum. Neden yazmadığımı biliyorum sadece: Destek istemek için değil.
Hakkımda ne düşünürseniz düşünün benim yolum tertemiz bir denize doğru açılıyor… Evet, galiba ne için yazdığımı buldum. Ben, Tanrı’nın doğum günü onurunu benimle paylaşacak insanlar arıyorum… Bu çok büyük, bir kişinin taşıyabileceğinden fazla büyük bir onur. Benim satırlarımı benimle yaşayın, bu onuru benimle paylaşın. Tek istediğim bu.

Gençten bir çocuk… Bir kitap yazmış… Kendi adını taşıyan sitesinde birşeyler karalamış. Site dediği de günde en fazla 80-100 kişinin ziyaret ettiği bir yer…

Tanrı’nın doğum günü, tarih yazacak dostlar. Sizin, şu anda bu satırları okuyan sizin, yukarıda özetlediğim bu başlangıç aşamasında olacak- bitecek olandan haberdar olmanız… Bu onuru benimle paylaşmaktan kastım tam da bu. Öyle değil mi? Ortada fol yok, yumurta yok.

Sen ne megaloman bir adamsın? Dünyayı değiştirmek sana kalmış? Tövbe tövbeee…. Deli midir nedir?

Hatırlatmak isterim… Google da bir zamanlar delilik derecesinde kaçık bir fikirdi. Ama bugün, az önce ona girdiniz. Hatta belki buRAKozdemir.com’u da google’dan buldunuz… Cep telefonu diye birşeye yatırım yapmak bir zamanlar manyaklığın daniskasıydı. Ama şimdi? Gelin itiraf edin, sizin de bir cep telefonuz var öyle değil mi?

Burası Tanrı’nın doğum günü’nün resmi sitesi ve şu anda ben, siz, hepimiz, Google’ın bir evin garajıda geliştirilmekte olduğu yıllar önceki sıradan günlerden birindeyiz. Bunu bilmenizi istiyorum. Ortada fol yok-yumurta yok ve ben sizinle fazlasıyla büyük bu hayali paylaşıyorum. Bir gün, bu hayal mutlaka ama mutlaka gerçek olacak. İşte o gün, kendi hayaliniz için size ilham ve güç vermek, bu en büyük hayalimden de büyük bir hayal benim için. Bir gün… Adını tuhaf birşekilde yazan, buRAK özDEMİR isimli bu çocuğun hayalinin gerçekleşmeye başladığını gördüğünüzde, lütfen ama lütfen kendi hayalinizin de aynı benimki gibi gerçek olabileceğine inanın. Ve harekete geçin…

Bilgisayarlar, onlara kaydettiğiniz dosyaların kaydedilme tarihini de kaydederler. Gelin, beni dinleyin. Bu yazıyı bilgisayarınızın bir köşesine kaydedin ve unutun. İleride bir gün tekrar bulmak üzere…

Beni çok seven, benim de kendisini çok sevdiğim bir okuyucum bana bir mail gönderdi geçenlerde. Şöyle yazmıştı:
buRAK sana inanıyorum. Kitabına da… Ama benim gözlerimin mucize görmeye ihtiyacı var…

Biliyor musunuz? Az önce aynada kendimi görmek daha doğrusu bir mucizeye tanık olmak üzere banyoya gittim. Yaşadığım mucizeyi nasıl tarif edebilirim bilmiyorum, elimden geleni yapacağım bunu başarabilmek için. Bana ister inanırsınız, ister inanmazsınız. Ama ben bunu yaşadım. Evet aslında, benim gözlerimin de mucize görmeye ihtiyacı var. Bu kadar büyük bir hayal… Bunun gerçekleşmesi için ihtiyacım olan şey tam da okuyucumun benden beklediği şey: Bir mucize!

Aynanın önünde durdum. Gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım. Sağ elimi aynanın karşısına gelecek şekilde havaya kaldırdım. Tıpkı Hazret-i …’nın elinde parlayan ışık topunun aynısının elimde olduğunu ve o karanlık banyoyu aydınlattığını hayal ettim. Düşüncenin sınırsız gücüne sığındım. Dua ettim. Tanrım lütfen dedim… Ve ne oldu biliyor musunuz?

Hiçbirşey!! Tanrım bana ne dedi peki bunu biliyor musunuz? “Şu saçmalığa bir son ver ve işinin başına dön artık!” E ama hani mucize? Bir dakika… Omuzumda parlayan şu küçük ışık tanecikleri de ne? Yoksa?? Offf… Onlar benim stres meyvesi dediğim şeyler… Siz onlara kepek diyorsunuz! Mucizem olmadığı gibi… O kadar ıkınmışım ki bedenimden fışkıra fışkıra ölü kafa derisi hücreleri fışkırmış! Çok kasmışım kendimi anlayacağınız… Allahım ben ne kadar fani, ne kadar sıradan bir canlıyım… En iyisi fazla ısınıp dizüstümü haşlayan fani bilgisayarımın başına dönmeli ve sıradan hayatıma devam etmeliyim. Bilmem yaşadığım mucizeyi tam olarak anlatabildim mi…

Benden mucize bekleyen o okuyucuma verdiğim yanıtla bitiriyorum sözlerimi…
Şimdilik…

İnsanlar iki gruba ayrılır;
Mucize bekleyenlerle…
Mucize yaratanlar…
Tanrı’nın doğum günü, mucize bekleyenlerin değil, o mucizeyi yaratacak gücü kendinde bulanların kitabıdır.

Bekleyenlerin değil, yaratanların arasında olmanızı diliyorum tüm kalbimle. Çünkü;
Umut iyi birşeydir dostlar…
sevgiyle
buRAK

Written by buRAKozDEMIR.com in: tanrı'nın doğum günlüğü |